Hadis Tarihi Üzerine - Hadis Tarihi

HADİS TARİHİ

Hz.Peygamberden nakledilen bir söz, bir fiil veya bir takrir olarak akla gelmiştir. Hadis usulünde Hz.Peygamberden rivayet olunan hadislere merfu adı verilmiştir. Fakat bir sahabiden alınan söz Hz.Peygamberin sözü değilse buna mevkuf, tabi’ inden alınan sözde maktu denilmiştir. Kısaca hadis rivayet edilen sünnet olarak nitelendirilebilir.

İSLÂM şeriatında sünnetin kuran’dan sonra ilk kaynağı teşkil ettiği bilinen hususlardandır. Nitekim. Kuranı Kerimde ALLAHu Teala Hz.Peygambere şu emri vermiştir.”Ey peygamber , Rabbından sana indirileni tebliğ et ;eğer bunu yapmazsan onun peygamberliğini yapmamış olursun.” Maide/70

Çünkü Hz.Peygamber tarafından tebliğ olunan ve tatbiki istenen bazı ayetler mücmel, gayrı mufassal yahut mutlak gayrı mukayyed olarak nazil olmuştur. Mesela namaz kılınmasını emreden ayetler mücmel olarak gelmiş, fakat adet, şekil ve vakitleri kuranda beyan edilmemiştir. Keza zekat verilmesini emreden ayetler mutlak olarak gelmiş malın asgari haddi, şekli, şartı beyan edilmemiştir. Bu ve bunun gibi birçok hüküm için başvurulacak tek kaynak Hz.Peygamber olmaktadır.

Kendisine kitapla birlikte birde sünnet verilmiş olan Hz.Peygambere, itaatı emreden kuran ayetlerinin sayısı pek çoktur.

“Peygamber size neyi getirmişse onu alın ve neden sizi nehyetmişse ondan sakınınız.” Hasr/7

“Peygamber kendi hevasından konuşmaz; O her ne söylemişse kendisine vahyolunan bir vahiydir.”Necm/ 32 ayetleriyle açıklanmaktadır.

Ve sahabe dini ve dünyevi yaşayışlarına düzen veren sünneti büyük bir titizlikle muhafaza etmeğe koyulmuşlardır. Sünnet ise daha önce anlatılan söz, fiil ve takrir olarak Hz.Peygamberden rivayet edildiği müddetçe hadisin isim yönünden bir başka ifade şekli olmuştur.

Başlangıçta hadis hafızalarda kayda alınmış. Çünkü El- Belazuri’nin kaydına göre İSLÂMın başlangıcında kureyş kabilesinden okuma yazma bilen 17 kişi müstesna diğer müslümanlar yazı bilmiyorlardı. Ve bundan sonra yeni yetişen genç sahabiler yazı ile hafızalarındaki hadisleri perçinleme gayretine girmişlerdir.

Ebu Hurayre eğer kuranda şu iki ayet olmasaydı hiçbir hadis rivayet etmezdim diyor;

“İndirdiğimiz apaçık delilleri ve doğru yolu göstereni kitapta insanlara açıklamamızdan sonra gizleyen kimseler işte onlara hem ALLAH lanet eder hemde lanetçiler lanet eder.”Bakara/ 59

Yine Ebu davud sünen 2/ 289 ve İbni Mace Sunen 1/102 kayıtlı hadislerde;

“ALLAH bizden bir hadis işitipte onu hıfzeden sonrada başkasına tebliğ eden kimseyi güzelleştirsin. Bazan ilim sahibi kimse kendisinden daha alim olan kimseye onu nakletmiş olur; bazan ilim yüklü kimse alim olmayabilir.”

Kaynak:
Hadis Tarihi/Talha Koçyiğit



Hadislerin Yazılması

İlk devirde Hz.Peygamberden işitilip muhafaza edilen hadislerin tedvin edilmediği yani bir kitap halinde toplanıp yazılmadığı bir gerçektir. Yazı bilenlerin zorluğu vs.nedenlerle ancak çeşitli sahifeler ve hurma yaprağı deri ve geniş kemikler levha ve taşlar üzerine yazı yazılabilmesi sebebi ile zorluk bulunmaktaydı. Hz.Peygamber hayatta iken hadis yazımı iki devre içinde mütalaa edilir. Birincisi Hz.Peygamberin Ebu Said El-Hudri tarafından Müslim Sahih’inde 4/2298 de rivayet ettiği hadistir;

“Benden bir şey yazmayınız. Kim benden kurandan başka bir şey yazdı ise onu imha etsin. Benden rivayet ediniz. Bir beis yoktur. Kim benim üzerime yalan söylerse cehennemdeki yerini hazırlasın.”

Bunlarla ilgili yasakların sebebi ilk zamanlardaki yazı ve yazı yazmayı bilen sahabilerin güçlüğü önemli rol oynamaktadır. Bundan sebep kuranla karışma tehlikesi gün yüzüne çıkmıştır. Fakat İSLÂMiyetin araplar arasından günden güne kuvvet kazanması İSLÂM ülkelerinin Mekke ve Medine sınırlarını aşıp müslümanlar arasında yazı bilenlerin birden çoğalması ve kurandan inen ayetlerin vahiy katipleri tarafından muntazam olarak kaydedilmesi ile kuran’a karışma tehlikesi ortadan kalkınca hadislerin yazılmasına Hz.Peygamberden rivayet edilen şu hadislerle destek verilmiştir.

