Aşk, sıkışmış vakitlerde yaşanmaya gelmez. Uzundur sevdanın gidilecek yolu, çekilecek çilesi, harcanacak zamanı.


Kısa bir türkü gibi yaşanmaz aşk dediğin, uğraştırmayı seven kaprisli bir assolisttir aşk ve sahnenin yıldızı değilse, adı en üstte yazmıyorsa, herkesten ve her şeyden daha değerli kılınmamışsa basar gider.
Aşka aşık bir aşk kadını olarak, bilirim ki, aşkın olmadığı yerler çöle döner. Kuru ve çorak bir toprak parçasından öteye gitmez yürek, zamanla çatlar, dağılır. Yüreğinizi aşkın yağmuru ile sulamazsanız, gün gelecek ve hiçbir canlının yetişemeyeceği, çiçeklerin açamayacağı, başka diyarlara gitmek için üstüne basılarak geçilmekten başka işe yaramayacak kum yığınından farkınız olmayacaktır.

Sevmek bir çeşit alışkanlıktır. Yürek sevdiği sürece gelişir, büyür, kendini tanır, limitlerini zorlar, daha fazla sevgiyi içine sığdırmayı öğrenir. Kim sevmekten vazgeçerse, vay onun haline! Zamanla küçülür kalp, sevmedikçe büzüşür, daha kötüsü unutur, aşkın büyüsünü, sevginin yarattığı mucizeleri hatırlamaz.
Aşkın yokluğuna üzülmek bile, bir çeşit kalp egzersizidir. Sevmeyi istemek, aşkın peşinden gitmek, ona inanmak, en az aşkın içinde savrulmak kadar değerlidir. Önemli olan, sevginin var olduğunu hatırlamaktır.

Ne zaman birileri aşka inanmadığını söylese, içimde bir yer acır benim. Hem de bıçakla çiziyorlarmış gibi acır. Hangi yürek bunu gerçekten hisseder de dile vurur ki sonu? Aşkın hayatımızda yokluğu, ekmek ve su gibi öldürmüyor diye, gerekliliğinden nasıl vazgeçeriz ki? Bedeni yaşayan ama ruhu ölmüş biri, hayatta sayılır mı?

Tüm dünyevi zevkleri tadarak, sürekli tüketerek, daha fazla para kazanma derdine, daha çok alma ihtiyacına tutunarak, oradan oraya sürüklenen ademoğlu, bunların önemsiz olduğunu ancak gerçek aşkı yakaladığında öğrenir. Ancak işin üzücü tarafı, daha doğrusu beni üzen tarafı, öylesine kaptırır ki insan kendini şu çarkın dönüşüne, sonunda kalbi kör olmuştur. Fark edemez gerçek sevgi gelse bile, onu da bir kalemde harcar, kirletir, ezer.

Yaşamak için bir sürü ihtiyacı karşılamak zorundayız, biliyorum. Barınmak, yemek, içmek, uyumak, giyinmek zorundayız. Bunları çöpe atalım, yollarda divane dolaşalım demiyorum ki! Benim anlatmaya çalıştığım, daha çoğunu isteyen hırsımızın duramayışı yüzünden kaybettiklerimiz.

Daha fazla para kazanıp, daha büyük bir ev alacağız, bir üst model arabaya bineceğiz, en şık ve lüks yerlerde yemek yiyerek, en kaliteli ve pahalı kıyafetleri satın alacağız. Peki, sonra ne olacak? Gece yarılarına kadar iş yerlerinde geçirilen zamanlarda, üstümüzde dünyanın parası olan giysilerimizle, lüks mekanların ancak mutfak kapanış saatlerinde yemeğe yetişebileceğiz. Sonra son moda arabamıza atlayıp, muhteşem evimize gideceğiz. İpek pijamalarımızla gireceğiz kocaman saten çarşaflı yatağımıza, yanımızdaki yastıkta yatan kimse olmayacak, eğer tüm bunlara sahip olma derdinden ertelemişsek aşkı. Yahut orada yatan sizin aşık olduğunuz kişi olmayacak.
Orta yolunu bulmak lazım hayatın. Sonu yok ki tüketmenin, fazlasına sahip olma isteğinin, hırsın ve satın aldıklarımızın. Para aşkı satın almaz. Ne kadar zengin olursak olalım, gerçekten bizi biz olduğumuz için seven, uğrumuzda can verecek, kavgada sırt sırta dövüşecek bir yol arkadaşı satın almamıza yetmeyecektir elimizdeki para.

Eğer unuttuysanız, kalbinize sevgiyi hatırlatın. Aşkı arayın, inanın ve sahip çıkın. Gönlünüz çöle dönüşürse, birilerinin gitmek istedikleri yerler için üstünüzden geçtiği bir kervan yolu olmaktan başka işe yaramayacaktır…

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 376
favori
like
share