Sivas Adının menşei - Geçmişten günümüze Sivas şehri

Sivas şehri, Selçuklulardan önceki devirde ilkçağda kurulmuş olduğundan Sivas şehrinin adı da tarih boyunca değişikliklere uğrayarak Selçuklular devrindeki kaynaklarda Sîvas şeklinde son biçimini almıştır Bu isim, günümüzde ise Sivas ya da Sivas şeklinde kullanılıyor. ilkçağda Sivas ismine kaynaklık eden tarihi gelişmeler hakkında çeşitli görüşler mevcuttur: Tarih öncesi çağlarda Sivas'a farklı dönemlerde hakim olan devletler, şehre kendilerine özgü değişik isimler vermişlerdir. Bunlar; Talaura, Talavra, Tavra, Talaurs, Talkaramauru, Talaura-Karana, Diapolis, Suppas/Şuppiaş, Sebasip,Sipas/Sipaş, Kabeira/Kabira/Kebires, Megalopolis, Diopolis/Diospolis/Diyospolis/Diyapolis,Se-as,Sebas/Sebast, Sebaste/Sebesteia,Sebestia, Sevast/Sevaste, Danişmend İli, Darü’l Âla, Eyaleti Rum, , Eyalet-i Rumiye-i Sügra, Eyaleti Sivas. Sivas adının kaynağı, Hititler dönemine kadar uzanmaktadır. Kimi kaynaklara göre, kentin eski adları, Talaura, Megalopolis ve Karama idi.
Sivas şehrinin ProtoHititler dönemdeki ismi, Talaura-Karama dır. Sivas İli’nin en eski isimlerinden birisidir. Sivas’ın kuzeyine, bir saat mesafede, yüksek platoyu derinliğine kesen Tavra deresinde dev bir yapının duvarları gibi görünen kayalara bir dizi yüksek hücreler kazılmıştır. Bunlar antik çağlara ait tarihi kalıntılardır ve Sivas şehrinin ilk kurulduğu yerin tarih öncesi çağlardan günümüze ulaşmış kalıntılarıdır. Tavra veya Sivas ilinin bilinen en eski isimlerinden birisi olan “Talaura/Talavra” adı “Tarhuili-, Tarhaula, Tal-Kara-ma-URU” isimleriyle yakından ilgili olmalıdır. [17]

Hititler’de kutsanan ve Hitit ülkesinin hemen hemen her yerinde bilinen Fırtına Tanrısı TARU’nun adı olan bu kelime İvriz kabartmalarında da “boluk ve bereket tanrısı” olarak betimlenmektedir. Kültepe metinlerinde özellikle de şahıs adlarında –ala, -ili, -ula- gibi sona eren adlar örneğin Şiunala, Tarhuala gibi adlar, yerleşim yerlerine isim olarak verilmiştir. Çünkü; “Tar-ah-hu-u-ua-as” cümlesi “yüksek yer, yüksek makam, kralın sarayının bulunduğu yer” anlamlarına gelmektedir.”Ar-h(a-li-e) ise, “memleket” anlamındadır. “Tar-h(a-li-e)” kelimesi de “Kralın sarayının bulunduğu yüksek yer” anlamındadır. “Tarhuili-”, kudretli, kuvvetli anlamına gelmektedir. Tanrı adı olan “Tarhu” veya “Taruh” ismi, “yenmek” anlamına gelen “tarhu” veya “tarh” kelimelerinden türetilmiştir. Tarih öncesi çağlarda Sivas şehrinin ismi olarak belirtilen “Talaura” adı yukarıda belirtilen “Tar-h(a-li-e)” kelimesiyle aynı kökten gelmektedir ve aynı anlamı taşımaktadır. O halde Sivas şehrinin bir ismi olan Talaura adı “Kralın sarayının bulunduğu yüksek yer veya şehir anlamına gelmektedir.
Sivas İli’nin bilinen en eski isimlerinden birisi de Talaura-Karama’dır. Talaura; Kralın sarayının bulunduğu yüksek yer veya şehir anlamına gelmektedir. Talaura-Karama veya Talkarama’nın asli Hititçe’de, TEL-KUR-URU-UGU-MA’dır. Tel/Tal(yüksek), KUR(memleket), Uru(şehir), “ma” ise Prolohititçe de bir ektir. “Auri-İas-İssa” Hititçe’deki “Auri” kelimesi, “Au-“ (bakmak) fiilinden türetilmiştir. “Auri-“, sınıra yakın gözetleme yeri, veya garnizon “Auri-İas-İssa” (Gözetleme yeri) olarak kullanılan yer veya yüksek yer anlamına gelmektedir. [18]

“Auri-“ yi “kale, müstahkem kale veya mevki anlamındadır. “Auri-iala”, müstahkem mevki, askeri anlamındadır. Yani “Yüksek Ülke, Yüksek Şehir” anlamına gelen bu bu isim, Hititçe’de “-ma” ekiyle türetilmiş bir şehir adıdır. TİLİMRA: “-URA” ekiyle türetilmiş Proto-Hititçe bir kelimedir ve bir şehir ismidir. Tilimra şehir adı “TİLİ-UR (A)-UMAN” şahıs adı veya köküyle aynı olmalıdır. [19] Şu halde Forrer, “Tiliura” şehir adını, “Til-li-Ura” şeklinde tahlil etmekte, kelimedeki “Lİ”nin Proto-Hititçe’de çoğul eki olan “Le”den kısaltma olduğunu ve “Ti’nin ise, bir ön ek olacağını söylemektedir. Etilerde kral olan TELEPİNU ismini de göz önünde bulundurulursa, yapılan bu tahlil herhalde aynı olmalıdır. Tilimra Şehri “Tili-Uraş” ve “Tili-um-ra”şehirleriyle aynı olduğu ve Kuşşar ve (Kayseri) Şehri ve Şamuha’dan daha doğuda olduğu tahmin edilmektedir. Sivas şehrinin ProtoHititler dönemindeki ismi, Talaura-Karama dır.
Hitit imparatorluk döneminde kral adları eski devlet zamanında başa geçenlere göre daha çok Hititli’dir. Bunlara örnek olarak Şuppilulima/Suppilulima ismi gösterilebilir. Bu adı Şuppi- “saf”, temiz” , (luli-), “kaynak” ve ethnikon eki olan “-uma” biçiminde analiz ederek “saf kaynak-lı” olarak anlamlandırmak olasıdır. [20] Hattu-şa-lı anlamına gelen Hattuşuli de yine bunlardan birisidir. Hitit krallarından Hititçe adlar yanında ikinci bir Hurrice ad daha taşımaktaydılar. Şuppi/Suppi kelimesi ile “ias-issa” ekleriyle birleştiğinde “Suppi-ias/Suppi-issa= Suppias/Suppissa= Sipas/Sipaş “saf kaynaklı yer “ anlamına gelmektedir. Aynı zamanda Farsça’da da yer alan “Sipas” kelimesi; “Şükür” anlamına gelmektedir. Sipar-dâr=Şükretme, Sipâsdârlık: Şükretmek manasınadır. [21]

Sivas bölgesinde M.Ö.2000 yıllarında yerleşen Hitit Kavmi “Sibasip” veya “Sebasiyet” adlı kavminin bu isminden dolayı sivas şehrine Sibasip veya Seebasiyet adı verildiği daha sonraki dönemde Rumlar şehre Sebasteia adını vermişlerdir. [22]

Sivas şehrinin ismi, bir çok araştırmacıya göre; “Sipas” kelimesinden gelmektedir. Sipas: Şükür, Sipardâr: Şükretmek, Sipâsdârlık: Şükretmek anlamlarına gelir.

