Yol Hikayeleri - Rastlantı

Rastlantılar yoktur, bilirim. Bilirim de bazen bildiğimi unutur, herkes gibi bakmaya başlarım dünyaya. Ardından birşey olur ve hatırlarım kendimi, nasıl baktığımı ve duraksadığım zamanları...

İste öyle anlardan birinde yakaladı beni Daniel. Elinde kitabıyla kah tapınakları incelerken kah kitabına bakarken yakaladı bizi rastlantı. Tanıştık. Kitap; Mısır`daki birtakım yerlerin, şehirlerin ve tapınakların insan bedeni üzerinde bulunan çakralara denk gelecek şekilde yerleştirilmiş halini anlatıyor. Oturduk, konuşmaya basladık. Tapınakların bize anlattığı şey hakkında. Ve konuşmanın sonunda hemfikir olduk ki; etraftaki insan kalabalığından yükselen sesler cidden de buraların insana verdiği hissin üzerini kısmen örtüyordu. İkimizin de arzusu aynıydı; tapınaklarda konuşulmaması gerektiği. Hele de yüksek sesle. Zira ses bir titreşim yaratır. Ve o titreşim tapınakların titreşimine çarpar. O çarpan etki de oraların büyüsünü yavaş yavaş bozar. Piramitlerle ilgili okuduğum bir kitabı hatırladım, kitapta dünya üzerinde 7 adet dengeleyici piramit bulunduğu ve bu piramitlerin dünyanın enerji dengesini koruduğuna ilişkin bir bilgi vardı. Ve o denge günümüz insanı tarafından bugün için bozulmuş durumdaydı...

Her bir tapınak omurgalar üzerindeki ana çakraları değil ama diğer çakralara denk gelecek şekilde yerleştirilmiş. Doğrusu bu bana cok çekici geldi. Kitap Almanca yazılmış ama Türkçesini bulursam alıp mutlaka okuyacağım. Bir kere daha anlamış oldum ki Mısır bu bakımdan hele de kadim bilgiler açısından önemli bir durak...

Luxor`da kendi kendine konuşup gülen, görmediği halde hangi tapınaklara gideceğimizi anlatan adam geldi aklıma. Nerden konu açıldı bilmiyorum, hiç bir zaman ne piramitleri, ne müzeleri ne de tapınakları görmediğini söyledi. Hiç merak etmediğini ve kültürünü hiç sevmediğini. Bugünün insanı işte böyle bir portre çiziyor. Tapınaklardaki görevlilere göre turistler geliyor, duvarlara bakıyor, birtakım fotoğraflar çekip gidiyor. İşte o kadar. Caddelere bakıyorum, alışveriş dükkanlarını görüyorum, Nefertiti`nin anahtarlığa dönüşmüş hali, Horus`un kalemi, King of the valley oteli, Horus restaurant, Kleopetra sigarası, vs. tüm bunlar sadece kullanılacak objelere dönüşen içi boş semboller. Hepsi o kadar...

Birileri de elinde kitapla sembollerin dilini anlamaya, düşünmeye, hissetmeye çalışıyor; Daniel gibi...

Birden okuduğum bir şeyi hatırladım; `gerçek ve yalan bu dünyada birlikte akmaktadır ama birbirine karışmadan`...

Cidden de öyle. Herkesin yolu farklı. Gerçek, dünyada her yerde kendini gösteriyor. Çünkü o aynı ve bir. Farklı dillerden, farklı kültürlerden de doğsa bir güneş gibi doğduğu yeri aydınlatıyor. Ve almaya hazır olana yüzünü gösteriyor; çelişkiye yer bırakmaksızın...

Ardından kızılderililerin bir sözünü hatırladım, gördüğüm insan manzaralarına cevaben; `` bu dünyada konu ne olursa olsun yalanla birlikte yaşayan birini görürsen onun için dua et; bil ki o yolunu kaybetmiştir


Selma Akar

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 340
favori
like
share
1sidelya Tarih: 10.06.2009 16:35
bu dünyada konu ne olursa olsun yalanla birlikte yaşayan birini görürsen onun için dua et; bil ki o yolunu kaybetmiştir


Hayatta en nefret ettiğim davranış biçimlerinden biridir YALAN...Yalanlar üzerine kurulu hiç birşeyin devamlılığı söz konusu değildir...yıkılmaya ve bitmeye mahkumdurr...Emeğinize sağlık arkadaşımm...