Buhari’den nakledilen hadiste “Huzaalılar Mekkenin fethi sırasında daha önceleri öldürülen bir Huzalı’ya karşılık Ben-i Leys’ten birini öldürmüşlerdi. Bu hadise Hz.Peygamber’e haber verilince hayvanına binmiş ve Mekkelilere hitaben Mekke şehrinde adam öldürmenin, hatta diken kesmenin, yitirilmiş malına el uzatmanın kendisi için bile haram kılındığına dair bir hutbe irad etmiştir. Hutbeyi dinleyen Ebu Şah isminde bir Yemenli Hz.Peygamber’e başvurarak hutbesinin yazılmasını istemiştir. Hz.Peygamber’de Ebu Şah için hutbeyi yazınız demiştir.”
Buhari Sahih 1/36, Ebu Davud Sünen 2/286-287

Yine Ebu Hureyre’nin Hz.Peygamberin ashabı içinde Abdullah bin Amr müstesna benden daha çok hadise sahip olan kimse yoktu. Abdullah hadisleri yazardı. Ben ise yazmazdım demesi İle Abdullah’ın Hz.Peygamberden yazı ile ilgili izni aldığına dair haberler vardır.Bu haberlerden birinde Abdullahın hikayesi şöyle anlatılmıştır.
“Hz.Peygamberden işittiğim her şeyi yazıyordum.Gayem bunları ezberlemekti. Kureyşliler beni bu işten menettiler ve sen Peygamberden işittiğin her şeyi yazıyorsun. Halbuki o bir beşerdir ve rıza halinde olduğu gibi gadab halinde iken de konuşabilir, dediler. Bunun üzerine yazma işini durdurdum. Sonradan kureyşlilerin bu sözünü Hz.Peygambere zikrettim. Bana “Yaz, nefsim yedi kudretinde olan ALLAH’a yemin ederim ki benden hak doğru olan sadır olur. Dedi.”
Ahmet Bin Hanbel Musned 20/21, Ebu Davud Sünen 2/286 da

Abdullah bin Amr hadis yazmak için peygamberden izin aldıktan sonra yazmağa başladığını ve 1000 kadar hadisi ihtiva eden bir sahife vücuda getirdiği bilinmektedir


KAYNAK:
HAdis TArihi/TAlat Koçyiğit



İlk Yazılı hadisler

A)Hz.Peygamberin diplomatik mektupları;
Hangi maksatla olursa olsun, Hz.Peygamber tarafından yazılan ve yazdırılan bir vesika hadisin kapsamı içinde görülmektedir.
Nasılki huzurunda işlenen bir fiil veya söylenen bir söz onun tarafından tasvib gördüğü müddetçe takriri sünnetten sayılmış ve hadis olarak rivayet edilmiştir. Onun imzasını taşıyan bir mektubu da yazılı bir hadis vesikası olarak kabul etmemek için hiçbir sebep yoktur.
Hz.Peygamberin Bizans imparatoru Acem Kisrasına, ve Mısırlı Mukavkısa ve Habeş kralı Necaşiye yazdığı mektuplar İSLÂM tarihinde pek meşhurdur. Fakat bunların dışında yazılmış yüzlerce vesika vardır. Ve bunların yazılış sebebleri birbirinden farklıdır. Bu konuları şöyle sıralayabiliriz.
1)Yeni anlaşmalar,
2)İSLÂMa davet,
3)Memur tayinleri,
4)Arazi ve arazilerin gelirlerinden atıyyeler,
5)Eman ve tavsiye mektupları,
6)Bazı kimseler hakkında istisna teşkil eden hükümlerin tesbiti,
7) Hz.Peygamber tarafından yazılan mektuplara gelmiş cevaplarla ilgili müteferrikat.,
Bu vesikaların büyük bir kısmı medine devrine münhasırdır.
Dünyada ilk yazılı anayasa olarak bilinen nizamname şu ibarelerle başlıyordu.
“Bu ALLAHın Rasülü Peygamber Muhammed’in Kureyşli Mümin ve Müslimlerle, Yesrib ehli onlara tabi olanlar, iltihak edenler ve onlarla birlikte harbe girenler arasına geçerli bir (kitabı) yazısıdır.”

B)Sadakat Hadisleri
El-Hakimden verilen kaynaklar, Hz.Peygamberin sünneti ihtiva eden bir sahife yazarak Amr. İbni Hazm vasıtasıyla Yemene gönderdiğini ve Amr İbni Hazm’ında bu kitabı Yemen ahalisene okuduğunu zikrederler.Kaynaklara göre bu kitap farz sünen ve diyet hükümlerini ihtiva etmektedir.
1)Halife Hz.Ebubekir’den rivayet edilen sadakat hadisleri
Hz.Peygamber hayatının sonlarına doğru kılıcının kını üzerine yazmış olduğu sadakat ahkamını valilere göndermeden vefat etmişti. Ebu Bekir’in hilafete geçmesi üzerine bu kılıç ona intikal etmiş o da Enes Bin Maliki Bahreyne gönderdiği zaman kılıç üzerinde yazılı sadakat ahkamını yazıp ona vermiş ve bu ahkam ile amel etmesini istemiştir.
Ebu Davud Sünen 1/360, Tirmizi 3/17
2)Halife Hz.Ömer’den rivayet edilen sadakat hadisleri
Hz.Ömerden rivayet edilen sadakat hadisleri Ebu Bekir’den rivayet edilen sadakat hadislerinden ayrı bir şey değildir. Mevcut haberler bunu açık bir şekilde teyid eder.
El-Hakim Müstedrek 1/392
Ez-Zühri’nin Salim yolu ile babası Abdullah Bin Ömer’den rivayet ettiği hadisin ilk ibaresi şöyledir. “Rasulullah sadakat kitabını yazmış fakat amillerine göndermeden vefat etmiştir. Bilahara Ebu Bekir sonrada Ömer aynı kitapla amel etmiştir.”