Sivas şehrinin ilk kurulduğu dönemlerde, bugünkü şehir merkezinin bulunduğu yerde, büyük çınar ağaçlarının altında, “üç adet su gözesi” (kaynağı) bulunmaktaydı. Bu gözelerden bir tanesi "Allah'a hamd ve şükür etmeyi, ikincisi "Ana-baba’ya saygı"yı, üçüncüsü de "küçüklere sevgi"yi temsil ediyordu. Bölgede yaşayan insanlar, zamanla bu özelliklerini, erdem ve faziletleri koruyamayıp yitirince, bu üç su gözesi de kurur, şehrin isminin de "üç göz" anlamına gelen "Sipas" tan kaynaklandığı ve zamanla bugünkü kullandığı biçim olan "Sivas"a dönüştüğü ileri sürülmektedir. Sipas kelimesi zamanla halk dilinde değişerek Sivas olmuştur. Sipaş ismi, “şükran, minnet ve şefkat anlamlarına gelmektedir

Anadoluda Kaneş, Kültepe gibi yerlerde bulunan Asurca metinlerde geçen Anadolulu şahıs adlarındaki “ala, ili, ula” biçimindeki takıların Hattice “al, il, ul”eklerinin Hitit diline uygulanmış şeklidir. Hititçede İspant=gece, İspatula=otel, gece kalınacak yer. İshiul=Anlaşma demektir. Anitta metninde geçen “Şiuşummi”, yani “bizim tanrımız” anlamına gelen sözcük yani “Şiu” kelimesi, Kaniş’teki bir tanrının adıdır. Kapadokya Tabletlerinde, Anitta metni olarak bilinen belgelerin birinde “.....Bir zaman önce Zalpa Kralı Uhna tanrımız Şiu (Yani onun yontusunu) Neşa’dan Zalpa’ya kaçırmıştı. Fakat ben, Büyük Kral Anitta, bizim Tanrımız Şiu’yu, Zalpa’dan Neşa’ya geri getirdim. Zalpa Kralı Huzziya’yı ise canlı olarak Neşa’ya getirdim. Hattuşa kenti açlıktan kırılınca tanrım Şiu, onu taht tanrıçası Halmaşuit’e teslim etti; ve ben bir gecede onu güçle aldım ve kentin yerine yabani otlar ektin. Bundan sonra kim kral olur da Hattuşa’yı yeniden iskan ederse, o, gökyüzünün fırtına tanrısının lanetine uğrasın...” Bundan sonra Anitta, Neşa kentini sağlamlaştırdığını orada tanrısı Şiu, gökyüzünün fırtına tanrısı ve taht tanrıçası Halmaşuit için tapınaklar yaptırdığını, seferlerinden elde ettiği ganimet ile bunları donattığını, ayrıca arslanlar, yaban domuzları, Leoparlar ve dağ keçileri gibi 120 vahşi hayvan getirerek, bir hayvanat bahçesi kurdurduğunu anlatmaktadır. [23]
Kültepe metinlerinde özellikle de şahıs adlarında –ala-, -ili-, -ula- gibi sona eren adlar örneğin Şiuanala, Tarhuala gibi. Şiu, bir Hitit tanrısı adıdır. “Şiu”, kelime olarak “ışıldamak, parlamak” anlamına geldiği gibi, tanrı anlamında da kullanılmıştır. Şiuşşu ya da Şiuaşşa ismi de, Malli-aşşa, Haggamişşa, Şarişşa [24] şehir adları gibi; “-aşşa-uşşa” eki ile meydana gelmiş Hattice bir isimdir. “Şiu-uşşa” kelimesinin Hititler döneminde kutsanan “Şiu”(tanrı anlamındadır) ile bir ilişkisinin olduğunu gösterir. Altınyayla ilçesi içinde ve Ulaş ilçesine 25, Sivas iline 60 km. uzaklıktaki yeni keşfedilen ve halen kazı yapılan Hitit şehri olan Şarişşa [25] şehir adı ile Şiuşşu veya Şiaşşa şehir adları hem yapı bakımından hem de fonetik açıdan birbirine uyuşmaktadırlar.
Hitit kaynaklarına ve Hitit dil yapı özelliklerine dayanan tahminlere göre,”Şiuşşu” veya “Şiuaşşa/Şiaşşa”, “Tanrının şehri” anlamına gelmektedir. Sivas şehri isminin, Romalılar dönemindeki bir isminin de “Dio-polis” yani “Tanrı şehri” anlamında olduğu göz önüne alınacak olursa; “Sivas” isminin “Şiu-uşşu” (Şiuşşu) kelimesinden türetilmiş olması da kuvvetli bir ihtimal olarak ortaya çıkmış olmaktadır.

Anadolu'daki Pers egemenliğinden sonra kurulan şehir devletlerinin zamanla Roma İmparatorluğuna bağlanması sonucu, önemli yol kavşağı üzerinde bulunan şimdiki şehir merkezinin iskan edildiği ve “Sebasteia” adını aldığı görülmekte veya ilin isminin Roma İmparatoru Aguste tarafından şehre Yunanca’da şehir manasına gelen "Sebasteia" adının verildiği ve yine Selçuklular zamanında “üç değirmen” anlamına gelen "Sebast" kelimesinden geldiği rivayet edilmektedir.

Sivas şehri, M.Ö. X. asırda Asur himayesinde bulunan Amasya'daki Pontus valilerine bağlı bir şehir iken, M.Ö. 547 tarihinde Pers Kralı Kyros'un Lidya Kralı Kroisos'u Kızılırmak kenarında yenmesi ile iki asra yakın bir süre için Pers topraklarına katılmış oldu.5 Kyros'un Sivas'ı aldıktan sonra yine Pontus valilerinin yönetimi altında bıraktığı görülüyor. 6 Sivas, bu süre içinde, bir ara Kapadokya krallarının yönetimine geçmişse de tekrar vasal Pontuslular tarafından geri alınmıştır.

Sivas bölgesi de onun topraklarına katıldı. Yunanlılar'ın Kapadokya'nın Doğu Karadeniz tarafındaki bu kısınma verdikleri "Pontus" adı ise Yunanca'da kelime anlamı itibariyle"deniz", coğrafi terim olarak "deniz kenanna yakın ülke" anlamına gelmekte idi. Kapadokya adı ise, Ahamanişler (Iran/Pers) devrinde batıda Kızılırmak'dan doğuda Fırat'a, güneyde Toroslar'dan kuzeyde Karadeniz'e kadar uzayan geniş bölgeye verilen ad idi. Bu ad coğrafi birlikten ziyade mülki ve idari bir bölgeyi ifade etmekteydi. Kraldan sonra Pön krallığına sırasıyla I. Mitndat (Mühürdad), II. Barzan, II., III., IV. ve V.Mitridat, II. Farnak, VI., VII. Mitridat ve III. Farnak hüküm sürdü. Makedonyalı İskender'in istilası esnasında Pontus hükümdarı olan II. Mitridat istiklalini kaybetti. Daha sonra krallıktekrar istiklalim kazandı. III. Farnak'ın, Rum saldırılarına karşı direnememesi sonucunda Pontus Krallığı, hicretten önce 669 (M.Ö.27)'de yıkıldı. Pont krallanndan VI. Mitridat, Kapadokya'nın tümünü ele geçirmek için büyük mücadelelere girişti.

