Kayıp Sütlerin Esrarı - Tiyatro Metni

OYUNCULAR
Parlak Boynuz
Mö Mö Nine
Muhtar
Anne Pamuk (Postacı)
Tembel Pamuk (Pamuk)
Zamanın Yöneticisi (Horoz)
Bayan Benekli (İnekler Heyetinin başkanı)
Bay Çakır (Mandalar Heyetinin başkanı)
Bay Herkül (Boğalar Heyetinin başkanı)
Diğer Boğalar, İnekler, Mandalar
Öğretmen
Adı Geçen Karakterler
İnsan Yavruları
Kunduzlar
Ağaçkakanlar
Öküzler
Kurbağa
Koyunlar


Parlak Boynuz — Mö Mö Nine, bu torbalarla, tülbentlerle ne yapıyorsun?
Mö Mö Nine — Torba yoğurdu yapıyorum, Parlak Boynuz.
Parlak Boynuz — Bu soplar ne işe yarıyorlar?
Mö Mö Nine — Onlar da tereyağı ve ayran yapmak için kullanılırlar. İçtiğin yayık ayranı, işte bu yayığın içinde yapılır. Aaa bak postacı Anne Pamuk geldi.
Parlak Boynuz — Hoş geldiniz Anne Pamuk. Bana mektup var mı? Yönetici Mö Kurulu üyeleri, yarın sütlerimizi nereye taşıyacağımızı bildireceklerdi. Bütün insan yavruları, bizim sütlerimizi bekliyorlarmış.
Anne Pamuk — Evet senin mektubun burada Pamuk.
Parlak Boynuz — Yaşasın, yarın çalışacağım. Burada harita bile var.
Anne Pamuk — Keşke oğlum Küçük Pamuk, daha doğrusu Tembel Pamuk da torununuz gibi çalışmayı sevseydi Mö Mö Nine.
Mö Mö Nine — Küçük Pamuk, çalışmıyor mu? Okula da mı gitmiyor?
Anne Pamuk — Hiçbir şey yapmıyor Mö Mö Nine. Bütün gün, ya televizyonun ya da bilgisayarın karşısında oturuyor, yağlı yiyecekler yiyor. Bu yüzden hem beyni, hem de bedeni, gelişemiyor.
Mö Mö Nine — Ama bu çok kötü, bana bile bu yaşımda çalışmak iyi geliyor. Kendimi zinde hissediyorum. Bir çözümü yok mu Anne Pamuk?
Anne Pamuk — Bilmiyorum. Giderek uyuşuyor. Sürekli şişmanlıyor. Bu yaşta kalp hastası olmasından korkuyorum. Üstelik hiç spor yapmıyor.
Mö Mö Nine — Ah canım, çok üzüldüm. Onunla konuştun mu peki?
Anne Pamuk — Hem de kaç kez konuştum, yararı olmadı. Bütün gün, ya Mö Net Kafe’de ya da televizyonun başında oturuyor. Bedeni, beyni, gözleri tükeniyor, işte böyle nineciğim. Bu da sizin mektubunuz. Sizi de lafa tuttum.
Mö Mö Nine — Öyle şey olur mu hiç! Tabii ki bizlerle dertleşebilirsin Anne Pamuk. Gelin oturun şöyle. Size yayık ayranımdan ikram edeyim.
Parlak Boynuz — Ninemin yayık ayranı, Mö Kent’in en güzel ayranıdır.
Anne Pamuk — Imm ımm gerçekten çok güzel; ama, yanlış anlamazsanız bir şey söyleyebilir miyim?


Mö Mö Nine — Tabii ki Anne Pamuk söyleyin, yoksa beğenmediniz mi?
Anne Pamuk — Hayır çok beğendim. Daha önce sizin ayranlarınızı, İnek Market’ten almıştım. Sanki o ayranlar, daha koyu ve lezzetliydi Mö Mö Nine.
Mö Mö Nine — Evet lezzette bir değişiklik olduğunu ben de farkettim. Bunun nedeni de sütlerin eskisi kadar çok olmaması. Sütler azalınca ürünlerimizin de kalitesi düştü tabii.
Anne Pamuk — Anlıyorum. Peki sütler, neden azaldı acaba?
Mö Mö Nine — Bir bilsem. Üstelik arkadaşlarımız, ilk sağıldıklarında, kovalar aynı şekilde doluyor. Sonra taşıma sırasında mı, taşındıktan sonra mı bir şey oluyor ve sütler azalıyor.
Parlak Boynuz — Evet ben de bir şey anlamadım. Bu işte bir iş var. Taşımadan önce de bakıyorum, kovalar ağızlarına kadar dolu. Taşıdıktan sonra da bakıyorum, sütler dökülmemiş, kovalar yerinde duruyor. Ertesi gün tam dağıtım yapılacağı sırada, dağıtım merkezine gidiyorum, bir de ne göreyim, sütler azalmış!
Anne Pamuk — Biri, sütleri çalıyor olmalı Parlak Boynuz.
Parlak Boynuz — Olabilir; ama, dağıtım merkezinin yeri, sürekli değişir ve bunu bir tek yöneticilerle ben biliriz. Dağıtım yeri, bana da bir gün önce, böyle mektupla gizli bir şekilde bildirilir.
Mö Mö Nine — Hem emin olmadan kimseyi hırsızlıkla suçlayamayız. Bu ağır bir suçlama olur. Belki de Parlak, sütlerin yolda döküldüğünü fark etmiyordur.
Parlak Boynuz — Belki de nineciğim; yarın tekrar dikkat edeceğim. Eğer dökülme olmuyorsa, o zaman araştırmaya başlayabiliriz.
Anne Pamuk — Ben artık gitmeliyim Mö Mö Nine. Ayran için teşekkürler.
Mö Mö Nine — Biraz daha kalsaydınız. Anne Pamuk.
Anne Pamuk — Benim yolumu, daha doğrusu mektuplarının yolunu bekleyen çok Mö var. Yolcu yolunda gerek, hoşça kalın.
Mö Mö Nine ve Parlak Boynuz — Güle güle Anne Pamuk.
Parlak Boynuz — Hımm bakalım dağıtım merkezimiz, bu kez neresi?
Mö Mö Nine — Neresiymiş Parlak!
Parlak Boynuz — Üzgünüm; ama, söyleyemem Mö Mö Nine. İçimizde bir köstebek olabilir.
Mö Mö Nine — Aa üstüme iyilik sağlık. Çatlak torun, süt çalsam hiç benim ayranım, peynirim, az sütlü olur muydu? Tövbe tövbe.
Parlak Boynuz — Kızma nineciğim. İstersen söyleyeyim.
Mö Mö Nine — İstemez. Aman neresiyse neresi! Bilmek istemiyorum. Ben ahıra gidiyorum işim var!
Parlak Boynuz — Peki nineciğim; ama, önce beni bağışlaman gerekiyor. Özür dilerim öyle demek istemedim. Hadi ama mö mö mö!
Mö Mö Nine — Tamam tamam seni şebek seni.
(Ertesi günün sabahında, horoz ötmektedir.)