C)Sahabiler tarafından yazılan diğer sahifelere ait bilgiler
1)Ebu Bekir ve Ömer’in denemeleri
Hz.Ebu Bekir ve Hz.Ömer bin Hattab’ın sünene ait hadisleri yazmağa teşebbüs ettiklerini hatta Ebubekir’in 500 kadar hadisi bir kitapta topladığı fakat sonradan bazı sebepler dolayısı ile bu kitabı imha ettiğini belirten haberler vardır. Yine haberlerden öğrendiğimize göre Ebu bekir’in yazmış olduğu kitabı imha etmesine sebep hadislerin kendisinden sonra aslına uygun olarak nakledilmemeleri korkusudur. Ömer bin Hattab’ın vazgeçmesinin sebebi ise kendisi şöyle açıklamaktadır. “Size bir sünen kitabından bahsetmiştim .Sonradan düşündüm ki sizden önceki ehli kitap kitabullah’tan başka kitaplar yazmışlar o kitaplar üzerine düşerek ALLAH’ın kitabını terketmişlerdi. Ben yemin ederim ki ALLAH’ın kitabını hiçbir şeyle gölgelemem. İbni Sad Tabakat 3/206
Nitekim karşısında bir hadis rivayet edildiği vakit onu reddetmek yerine rivayet edenden delil istemesi onun titiz ve ihtiyatkar davranışını gösterir. “Bir gün Ebu Musa, Ömer’in yanına girmek için üç defa izin istemiş cevap alamayınca geri dönmüştü. Sonradan bunu haber alan Hz.Ömer niçin geri döndüğünü sorunca, Ebu Musa Hz.Peygamberin biriniz üç defa izin isteyipte izin verilmezse geri dönsün, dediğini işittim.diye cevap vermişti. Bunun üzerin Ömer bin Hattab bu sözü Hz.Peygamberden işittiğine dair delil istemiş, Ebu Musa’da mescide giderek orada bulunanlara Ömer ile aralarında geçen hadiseyi anlatıp bu sözü Hz.Peygamberden işiten bir kimsenin bulunup bulunmadığını sormuştu. Orada bulunanlardan Ebu Said kalkmış ve Ebu Musa’ya şehadet etmiştir. Bundan sonradır ki Ömer ibnul Hattab Ebu Musa’ya şöyle hitap etmiştir. Maksatım seni itham etmek değildir. Fakat hz.Peygamberden hadis rivayet zordur.”
2)Abdullah ibnül Amr ibnül As’ın sahifesi
Hz.Peygamberin genç ashabı arasında hadis sahifesiyle şöhret kazananlardan birisi Abdullah bin Amr bin el As’tır. Babası Mısır fatihi Amr ibnul As’tan önce müslüman olan Abdullah’ın Hz.Peygamberin izniyle pekçok hadis yazdığını gösteren haberler vardır.
İbni Sad.’ın naklettiğine göre Abdullah bin Amr bir sahifeden bahsederek Rasullullahtan işttiğim hadisleri yazmak için izin istedim bana izin verdi bende bu sahifeyi yazdım. Der. İbnu Sad Bu haberin nihayetinde Abdullah bin Amrın Hz.Peygamberden yazdığı sahifeye sadıka ismini verdiğini ilave eder ki başka haberlerin bunu teyid ettiği görülür.
Yine Ahmet Bin Hanbel’in naklettiğine göre Ebu Kabil şu hadiseyi nakletmiştir. Birgün Abdullah ibn Amr’ın yanında bulunuyorduk. Önce Konstantiniyyemi yoksa Rumiyye mi fetholuncağını soruldu. Abdullah bir sandık getirdi ve içinden bir kitap çıkartarak söyle dedi Hz.Peygamberin etrafına toplanmış yazıyorduk. Bu sual ona soruldu. Rasulullah Hirakl Şehrinin yani Konstantiniyyenin (İstanbulun)önce fetholunacağını söyledi.

3)Cabir İbn Abdullahın sahifesi
Hz.Peygamberin ashabı arasında fazla hadis rivayet etmekle söhret kazananlardan birisi olan Cabir ibn Abdullah’dır. Sahifetul Cabir diye anılan sahifenin aslında Süleyman ibnu Kays El- Yeşkuri tarafından yazıldığı anlaşılmaktadır. Fakat Süleyman ibnu Kays’ın Cabir’den önce vefat etmesi ve Cabirin hadislerini ihtiva etmesi dolayısı ile ona isnad edilmiş ve bu isimle anılmıştır. Cabirin sahifesi hadisçiler arasında şöhret kazandıktan sonra pekçok kimse bu sahifeden rivayet etmeğe başlamıştır. Mesela Ahmet Bin Hanbel bunlardandır.

4)Ali bin ebu Talib Sahifesi
Hz.Peygamberin amca oğlu ve damadı Hz.Ali’nin elinde sadakat ve diyet hükümlerini ihtiva eden bir sahifenin bulunduğu muhtelif kaynakların verdikleri haberlerde anlaşılır. Nitekim Hz.Ali’nin; “Hz.Peygamberden kuran’dan ve şu sahifedekilerden başka bir şey yazmadık.” Sözü bunu açıklar. Hz.Ali, Hz.Peygamber’in vefat ettiği sıralarda Kuran tenzil üzerine toplamış bulunuyordu. Hatta kendisini bu işe o kadar vermişti ki Hz.Peygamberin vefatı üzerine hilafet makamına geçen Ebu Bekir’e beyat etmek fırsatını bile bulamamıştı.
5)Semura ibnu Cundeb sahifesi
Hz.Peygamberin ashabı içinde hadis yazanlardan biride Semura İbnu Cundeb’tir.Ebu Davud ve İbni Mace sünenlerinde Nuaym ibn Ebi Hind tarikiyle Semura’nın oğullarından birer hadis rivayet etmişlerdir.