Milattan önce 1. Yüzyılda Romalı komutan ve devlet adamı Pompeius'un Sebasteia'ya Diospolis adını verdiği biliniyor. Sivas yöresi ise, kimi Antik Çağ yazarlarınca Pontus Polemoniakus, kimilerine göre de Kapadokya sınırları içinde kabul edilmekteydi.

Romalılardan önce Sivas'ın bulunduğu yerde "Kabîra" adında bir kale mevcut iken, daha sonra aynı isimle anılan bir şehir kurulmuştur. Yeni kurulan bu şehri zabteden Roma komutanı “Tanrı şehri” anlamına gelen “Diapolis” adını vermişti. Tarihi bir rivayete göre Pont kralı Palemon'un dul zevcesi bu şehri Roma imparatoru Augustos'un şerefine imar ederek "Sebasteia" adını vermiştir. Bizans tarihçisi Ostrogorsky ve Ermeni Tarihçi Urfalı Matheiu ise, "Sebasteia" olarak anılır.

Bazı araştırmacılara göre Sivas, ismini Komana şehrindeki “Kibele” adlı bir mabedden alır. İlk defa konulan Kebires adı, Pontus Kralı Mithridates'ı yenen Roma Komutanı Pompei tarafından Diyospolis'e çevrilmiştir. [26] Diospolis, “Tanrı şehri” anlamına gelmektedir.

Sivas’ta, pek eski zamanlarda “Kabira” nâmıyla ünlü ve “Menkarnak” ismindeki ilâheye mahsus bir tapınak bulunuyordu. Ancak şehir o dönemde, şimdiki Sivas'ın 8 kilometre kadar uzağında bulunanve Kızıl Gavraz köyünün yerinde idi. Sivas'ın ismi Roma himâyesinde bulunan Theodosius adı hâkim tarafından Kayser Augustus'un namına nispetle tesmiye eylediği “Sebasia” isminden gelmektedir. Bu isim Augustus'un Rumca karşılığıdır. Bizans İmparatorlarından Justinianus Şehrin kalesiyle surlarını inşa ve tamir etmiştir.
Sebaste (Sivas) diğer adıyla Cabira, Pontus Krallığının ikinci önemli kenti idi. Eskiden Cabira denilişinin nedeni bölgeye karakterini veren tapınış şeklindendir. Sivas, güneyden Karabel (Ulaş-Tecer) kuzeyden Çamlıbel ile bölünmüş olan bir alanın tam ortasında yer alır. Apian’a göre: Mithridate, bir de kale yaptırdığı kenti kışlık olarak kullanıyordu. Lucullus, Amius’tan Murena’ya gitmeden önce Cabira’ya saldırdı. Mithridate’ı hezimete uğrattı. Lucullus kente girdi ve pek çok hazine ele geçirdi. Cabira ismini Sebaste olarak değiştirdi. Daha sonra, Pliny o ismi Sevaste diye yazacak ve o tarihten sonra bu isim pek az değişikliğe uğrayacaktır. Bizans döneminde Sivas, Kilise’nin dinsel merkezlerinden biriydi. (9)

Roma¬lılarla Pontus kiralı Mithradat'in muharebeleri dolayısıyle Pontusü Bithynia'ya bağlıyan yol muvakkat bir ehemmiyet kesbetmiştir. idari olarak Pontus Kapadokyasi'nın esas Kapadokya île bazen birleşip bazen de ayrılması idi ."Pön" kelımesinin anlamı hakkında bilgi veren bazı kayıtlara göre, bölgede daha önce bulunan Türk asıllı kavimler tarafından Sivas ve çevresine "Hun, Huniye" adı verilmişti. Hun milletine işaret eden bu kelime. Yunanlılar (Rumlar) tarafından değiş tirilerek "Pön" adı ile kullanılmaya başlandı. Pontus adı da bu kelimeden üretildi. Trabzon ve çevresinde hüküm sürmüş olan Pontus Devleti adını bu kelimeden aldı. Bu devlet, en geniş sınırlarına ulaştığı imparatorlukları Trapezus ve Pharnakia'ya kadar uzanmıştı.

Sebaste (Sivas) diğer adıyla Cabira, Pontus Krallığının ikinci önemli kenti idi. Eskiden Cabira denilişinin nedeni bölgeye karakterini veren tapınış şeklindendir. Sivas, güneyden Karabel (Ulaş-Tecer) kuzeyden Çamlıbel ile bölünmüş olan bir alanın tam ortasında yer alır. Apian’a göre: Mithridate, bir de kale yaptırdığı kenti kışlık olarak kullanıyordu. Lucullus, Amius’tan Murena’ya gitmeden önce Cabira’ya saldırdı. Mithridate’ı hezimete uğrattı. Lucullus kente girdi ve pek çok hazine ele geçirdi. Cabira ismini Sebaste olarak değiştirdi. Daha sonra, Pliny o ismi Sevaste diye yazacak ve o tarihten sonra bu isim pek az değişikliğe uğrayacaktır. Bizans döneminde Sivas, Kilise’nin dinsel merkezlerinden biriydi. (9)

Bizanslıların zamanında Sebasteia bir vilayet, VIII. Yüzyıldan itibaren bir thema merkezi olduğu gibi Kapadokya’da kurulan üç metropolidlikten birinin de merkezi idi. Sivas’ın ilk kalesi-Kabeira’nın Sivas olduğu kabul edilirse- Kabeira’dır. Niksar’ın eski adının Kabira olduğu bazı tarihçilerce kabul edildiğinden, biz bu konuda kesin bir yargıya varamamaktayız. (18.) Şimdiki Sivas şehrinin eski Sebasteia’ın yerini koruduğu sanılmaktadır. Asıl Sebasteia’ın, Sivas’ın üç saat doğusunda, Kızılırmak civarında, Boğaz köprüsünün öte tarafındaki (Goraz) köyü civarında olduğu söyleniyorsa da orada Bizans eserleri kalıntısından başka bir şey görülmemektedir. Yeni araştırmaların sonuçlarına bakarak Sebasteia’ı. Şimdiki Sivas’ın yeri olarak kabul etmek gerekmektedir. (14.) Sebaste diğer adıyla Cabira, Pontus Krallığının ikinci önemli kenti idi. Eskiden Cabira denilişinin nedeni bölgeye karakterini veren tapınış şeklindendir. Sivas, güneyden Karabel (Ulaş-Tecer) kuzeyden Çamlıbel ile bölünmüş olan bir alanın tam ortasında yer alır. Apian’a göre: Mithridate, bir de kale yaptırdığı kenti kışlık olarak kullanıyordu. Lucullus, Amius’tan Murena’ya gitmeden önce Cabira’ya saldırdı. Mithridate’ı hezimete uğrattı. Lucullus kente girdi ve pek çok hazine ele geçirdi. Cabira ismini Sebaste olarak değiştirdi. Daha sonra, Pliny o ismi Sevaste diye yazacak ve o tarihten sonra bu isim pek az değişikliğe uğrayacaktır. Bizans döneminde Asivas, Kilise’nin dinsel merkezlerinden biriydi. Bazı eserlere göre Romalılar’dan önce Sivas’ın bulunduğu yerde Kabeira adında bir kale bulunuyorken, daha sonraları aynı adı taşıyan bir şehir meydana gelmeye başlamış, VI. Mithridates bir saray yaparak burayı onurlandırmış, Pompeius da Mithridates’i yenilgiye uğratıp bu yörede Roma eğemenliğini kesin bir biçimde kurduktan sonra şehre Diopolis veya Diospolis (Tanrı Şehri) adını vermiştir.