Zaman Yöneticisi (Horoz) — Üürüüü, Üürüüüüü! Öö imdat imdaaat üü!
Parlak Boynuz — Nineciğim neler oluyor? Birisi, horozumuza yani Zaman Yöneticisi’ne bir şey yapıyor. Koşun Mööler koşun! Bütün inekler aşkına neler oluyor?
Zamanın Yöneticisi — Üürüy öhö öhö! Ötemiyorum. Birisi, arkadan ümüğüme sarıldı, sonra sıkmaya başladı. Siz yetişmeseydiniz sanırım beni yiyecekti.
Parlak Boynuz — Anlamıyorum. Mö Kent’te neler oluyor böyle? Düzen bozuluyor. Sen merak etme Zamanın Yöneticisi, diğer yöneticilerle bir toplantı yapacağım ve yeni kararlar alıp düzeni sağlayacağız.
Zamanın Yöneticisi — İyi ama, ben uzun bir süre daha ötmeyeceğim, bu nedenle bak her yer kap kara, kara bulutlar geçiyor, sabah olmuyor, Parlak anlıyor musun?
Parlak Boynuz — Evet sabah olmuyor. Sonra ötebilir misin peki?
Zamanın Yöneticisi — Bir süre ötebileceğimi sanmıyorum. Bu nedenle Mö Kent’teki Mö halkı, karanlıkta otlamaya gitmeyecektir.
Parlak Boynuz — Anlıyorum Zamanın Yöneticisi. Bu yüzden zaten azalan sütümüz, iyice azalacak of of. Buldum, Muhtar’a gidelim. O, bir çözüm bulacaktır.
Muhtar — Neler oluyor? Neden güneş doğmuyor?
Parlak Boynuz — Muhtar, buradayız, of her yer karanlık, önümü göremiyorum.
Zamanın Yöneticisi — Üü öhö öhö! Yapamıyorum hü (ağlar)! Yapamıyorum! Her yer karanlık. Kimse işe gitmeyecek. Hiçbir iş yapılmayacak of of!
Parlak Boynuz — Biraz susarsan belki sesin düzelir. Sayın Muhtar, buradayız. Sizinle ve yöneticilerle konuşmamız gerekli, hemen toplanalım.
Muhtar — Biri, bana neler olduğunu anlatacak mı? Parlak konuş!
Parlak Boynuz — Tabi, tabi sayın Muhtarım. Bakın Zamanın Yöneticisi, ne halde. Tüyleri yolunmuş, sesi kısılmış. Biri, onu boğazlamış, öldürmeye kalkmış. Bu nedenle o, ötemiyor ve sabah olamıyor.
Muhtar — Böyle bir şeyi, kim yapmış olabilir. Sen bir şey görmedin mi

Zamanın Yöneticisi?
Zamanın Yöneticisi — Göremedim, arkadan saldırdı, yalnız ön ayakları çok yumuşaktı.
Parlak Boynuz — Benim bir tahminim var. Bence bunu yapsa yapsaa..... hım ya sabahın olmasını, hayvanların çalışmasını istemeyen biri, ya da horoz eti yemek isteyen biri yapmış olmalı. Belki de her ikisini yapmayı da istiyordu.
Zamanın Yöneticisi — Olabilir. Zaten beni yediğinde, sabah olmasına ve herkesin de çalışmasına engel olacaktı.
Muhtar — Hımm doğru. Bu işi, kimin yaptığını toplantıda tartışırız. Şimdi önemli olan, hayvan kardeşlerimizin, işe gitmelerini sağlamak.
Parlak Boynuz — Bunun için ne yapabiliriz ki? Her yer karanlık.
Muhtar — Elektrik üreteceğiz. Parlak, sen kunduz kardeşlerimizi yardıma çağır, onlar iyi baraj yaparlar, bir de rüzgar gülü yapmak için ağaçkakanlara ihtiyacımız var. Ormandaki bütün ağaçkakanları çağır. Öküzlere de haber ver; ormandan kurumuş keresteleri taşısınlar.
Parlak Boynuz — Peki hemen çağırırım Muhtarım.
Muhtar — Sen de Zamanın Yöneticisi, sen de Mandalar Kurulu’nu, İnekler Kurulu’nu ve Boğalar Kurulu’nu toplantıya çağır, bu işi kimin yaptığını da araştıralım.
Zamanın Yöneticisi — Üü yani tamam Muhtarım. Üü yapamıyorum hü hü!
(İki saat sonra, saatin tik takları verilebilir.)

Muhtar — İki saat geçti neredesiniz?
Zamanın Yöneticisi — Mandalar, siyah oldukları için karanlıkta onları bulmam zor oldu Muhtarım.
Parlak Boynuz — Ağaçkakanlar da siyah olduklarından, onları çok zor bulabildim. Öküzler de çok zor laf anlıyorlar.
Muhtar — Neyse, neyse, hemen işe koyulalım. Öküzler, siz ormandan kurumuş ağaçları getirin, sakın yeşil ağaçlara zarar vermeyin. Ağaçkakanlar, siz de öküzlerle gidip ağaçların kesilmesine yardımcı olun. Sonra da onları rüzgar gülü haline getirin. Gagalarınıza güveniyorum. Rüzgar gülleri yapılınca öküzler, onları şu tepeye taşıyın, orada rüzgar güçlü eser. Gülleri döndürür.
Parlak Boynuz — Peki sonra, bunlar dönünce ne olacak?
Muhtar — Elektrik enerjisi. Kunduzlar, siz de şu derenin aşağısında, bir baraj yapabilirsiniz. Su enerjisi ile de elektrik üretebiliriz. Bu kadar elektrik Mö Kent’i aydınlatmaya yetecektir. Hadi herkes, işinin başına. Sayın Boğalar , İnekler ve Mandalar, sizi de toplantı salonuna alalım, buyurun.
Parlak Boynuz — Ben de toplantıya katılabilir miyim Muhtarım?
Muhtar — Tabi katılabilirsin Parlak Boynuz. Sanırım hırsızın kim olduğu hakkında bazı fikirlerin var, bize yardım edebilirsin.
Parlak Boynuz — Teşekkür ederim.
Muhtar — Eveet, herkes süt kokteylinden aldı mı? Dünyanın en güzel içeceği süttür arkadaşlar, içelim!
Diğerleri (Boğalar, İnekler ve Mandalar) -İçelim!
Bayan Benekli — Aslında nasıl söylesem, inek sütü, her zaman manda sütünden daha lezzetli olmuştur. Öyle değil mi Bay Çakır?
Bay Çakır — Bayan Benekli siz neler söylüyorsunuz?
Bayan Benekli — Doğruyu söylüyorum Bay Çakır. Kusura bakmayın; ama, sizin sütleriniz ağır oluyor. Üstelik koyun sütü gibi kokuyor. Bizimki hem hafif hem olur, hem de kokmaz.

