Çocuklarda Ruh Sağlığı - Çizgi Film Etkileri - Ruh Sağlığı Etkileri

Her kış mevsimi yaşamış olmamıza karşın hep şaşırır ve çocuklarımızı kendi düşürdüğümüz sanal tuzaklardan kurtarmak için kara kara düşünürüz. Önce Ninja Kaplumbuğaları vardı, ardından Pocohantas, Tarzan ve Aslan Kral derken son olarak da, bu bahar televizyonlarımız sayesinde evlerimize POKEMONlar konuk oldu. Günlerdir radyoda ve televizyon kanallarında çizgi filmler ve saldırganlık konulu pek çok konuşma dinledik, tartıştık. Kulaklarımızda kalanlar...

Televizyon ve saldırganlık konusu, her yıl adeta tüm yaşamımızı istila eden bir çizgi filmin ardından tartışılır, sonra da kalabalık gündem içerisinde unutulup gider. Bu arada hemen hemen tüm evlerde, tartışma konusu edilmiş olan çizgi film ve karakterlerine ilişkin eşyalar satın alınmıştır bile. Sektör öyle hızlı çalışmaktadır ki anne ve babalar alternatifsiz olarak gördükleri, her yerde karşılarına çıkan bu kahramanlara karşı önce umursamaz bir yaklaşım sergilerken ardından da amansız bir savaşa girerler. Peki neden?
Saldırganlık duygusu doğrudan gözlenemeyen bir iç durumdur. Hepimizin çok kızdığı, birilerini incitmek istediği anlar olmuştur. Ama bu duygularımızı her zaman dışavurup davranışa dönüştürmeyiz. Genellikle amaçlarımıza ulaşmamız engellendiğinde ya da işlerimiz beklediğimizden daha ağır yürüdüğünde eylemde bulunuruz. Engellenme ve zorlanmanın davranışsal etkilerini Barker, Dembo ve Lewin’ in (1941) çalışması daha açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu çalışmada çocuklara bir oda dolusu oyuncak gösterilmiş fakat odaya girmelerine izin verilmemiş. Çocukların ancak dışarıdan oyuncaklara bakmalarına izin verilmiş, oynamaları engellenmiş. Bir süre bekledikten sonra çocukların oyuncaklarla oynamalarına izin verilmiş. Başka bir grup çocuğa herhangi bir engellenme olmaksızın oyuncaklarla oynayabilecekleri söylenmiş. Daha sonra tüm çocuklar odaya alındığında engellenen çocukların oyuncakları yere çarptıkları ve duvara vurdukları genel olarak yıkıcı davranışlarda bulundukları görülmüştür. Bu çalışmanın bize engellenmenin saldırganlığı tetiklediğini ve engellenme durumu ortadan kalktığında eyleme dönüşebileceğini göstermektedir. Bu noktada, çizgi filmin izlenmesini engellemek sorunun çözümü gibi gözükmemektedir. Beyaz camın gerisindeki kahramanlar gerçekten bu kadar zararlı mıdır?

TV kahramanlarının ve ekrandan yansıyan şiddetin toplum üzerindeki etkilerinin incelenmesi 1950’li yıllardan beri sürmektedir. Televizyonun toplumda yaygınlaşması, izleme süresinin artması ve beğenilen programların niteliği “ TV yoluyla saldırganlık teşvik mi edilmektedir ? ” sorusunu gündeme getirmiştir. Saldırgan davranış ile televizyon arasındaki ilişkinin incelendiği çalışmalarda; saldırganlık öğrenilmiş bir davranıştır sayıltısı kabul edilmektedir. Bununla birlikte biyolojik, genetik, hormonal etkenler göz ardı edilmemelidir. Televizyon tek başına saldırganlığı teşvik etmemektedir. Evinde anne ve babasının yoğun tartışmalarına maruz kalan bir çocuğun, okulunda silahlı çatışma sonucunda servis şoförünün öldüğünü gören bir çocuğun, sürekli azarlanan, engellenen ve yeterince pekiştirilmeyen bir çocuğun, çok küçük yaşta sokakta çalışmak zorunda kalan ve yaşam gerçekleriyle tanışan bir çocuğun saldırgan davranışlar sergilemesi için televizyona gereksinimi yoktur.

Ancak, somut işlem dönemi dediğimiz 4-9 yaşları arasında televizyondaki karakterlerle özdeşim kurma oranının yüksek olduğunu düşünürsek izlenen filmlerin niteliğinin dikkatle incelenmesi gerekmektedir. Araştırmalar, televizyondaki karakterlerle özdeşim kuran erkek çocukların saldırgan davranışlarının daha fazla olduğunu, bunun yanı sıra çocuğun akademik başarısının da bunda etkili olduğu görülmüştür. Akademik başarısı düşük, yaşıtlarıyla iletişim kurma güçlüğü yaşayan çocukların televizyon izleme sürelerinin uzun olması ve tercih ettikleri filmlerde hatırı sayılır miktarda saldırgan ögelerin bulunması dikkat çekicidir.

Bu bilgiler doğrultusunda çocukların medyadaki şiddete maruz kalmamaları için önlemler almak gerekmektedir. Ebeveynler olarak çocuğunuzun izlediği şiddet miktarını kontrol altında tutmak sizin elinizde. Bunun için televizyon izlemeyi günde bir ya da iki saat ile sınırlandırabilirsiniz. Ayrıca çocuklarınızın hangi televizyon programlarını izlediklerini, hangi filmlere gittiklerini ve ne tür bilgisayar oyunları oynadıklarını gözlemleyin. Bu yollarla izledikleri şiddet hakkında onlarla konuşun. Bu tür davranışların gerçekte ne denli acı verici olduğunu ve ne tür sorunlara neden olabileceklerini onlarla tartışın. Son olarak da sorunlarla ilgili alternatif çözümler önerip bunları da çocuklarınızla tartışın. Sevgili ebeveynler bir yanlışı gösterirken doğrusunu da birlikte sunmanın önemini unutmayın.

Çocukların öğrenme yöntemlerinden biri de örnek almaktır. Ailenin tutumları ve davranışlarının çocuklar üzerindeki etkisi büyüktür. Dolayısıyla çocuklarınıza uygun davranışları öğretebilmek için sizin model olmanız çok önemlidir. Şiddete başvurmasını istemediğiniz çocuğunuzu şiddete başvurarak durdurmaya çalışmak sonucu daha kötü bir duruma sürükleyebilir. Elbette tüm bunları yapmanıza rağmen çocuğunuz şiddet içeren davranışlar gösteriyor, arkadaşlarına karşı saldırgan davranışlarda bulunuyor, sakinleştirilemeyen öfke nöbetleri yaşıyor, yetişkinleri ve kuralları hiçe sayıyorsa bir uzmana başvurmanızı öneririz. Şiddet kullanmasının tek nedeni olarak televizyonu suçlamak da bu noktada doğru olmayabilir.


Hazırlayan: Uzman Dr. Şebnem Soysal - Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü
Uzm. Dr. Aylin İlden Koçkar - Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 428
favori
like
share