Sivas şehri, Roma eğemenliğine girdikten sonra ”tanrı şehri” anlamına gelen “Diopolis veya Diospolis (Tanrı şehri)” ismini almıştır. Roma İmparatorluğunun Selevkoslar hanedanı (M.Ö: 312-64) Hükümdarlarından olan I. Antiokhos (M. Ö: 292-280) dan sonra tahta II. Antiokhos geçmiştir. II. Antiokhos (M. Ö: 261-247), amcasının kızı Loadike ile 253 yılında boşandıktan sonra aynı yıl içinde Mısır Kralı II. Pledemaios’un kızı Berenike ile evlenmiş ve “Theos” (tanrı) ünvanını almıştır. Sivas şehrinin Theos (tanrı)+Polis (şehir)= “Tanrı şehri” ünvanıyla anılması büyük ihtimalle bu döneme ait olmalıdır.
Sivas, Roma Komutanı Pompeus (arafından şehir yapışı içinde M.Ö. 63 yılında Megalopolis adı ile kurulmuştu.1 Galatia Eyaleti'nin Kapadokya yönündeki sınır şehri olan bu Megalopofis'e daha sonra Colopene ve Cominese bölgeleri de eklenmişti. Commana eskiden Polemoniakos denilen Pontos’dan alındı. İkinci Armenia denilen ikinci bölgeye Sebesteia şehri de dahil edildi. Başka şehirler bunu takip etti. Zella (Hellenopontus’dan alındı. Ve bir de Berisa, Armenia Tertia (Üçüncü Armenia) ikinci Armenia’nın eşi idi. Armenia Quarte (Dördüncü Armenia), Tzophanene, balabitene bölgelerini ve muhtelif kabileleleri ihtiva ediyordu. Martyropolis şehri ile Khatharizaon kalesi de buna dahildir. [27]
Sivas, Roma Komutanı Pompeus (arafından şehir yapısı içinde M.Ö. 63 yılında Megalopolis adı ile kurulmuştu.1 Galatia Eyaleti'nin Kapadokya yönündeki sınır şehri olan bu Megalopofis'e daha sonra Colopene ve Cominese bölgeleri de eklenmişti. Antoinus zamanında Galat Tetrart soyundan gelen Ateporix adlı krala bırakılan Megalopolis"in M.S.64 yılında Sebasteia adıyla Galatia Eyaleti şehirleri arasında yer alıncaya kadar şehir yapısında nasıl bir değişikliğe uğradığı tam belirlenememektedir.2Roma Kralı Augustus(M.Ö.43-MS.14), Pontus ve Ermenia bölgelerini' ilk defa ele geçirdiğinde Pontus bölgesinin Pontus Kralı Polemo'nun elinde kalmasına izin verdi. Armenia bölgesini ise doğrudan Roma hakimiyeti altına aldı. Bu devirde Sivas, Ponlfuların elinde kaldı. Sivas hakimi Pontus Kralı Polemo'dan(öl.M.Ö. 14) sonra hanımı Pontus Kraliçesi Pythodoris, onun yerine geçti ve Archelaus ile evlenip Sivas'ı yönetmeye devam etti. Sivas, bundan sonra Roma hakimiyetine geçti.3 Miladın başlangıcı zamanına ait Sivas'ta ele geçen sikkelerden Sivas'ın bu tarihlerde Roma idaresine geçtiği anlaşılıyor.4 Octavianus, Augustus (Ulu) adını aldı. Polemon Miladi takvimin ilk yıllarında Rusya'yı ziyaret ettiği sırada öldü. Bundan sonra krallığı, Amasya ile Yukarı Kızılırmak taraflarının Galatya'ya bağlanmasıyla büyük ölçüde küçülmüştü. Ancak geri kalan Karadenzi kıyıları ile Lykos (Kelkit) vadisini, anlaşıldığı kadarıyla çok yetenekli bir kadın olan karısı Pythodoris, yönetmeyi sürdürdü. Onun başkenti Lykos kıyısındaki Kabeira (Niksar) idi. Pythodoris, Augustus onuruna adını Sebaste (Augusta'nın Yunancası) olarak değiştirdiği bu kentte en büyük oğlunun yardımıyla küçük krallığını yönetti. Sebesteia, eski Yunancada Augustus şehri demektir. I Ocak M. Ö. 27 de Agrippa ile yedinci defa consullüğe seçilen ve bu görevi her yıl aralıksız M.Ö. 23'e kadar devam eden Octavianus, aynı ayın 13 ünde meslekdaşı ile birlikte bütün yetkilerini Senato ve halka bıraktıklarını ve artık özel yaşantılarına dönmek istediklerini bildirdiler. Ancak, Octavianus'un bu hareketi Senato'yu çok duygulandırmıştı; kendisine duydukları şükranı ifade etmek üzere üç gün sonra ona “kutsal” anlamına gelen “Augustus”, Grekçe “Sebastos” adını verdiler. Ayrıca, Sivas'a yakın Sulusaray'a Bizans devrinde Sebastopolis adı verilmesi, bu ismin Anadolu'da birbirine yakın şehirler için yaygın olarak kullanıldığını göstermesi bakımından önemlidir. [28] Aynı isimlendirmeyi Niksar şehrinde de görüyoruz. Niksar, ilk önce Sebaste diye anılırken daha sonra Neocaesarea ve en son olarak da Niksar adını almıştır. Sebasteia adında başka şehirlere Anadolu'da Silifke yakınında Ayaş Sebaste'sinde rastlandığı gibi Suriye'de Nablus Sebastia'sında da rastlanır. [29] Ankara iline Sebaste ismi verilmiş ise de tutulmamıştır. [30]

Sivas adının “üç su gözesi” veya “üç değirmen” anlamına gelen “se as” kelimesinden türemiş olduğu da rivayetler arasındadır.
İkinci görüşe göre, Sivas ismi, Sis adından geliyor. Sebasteia, Küçük Ermenistan'ın başşehri Sis'in eski ismi ile birlikte kullanılıyordu. I. Leon'un kurduğu modern Sis şehri, Grekçe ismini korudu ve Roma devrinde Massis, Messis veya Massissa diye adlandırıldı. Mes-sis adı, Mopsuestia'nın kısaltılması ile oluşmuş ve Bizans devrinde Sebastos halini almıştır. [31]
Bunlardan üçünde CEBACTH okunmaktadır. Diğerlerinde ise birinde EBATHNQ, öbüründe MHT ve CEBACTHMHTPOnA yazılı¬dır. Sestini, bu ilk üç sikkeden ikisinin Galatia'dan gelmiş olduğunu söylüyor. Chaudoir ise, sikkelerin kaffesinin Sebaste'ye (şimdiki Sivas'a) ait olduğunu kabul etmiş¬tir. Sivas'ın eski adı Sepao??tT olmayıp Sepaorela idi ve Paphiagonia'da bulunmuyordu. Ya Sestini, son sikkeyi yanlış okumuştur ve kaffesi Galatia'daki Sebaste'ye (Ankyra'ya) aittir; ve yahut Phrygia'daki Sebaste'ye aittir. Veyahut, başka bir ihtimalle, meçhul bir Sebaste'nin Paphiagonia'da bulunmuş olması gerekir. [32]
Sivas şehri, Pont Kraliçesi Pythodoris'ten sonra Roma Kralı Augustus tarafından kurulan Roma hakimiyeti devrinde M.S. 64 yılında Galatla Eyaleti'ne bağlandı ve Sebasteia adıyla yeni baştan kuruldu.5 Sivas, Roma imparatorluk Dönemi'nin başlarında Sebasteia adıyla anılmaktaydı. Bu ad, bir rivayetlere göre, Pontos Kralı Polemonos'un karışı Pitodoris'ce verilmiş ve Roma imparatoru Augustus'a ithaf edilmiştir. Sebastos, Augustus'un ünvanlarından biridir. Pompeius tarafından bir şehir haline getirilen ve Diospolis olarak adlandırılan Kabeira'ya gelince, Pythodoris sonradan burayı imar ederek ismini Sebaste olarak değiştirmiştir. [33]

