yaşlıların psikolojisi
Son 20-30 yıldır özellikle koruyucu sağlık hizmetlerinde, sağlığı koruyucu politikalarda ve yaklaşımlardaki farklılaşmalar, tanı ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler ve teknolojik-bilimsel yenilikler, ortalama yaşam süresinde artışa neden olmuş, dolayısıyla yaşlılık ve kronik hastalıklarla ilgili araştırma ve çalışmalar da önem kazanmaya başlamıştır. Depresif belirtiler yaşlılıkta sık görülmekle birlikte bu belirtilere yol açan psikiyatrik bozuklukların görülme sıklığı gençlerle hemen hemen aynıdır. Hastanede yatan yaşlı hastalarda poliklinik hastalarına göre, kanser, demans, diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıkların bulunduğu yaşlılarda hastalığı bulunmayanlara göre ve huzurevlerinde kalanlarda ailesi yanında kalanlara göre depresyonun daha sık görüldüğü bildirilmektedir.

Bazen yaşlılarda kronik ağrı gibi fiziksel bir bozukluğu düşündüren belirtilerin altta yatan nedeni depresyon olabilmektedir. Çocuklarda olduğu gibi yaşlılarda da depresyon maskelenebilir. Belirtiler somatik ağırlıklı olabilir, yaşlılığın getirdiği yaşam biçiminin doğal gidişi olarak değerlendirilip atlanabilir. Yaşlı hastalarda suçluluk, perseküsyon (kendini küçük görme ve aşağılama), kendine olan saygının yitirilmesi gibi duygulanımlara daha az rastlanır. Bununla birlikte orta yaş grubunda fiziksel yakınmalar, bir konuya yoğunlaşmada azalma, gelecek hakkında karamsar olma, aile ve arkadaşlarından uzaklaşma gibi belirtiler daha sık görülür

Özellikle yalnız yaşayan, erkek hastalarda, birinci derecede yakınını yitirmiş, alkol kullanan yaşlılarda depresyona bağlı özkıyım (intahar) girişimi riski mutlaka akılda bulundurulmalıdır. Depresif yaşlı hastaların mal ve mülkünün paylaşımıyla ilgili yazılı ve sözlü girişimlerde bulunması da özkıyım riski açısından ele alınabilecek bir ipucudur.

ABD ve Ingiltere' deki hekimlerin yaşlı hastalarla ilgili tanıları karşılaştırıldığında, ABD'deki hekimlerin tanı koydurucu belirgin belirtiler olsa bile, depresyondan önce fiziksel hastalığın tanı ve tedavisine yöneldikleri bir çalışmada saptanmıştır. Bu durum birden fazla somatik yakınması olan yaşlı hastalarda daha da belirginleşmektedir. Oysa böyle durumlarda öncelikle birincil tanı olarak depresyon olasılığını akla gelmelidir.

Eğer yaşlı bir hastanın başka bir psikiyatrik rahatsızlığı yoksa, o da diğer genç hastalar gibi gelecek hakkında iyimser olabilir. Yaşlılarda depresif bozukluk ve bununla ilintili psikiyatrik hastalık oluşumuna zemin hazırlayan başlıca risk etmenleri, hareketliliğin azalması, kendine bakım gücü ve kapasitesinin azalması, duyu kusurlarının ortaya çıkması, önceden bir psikiyatrik bozukluk bulunması, sevilen birinin yitimi gibi üzücü bir olayın yaşanması ve fiziksel bir hastalığın bulunmasıdır. Tanı konmamış tiroid hastalığı ve kronik hastalıklar için kullanılan ilaç ve tıbbi uygulamalar ile vitamin B12 eksikliği de depresyon oluşumuna zemin hazırlayabilen nedenlerdendir. Bazı kronik hastalıklarda uzun süreli kulanım zorunluluğu olan ilaçlar depresyona yol açmaktadır. Inme geçiren yaşlıların 1/5'inde depresyon görüldüğünden söz edilmektedir.