Bay Çakır (kızarak) — Siz artık çizmeyi aştınız Bayan Benekli! Koyunların sütü de bizim sütümüz de kokmaz. Sizin söylediklerinizi, bir mö diğer möye savaşta bile söylemez. Üstelik Me Kent’in, komşu kentimiz olduğunu bile bile Me’lere de hakaret ediyorsunuz.
Bayan Benekli — Me Kent’in sütleri kokuyor. Eğer koyun ve keçi sütü kokmasaydı, insan yavruları, sadece bizim sütümüzü sevmezlerdi öyle değil mi?
Bay Çakır — Doğru şey evet, insan yavruları, sizin sütünüzü, daha çok seviyorlar; ama, diğer sütler de daha güzel peynir yapmaya yarıyorlar. Hiçbirimize hakaret etmeye hakkınız yok.
Muhtar — Hah gördünüz mü olanları, sizin, ikinizin yüzünden bütün İneklerle Mandalar, birbirlerine girdiler. Yardım et Herkül!
Bay Herkül — Boğalar aşkına, neler oluyor yine?
Bayan Benekli — Siz karışmayın Bay Herkül. Konunun sizinle hiçbir ilgisi yok; çünkü, siz süt bile üretemediğinizden, sütten anlamazsınız.
Bay Herkül — Kalbimi kırıyorsunuz Bayan Benekli. Lütfen sakin olun. Ben bir kızarsam, toplantı salonu dağılır yalnız, onu da hatırlatayım. Ben boğayım canımı sıkmayın! Oley!


Muhtar — Arkadaşlar oturun ve susun. Burada önemli bir konuyu görüşmek üzere toplandık. Sizin tartışmalarınızla harcayacak zamanımız yok. Susun dedim! Parlak, sen anlat, ben yoruldum.
Parlak Boynuz — Sayın İnekler, Boğalar ve Mandalar!
Bay Çakır — Neden hep bizim adımız, en sonda okunuyor? Irk ayrımı yapmayın. Biz de İnekler ve Boğalar kadar önemliyiz.
Parlak Boynuz — Arkadaşlar, alınganlık yapmayın. Peki Mandalar, Boğalar, İnekler, oldu mu?
Bayan Benekli — Olmadı. Ne kadar kabasınız. Bayanlar önce söylenir.
Parlak Boynuz — Yeter! Bütün Möler, konuya geçebilir miyiz? Bu gün biri, Zamanın Yöneticisi, sevgili horozumuzun ümüğünü sıktı. Zavallıcığın sesi kısıldı, ötemiyor. Bu nedenle sabah olamıyor, güneş doğamıyor. Diğer Möler ve bazı dost hayvanlar, elektrik enerjisi ile Mö Kent’i aydınlatmak için çalışıyorlar.
Bay Çakır — Güzel, öyleyse sorun çözülmüş. Gidip yatabiliriz. Çamur banyomuz, yarım kalmıştı.
Parlak Boynuz — Çamur banyonuz, bekleyebilir Bay Çakır. Bundan başka bir sorun daha var.
Möler (Hepsi) — Neymiş o?
Parlak Boynuz — Of çıldıracağım. Tabi ki bu işi kimin yaptığı. Üstelik son günlerde, sütler de azaldı. Bugün süt taşırken daha dikkatli olacağım. Eğer sütleri ben dökmüyorsam, biri çalıyor demektir.
Muhtar — Peki bu kayıp süt olayıyla, horozun boğazının sıkılmasının ne ilgisi var Parlak?
Parlak Boynuz — Benim balığım da kayıp. Bence bu işi, hem balık, hem süt, hem de tavuk, şey yani horoz eti seven biri yaptı ya da kimsenin çalışmasını istemeyen biri.

Muhtar — Belki de Parlak haklıdır. Bu üç olayı da aynı kişi yapmış olabilir; ama, neden kimsenin çalışmasını istemiyor ve horozu öldürmek istiyor?
Parlak Boynuz — Çünkü horoz ötünce sabah olur ve herkes uyanıp işe gider. Herkes, çalışır. Bu kişi, sadece horozun sesini kısmak istemiş de olabilir. Ne dersiniz Muhtarım?
Muhtar — Olabilir ama, kim Mö’lerin çalışmasını istemez ki?
Parlak Boynuz — Tembel biri, diğerleri de çalışmazsa artık eleştirilmeyeceğini düşünebilir.
Muhtar — Peki ama, dediğin doğru olsa bile aynı kişi, sütleri nasıl çalıyor? Buradaki kurul, sana sütlerin dağıtım merkezini gizli bir mektupla bildiriyor.
Parlak Boynuz — Belki de içimizde bir köstebek vardır. Bunu araştırmak için burada değil miyiz zaten?
Muhtar — Çok ileri gidiyorsun Parlak Boynuz. Buradakiler olamaz, neden kendi sütlerini çalmak istesinler ki?
Parlak Boynuz — Doğru; ama deminki kavgayı gördünüz Muhtar Bey. Belki de Mandalar, İneklerin sütünü, İnekler de Mandaların sütünü, gizlice döküyorlar, olamaz mı yani?
Muhtar — Birbirlerini çekemedikleri doğru ama, bilemiyorum, yani onlar sabahın olmasını ve çayırlara çıkıp otlamayı severler.
Parlak Boynuz — Doğru. Hem Möler, horoz ya da balık yemezler; ama belki de bu olayları farklı hayvanlar yapmıştır.
Muhtar — Öyle de olabilir. Bir araştırma yapmalıyız. Hah postacımız Anne Pamuk da geldi.

Anne Pamuk — Merhaba sayın üyeler.
Muhtar — Merhaba Anne Pamuk Mö Kent’teki olayları duymuşsunuzdur. Sütlerimiz, esrarengiz bir şekilde kaybolmaktadır. Bunu, kimin yaptığını araştırıyoruz. O nedenle taşıyıcılara dağıtım merkezlerini bildirdiğimiz bu mektuplar, çok gizli ve önemli. Daha dikkatli olmalısınız.
Anne Pamuk — Merak etmeyin Muhtar Bey, onlara gözüm gibi bakacağım.
Muhtar — Bugün güneş doğmadığından, henüz dağıtıma başlayamadık. Bu bir bakıma da iyi oldu; çünkü, dağıtım merkezinin yerini tekrar değiştirdim. Hırsızı şaşırtacağız. Elektrik devreye girer girmez, merkezdeki sütleri alıp diğer merkeze taşıyacağız ve dağıtıma başlayacağız.
Parlak Boynuz — Evet Muhtar Bey, dağıtıma hemen başlamalıyız, yoksa sütler bozulabilir.
Bayan Benekli — Ah iyi ki bu dünyada kadınlar var. Hiç kimse, bu hırsızı nasıl yakalayacağımızı düşünmüyor mu Möler aşkına?
Bay Çakır — Bayan Benekli ilk kez doğru bir söz söyledi sayın Möler.
Bayan Benekli — Teşekkür ederim Bay Çakır. Siz ne dersiniz Bay Herkül? Ne de olsa siz bir boğasınız. İnatçı olduğunuz için bu konunun üzerine gideceğinizden eminim.
Bay Herkül — Doğru bildiniz, sayın Bayan Benekli. Bu işi kimin yaptığını bulacağım merak etmeyin. Bir tuzak hazırlamalıyız. Parlak Boynuz, tuzak kuralım.