6)Ebu Hurayra Sahifesi
Hz.Peygambeden en fazla hadis rivayet etmekle şöhret kazanan Ebu Hurayre ‘dir. Hayatında yazılan ve büyük şöhret kazanan diğer bir sahifede talebelerinden Hemman ibnu Münebbih’in sahifesidir. Berlin ve Şam kütüphanelerinde iki yazma nüshası Pr.Muhammed Hamidullah tarafından bulunarak geniş bir mukaddime ile neşredilmiştir. Hadis tarihi yönünden değerli bir vesikadır.Hemmam’ın sahifesinde bulunan her hadis Ebu Hureyre’nin rivayeti olarak altı hadis kitabnda yer almakla kalmamış aynı zamanda Peygamberin bu sözlerinden her biri mana itibariyle diğer sahabilerden rivayet edilmiştir.
7)Abdullah ibn. Abbas sahifesi
Hz.Peygamberin ashabı içerisinde rivayetinin çokluğu ve bilhassa tefsir sahasındaki genişliği ile şöhret kazananlardan biride Abdullah ibni Abbas İbni Abdulmuttalip’dir. İbni Abbas hicretten üç sene önce dünyaya gelmişti. Tefsir ilminde otorite olması dolayısıyla kendisine müfessiril kuran ve tercumanul kuran deniliyordu. İbn. Abbas hz.Peygamberin vefatında onüç yaşlarında olmasına rağmen ondan pekçok hadis dinlemiş ve hıfzetmiştir. İbni abbasın ilmi üç otoriteden gelmektedir. Ömer bin el hattab, Ali bin ebi Talip, Ubey bin Kab.

Abdullah ibn.Ömer ibn.hattab sahifesi
Hz.peygamberin genç ashabından bir i olan abdullah ibn ömer in hadis yazıp yazmadığını bilmiyoruz. Fakat elinde yazılı hadis vesikalarının bulunduğuna ve kölesi nafinin ondan bir sahife rivayet ettiğine dair haberler vardır. El Buhari tarafından nafi vasıtasıyla nakledilen bir habere göre Abdullah ibn.ömer sokağa çıkmadan önce kitaplarına bakardır. Ettarihul Kebir
8)Sad ibn Ubade sahifesi
Cahiliyye devri katiplarinden Sad ibn Ubade’nin Hz.Peygamberin meclislerinde daima hazır bulunup ondan kuran, feraiz ve şeriat ahkamını öğrendiği bilinen hususlardan olup hadis yazıp yazmadığı net olarak bilinmemektedir.
Bu örnekler Hz.Peygamberin ilk günlerinden itibaren hadislerin yazılmağa başlandığını ve hadis yazanların giderek çoğaldığını göstermeğe yeterlidir.


Kaynak:
Hadis Tarihi/Talat Koçyiğit


Hadis in ilk kaynağı Sahabe

Sahabe, ıstılahi olarak hz.peygamberi gören her müslümana denir.Değişik görüşler mevcut olup İbnu hacer el Askalani şöyle der: Hz.Peygambere mümin olarak mulaki olan sahih görüşe göre araya irtidad devri girmiş olsa bile müslüman olarak ölen kimseye denir. Mülaki olmaktan maksat birarada oturmaktır. Sahabinin yukarıda verilen tariflerinden de anlaşılıyorki Hz.Peygamberden bir hadis rivayet eden hatta mevkiinde ki yüceliği göz önünde tutularak onu kısa bir süre için gören kimse dahi sahabeden sayılmaktadır. İbni hacer şöyle demiştir. Hz.peygamberle daima birarada bulunan, onunla harplere giren veya sancağı altında şehid edilen sahabilerin onunla daima bulunmayan. yürümeyen, savaşmayan, az yürüyen, az oturan, az gören sahabilere üstün olduklarına şüphe yoktur.Ama görme şerefine nail oldukları için hepside sahabi sayılır.
İşte bu sebeple İSLÂM uleması onları tabakalar ayırmıştır. El Hakim in şöhret kazanan tasnifi şöyledir.
1-Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali ve mekkede ilk müslüman olanlar,
2-Darun nedve ashabı,
3-Habeşistana hicret eden sahabe,
4-Akabede hz.peygambere beyat edenler,
5-Akabe ashabı olup çoğunu ensar teşkil ediyordu,
6-Muhacirler olup Medineye girmeden önce Hz.Peygambere kubada iken yetişenler,
7-Bedir gazvesine iştirak edenler,
8-Bedir ile hudeybiye arasında hicret eden sahabiler,
9-Rıdvan beyatına katılanlar,
10-Hudeybiye ile mekkenin fethi arasında hicret eden sahabiler,
11-Mekkenin fethi üzerine müslüman olan kureyşli bir cemaat,
12-Hz.Peygamberi mekkenin fethi sırasında ve veda haccında gören çocuklardır,

Sahabenin sayısı ve hadis ravileri
Buhari, Müslim ve Huzeyfe el Yamandan nakledilen hadislerden anlaşıldığına göre Hz.Peygamber bana müslümanlığını sözü ile açıklayanları yazınız buyurmmuş ve bu emir üzerine 1500 kişi sayılıp yazılmıştır.
1000 in üzerinde hadis rivayet eden ve mukşirun diye anılan ancak 7 sahabi vardır.
5374 Hadis ile Ebu Hureyre
2019 Hadis ile Abdullah ibn.Ömer ibn.Hattab
2286 Hadis ile Enes bin Malik
2210 Hadis ile Hz.Aişe
1660 Hadis ile Abdullah ibn.Abbas
1540 Hadis ile Cabir bin Abdullah
1170 Hadis ile Ebu said el Hudri’dir.
Hz.Peygamberin ashabı içinde Abdullah adı olan 220 kişi bulunmasına rağmen bunlardan yalnız 4 kişi Abdullah İbnu Zubeyr, Abdullah ibn.Abbas, Abdullah ibn Ömer, Abdullah İbn Amr Hz.Peygamberin vefatından sonra çeşitli meselelerde kendilerine başvurulan görüşleri alınan ve bu yüzden Abadile adıyla şöhret kazanan kimseler olmuşlardır.

