İran fethedilmeden önce İran ve Osmanlı devleti arasındaki gerginlik iyice büyümüştür.
İran şahı Osmanlı Devleti’ni Anadolu’ya girmek ve elçiler göndererek hakaret etmek yoluyla savaşa tahrik ediyordur. Devletin başındaki padişah “Dünya padişahı” Yavuz Sultan Selim, bir taraftan Avrupa’yı düzenleme çalışmalarını sürdürürken bir de öbür taraftan İran çıkmıştır.
Zaten yüce Sultan , İran’ı almayı önceden kafasına koymuştu fakat gerekli şartların oluşmasını bekliyordur. Şah İsmail’in maksadı sinir bozmaktan öte bir şey değildir.Nitekim Otlukbeli savaşında Şah, birçok Avrupa kralı gibi eşyalarını savaş yerinde bırakıp tabanları yağlayacaktır.
İşte bu zamanlarda bir gün Şah İsmail’in elçisi Osmanlı sarayına gelir.Şah tarafından Sultan Selim’e gönderilen hediyeyi getirdiğini söylemektedir.Elçi kabul edilir.Hediye paketi bir sandıktır.
Padişah sandığın açılmasını emreder.Sandık açılır; içinde bir bohça vardır.Bohça açılır.İçinden bir bohça daha çıkar.O da açılır onun içinden bir bohça daha.Her bohçanın altından bir bohça daha çıkmaktadır.Böyle iç içe nerdeyse on beş bohça açılır.
En sonunda en alttaki bohçada açılır ve ortalığa leş gibi pis bir koku yayılır.Hediye diye gönderilen şey bir insan dışkısıdır.
Yavuz Selim han hemen buna cevap olarak bir paket hazırlanmasını söyler.Aynı şekilde bir sandık hazırlanır ve gönderilir.
Sandık şah İsmail’in huzuruna getirilir.Şah aslında kendi yaptığına benzer bir şey gönderildiğinden emindir ama yinede merak ettiğinden sandığı açtırır. Sandığın içinden aynı şekilde iç içe bohçalar çıkmaya başlar.En içteki bohça açıldığında ise başta şah olmak üzere herkes büyük bir şaşkınlığa uğrar.Çünkü çıkan mis kokusu içinde bir paket Türk lokumudur.Şah’ın yardımcısı paketi eline aldığında altından bir kağıt çıkar, ve kağıtta yazan yazıyı yuksek sesle okur

“Herkes yediğinden ikram eder”

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1362
favori
like
share