Parlak Boynuz — Bu çok iyi bir fikir. Bugünkü dağıtım, daha fazla gecikmemeli. Bu tuzak işini, sonra yapalım. Aa bakın her yer aydınlandı.
Bütün Möler (Hepsi) — Yaşasın! Yaşasın! Başardılar! Elektrik, Mö Kent’i aydınlatıyor. Her yer, ışıl ışıl.
Muhtar — Çabuk Anne Pamuk. Mektupları, taşıyıcılara bir an evvel götürün. Sütleri yeni merkeze taşıyıp, oradan dağıtacağız. Acele edin. Toplantı bitmiştir. Herkes, görevinin başına.
(Zamanın geçişi, müzikle verilebilir.)
Tembel Pamuk — Anne, anne neredesin? Patates kızartmam bitmiş. Anne! En sevdiğim program başlayacak, patatesim yok. Üstelik süt de kalmamış. Annem de nerede kaldıysa. Perdeleri açayım bari.
(Perdenin açılma sesi)
Nee güneş mi doğdu; ama horoz ötmedi ki güneş, nasıl doğar? Üstelik ben buna engel olduğumu sanıyordum. Çalışkan hayvanlardan nefret ediyorum. Neden çalışıyorlar sanki. Keyif yapıp uyumak varken, cık cık cık! Annem geliyor. Anne!
Anne Pamuk — Merhaba Tembel Pamuk. Beni çok mu özledin oğlum?
Tembel Pamuk — Evet anne. Üstelik patatesim bitmiş.
Anne Pamuk — Şimdi anlaşıldı beni neden camlarda beklediğin. Oğlum, sürekli kızartma yiyemezsin.
Tembel Pamuk — Ne yapayım, evde süt yok.
Anne Pamuk — Bugün süt almadın mı? Aaa ne çabuk bitmiş.
Tembel Pamuk — Çala yani alamadım anne.
Anne Pamuk — Peki sana süt alman için verdiğim parayı ne yaptın?
Tembel Pamuk — Şey, ben o parayla kuru yemiş, şekerleme filan aldım, para bitti.
Anne Pamuk — Sana inanamıyorum. Biz o parayla bir haftalık sütümüzü alacaktık. Şimdi ne yapacağız?
Tembel Pamuk — Üzülme anne, ben bir arkadaşımdan borç alır, bu durumu düzeltirim. Hoşça kal anne.
Anne Pamuk — Dur oğlum, nereye gidiyorsun? (Kapının açılıp kapanma sesi) Gitti. Bu çocuk, neler çeviriyor böyle? Neyse yakında anlaşılır. Hiçbir yalan, gizli kalmaz.
Tembel Pamuk — Miyav, inanamıyorum, süt kovaları burada yok. Dağıtım merkezini değiştirmişler. Eve elim boş mu döneceğim? Of of.
(Kapının vurulma sesi tak tak)

Anne Pamuk — Sen miydin oğlum, çabuk döndün.
Tembel Pamuk — Anne üzgünüm. O arkadaşımı bulamadım. Yarın tekrar onu ararım.
Anne Pamuk — Tamam tamam. Aslında paradan daha önemli olan, senin kötü beslendiğin gerçeği. Bu abur cuburlarla mideni de bedenini de yıpratıyorsun. Bu yağlar, sağlığına zararlı. Genç yaşta, kalp hastası olabilirsin, damarların tıkanırsa, felç geçirebilirsin, daha sağlıklı yiyeceklerle beslenmelisin.
Tembel Pamuk — Of anne artık yatabilir miyiz? Hem sağlıklı dediğin yiyecekler, çok tatsız, lezzetsiz. Zararlı olanlarsa daha lezzetlidir.
Anne Pamuk — Sen onlara alıştığından, sana öyle geliyor. Sağlıklı yiyeceklere alışmanın zor olduğunu biliyorum. Ama alıştığında, onlar da sana lezzetli gelmeye başlayacaktır. Hadi bakalım sepetine git.
Tembel Pamuk — Peki anne. Miyav miyav, hor hor! Annem uyuduğumu sanıyor. Bu iş tamam. Nerede şu mektuplar? Çekmecede de yoklar. Neredeler? Ama bu olamaz. Annem, onları koynuna almış. Bir tanesini alsam yeterli olur. Şu üsttekini çekersem, uyanmaz. İşte oldu. Hım, dağıtım merkezi, ah bu gün merkezin yerini değiştirmişler ben de sütleri bulamadım tabii, hainler. Siz görürsünüz. Hemen çıkmalıyım.
(Rüzgar ve trafik sesi) İşte burası. Şu kovayı da aldım mı yeter.


Anne Pamuk — (Kapının açılıp kapanma sesi) Sen misin Tembel Pamuk?
Tembel Pamuk — Evet anne, bak süt getirdim. Arkadaşımı sonunda bulabildim. Artık yatmaya gidiyorum, merak etme. Biraz kestireceğim.
(Kısa bir müzik sesi ve Mö Mö Nine’nin evine geçilir.)
Mö Mö Nine — Dün sütleri dağıttınız mı Parlak Boynuz?
Parlak Boynuz — Evet ama, dağıtım merkezinin yerini değiştirdiğim halde sütler, yine eksildi. Üstelik taşırken de o kadar dikkat ettim, hiç dökülen olmamıştı nineciğim.
Mö Mö Nine — Öyleyse sütlerin çalındığından tamamen emin olabiliriz.
Parlak Boynuz — Evet nineciğim, ne yazık ki artık eminiz; dağıtım merkezinin değiştiğini, birisi öğrenmiş olmalı. Bugün, bir tuzak hazırlayacağız.
Mö Mö Nine — Umarım, o haini yakalarsınız. Ne kadar vicdansızmış, başkalarının hakkını yiyor.
Parlak Boynuz — Nineciğim sence bu hırsız, mektupları okuyan biri olabilir mi? Örneğin bir postacı hı?
Mö Mö Nine — Ölürüm de inanmam! Sen Anne Pamuk’u kastediyorsun. O, çok dürüst ve çalışkan bir kediciktir. Asla böyle şeyler yapmaz.
Parlak Boynuz — Ne bileyim, belki dedim işte.
Mö Mö Nine — Kesinlikle o değildir, inan bana.
Parlak Boynuz — Peki peki, unut gitsin. Ben Mölerin yanına, tuzağı hazırlamaya gidiyorum.
Mö Mö Nine — Bol şans! Umarım onu yakalarsınız.