Bunun gibi 7 sahabide toplandığı zaman herbirine ait büyük bir cildi dolduracak kadar çok fetva vermekle şöhret kazanmıştır.
Bunlar:Ömer bin el Hattap, Ali bin ebi Talip, Abdullah ibn Mesud, Abdullah ibn.Ömer, Abdullah ibn.Abbas, Zeyd bin Sabit ve Hz.Aişedir.


Sahabenin adaleti;
Hz.Peygamberden rivayet olunan hadislerin sıhhatini garanti altına alan diğer bir husus da sahabilerin adalet vasfına sahip olmalarıdır
“İyilik yarışında öncelik kazanan muhacirlerle ensardan ve onlara bu yolda tabi olanlardan ALLAH razı olmuştur. Onlarda ALLAH’tan razıdırlar.ALLAH onlara altından nehirler akan içinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır.İşte en büyük kurtuluş budur.”Tevbe/100
“Ashabıma sövmeyiniz.Nefsim elinde bulunan ALLAHa yemin ederimki sizden biriniz Uhud dağı kadar altını sadaka olarak dağıtsa sahabilerden birinin bir avuçluk sadakasına erişemez. Hatta yarısına bile ulaşamaz.”
Müslim sahih 4/1967
Sahabe devrinde hadislerin yayılması
Hz.Peygamberin vefatından sonra birçok sahabi Medineden ayrılarak çeşitli ülkelere yerleşmişlerdir ve ilmi çalışmalarına buralarda devam etmişlerdir.
Bunlardan başlıcaları Küfe, Basra, Mısır,Şam, Horosan’dır.
Medine:
Burada yaşayan hadis sahasında otorite sahabilerin başında Hz.Ebubekir ve Hz.Ömer küfeye gitmeden önce Hz.Ali, Ebu Hureyre, Hz.Aişe, Abdullah ibn.Ömer Ebu said el Hudri ve Zeyd bin Sabit gelir.
Mekke:
Muaz bin Cebel ile Ayyaş ve abdullah el Haris ibn.Hişam İkrime ibn ebu Cehl, Osman bin Talha, Savfan bin Umeyye, Suheyl ibn.amr, Abdullah ibn.Abbas.
Küfe:
Ali bin ebi Talib, Abdullah bin mesud
Basra:
Ebu Musa el Eşari veEnes bin Malik
Şam:
Muaz bin cebel, Ubade bin Sabit veEbu Derdağ
Mısır:
Abdullah ibn.Amr ibn el As



Kaynak:
Hadis Tarihi/Talat Koçyiğit

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1404
favori
like
share
MiSS-FENER Tarih: 15.06.2009 16:52
Hadis Rivayetinde Sahabelerin ne kadar titiz davrandığını ortaya koyması yönünde çok manidar olan bu konuyu dikkatle okumanızı tavsiye ederim.

Hadislerin yayılması (Errihle fittalebil hadis)

Bir ülkede yaşayan sahabinin bilmediği veyahut Hz.Peygamberden işitmediği bir hadisi onu bilen ve fakat başka ülkede yaşayan bir başka sahabiden öğrenmek için onun yanına seyahat etmek rıhlet şeklinde ortaya çıkmıştır.

Ata bin ebi Rabah’tan nakledildiğine göre Medinede bulunan Ebu Eyyub el-Ensari Hz.Peygamberden işittiği bir hadisi Mısır da bulunan Ukbe bin Amire sormak için hayvanına binip yola çıkmıştır. Zira bu hadisi Hz.Peygamberden işiten kendisiyle Ukbe’den başka kimse kalmamıştır. Ebu Eyyüp Mısıra geldiği zaman o sırada Mısır emiri olan Mesleme ibn.Mahled’in evine uğramış ve kendisini Ukbenin evine götürecek bir rehber alarak Ukbeye gelmiştir. Ona “Her kim dünyada bir müminin ayıbını örterse ALLAH’da kıyamet günü onun ayıbını örter.”hadisini sormuş ve bu hadisi Hz.Peygamberden işiten senden ve benden başka kimse kalmadı demiştir. Ukbe’nin hadisi hz.Peygamberden işittiği şekilde tekrarlaması üzerine yine hayvanına binerek Medineye geri dönmüştür.”
El Hakim Ebu Abdullah’dan

El buhari tarafından zikredilen başka bir haberde Cabir ibn Abdullah sahabi Abdullah ibn Uneysin Hz.Peygamberden rivayet ettiği hadisi bizzat onun ağzından işitmek için bir ay süren bir yolculuğa çıkmıştır. O sırada Şamda bulunan Abdullah ibn.Uneysin yanına gelen Cabir ona “Hz.Peygamberden işitmediğim bir hadisi rivayet ettiğini öğrendim.Onu işitmeden ikimizden birinin ölmesinden korktum ve sana geldim.” Diyerek hadisi ondan dinlemiş ve Medineye dönmüştür.

İbn.Mace tarafından nakledilen bir hadisin ravisi Keşir ibn.Kays şöyle anlatmaktadır. “Dımeşk mescidinde Ebu derda’nın yanında oturuyordum. Bir adam geldi ve Ya eba Derdağ senin rivayet ettiğini işittim bir hadis için Rasullullahın şehri medineden geliyorum. Dedi. Ebu Derdağ ona ticaret yahut başka bir iş için gelmedinmi? diye sordu. Adam hayır deyince Ebu Derdağ ona şu cevabı verdi. Hz.Peygamberin şöyle dediğini işittim:Her kim ilim elde etmek için bir yola süluk ederse ALLAH da ona cennet yolunu kolaylaştırır Melekler ilim peşinde giden kimseden hoşnud olarak kanadlarını eğerler.Göktekiler ve yerdekiler hatta denizdeki balıklar bile onun için mağfiret dilerler. Alimin abide üstünlüğü ayın sair yıldızlara üstünlüğü gibidir. Alimler peygamberlerin varisleridir. Nevar ki peygamberler ne dinar ne de dirhem bırakırlar. Onların bıraktıkları yalnız ilimdir. Onu alan da büyük bir hoşnudlukla alır.