Romalılar, Pont krallığını egemenlikleri altına aldıkları zaman, şehrin yönetimini Pont Krallığında bırakmışlardı. "Sebast" ismi, Pontus Kralı Polemon'un karısı Pitodoris, kocasının ölümünden sonra Roma İmparatorluğu himayesine girip, çağdaşı Roma kralı Ogüst'ün ismine nisbetle; Roma Kralı Augustus'un sevgisini kazanmak ve ona bir şük¬ran ve sadakat ifadesi olmak üzere Yunanca'da “Ogüst şehri anlamına gelen Augusta" adını” kelimesinin sıfatı Sebast olarak “Sebasteia” adını koymuştur.1 Sebast ismi, zamanla "Sivas"a dönüşmüştür. Dolayısıyla Sivas şehrine Romalılar devrinde Sebasteia deniliyordu.2 Bu isim, Sivas için Roma komutanı Pompei tarafından da kullanılmış ve büyük bir şejhir olması nedeniyle “Sebasteia Megalopolis” denmiştir.3

Sivas ve havalisi Taberi ve İbnü’l Kesir’e göre; Abdulvehhab Gazi ve arkadaşları Hicri: 113/Miladi: 731 yılında burada şehit düşmüşlerdi. Halk arasında anlatılan rivayetlerde Abdülvehhab Gazi, Sivas’ta şehid olmuştur. VIII. yüzyılda yaşamıştır. Asıl adı Abdülvehhab bin Buht-üs-Sünevî’dir. Arap asıllı bir mücahiddir. Peygamberimizin sancaktarı ve Battal Gazi’nin silah arkadaşıdır. Ahmet Turan Gazi ile birlikte şehit olduğu, akarsuyun cesedini şimdiki mevkie getirdiği, bir rüya sonrası yerinin tespit edildiği anlatılır. Türbesi Yukarıtekke mevkiindedir. Sivas’tan başka İznik, Elazığ’ın Kale köyü, Bayburt, Akşehir gibi beldelerde kabir veya makamları vardır.

Danişmend-name’ye göre bu dönemde; Kızılırmak’ın ismi Alis’dir. Türkler, uzun bir müddet Kızıl-ırmak adını vermeden önce bu nehri eski ismiyle (Alis) anıyorlardı. Çünkü Hitit dili ile Türkler’in kullanmış oldukları dildeki bazı kurallar örneğin her ikisinin de sondan ek alması gibi, birbirlerine benzerlik içinde idi. Bu dönemde, Kızıl-ırmak için Alis adı, Harşana (Amasya), Harsanusiye (harşiana), Sanusiye (Sunisa), Muşalim, Şarişşa’yı (Altınyayla ilçesi içinde ve Ulaş ilçesine 25 km. uzaklıktaki yeni keşfedilen ve halen kazı yapılan Hitit şehri) gibi nehir ve şehir (veya bölge) adları Türklerin Anadolu’ya geldiklerinde karşılaştıkları isimler olması oldukça dikkat çekicidir. I. Keykavus’un bir Hristiyan emirine ait olup, Kayseri mahkemesinde tanzim edilen bir vakfıyede ve vezir Fahreddin Ali’nin Sivas Vakfıyesinde de bu nehir kadim “Alis” adıyla geçmektedir.
XIII-XIV. Asır vakayı-namelerinde ve vesikalarında bu ırmağa Sivas suyu (Ab-ı Sivas) denilir. Kızıl-ırmak adı Dulkadir Oğlullarına ait vakfıyelerde geçer. Tarih öncesi çağlardan beri Maraşşantiyaş, Hulaş, Huliaş, Halys, Balys, Balis, Baliş gibi isimler alan bu ırmağa, “Kızılırmak” ismini Göçebe Türkmenlerin verdiği anlaşılmaktadır. Türkler’in “yastuk” adı verdikleri “Baliş” basılmamış yastık biçiminde altun ve gümüş külçelere deniliyordu. İranlılar, Moğollar’dan önce bu “Baliş” para ölçüsünü bilmiyor ve onlar zamanında Türkçe “yastuk” olan bu kelime ile tercüme edilerek kullanılıyordu.

Al: Kırmızı, “al çuha, al yanak, Al at, allı pullu” gibi. Al(i): Yüce, “Al-i Osman=Yüce Osmanlı gibi. A’lül ala: Pek yüksek, pek yüce anlamında. İş: İnsanın çalışarak yaptığı şeye iş adı verilir. Ancak “iş” kelimesinin bundan başka anlamları da vardır. Eski Türkçe’de iş, “su” demektir. İşeme=İşemek fiili, işe-mek=su dökmek, su dökülmek, işet-mek=su döktürmek demektir. İsik/İşik=Çukurlu, çukurluk, engebelik; “Issık göl”, çukur göl anlamındadır. İbn-i Fadlan X. Yüzyılda Barshan Türklerinin Isık Gölü kutsadıklarını belirtmektedir. İrtiş ırmağı, Kimmer ve Kıpçak Türklerince kutsal bilinmekte ve saygı görmekteydi. Al=Kırmızı, İş=Su anlamlarına gelir. Al-iş=Kızılırmak manasına da kullanılmış olması muhtemeldir. Zara ilçesi yakınlarında bulunan Kösedağ’ın eski adı “Alakuh” idi. “ala” eski Türkçede “kırmızı” , “kuh” veya “kah” ise yine Eski Türkçe’de “yüksek yer, dağ” anlamına gelmektedir. (Sivas Şehri, Ridvan Nafız, İ.Hakkı, ayfa: 63.) Sivas şehrinin Selçuklu kaynaklarında geçen lakabı "el-Mahrusa"dır. Bu kayda ibn-i Bibî'de ve Mirsadü'l-İbad'da rastlanıyor. "Mahrusa", Sinop Kitabeleri'nde iskan yerinin korunmuş, güvenlikli olduğunu bildiren bir ifade olarak geçer. Bu bilgilerden Osmanlı Devleti'nde büyük şehirler için kullanılan mahrusa deyiminin Selçuklu devrinde Sivas için de kullanıldığı görülüyor. Selçuklular devrinde Sivas'ın ünvanı “Daru'l-ala"dır. Sivas için Konya ve Kayseri için kullanılan "darü'l-mülk" unvanı yerine sadece yücelik beldesi manasına "daru'l-a'la" ünvanına sahip olması, sultanların uzun süre Sivas'ta otursalar bile gerçekte devlet merkezini Konya kabul etmelerinden kaynaklandığı düşünülebilir. Sivas Vilayeti için Selçukluların son devrinden itibaren idarî bakımdan tekrar kullanılmaya başlanan “Danişmendiye Vilayeti” ismi, başlangıçta Tokat ile Sivas arasında bir yerleşim bölgesinin adı iken XIV. yüzyıldan itibaren Sivas yöresi için kullanılmaya başlanıldı. Nitekim, XIV. yüzyılın ilk dönemine ait kaynaklarda Müsâmeratü’l-Ahbar, Anonim Selçuknâme gibi eserlerde Sivas bölgesi, Danimendiye bölgesi olarak gösterilirken XIV.yüzyıl coğrafyacılarından Ebü'l-Fida ve Kazvinî gibi müelliflerin eserlerinde Rum mülküne bağlı bir şehir olarak gösterilmektedir.