Yaşlıları depresyon açısından değerlendirmede yaygın olarak kullanılan iki ölçek, 30 maddeli Yesavage Geriyatrik Depresyon Ölçeği ile bilişsel işlevlerinin incelenmesinde kullanılan Mini Mental Test'tir. Bazı depresif hastalarda demansa benzeyen bilişsel bozukluk oluşabilir, buna psödodemans adı verilir. Burada doğru tanı koymayı etkileyen etmenler, belirtilerin başlama zamanı, süresi, mood durumu, hastayla konuşurken verilen yanıtların tipleri ve bilişsel işlevlerin dengeli olup olmadığıdır. Depresyonda başlangıç demansa göre daha ani, hızlı ya da belirtilerin süresi daha kısadır. Görüşme sırasında "bilmiyorum" tarzında yanıtlara sık rastlanır. Zayıf ve yetersiz yönleri gizleme yerine vurgulama eğilimi vardır. Bilişsel işlevlerde ise dalgalanmalar belirgindir. Depresyonla demans arasında ayırıcı tanı yapılamayıp kesin tanı konulamadığı durumlarda bir antidepresan başlanıp tedaviden tanıya da gidilebilir. Ayrıca depresyon ve demans birarada da bulunabilir. Özellikle demansın erken evrelerinde hastanın olayın farkında olması ve iç görüsüyle ilgili olarak, daha ileri evrelerde ise nörotransmitterlerin işlevlerinde oluşan bozukluklara bağlı olarak depresyon ortaya çıkabilir.

Bazı durumlarda fiziksel hastalığın tedavisi depresif belirtileri hafifletebilir. Ancak şunu unutmamalıdır ki fiziksel rehabilitasyon yaşlı hastalarda tedaviden çok daha etkili olabilmektedir. Kontrendikasyonu gerektirecek bir tıbbi durum ya da uygulanan bir tedavi yoksa yaşlılarda depresyonun ilaçla tedavisi gençlerdeki gibi yapılır. Yaşlılarda her tür antidepresif kullanılabilmekle birlikte, aniden ortaya çıkan şiddetli yan etkileri nedeniyle bazı anti depresanlardan kaçınmak çok yerinde olacaktır. Yaşlılarda kullanılan diğer ilaçlarda olduğu gibi antidepresiflerde de yan etkileri azaltmak ve toksiteyi önlemek için düşük dozdan başlayıp yavaş ve dikkatli bir biçimde dozu arttırılır.

Ağır depresyonu olan ya da antidepresif ilaç tedavisine yanıt vermeyen bazı yaşlı hastalarda elektrokonvulsif tedavi (EKT) etkili bir tedavidir. Demans tek başına bir EKT kontrendikasyonu oluşturmaz. Zayıf yapılı hastalar, EKT'yi genellikle psikoaktif ilaç tedavisinden daha iyi tolere ederler.

Relapsları önlemek için belli aralıklarla uygulanacak koruyucu EKT'den söz edilmektedir. Ancak bu tip uygulamada da kalıcı bellek yitimlerinden söz edilmektedir.

Özellikle izole edilmişlik duygusu yaşayan yaşlı depresif hastalar için destekleyici tedavi önem taşır. Fiziksel aktiviteyi arttırmaya yönelik önlemler alınmalıdır. Sosyal ilişkilerde ve akrabalık bağlarında zayıflama yaşlılarda sık görüldüğünden, hastanın sosyal aktivitelere katılması, ilişkilerini yeniden güçlendirmesi ya da yeni ilişkiler kurması desteklenmelidir. Bireysel ya da grup psikoterapileri önerilmektedir.

Depresyon tedavisinde genel olarak amaç belirtileri tümüyle ortadan kaldırmak, işlevleri hastalık öncesi durumuna getirmek ve yinelemeleri önlemek olmalıdır. Ancak yaşlılarda depresyon tedavisi ve prognozu açısından farklı yaklaşımlar vardır. Yaşlılarda yalnızca belirtilerin tümüyle kaybolması ve hiç yinelememesi değil, tedavi edilebilir düzeyde kısa süreli yinelemelerin de tedaviye yanıt ve iyi prognoz lehine değerlendirilmesi gerektiği bildirilmektedir.

Var olan fiziksel hastalığın ilerlemiş olması ve sosyal baskıların kronik zorlanmaya yol açması, yaşlılarda prognozu kötü yönde etkilemektedir. Ayrıca psikotik özelliklerin bulunduğu depresif tablolarda prognoz daha kötü, özkıyım riski daha fazla ve yaşam niteliğindeki bozulma daha belirgindir.
Hazırlayanlar
Doç. Dr. Füsun Ersoy, Kırıkkale Ü. Tıp Fak. Aile Hekimliği AD
Yrd. Doç. Dr. Cumhur Boratav, Kırıkkale Ü. Tıp Fak. Psikiyatri AD
Uzm. Dr. Tamer Edirne, Kırıkkale Devlet Hastane Aile Hekimliği

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 397
favori
like
share