(Müzik Sesi)

Tembel Pamuk — Annem uyanmadan bu mektupları, tekrar zarflarına koyayım. Eveet tamam. Şimdi de zarfların ağızlarını tekrar yapıştırmalıyım. Nereye gitti şu yapıştırıcı?
Anne Pamuk — Bunu mu arıyordun oğlum?
Tembel Pamuk — Anne! Sen, şey yani ben, sandığın gibi değil.
Anne Pamuk — Keşke sandığım gibi olmasaydı. Ben de bunun olmasını çok isterdim; ama, ne yazık ki her şey, sandığım gibi, sen de biliyorsun. Neden yaptın oğlum? Neden?
Tembel Pamuk — Senin süt için verdiğin parayla abur cubur alınca, süt almaya para kalmıyordu. Ben de senin taşıdığın mektupları okuyup sütlerin yerini öğrenmeye ve onları çalmaya başladım.
Anne Pamuk — Peki zavallı horozdan ne istedin? Onu öldürecektin öyle değil mi?
Tembel Pamuk — Hayır anne. Yalnızca onun sesini kısmak istedim. Böylece sabah olmayacaktı ve hayvanlar işe gitmeyeceklerdi. Hem sen yanımda olacaktın, hem de beni tembellikle suçlayacak kimse kalmayacaktı. Kısacası herkes, çalışmadığından ben dışlanmayacaktım. Zaten çalmak, çalışmaktan daha kolay anne.
Anne Pamuk — Kulaklarıma inanamıyorum. Bunları duyacağıma ... ah ah! Evet tabii ki çalmak daha kolay; ama, sen yalnızca süt çalmıyorsun, aynı zamanda bir sürü insan yavrusunun umudunu, bir çok Mö’nün alın terini, emeğini çalıyorsun. Hem kendi bedenine, hem de başkalarına zarar veriyorsun. Çalışmak, bedenine iyi gelir. Seni zinde kılar, mutlu yapar.
Tembel Pamuk — Gerçekten mi anne? Mutlu olabilir miyim?
Anne Pamuk — Tabii ki olabilirsin. Peki söyle bakalım, çalmak daha kolaysa mutlu olmalıydın öyle değil mi?
Tembel Pamuk — Evet anne.
Anne Pamuk — Peki mutlu musun? Böyle yaşamak, seni mutlu ediyor mu? Hiç kimseye, kendine bile faydan olmadan yaşamak, seni mutlu etti mi Pamuk?
Tembel Pamuk — Hayır anne. Ben, aslında çok mutsuzum. Gizli işler yapmaktan, gerçeği gizlemekten yoruldum. Çalışsam belki de daha az yorulurdum. Her an korku içinde yaşamak, daha yorucuymuş. Üstelik hiçbir şey, beni mutlu etmeye yetmiyor. Peki şimdi ne olacak anne? Beni ele verecek misin?

Anne Pamuk — Hayır, bunu yapamam. Kim bilir sana ne ceza vereceklerdir. Sana kıyamam. Bu genç yaşında, hapislere düşmene dayanamam. Yo yo bu olmaz. Sana tuzak hazırlıyorlardı. Kurul toplantısında duymuştum. Aç şu mektubu, aç dedim.
Tembel Pamuk — Ama anne, peki açtım.
Anne Pamuk — Bakalım, bugün dağıtım merkezi neresiymiş? Eminim bugün tuzak kuracaklar. Hımm, evet doğudaki depoda. Oraya gidiyorum, nasıl olsa mektupların açıldığını, bir gün anlayacaklardı ve yine beni yakalayacaklardı. Senin tutuklanmanı göze alamam ben.
Tembel Pamuk — Anne anne! Ne olur gitme. Suçlu olan benim, sen değilsin.
Anne Pamuk — Hayır ben de suçluyum, senin gibi bir çocuk yetiştirdiğim için en çok ben suçluyum. Seni yeterince eğitemediğim için. (Ağlar)
Tembel Pamuk — Anneciğim özür dilerim, beni bağışla. Ne olur gitme! Seni yakalayacaklar!