Bu farklılık, İlhanlılar zamanında bütün Anadolu'nun tek bir isimle "Mülk-i Rum" diye adlandırılmasından ileri geldiği tahmin edilebilir. Çurmağun Noyan'ın 1232 tarihindeki Anadolu'ya yaptığı ilk Moğol seferinden itibaren Anadolu, Moğol Devleti'ne bağlı "İl" yani vilayet durumuna inmiştir. işte bu yeni ilin ismi de "Rum Valiliği"dir.

Kadı Burhaneddin devrinde Danişmendiye bölgesinde Selçuklu dönemi idarî yapılanmasına geri dönülmüştür. Bu idarî yapılanma içinde Sivas şehri, Amasya Emiri Hacı Şad Geldi'nin ifadesi ile Rum ülkesinin darü'l-mülkü, yani başkenti statüsünü taşıyordu. Kadı Burhaneddin zamanında Sivas şehrinin unvanı "Darü'l-İkbal" idi. [34]

Bu sırada Sivas'ın Selçuklular için Konya şehrinin gördüğü işi gördüğü söylenebilir. Bölgeye Osmanlılar hakim olduktan sonra Rum Eyaleti'nin çekirdeği olan Sivas, Tokat, Amasya mıntıkaları, coğrafî ıstılah olarak "iklim-i Rum"un bu tarihlerde Anadolu'yu ifade etmesinden dolayı ayrı bir ifade ile "Rumiye-yi Suğra" diye adlandırıldı. Bu kuruluş devrinde Sivas Vilayeti, Osmanlıların şark hudut vilayet statüsü taşımıştır. Osmanlı Devleti devrinde Rum Eyaleti, Sivas'taki beylerbeyler merkezine bağlı olarak Sivas (Paşa Sancağı), Amasya, Çorum, Bozok, Divriği, Canik ve Arapgir sancaklarından oluşuyordu. [35]
Tarihi kaynaklarda kayseri (Darül mülk), Niğde (Darül pehlivaniyye), Erzincan (Darün nasr) “yardıma mazhar şehir”, Amasya (Darül İzz) İzzet ve şeref şehri, Tokat (Darün nusret), Ankara (Darül Hısn) müstahkem belde, Aksaray (Darüz zafer/Darür ribat/ Darül cihat), Bayburt ( Darül celal) ululuk şehri, anlamına gelmektedir. Arapça Nehrul ahmer (Kızılırmak), Nehrul azrak (Göksu), nehrul esved (Kara su), anlamına gelmektedir. Selçuklular Sivas bölgesine yerleştikten sonra bu bölgeye “Danişmend ili” adını vermişlerdir. Sivas bölgesi, Danişmendli idarî yapısından Osmanlı Devleti idarî yapısına uzanan Türk hakimiyeti devrinde aynı şekilde "Rum bölgesi", "Vilayet-i Rum" ve "Danişmend ili" gibi adlarla anılmıştır. [36]

Sultan Alaaddin Ertana zamanında Sivas şehrinin ismi, “Yücelik Beldesi” anlamına gelen “Darül âlâ idi. Sivas ili ile ilgili bir çok tarihi hadise Kadı Burhaneddin Ahmed tarafından Aziz b. Erdeşir-i Esterabadi’ye yazdırılan “Eğlence ve Savaş” anlamına gelen “Bezm-ü rezm” adlı eserinden kayıtlıdır.

Sivas şehri, Selçuklulardan önceki devirde ilkçağda kurulmuş olduğundan Sivas şehrinin adı da tarih boyunca değişikliklere uğrayarak Selçuklular devrindeki kaynaklarda Sîvas şeklinde son biçimini almıştır Bu isim, günümüzde ise Sıvas ya da Sivas şeklinde kullanılıyor.

Selçuklular zamanında Arapça ve Farsça dili yoğun olarak kullanılmış olduğu için bu dönemde şehir ve bölge isimleri bu dillere göre verilmiştir. Örneğin; Selçuklular zamanında Sivas şehrinin ismi Dar’ül Ala (Yücelik şehri) idi. Kayseri (Darül mülk), Niğde (Darül Pehlivaniyye), Erzincan (Darün-Nasr) yardıma mazhar şehir, Amasya (Darul İzz, İzzet ve Şeref Şehri), Tokat (Durannusret), Ankara (Darul Hısn) yani müstahkem belde, Aksaray (Darüz zafer) (Darür ribat) (Darülciha) Bayburt (Darül celal) yani “ululuk” şehri anlamına gelmektedir. Arapçada Nehrul-ahmer (Kızıl-ırmak), Nehrul-azrak (Göksu), Nehrul esved(Karasu) anlamlarına gelmektedir. Selçuklular bu bölgeye yerleştikten sonra Sivas ve havalisi, ne “Danişmendli-Danişmend ili” adını vermişleri. Sultan Alaaddin Ertana zamanında Sivas şehrinin ismi “Yücelik Beldesi” anlamına gelen “Darül-ala” idi. Sivas ile ilgili bir çok önemli olay Kadı Burhaneddin Ahmed tarafından Aziz b. Erdeşir-i Esterabadi’ye yazdırılan “eğlence ve savaş” anlamına gelen “bezm-ü rezm” adlı kitaptan kayıtlıdır. Selçuklular zamanında Sivas şehrinin ismi Dar’ül Ala (Yüce şehir, Ulu şehir, Yücelik şehri) idi.

