Hz. Âişe validemiz anlatıyor:



“– Bir gece Rasûlullah (sav)’ı yanımda bulamadım. Etrafı araştırırken O’nun namazda olduğunu anladım. Kulağımı verip dinlemeye başladım. Rükûa eğiliyor, ‘ümmetî, ümmetî!’ diye inliyordu. Secdeye iniyor, yine ‘ümmetî, ümmetî!’ diye yalvarıyordu. Onun böylesine inleyişi beni çok meşgul etti. Bunu O da anladı da dedi ki:

-Ya Âişe, benim halim hayretini mi celbediyor?

-Evet, Ya Rasûlallah, dedim. Buyurdu ki:

-Ben yaşadığım müddetçe ‘Ümmetî, ümmetî!’ diyeceğim.

-Kabrimde yattığım müddetçe ‘ümmetî, ümmetî!’ diyeceğim.

-Sur’a üflenince, ‘Ümmetî, ümmetî! diyeceğim.

-Mahşerde bütün peygamberler ‘Nefsî, nefsî!’ derken de yine ‘Ümmetî, ümmetî!’ diyeceğim.”



Evet, Rasûlullah (sav)’ın ümmetine şefkati budur.

Bizler kimlere kanıp aldanıyoruz?



Hz.Mevlana uyarıyor:



“Ahir zamanın fitnesi olan her soysuz, kendisini selefinden üstün görür. Yakıcı hilesi ile ciğerleri dağlar. İşi baştan başa hile, düzen ve büyü yapmaktır.” diyor.

Çocuklara bayram şekeri verip arkasından kuyuya atan birini görseniz ne yaparsınız? Dünyaya, nefsine, konforuna, hevesine, hevasına, şeytana, cehenneme davet edenlere mi yoksa Allah’a çağıran Habibullaha mı uyacağız?



Ve Hz. Mevlana mürşid kitap olan Mesnevi’sinde* şöyle buyuruyor:



“Cenab-ı Hak velileri alemlere rahmet olmaları için göndermiştir.

Halkı, kurtulmaları için Hakk’ın katına davet ederler.

Her yerde usanmadan nasihatler verip hidayete ermediklerinde de

“Ya Rab! Bunlara kapını kapama!” derler.

Velilerin halka sebep olduğu rahmet cüz’idir; son peygamberinkiyse külli…

Cüz’i rahmet külli rahmete yaklaşıp rahmet deryası, yollar gösterici olur.

Cüz’i rahmetsin, külle ulaş. Külli rahmet de halkı hidayete erdirir.

Cüz’i rahmete nail olan deniz yolunu bilmez. O her birikinti suyu deniz zanneder.

Çünkü kendisi deniz yolunu bilmezken nasıl halka o yolu gösterir?

Sel ve ırmaklar gibi denize aktı mıydı, o zaman derya ile birleşir, ona kavuşur.

Denize varmadan, Hakk’ın vahyi ve yardımı olmadan denize daveti taklitten ibarettir.” (c.3, b.1811)

“Hz. Peygamber buyurmuştur ki, “Ey ümmetler! Ben size baba gibi şevkat gösterir ve severim.

Bu yüzden benim cüzlerimsiniz. Cüz’ünse külden yana olması gerek…”

Zira cüz, külden ayrılınca işe yaramaz. Bir uzuv tenden kesilince murdar olur.

Eğer tekrar külle bağlanmazsa o ölüdür, candan haberi yoktur.

Hareket etmesi, canlılığına delil olmaz. Yeni kesilen uzuv hareket eder.

Cüz, külden kendi ayrılıp gittiğinde külde bir noksanlık olur sanma.

Küllün kesilmesi, eklenmesi anlatılamaz ama, misal için eksik olarak bir şeyler söylüyoruz.”(c.3,b.1942)



Ehlullah şöyle der:

“Kim Allah’a ve Resûlüne itaat ederse, kim Allah’ı ve Resûlünü hayatında hüküm mercii, karar mercii kabul ederse, kim Allah ve Resûlünün istediği bir hayatı yaşarsa ve Allah’tan ciddi bir şekilde haşyet duyar, Ona karşı gelmekten, Onun emir ve yasaklarını çiğnemekten, Onu razı edememekten korkarsa, Ona itaatsizlikten tir tir titrerse ve Onun için muttaki olur, Onun koruması altına girer, Onun belirlediği gibi hayatını Onun için yaşarsa işte fâizûn olanlar, başarılı olanlar onlardır. İşte başardı diyebileceğimiz, işte kurtuldu, işte başarıya imzasını attı diyebileceğimiz kimseler bunlardır. Allah’a ve Resûlüne itaat edenler, Allah ve Resûlünün dediği gibi yaşayanlar, hayatlarını Allah’ın kitabı ve Resûlünün sünnetiyle düzenleyenler, Allah ve Resûlünün haram-helâl sınırlarına riâyet edenler; felaha erip, başarılı olanlardır.”

Hakikatin safasına ulaşabilme duasıyla…

(*:Mesnevi-i Şerif; mütercim Süleyman Nahifi ve sadeleştiren Amil Çelebioğlu)

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 333
favori
like
share