Anne Pamuk — Ben de yakalanmak için gidiyorum zaten. Burada kal ve kimseye bir şey anlatma. (Kapının açılıp kapanma sesi)
Tembel Pamuk — Anlamıyorum, ben onu o kadar üzdüğüm halde, benim yerime tutuklanmaya gidiyor. Anneciğim çok pişmanım, çok, ben sensiz ne yaparım, hüü (Ağlar)
Anne Pamuk — İşte doğu deposu orada. Cesur olmalıyım.
Möler — Şişt sessiz olun, sessiz olun.
Parlak Boynuz — Herkes, birbirine sessiz olun derse nasıl sessiz olunabilir, susun! Geliyor.
Muhtar — Kapıyı açtığında, kapının koluna bağlı olan mekanizma, harekete geçecek ve pis hırsız tahtayı açan ipin sayesinde, çukura düşecek.
Bayan Benekli — Sütlerimi çalan o hırsıza cezasını verebileceğiz sayın Muhtar.
Bay Çakır — Sütlerimizi demek istediniz sanırım Bayan Benekli. Benim eşim Bayan Çakırın da sütleri kayıp.
Bay Herkül — Başlamayın yine. Boğalar aşkına. Benim adım Bay Herkül, istersem sizi çook uzaklara, ahırınıza geri gönderebilirim, susun!
Bayan Benekli ve Bay Çakır — Pe pe peki Bay Herkül, sustuk, bakın sustuk!
Bay Herkül — Susun! Boğalar aşkına! Susmalarında bile gevezelik var. Of başım ağrıyor.
Parlak Boynuz — Mö Mö Nine, sen neden geldin?
Mö Mö Nine — O haine söyleyecek iki lafım var da ondan geldim. “Ben bu yaşımda çalışıyorum, sen neden tembellik yapıyorsun” diyeceğim ona.
Parlak Boynuz — Kapıyı açıyor. (Kapının açılma sesi ve gürültülü sesler) Düşmüş olmalı, gidelim! Hadi, çabuk! Sayın Muhtar gidelim.
Muhtar — Geliyorum. Tuzağın kapağını açın, bakalım o pis hırsız, kimmiş?
Hepsi — Aaa ama bu olamaz! Möler aşkına!
Mö Mö Nine — Gözlerime inanamıyorum Anne Pamuk, hırsız siz miydiniz? Nasıl yaparsınız? Hayır, bu doğru olamaz. Bir yanlışlık var!
Anne Pamuk — Miyav! Bir yanlışlık yok Mö Mö Nine! Keşke başımı kaldırıp, gözlerinize bakabilseydim. Ama yapamam, ne düşündüğünüzü biliyorum ve çok utanıyorum. Hırsız benim.
Muhtar — Bu nasıl olur, sana nasıl da güvenirdik. Mektuplarımızı, en gizli sınırlarımızı, sana teslim ederdik. Bizi, sırtımızdan vurdun. Büyük bir cezayı hak ettin. Möler, onu tutuklayın ve hemen hapse atın.
Mö Mö Nine — Bu işte bir iş var Parlak Boynuz. Anne Pamuk, böyle bir şeyi kesinlikle yapmaz.
Parlak Boynuz — Ama nineciğim, gördüğümüz her şey, onun suçlu olduğunu açıklıyor.
Mö Mö Nine — Bazen her şey, göründüğü gibi değildir torunum. Ayrıca bu yaşıma geldim, az çok hayvanları tanırım. O, böyle bir miyav değildir.
Parlak Boynuz — İyi de nineciğim, hırsızlık yaptığını itiraf etti.
Mö Mö Nine — O da göründüğü gibi değil bence. Anne Pamuk, birisini koruyor olmalı, hımm. Gel Parlak.
Parlak Boynuz — Nereye gidiyoruz Mö Mö Nine?
Mö Mö Nine — Gerçek delilleri toplamaya. ( Yürüme sesleri, ayak sesleri) işte geldik.
Parlak Boynuz — Burası, Anne Pamuk’ un evi; ama, buraya niçin geldik? O evde değil ki, hapishanede.
Mö Mö Nine — Şişt. Bak Tembel Pamuk evde, ağlıyor.
Parlak Boynuz — Annesinin tutuklandığını henüz bilmiyor ki, neden “annem annem” diye ağlıyor?
Mö Mö Nine — Hah, tam üzerine bastın.
Parlak Boynuz — Öyle mi? Neyin üzerine bastım? Ayağımın altında da bir şey yok ama.
Mö Mö Nine — Of o lafın gelişi söylenir, yani tam da asıl konuyu belirttin demek istemiştim. Annesinin tutuklandığını biliyor ki “annem annem” diye ağlıyor.
Parlak Boynuz — Evet ama, buraya ilk gelen biz değil miyiz? Nasıl oldu da bunu öğrendi?
Mö Mö Nine — Zaten öğrenmedi, önceden biliyordu. Anne Pamuk da bugün kurul toplantısında, tuzak kurulacağını öğrenmişti.
Parlak Boynuz — O zaman Anne Pamuk, bile bile tuzağa yakalandı. Doğru, kurul toplantısında o da vardı. Peki ama, neden isteyerek yakalandı?
Mö Mö Nine — Çünkü, çok sevdiği bir başka Pamuk’ u korumak istiyordu.
Parlak Boynuz — Nineciğim, sence suçlu Tembel Pamuk mu?
Mö Mö Nine — Öyle görünüyor; ama söylediğim gibi hiçbir şey, göründüğü gibi olmayabilir. Onunla konuşmadan bilemeyiz.
(Kapının vurulma sesi Tak Tak Tak!)
Tembel Pamuk — Kim o?
Mö Mö Nine — Benim, Mö Mö Nine. Bir de torunum Parlak var yanımda.
Tembel Pamuk — Ne istiyorsunuz? Annem, kimseyle konuşmamamı söyledi.
Mö Mö Nine — Evet; ama, biz de sana, annenden haber getirmiştik.
Tembel Pamuk — O iyi mi?
Mö Mö Nine — Evet iyi. Yalnız hırsızlık suçundan dolayı tutuklandı. Haydi aç şu kapıyı da konuşalım.
Tembel Pamuk — Peki açıyorum. (Kapının açılma sesi) İçeri geçin. (Kapının kapanma sesi)
Mö Mö Nine — Sen nasılsın Tembel Pamuk, iyi misin?
Tembel Pamuk — Hayır iyi değilim Mö Mö Nine. Annem suçsuz.
Mö Mö Nine — Biliyorum Tembel Pamuk. Onun için buradayız zaten. Sence bu işi, kim yapmış olabilir?
Tembel Pamuk — Şey şey...
Parlak Boynuz — En azından doğruyu söyle Pamuk. Annene bu kadarını olsun borçlusun. Onu kurtarmalısın.
Tembel Pamuk — Peki ama, suçlu, bir yavru ise annesi de suçlu sayılıp tutuklanır mı? Parlak, bana doğruyu söyle!
Parlak Boynuz — Hayır, yavrunun annesi, suçlu sayılmaz.
Tembel Pamuk — Eminsin değil mi? Annem, beni iyi yetiştiremediği için kendisinin suçlu olduğunu söylemişti. Ben de suçumu itiraf etsem bile, onun da tutuklanacağını sandım; ama o suçsuz. O, hep iyiyi, doğruyu, bana öğretmeye çalıştı, bense onu hiç dinlemedim. (Ağlar)
Parlak Boynuz — Ağlama Pamuk. Şu anda pişman olman da önemli. Her şeyi düzeltmek için geç kalmış sayılmazsın.
Tembel Pamuk — Ben yaptım, her şeyi, ben yaptım. Çalışmadan süt almak istedim.
Mö Mö Nine — Horozumuzu neden öldürmek istedin?
Tembel Pamuk — Onu öldürmek istemedim. Yalnızca sesinin kısılmasını, böylece sabahın olmamasını istedim. Mö Mö Nine, inanın bana!
Parlak Boynuz — Neden sabahın olmasını istemiyordun?
Tembel Pamuk — Herkes, benim gibi çalışmaya gitmesin, tembel olsun diye. Böylece kimse beni, tembel olduğum için dışlamayacaktı. Okula giden Miyavlar, okula gidemediklerinden, onlarla oynayabilecektim. Annem de hep yanımda olacaktı. Artık yalnız kalmayacaktım.
Mö Mö Nine — Demek kendini yalnız hissediyordun.
Tembel Pamuk — Evet hem de çok yalnızdım, dışlanıyordum.