Sunen 1/97-98


Hadiste Vaz Hareketleri

1.Mevzu (uydurma) Hadis:
Başta İSLÂM dinine kasdedenler olmak üzere, mensub oldukları siyasal fırka, fıkhi mezhebleri, kabilelerini, cinsiyetlerini, dillerini, peşinden gittikleri imam veya hükümdarları medhetmek, halife ve emirlerin nezdinde yüksek mertebeler kazanmak, cami ve mescidlerde vazettikleri cematin teveccühüne nail olmak, halkın dini emir ve nehiylere karşı rağbetini artırmak maksadıyla din düşmanlarının yalancıların ve cahillerin uydurdukları, sonra da bu uydurulan şeylere, derecelerini yükseltmek için tanınmış hadis ravilerinden düzdükleri isnadlar ekleyerek hadismiş gibi Hz.Peygambere iftira ile isnad ettikleri sözlere mevzu uydurma hadis adı verilmiştir.

Hz.Peygamber “Her kim benim üzerime kasden yalan söylerse, cehennemdeki yerini hazırlasın” demiştir.
Müslim,Sahih, 4/2298

Siyasi ihtilafların ve bu ihtilafların neticesi olarak ortaya çıkan şia ve havaric fırkaları hadis vazının başlamasında başlıca amil olmuşlardır. Çünkü her fırka, kendi siyasal görüşlerinin doğruluğuna halkı inandırabilmek için bu görüşleri teyid edecek dini naslara şiddetle ihtiyaç duymuşlardır. Ne varki bu nasları Kuran içinde ve sahih hadisler arasında bulamadıkları zaman yeni hadisler imal etmekten başka çıkar yol görememişlerdir. Ancak İSLÂM dininin en mühim kaynağı olan hadislerin büyük bir tehlike ile karşı karşıya geldiğini daha başlangıçta farkeden hadisçiler, hadis vazına karşı ilk ve en mühim tedbir olarak, hadis aldıkları ravilerin kimliklerini, hal ve meşreblerini araştırmağa ve onlara, rivayet ettikleri hadisleri kimlerden aldıklarını sormağa başlamışlardır. Aynı zamanda sıhhatini tesbit ettikleri hadisleri, daha sistemli bir şekilde büyük hacimli kitaplarda toplamak suretiyle onların daha emin bir şekilde muhafaza edilmelerini sağlamışlardır. Bu faaliyet neticesinde, bir taraftan hadisin rivayet ve tahammül kaidelerini, ravilerin şartlarını cerh ve tadilin hükümlerini tesbit eden yeni bir ilim teşekkül etmeğe başlarken, diğer taraftan her müslümanın güvenle başvurabileceği sahih hadis kitapları telifine hız verilmiştir. Hicretin ikinci asrı, bu faaliyetlerin yoğunluk kazandığı bir asır olarak görülür.


Hadis İlminin teşekkülü ve bunu hazırlayan sebebler:
(2.Asır)
A.Toplum Hayatına genel bakış
1.Siyasi durum:
Seçimle işbaşına gelmiş ilk dört halifenin devri, emevilerin babadan oğula intikal eden halifelik idaresiyle sona erince, İSLÂM devleti, yeni bir idari sistemle karşı karşıya gelmiş bulunuyordu. Şia ve havaric fırkalarının Emevi idaresine karşı besledikleri şiddetli husumet dolayısı ile Şia imamet ve hilafette ehli beytin ve dolayısıyla Ali ve evladının emevilerce gasbedilmiş haklarını müdafa ediyor ve her ne şekilde olursa olsun bu hakkı ele geçirmeğe çalışıyordu. Hariciler ise bugünün ifadesiyle cumhuriyetçi idiler ve halifenin hiçbir kabile ve sülale gözetmeksizin müslümanlar arasından layık olan birisinin seçilmek suretiyle işbaşına getirilmesi gerektiğini ileri sürüyorlardı.
Şia ve havaricin hilafet meselesinden dolayı Emevilere karşı giriştikleri bu mücadeleye Emevi idaresinin takip ettiği koyu ırkçılık siyasetinden bezmiş olan kabilelerin, İSLÂMa girmiş Fürs, Rum vs. unsurların düşmanlığı da inzimam edince, Emevi idaresi bir asrı bile doldurmadan hayat sahnesinden silindi
Emevi devletinin yıkılmasından sonra essaffah unvanıyla tanınan ebul Abbas ile ileride arap devleti olmaktan ziyade bir imparatorluk haline gelecek olan Abbasi devletinin temelleri atılmış oluyordu.

Hadis vaazında gelişmeler ve sebebleri
1.Siyasi ihtilaflar
Birinci hicri asrın ilk yarısında Halife osman bin. Affanın öldürülmesinden sonra müslümanlar arasında ortaya çıkan siyasi ihtilaflar ve bu ihtilafların yol açtığı bölünmeler üzerinde durmuş, hadis vazının da ilk defa şialar tarafından başladığı bazı kaynak ve haberlerle açıklanmaya çalışıldı.
Şiiler istisnasız hilafetin Ali ve oğullarının hakkı olduğu halde bu hakkın Emeviler tarafından gasbedildiği görüşüne sahip bulundukları için birinci asrın ikinci yarısında hadis vazı genellikle bu görüşün teyid ve takviyesi için işletilmiş daha önce zikrettiğimiz bazı örneklerinde de görüldüğü gibi vazedilen hadislerle Ali bin ebi Talibin ve ehli beyten faziletleri dile getirilmiş, hilafetin Ali ve evladının hakkı olduğunu isbat edebilmek için Ali’nin Hz.Peygamberin varisi olduğunu açıklayan sözler yayılmıştır. Daha önce zikrettiğimiz örneklere ilaveten burada da konu ile ilgili birkaç uydurma hadis verebiliriz.
“Abbad İbn.AbdişşŞamed in Enes Bin Malik’ten rivayet ettiğine göre Hz.Peygamber şöyle demiştir. Melekler, bana ve Ali bin Ebi Talibe yetmiş sene boyunca duada bulunmuşlardır. La ilahe illALLAH şehadeti arzdan semaya ancak benden ve Aliden yükselir.”
Bu sözü Enes İbn. Malik’ten rivayet ettiğini söyleyen Abbad ibn Abdişşamed hadisçiler arasında zayıf ve munkerul hadis olarak tanınmış bir kimsedir. Enes bin Malikten çoğu mevzu olan bir nüsha rivayet etmiştir. Bunlara ilaveten İbn.Adi’nin açıkladığına göre Abbad gulat-ı şi adan olup rivayet ettiği hadislerin hemen hepsi Alinin faziletleri hakkındadır.