Sivas şehir isminin (Twasti/Tvasti) Yani (Sivastika) adıyla da yakından ilgili olmalıdır.. Hintliler’in (Veda) lar denilen mukaddes kitaplarına göre kız oğlan kız (maya) gebe kalmış, (Ağni) yi yani Ateşi doğurmuştur. Ateşin yer yüzündeki babası (Twasti/Tvasti) dir. Yani (Sivastika) dır. Bu (Sivastika) ilk insanların ateş yakmak için kullandıkları aletin şeklidir. Ateş iki değneğin birbirine sürtülmesi suretiyle keşfedilmiştir. İşte o sürtülen değneklerin sürtülüş halindeki şekline Sivastika deniliyor. Çünkü Bundan binlerce yıl öncesinden ilk insanlar yıldızlara, güneşe, aya, atalarının ruhlarına sonra bu ruhların yeryüzünde mekan tuttuklarını sandıkları yüce dağlara (örneğin Altaylar gibi), büyük kayalıklara, karanlık ormanlıklara; ulu ağaçlara, su kaynaklarına tapınıyorlardı. O dönemde atalarımızın üç tanrılı dinleri vardı. Bu tanrılara (Gün Han), Ot Han, Gök Han adları veriliyordu. Gün Han (Güneş) Ot(d) Han (Ateş), Gök Han da (Gökyüzü) ve hava idi. Orta Asya’da Hindistan’a inen ve batıya göç eden atalarımız, kendilerine ait bu inanç sistemlerini de götürerek oralarda yaymaya başlamışlardır. Fakat tanrılar değiştikçe adlarını da değiştirmişlerdir.
Sivas şehrinin Bizans devrine ait bazı kaynaklarda “Sivastia” şeklinde geçtiği gibi4 bazı kaynaklarda da Sebasteia5, geç Bizans devrinde ise “Sebastos” olarak zikredilmektedir. Nitekim Marco Polo, Selçuklular devrinde geldiği Sivas ismini “Sebastoz” şeklinde kullanmıştır. Bu isim, Selçuklular tarafından “Sevaste” ya da “Sivaste” şekline dönüştürülmüş olduğu görülmektedir. 1218 tarihli I.İzzeddin Keykavus'un Sivas Darüşşifası Vakfiyesi'nde, Sivas'ta Sivastos'un bahçesinden3 bahsedilmesi, Bizanslılardan geçen bu ismin o devirde gayr-i müslimler tarafından insan ismi olarak da kullanıldığım ve Sivas'a Selçukluların ilk devrinde büyük bir ihtimalle Sivastos denildiğini ortaya koyuyor.

Sivas ismi hakkında İslam kaynaklarına bakacak olursak; bu İslam kaynaklarının Selçuklu devri öncesine ait bazılarında Sivas için “Sebastiya” adı kullanılmış iken Battalname'yi esas alan eserlerde ise mamur şehir manasında “Mamuriye” adı kullanılmıştır. [37] Sivas ismi hakkında İslam kaynaktarına bakacak olursak; bu İslam kaynaklarının Selçuklu devri öncesine ait bazılarında Sivas için Sebastiya adı kullanılmış iken1 Battalname'yi esas alan eserlerde ise mamur şehir manasında Mamuriye adı kullanılmıştır.2 Türkiye Selçukluları devrinde yazılmış İslam kaynaklarında ise, Sivas adı bu günkü şekline yakın, Sîvas şeklinde kullanılmaya başlanılmıştır.4 Türkiye Selçukluları devrinde yazılmış İslam kaynaklarında ise, Sivas adı bu günkü şekline yakın, Sîvas şeklinde kullanılmaya başlanılmıştır.

Evliya Çelebi seyahatnâme’de “Darü'l-alay kahne abad yani Sivas Kalesi'nin yapılışından bahsederek şöyle demektedir: “Hazret-i Zekeriyya zamanında Maraş Kayser'i Cimcime, Maraş'ı kurmuştur. Bunun diğer kardeşi de Sivas'ı inşa etmiştir.”

Evliya Çelebi, “Seyahatnâme“ adlı meşhur eserinde“ Sivas ve havalisinden bahsederek şunları söylemektedir: “Surp Nişan Kilisesi: Sivas’ın kuzeyinde yer alan dağlara Seyb-i nişan ve Toz asar dağları denir. [38] Seyb-i Nişan sözcüğünün aslı "Aziz Haç" anlamındaki "Surp Nişan" olmalıdır. [39] A.Vahab Gâzi hazretlerinin bulunduğu tekkenin kuzey tarafında ve dağ eteğinde Surb Nişan kilisesi yanında Keyürmers Şah kabri vardır. [40] Anlatılanlara göre; Keyümers her zaman tekkesinde bir saat Allah’a yalvarırdı. Düşmanları fırsat bulup, başına bir taş vurarak öldürmüşlerdir. O taş, Surb-Nişan kilisesi’nde halen durmaktadır. Surb-Nişan denilen adam Keyümers’in üçüncü dedesidir. Suhayb-ı Rum denilen Abdülvahab Gazi hazretleri de Surb Nişan soyundandır. Sivas’ta daha önce büyük zat ve evliyalar yatmakta ise de bildiklerimiz bunlardandır. [41]”

Evliya Çelebi her ne kadar yukarıdaki bilgileri verirken Surp Nişan Kilisesinin kuzeyinde yer alır demekte ise de, Sivas Müzesi Arkeologlarından sayın Musa Törnük, sayın Mehmet Aklan ve sayın Erdal Çetindağ’ın bize vermiş oldukları bilgilere göre; Evliya Çelebi’nin o günkü şartlarda Sivas havalisinin dağları ve Kızılırmak’ın kaynaklarıyla olan bilgilerinden az da olsa bir takım eksiklikler olması nedeniyle Surp Nişan kilisesi’nin ve Tus-asar (Tuzhisar) mevkiinin yerini tam olarak tarif edememiştir. Tuzhisar bölgesi bugün Hafik ilçesinin güney kesiminde yer alan Küpecik ve Tuzhisar köylerinin bulunduğu yerdir. Bu iki köy yakın zamanlara kadar birleşik bir köy iken 1962 yılında muhtarlık olarak ayrılmıştır. Evliya Çelebi’nin bahsettiği Toz-asar dağları ve Surp Nişan kilisesi burada bulunmaktadır.

Sivas’ı gezen seyyahlardan Simeon, ve Macarius Seyahatnamelerinde “Hristiyanların St. George adına yapılmış yüksek kuıbbeli taş bir kiliseleri vardır. [42] Şehirde Surp Asduadzadzin ve Surp Sarkis adlarını taşıyan iki ermeni kilisesi vardır. [43] Şehrin dışında Kral Senekerim’in yaptırmış olduğu Surp Nişan (Aziz Haç) manastırı vardır. [44] Diyerek âdeta bu görüşü kitabında doğrulamaktadır.

Burada hem kilise hem de bir manastır (okul) bulunuyordu. Burada ayrıca Karabaş Kilisesi adıyla bir başka kilise daha bulunmaktadır. Halk arasında Karabaş’ın kabri olarak adlandırılan bir mezar daha bulunmaktadır. “Keyümers” ismi, halk arasında “karabaş” olarak değişime uğramış olmalıdır. Ayrıca burada Ermeni katolikosu Bedros’un mezarı vardır. Mezarda kutsal emanetler olarak vasıflandırılan hristiyanlarca kutsal olarak kabul edilen relikler mevcuttur. Aynı zamanda bir Ermeni olan tarihçi urfalı Matheus, vekayinâmesi’nde şunları yazmaktadır: “Anadolu'ya ilk Selçuklu akınının yapıldığı 1016 yılında, Türk akınlarına karşı koyamayacağını anlayan Ermeni Kralı Senekerim, Bizans Kralı II. Basil'e başvurarak, ikamet ettikleri Vaspurakan eyaletini, kendileri için daha güvenli bir yö¬re olarak gördükleri Sivas ile takas etmek istemişti. Böylece Ermeniler, Vaspurakan eyaletini Bizans imparatoru II. Basil'e vererek kendileri de 1021 yılında Ani' bölgesinden Van Gölü civarına inen Ermeni¬ler, buradan da Sivas havalisine gelerek yerleşmişlerdir. O tarihten beri Sivas ve havalisinde yaşayan Ermeniler’e ait [45] Şehirden yaklaşık 2 km. uzaklıkta bir tepenin üzerinde Surp Nişan (kutsal haç) manastırı bulunur.