Mö Mö Nine — Dışlanmanın nedeni, senin tembelliğindi. Bunu değiştirmek, senin elindeydi. Hala da öyle.
Tembel Pamuk — Evet nineciğim biliyorum ama, kimse bana çalışmanın zevkli bir şey olduğunu göstermedi ki. Kimse bana ödevlerimi, görevlerimi sevdirmedi. Hep zorla yaptırmak istediler. Ben oyun oynamak isterken, bana anlamadığım konuları öğretmek istiyorlardı.
Mö Mö Nine — Demek kimse sana, çalışmanın ne kadar zevkli olduğunu göstermedi. Anlaşıldı. Bunu sana ben, öğreteceğim. Madem ki oyun oynamayı seviyorsun...
Tembel Pamuk — Hem de çok!
Mö Mö Nine — Tabi ki bu çok normal; çünkü sen bir çocuksun, oynayacaksın tabi.
Tembel Pamuk — Ama Mö Mö Nine, büyüklerin bana söylediklerini yaptığımda, yani ödevlerimi, işlerimi yaptığımda, oyuna hiç zamanım kalmıyordu ki!
Mö Mö Nine — Buna da bir çözüm bulacağız. Ödevlerini ve işlerini, neden oyun oynayarak yapmıyorsun. Bunlar, sana oyunla öğretilirse, daha kolay anlarsın, hem eğlenirsin, hem öğrenirsin.
Tembel Pamuk — Bu harika! Demek eğlenerek de bir şeyler öğrenilebilir.
Parlak Boynuz — Elbette öğrenilir. Ninem, bana bildiğim her şeyi, böyle öğretmiştir. Böylece hem ödevlerini, işlerini yaparsın, hem de oyun oynarsın. Hele hafta sonları, zamanını iyi ayarlarsan, her şeyi yapabilirsin; ama çok fazla televizyon izlememelisin. Bir saat izlemen yeterli.
Mö Mö Nine — Parlak Boynuz, doğru söylüyor. Akşama kadar televizyon izlediğin için de zamanın kalmıyor. Hem bu kadarı, gözlerine de zararlı.
Tembel Pamuk — Ama oradaki çizgi filmleri kaçırmak istemiyorum. Gözlerimi yormadan onları nasıl izleyebilirim?
Mö Mö Nine — Televizyona en fazla bir saatini ayır. Sonra ödevlerini yapmaya başla. Ya da önce ödevlerini yap daha iyi, sonra bir saat televizyon izle. İşlerini yaparken de radyo oyunlarını dinleyebilirsin. Böylece sıkılmazsın. Sana bir iş vermeliyim hımm?
Tembel Pamuk — Bana ne iş vereceğinizi buldunuz mu Mö Mö Nine?
Mö Mö Nine — Evet buldum. Eğer Muhtar da izin verirse, kırktığım Me Kent’in yünlerini eğirebilir, onlardan yumaklar yapabilirsin. Hem sen, yumaklarla oynamayı seversin.
Tembel Pamuk — Doğru. Hem oynarım, hem de yumak yaparım. Bu harika olur; ama Muhtar, beni bağışlar mı?
Mö Mö Nine — Ben onunla konuşur, olanları anlatırım.
Tembel Pamuk — Önce annemi kurtarmamız gerekli.
Mö Mö Nine — Sen, olanları itiraf ettiğinde, zaten anneni serbest bırakacaklardır. Senin de tutuklanmadan, topluma kazandırılman için çalıştırılman gerektiğini, Muhtar’ a anlatacağım.
Tembel Pamuk — Çok teşekkür ederim Mö Mö Nine.
Mö Mö Nine — Sen aslında iyi bir çocuksun Tembel Pamuk. Seni, aramıza katmaya çalışmayıp, tembel diyerek dışladığımız, yalnız bıraktığımız için bizler de toplum olarak suçlu sayılırız.
Parlak Boynuz — Artık sen de bizlerle oynayabilirsin. Seni, bu kadar yalnız bıraktığımız için çok üzgünüm.
Tembel Pamuk — Her şey için teşekkürler. Ben, sizlere çok kötü şeyler yaptığım halde, beni bağışladınız.
Mö Mö Nine — Haydi bakalım duygusal olmayalım, beni de ağlatacaksınız şimdi. Doğru Muhtar’ ın yanına. Marş marş.
Parlak ve Pamuk (Gülüşürler) — Siz ağlıyor musunuz nineciğim?
Mö Mö Nine — Sizi maskara torunlar sizi, marş marş dedim.
Parlak ve Pamuk — Emredersiniz komutanım!
(Müzikle kısa bir zamanın geçtiği verilir.)
Mö Mö Nine — İşte mahkemeye geldik. Bakın Muhtar orada. Sen kal Parlak. Biz, Pamuk ile gidip Muhtarla konuşalım.
Parlak Boynuz — Peki nineciğim.
Mö Mö Nine — Gel Pamuk. Şimdi her şeyi, Muhtara, bana anlattığın gibi anlatmanı istiyorum. Annen serbest kaldıktan sonra da ben, Muhtarla konuşup senin tutuklanmaman, benim yanımda çalışman için onu, ikna etmeye çalışacağım.
Tembel Pamuk — Peki Mö Mö Nine.
(Fısır fısır fısır fısır)
Muhtar — Hımm demek böyle. Anne Pamuk’ u serbest bırakın, Möler dediğimi yapın. Anlaştık Mö Mö Nine; ama toplantı salonunu da haftada bir kez temizleyecek. Ayrıca yine hırsızlık yaparsa bu kez bağışlamam. Nineciğim,siz bu yavru Pamuk’ un eğitilebileceğine inanıyor musunuz gerçekten?
Mö Mö Nine — İnanıyorum. Önemli olan, doğru eğitmek. Ona her şeyi, oyunla sevdirerek, onun bir yavru Pamuk olduğunu unutmadan öğreteceğim. Yavrularımızın, eğlenmeye de gereksinimleri var. Onların bir daha yavruluk, bebeklik yıllarına dönemeyeceklerini, bazen unutuyoruz.
Muhtar — Doğru. Bu yılları doya doya yaşamalılar aslında.
Tembel Pamuk — Anne, anneciğim!
Anne Pamuk — Oğlum, neden her şeyi anlattın, şimdi seni tutuklayacaklar. Ah Muhtar Hanım, buradasınız.
Muhtar — Evet, üzülmeyin. Mö Mö Nine’ nin yanında çalışması ve temizlik yapması şartıyla onu bağışlıyorum. Sen de küçüğüm bundan böyle çok yumak yapmaya çalışmalısın. Anlaştık mı?
Tembel Pamuk — Anlaştık sayın Muhtar. Size söz veriyorum çok çalışacağım.
Anne Pamuk — Size nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum Muhtar Hanım.
Muhtar — Bana değil, asıl Mö Mö Nine’ ye teşekkür edin. O, beni, oğlunuz konusunda ikna etti.
Anne Pamuk — Sağ olun Mö Mö Nine. Yarın sabah erkenden Tembel Pamuk’u çiftliğinize göndereceğim. Haydi öyleyse oğlum, evimize gidelim, erkenden yatmalısın.
Tembel Pamuk — İyi günler. Yarın görüşürüz Mö Mö Nine.
Mö Mö Nine — Görüşürüz Tembel Pamuk.
Zamanın Yöneticisi — Her şeyi, senin yaptığını öğrendim Tembel Pamuk. Bir yere mi gidiyordun? Ne istedin benden? Muhtar, tutuklayın onu.
Muhtar — Sayın Zamanın Yöneticisi, gelin, size bir şey anlatacağım. Bütün bunların nedenini öğrendiğinizde, eminim onu bağışlayacaksınız.
(Fısır fısır fısır fısır)
Zamanın Yöneticisi — Demek bunun için yapmış. Yani beni öldürmek istememiş. Peki; ama, kümesleri temizleyecek, tavuklarıma her gün yem verecek.
Muhtar — Duydun mu Pamuk? Haydi Zamanın Yöneticisi’ne söz ver.
Tembel Pamuk — Söz veriyorum, temizlik yapacağım. Ayrıca canınızı acıttığım için de özür dilerim. Yarın görüşürüz.
Muhtar — Güzel. Her şey, tatlıya bağlandı sonunda.
(Kısa bir müzik verilir ve sabahın olduğunu anlatmak için horoz öter)