Emeviler, düşmanları tarafından uydurulup Hz.Peygambere isnad edilen bu türlü hadislerle zemmedilirken, onların taraftarları da boş durmamışlar ve Muaviyeyi korumağa ve uydurdukları hadislerle onun kadru kıymetini artırmağa ve faziletlerini dile getirmeğe çalışmışlardır. Mesela
Muhtelif rivayetlerde Hz.Peygamberin şöyle dediği ileri sürülmüştür. “ALLAHın indinde güvenilir olan üç kişi vardır. Cibril, ben ve muaviye.”
Şia ve emeviler arasında siyasi ihtilafların yol açtığı bu hadis uydurma yarışına ikinci asrın başlarında Abbasiler adına girişilen davetten sonra yeni bir sülale daha katılmış oluyordu. Bunlar da diğerleri gibi kuracakları yeni devletin Hz.Peygamberin tebşirine mazhar olması hususunda büyük bir itina gösteriyorlar ve bunun için tabi olarak ona Abbasiler hakkında söylemediği sözleri isnad ediyorlardı. Mesela bu hadislerden birisinde şianın Ali adına uydurdukları hadisin mukabili olarak şöyle deniliyordu. Hz.Peygamberin yanında bulunuyorduk ki. Abbas bin Abdulmuttalip çıkageldi. Hz.Peygamberin onu görünce Bu Abbas İbn AbdilMuttalib benim hem babam hem amcam hemde vasim ve varisimdir. Dedi.
2.İtikadi ihtilaflar:
Hadisler Hz.Peygamberin hayatında kuran ayetleri gibi muntazam tesbit edilmedikleri için belirli hacimde bir mecmuası yoktur. Sahabilerin kısa zamanda genişleyen İSLÂM ülkelerine dağılmaları ile hadisler de dağılmış bu ise bir ülkede bilinen bir hadisin diğer ülkelerde bilinmemesi gibi bir netice doğurmuştur. İşte bu durum mevzu hadislerin yayılmasını kolaylaştıran amillerin başında yer almıştır. Çünkü bir ülkede ortaya atılan bir hadise benzer söz diğer ülkede rivayet edilen hadisler cümlesinden biri ve dolayısıyla yeni bir nass olarak müslümanlar arasında kabul görmüştür.
Mürcieye göre iman ALLAHı ve Peygamberini bilmek ten ibarettir amel olmasa veya kebairden bir şey irtikab edilse bile bu imana zarar vermez. Bu bakımdan imanda artma veya eksilme bahis konusu değildir. Murci e iman hakkında ileri sürdükleri bu görüşü Hz.Peygamberin ağzından teyid yahut onun hadis nassına dayandığını isbat edebilmek için muhtelif hadisler vazetmişlerdir.
Bazı mürcienin şirk ile birlikte amelin fayda vermediği gibi iman ile birlikte masiyetin de zarar vermiyeceği görüşünün bile hz.peygambere isnad edilen bir hadisle teyid edilmeğe çalışıldığı görülür. Ömer ibnul hattab a varan bir isnad la Hz.Peygamberin şöyle dediği ileri sürülmüştür. “Şirk ile birlikte hiçbirşey fayda vermediği gibi imanla birlikte hiçbir şey zarar vermez. “ Oysaki bu hadisin isnadında bulunan Munzir İbn.Ziyad et Tai “Kezzab” yalancı olarak tavsif olunmuştur.
İtikadi mezheblerin zuhurundan sonra giderek artan hadis vazı elbette yalnız mürcie veya muhaliflerine münhasır kalmamıştır. Kaderiyye ve cehmiyye gibi mezhebler de uydurdukları hadislerle kendi mezheblerinin dailiğini yahut propogandasını yaparlarken, İSLÂMı bunlara karşı koruma gayretine girişen bazı cahil müslümanlar da yine aynı yola yani hadis vazına başvurarak bu mezhebleri reddetmeyi büyük bir fazilet saymışlardır.
3.İSLÂM Düşmanlığı
Siyasi ve itikadi ihtilafların sebep olduğu hadis vazı ikinci asırda büyük bir süratle gelişirken bazı çevrelerde İSLÂMa karşı beslenen kin ve nefret duyguları da onu yıkmağa matuf bir takım sinsi faaaliyetlerin giderek yoğunlaştırılmasına sebep olmuştur.Bu faaliyetlerde yine hadis vaazı birinci planda yer alıyordu.
Daha önceki bahislerde üzerinde durulan zındık ve mülhıd denilen bu türlü kimseler İSLÂMa olan inançsızlıklarını kin ve nefretlerini içlerinde gizleyerek bazan zühd ve takva bazan Ali ve evladı hayranlığı bazan da felsefe hikmet örtüsüne bürünmüşler, fakat her şeyden önce İSLÂM akaidini ifsad etmeyi ve müslümanların kalplerinde bu akaide karşı şüphe ve tereddütler uyandırmayı başlıca gaye edinmişlerdir.
4.Irk,belde, ve mezheb taassubu
5.Hikayeciler ve vaizler
Hulefai raşidin devrinin sonlarına doğru ortaya çıkan ve hikayeler anlatan denilen bazı kimseler cam ve mescidlerde oturmayı ve çevrelerinde halka teşkil eden cemaata vaz ve nasihatta bulunmayı adet haline getirmişlerdi. Ancak bunların bir kısmını vaz ve nasihattan ziyade halkın nazarında kazanacakları yüksek mertebe ve şöhret ilgilendiriyordu.