Aynı yılda (Türkler’in Sivas bölgesine akın ettiği tarihlerde) Ermeni milletinin başı ve mukaddes Kilisenin müdafii olan Ermeni katolikosu senyör Bedros öldü. O, 42 yıl katolikosluk makamının başında kaldıktan sonra atalarına katıldı. Katolikos Bedros, ölmezden evvel faziletli bir adam olup iyi bir nam kazanmış bulunan hemşirezadesi Haçik'i kendisine halef tayin etmişti Katolikos Bedros, bir çok insanın iştirak ettiği büyük cenaze töreniyle Sivas Şehrindeki Surp Nişan manastırına defnedildi. [46]

Hıristiyanlık ananelerine göre havarilerden Paulus ile Bernaba Kıbrıs adasından Perga şehrine gelerek halk arasında hıristiyanlığı yaymışlardır. [47] Hristiyan kaynaklarına göre Hz. İsa’nın havarilerinden olan bu iki zat Anadolu’da bir çok şehri başta Antakya olmak üzere dolaşarak İncil’i tebliğe ve Hristiyanlığı yaymamaya çalışmışlardır. Bilindiği gibi Sivas surlarının altı kapısı vardır. Sivas surlarına ait kapılardan birisinin ismi “Palas” kapısıdır. Palas kapısının ismini, havari Paulus’tan almış olması kuvvetle muhtemeldir. Çok yaygın bir halk efsanesine göre; Surp Nişan manastırının mihraplı bölümlerinden biri Havari Thaddee tarafından ya-pılmıştır. Kral Senekerim, mihrabı onarıp güzelleştirmiş ve orada tapınması kendisine haz verirmiş. Buna delil olarak, küçük kilise ile Kral'ın sarayının irtibatlı olduğu ve koro yerine açılan gizli bir duvar kapısı gösterilebilir. Kuruluşu Havari Thaddee'ye mal edilen manastırla ilgili efsane yaklaşık 1800 yıldır yapının mevcut olduğunun delilidir. Zaten bir yazıt da buna tanıklık etmektedir. Bu kilisede tahta üzerine yapılmış oldukça kaba re¬simler vardır. Kilisenin duvarları iki metreye varan kalınlıkta ve çok sağ¬lamdır. Bu manastır, kral Senekerim tarafından inşa edilmiş ve Varak'ta hıfzedilmiş olan kerametli haçın parçası oraya yerleştirilmiştir. Kral Senekerim'in altın ve gümüşten tahtı, asası, çok nadide silah¬ları, kıymetli taşlarla süslenmiş eğeri ve koşum takımı ve çok kıymetli di¬ğer eşyalarının bulunduğu hazinesi bu manastırın mahzeninde saklı olduğu söylenmektedir. Fakat, hiç bir şey bu söylentiyi doğrulayacak durumda değildir. [48] Tavra Deresinde eskiden gayri Müslimlere ait Mezarlık bulunuyordu. Keyümers Şah, II. İzzeddin Keykavus’un oğlu olup, kardeşi Mes’ud’a karşı Kastamonu ve yöresinde 691/1292 yılında ayaklanan Rükneddin Kılıç Arslan olmalıdır. [49] Görüşünü savunur ve aşağıdaki bilgileri verir.

Burada gömülü olan Keyümers'in Selçuklu şehzadeler Keyümers olması muhtemeldir. Tarihi Tuhfetü'larib (Bursa Orhan Gazi Kütüphanesindeki nüsha). Bu Keyümers, II. izzeddin Keykavus'un oğlu olup kardeşi Mes'ud'a karşı Kastamonu ve havalisini H.691/1292 yılında ayaklanan Rükneddin Kılıç Arslan olmalıdır. Bu da Uç beyliklerinde bazı şehzadelerin bir müddet daha yaşadığına dair kaydı teyid ve tavzih eder. Anonim Selçukname de: «Sultan Alaeddin bin Süleymanşah bin Melik Rükneddin bin Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev bin Alaeddin Keykubad'ın 1365 Birinci teşrin (765 Muharrem) senesinde Şehîd olduğunu söyler. Bu ifade hanedan mensubu şehzadelerin, sultan değil fakat şehzade olarak, bu tarihe kadar mevcud bulunduklarını meydana kor. Bununla IV. Kılıç Arslan'ın III. Sultan Keyhüsrev'den başka Süleyman şah adlı bir oğlunun daha olduğu anlaşılmaktadır. [50]

Le Baue'nın Bizans tarihçilerinden naklettiğine göre, Jean Müslüman olarak Süleyman adını almış ve hatta Selçuklu ailesinden biriyle de evlenmiştir. Selçuknâmelerde Emin Komnenos adıyla bilinen kişi bu Süleyman'ın torunlarında birisidir. [51] Sonradan Süleyman adını alan Bizans İmparatoru Jean Kommenos, Melik Gazi Oğlu Muhammed Gazi (529/1134-537/1142)529/1134 döneminde hükümdar idi.

Da’rül- alay kahne abad yani Sivas Kalesinin yapısı:

Hazreti Zekeriyya zamanında Maraş Kayser’i Cimcime, Maraş’ı kurmuştur. Bunun diğer kardeşi de Sivas’ı kurmuştur. Bazı tarihçiler, bunu Şah Kiyomers’in kurduğunu yazarlar. Bazıları ise, Dahhak-ı Mari’nin olduğunu söylerler. Kiyomers, Sivas’ta medfundur. Bunun zamanında Sivas’ta ekilmedik toprak kalmazmış! Ta Kızılırmak kenarına kadar şenlendirilirmiş. Sebaste (Sivas) diğer adıyla Cabira, Roma İmparatorluğu döneminde Pontus Krallığının ikinci önemli kenti idi. Eskiden Cabira denilişinin nedeni bölgeye karakterini veren tapınış şeklindendir. Sivas, güneyden Karabel (Ulaş-Tecer) kuzeyden Çamlıbel ile bölünmüş olan bir alanın tam ortasında yer alır. Apian’a göre: Mithridate, bir de kale yaptırdığı kenti kışlık olarak kullanıyordu. Lucullus, Amius’tan Murena’ya gitmeden önce Cabira’ya (Sivas) saldırdı. Mithridate’ı hezimete uğrattı. Lucullus kente girdi ve pek çok hazine elşe geçirdi. Cabira ismini Sebaste olarak değiştirdi. Daha sonra, Pliny o ismi Sevaste diye yazacak ve o tarihten sonra bu isim pek az değişikliğe uğrayacaktır. Bizans döneminde Asivas, Kilise’nin dinsel merkezlerinden biriydi.

M. Ö : 6000-4000’li yıllarda Anadolu’nun Kapadokya Bölgesine gelerek yerleşen ve burada Anadolu’nun ilk büyük devletini kuran ProtoHititler’in başkenti Hattuşaş’tır. Başlıca şehirleri ise, Kuşşar, Kaneş, Puruşhanda olmak üzere Kapadokya’dan kuzeybatıya dogru Tumana, Ulama, Turhumit, Tuhiya, Tuvanuva, Hakmişşa, Zalpa gibi şehirleri, doguya dogru ise; Sarişşina, Komana, Lahuzatiya, Razama, Hurama, Şamuha, Talaura (Sivas), Tepriche (Divriği), Pakhuwa (Kangal), Tilgarimmu (Gürün), Timelkia (Darende), Milidia (Malatya) gibi şehirleri bulunmaktaydı.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1208
favori
like
share