Zamanın Yöneticisi — Üürüüüüü! Yapabiliyorum. Sesim düzeldi. Yaşasın! Üürüüüü! Herkes, kalksın. Sabah oldu. Herkes, işine!
Pamuk — Günaydın anne. Zamanın yöneticisi iyileşmiş. Buna sevindim.
Anne Pamuk — Seni işe uğurlayacağımı hiç düşünemezdim bile. Seninle gurur duyuyorum oğlum. Bundan böyle seni, eskisi kadar yalnız bırakmayacağım. İşlerimden sana da zaman ayıramadım. Artık zamanımızı daha iyi ayarlayarak, seninle çok eğlenceli dakikalar geçireceğiz. Al bakalım, sütünü de iç.
Pamuk — Teşekkür ederim anne. Ben, hemen çıkıyorum. Mö Mö Nine, beni bekliyordur. Oradan da kümeslere gideceğim. Öğleden sonra da okulda olacağım. Hoşça kal anne!
Anne Pamuk — Güle güle oğlum! (Biraz bağırır, seslenir gibi)
Pamuk — Anne, radyomu unuttum. İş yaparken radyo oyunlarını dinleyeceğim. Böylece hem çalışacağım, hem gözlerimi yormadan eğlenmiş, öğrenmiş olacağım. Kulaklıklarımı da alayım. Hoşça kal. Lay lay lom, lay lay lom. Geldim bile. Mö Mö Nine, ben geldim.
Mö Mö Nine — Hoş geldin Pamuk. Süt içtin mi?
Pamuk — Evet kahvaltımı yaptım, çalışmaya hazırım. Oyunumu dinlerken, yünleri eğireceğim.
Mö Mö Nine — Güzel. Şöyle geç bakalım. Önce sana işin nasıl yapıldığını göstereceğim. İşte bak o kalın yünler, incecik iplikler haline böyle geliyor. Sonra onlarla elbiseler, halılar dokunuyor kazaklar, eldivenler örülüyor.
Pamuk — Bu çok zevkli bir iş, ben yumaklarla oynamaya bayılırım.
Mö Mö Nine — Şimdi de biraz süt sağıp tereyağı yapalım. (Şır şır) Eveet kovalar doldu. Onların üzerlerini ört Pamuk. Güzeel, şimdi ocakları yakalım ve sütleri kaynatalım. Soğumaya bırakalım.
Pamuk — Sanırım biraz soğudular nine.
Mö Mö Nine — Evet, şimdi, üzerlerindeki kaymağı kaşıkla alalım ve yayığın içine koyalım. Yayıkta sallana sallana, karıştırıla karıştırıla kaymak, yağ olacak.
Pamuk — Kaymak, yağ oluyor, bu çok ilginç.
Mö Mö Nine — Kurbağaya da ilginç gelmiş zaten.
Pamuk — Kurbağaya mı?
Mö Mö Nine —Evet, kurbağanın öyküsünü büyüklerimizden duymuştum. Bilinen bir öyküdür aslında.
Pamuk — Ben bilmiyorum anlatır mısınız?
Mö Mö Nine — Bu öyküyü anlatmak için küçük bir alıntı yapabilirim sanırım. Tüm çocukların bunu dinlemesini istiyorum çünkü. Bir varmış bir yokmuş, küçük bir kurbağa bir gün sütle oynayayım derken kendisini kaymaklı sütün içinde bulmuş. Sütün kaymağı o kadar yoğunmuş, kova da o kadar derinmiş ki kurbağa, neredeyse boğulacakmış; ama, o hiç mücadeleyi, çırpınmayı bırakmamış ve sonuna kadar direnmiş.
Pamuk — Boğulmuş mu?
Mö Mö Nine — Hayır. O kadar çok çırpınmış ki sonunda kaymaklı süt, tereyağına dönüşmüş ve küçük kurbağacık da tereyağının tepesine çıkıp oturmuş.
Pamuk — Doğrusu yorulduğuna değmiş. Benim de yorulduğuma deyecek değil mi nine?
Mö Mö Nine — Tabi ki değecek. Küçük kurbağacık gibi mücadele edersen, her şeyi başarabilirsin. En kötü durumda bile, herkes senden ümidi kesmişken bile, pes etmemelisin. Örneğin bir süre derslerine düzenli çalışman, bir ömür boyu rahat etmeni sağlayacak.
Pamuk — Doğru. Şimdi kümese gitmeliyim nine. Yarın sabah görüşürüz. Hoşça kal!
Mö Mö Nine — Güle güle Pamuk. Zamanın Yöneticisi’ne ve annene selam söyle. Dur dur bir dakika, al bakalım bunlar da emeğinin karşılığı.
Pamuk — Söylerim. Teşekkürler nine. (Ayak sesleri) İşte geldim. Tünaydın Zamanın Yöneticisi. Mö Mö Nine, size selam söyledi. Neresi temizlenecek?
Zamanın Yöneticisi — Tünaydın Pamuk! Nine’ye teşekkür ederim. Şu alttaki kümes ve kümesin önü temizlenecek. Al bu da süpürge ile faraş. O kulağındaki nedir?
Pamuk — Radyomun kulaklığı. İş yaparken radyo dinleyebiliyorum. Bunu televizyon izlerken yapamazdım, öyle değil mi?
Zamanın Yöneticisi — Öyle pamuk, öyle. Haydi sana kolay gelsin. İşini bitirince, okuluna gidebilirsin.
Pamuk — Peki. Bu oyunlar, gerçekten çok yararlılar. Radyo dinleyince, sanki ruhum dinlendi, bedenim rahatladı. Oysa hızlı görüntüler, beynimi nasıl da yoruyorlar. Tamam bu iş de bitti. Şimdi temizlenip okula gitmeliyim miyav! Biraz da patilerimi yalayayım işte oldu. Lay lay lom şimdi okullu olduk lay lay!
Öğretmen — Aferin Pamuk, bugün kafan daha iyi çalışıyor. Bütün soruları yapmışsın. Evine gidebilirsin
Pamuk —Yaşasın! Lay lay lom. Anne anne! Ben geldim. Bugün Mö Mö Nine’ nin anlattığı öyküleri dinledim, çalıştım. Nine’nin sana selamı var. Bak bu da testim.
Anne Pamuk — Nine olmasaydı ne yapardık. Ver bakayım testini. Ah Pamuk. Aferin almışsın!
Pamuk — Evet anne. Nasıl oldu bilmiyorum, ama, bedenimi zinde, sağlıklı ve mutlu hissediyorum. Çok mutluyum anne! Meğer tembellik ne sıkıcıymış. Çalışmak bana iyi geldi.
Anne Pamuk — Çalışmak, herkese iyi gelir oğlum.
Pamuk — Mö Mö Nine, bak bu sütü de emeğimin karşılığı olarak verdi, bir de bu yumağı verdi, annen sana atkı örsün dedi. Bu sütü ve yumağı çalsaydım, bu kadar zevk almazdım, neden anne?
Anne Pamuk — Çünkü onları kazanmak için emek verdin. Alın teri döktün, yoruldun. O nedenle bu süt, şimdi senin için dünyanın en tatlı sütü oğlum. Dünyanın en tatlı sütü...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 434
favori
like
share