C.Cerh ve Tadil Hareketinin Doğuşu
Cerh ve Tadile yol açan amiller
Hadis vaazı:
Daha önce de işaret ettiğimiz gibi Hz.Peygamber devrinde ve onun vefatından sonra sahabiler hadis rivayetinde birbirlerinden şüphe etmiyorlar, ufak tefek bazı itirazlar müstesna birbirlerinin rivayet ettikleri hadisleri yalanlamıyorlardı.
Hadisin ve dolayısıyla İSLÂMın büyük bir tehlike ile karşı karşıya geldiğini anlamakta gecikmeyen ashab ve tabiun ileri gelenleri hadis naklinde ve kabulünde ihtiyatı elden bırakmamak ve çok titiz davranarak ravileri ve isnadları bilinen hadisleri almak gerektiğine inanmışlar ve bu inancın gereği olarak hadis rivayet eden kimseleri büyük bir titizlikle araştırmağa başlamışlardır.
Müslim sahihinin mukaddimesinde naklettiği bir haberden öğrendiğimize göre İbn.Şirin önceden isnad hakkında sormuyorlardı. Fakat fitne vaki olunca ravilerinizin isimlerini bize söyleyin demeğe başladılar. Bu suretle sünnet ehlinden olanlara bakılır ve onların hadisleri alınır. Bidat ehlinden olanlara bakılır ve onların hadisleri de alınmaz oldu.Demiştir.
Hadiste isnad takibi:
Hadis vazına karşı cerh ve tadil hareketiyle birlikte başladığına şüphe bulunmayan isnad İSLÂMa has olan ve ravi isimlerini zikretmek suretiyle haberin ilk kaynağına kadar inmek imkanını veren bir rivayet sistemidir. İsnadın başlangıcı ile ilgili olarak bize oldukça açık ve kesin bir tarih veren Muhammed ibn.Şirin’in sözlerini burada zikretmekte fayda var. Hicretin 110.senesinde vefat eden tanınmış tabi i imamdan hadis ravilerinin sorulup güvenilir olanlarından hadis alındığını belirten şu sözler nakledilmiştir.
İlk zamanlar isnad sormuyorlardı; ne zaman ki fitne zuhur etti; bize kendilerinden rivayet ettiğiniz kimselerin isimlerini söyleyin, demeğe başladılar. Bu suretle ehli sünnetten olanlara bakıyorlar ve hadislerini alıyorlar; ehli bidatten olanlara bakıyorlar onların hadislerini de terkediyorlardı. İsnad fitne zuhur ettikten sonra kullanılmağa başlamıştır.

Hadisin Teşri değeri üzerine Münakaşalar:
1.Haber Çeşitleri:
Bazan söylenen bir sözü işitmeyen yahut yapılan bir fiili görmeyen kimse onları işiten veya gören kimsenin haberi sayesinde bilebilir. İşte bu gibi hallerde söylenen sözü veya yapılan fiili haber veren her şahsın sözünde sadık olmaması dolayısıyle ya onu haber verenlerin çokluğu dolayısıyla yakinen bilinir, yahutta diğer bazı karineler yardımı ile onun doğruluğu üzerinde zanna dayanan bir kanaat hasıl olur. Hz.Peygamberin hadisleride onun söz ve fiillerinden ibaret olduğuna göre bunların bilinip öğrenilmesi de ancak haber yolu ile mümkün olur.
Haberin bize gelişi itibariyle doğrulukları hakkında kesin kanaata varılanlarla doğru olup olmadıkları bazı karineler yardımı ile tesbit olunanlar usul kitaplarında iki grupta mütalaa edilmiş birincisine mütevatir ikincisine ahad haberler denilmiştir.
Hakkında haber verilen söz veya fiili bizzat işitip gören ve sonrada onu işitme veya görme imkanı bulamayan kimselere haber verenlerin sayı bakımından çok olması halinde bu haber mütevatir olur. Aksi halde yani çokluğun sayıca azalması halinde haber mütevatir olmaktan çıkar.
Mütevatir şartı olan bu çokulğun sayıca belirlenmesi hususunda usul müellifleri her hangi bir zorlamağa gitmemişlerdir. Bununla beraber mezkur çokluğu yine de tarif ve tavsif ederek onun kasden veya gayri kasti olarak bir yalan üzerinde ittifak edemeyecek bir çokluk olması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
Mütevatir haber, bizatihi kesinlik ifade etmesi dolayısıyla hadis ilminin araştırma konusu içine alınmamıştır. Çünkü araştırmadan maksat, hadisin sahih olanını sakim veya zayıf olanından ayırmaktır. Sahih olanı tesbit edildikten sonra onunla amel edilir. Halbuki mütevatir haber gelişi itibariyle sahihtir. Sıhhati kesinder araştırmaya tabi tutulmaksızın amel edilebilir.
Mütevatir olmayan ikinci grup haberlere gelince bunlara ahad denildiğini yukarıda zikretmiştik. Usul kitaplarında ahad haberler geliş yollarına göre üç grupta mütalaa edilmişlerdir. Bu haberler ya bir kişi vasıtasıyla gelmiştirki bunlara garip veya fert, yahut iki kişi tarafından gelmiştirki aziz denilir yahut üç veya üçün üstünde bir kalabalık tarafından gelmiştirki buna meşhur adı verilmiştir.
Hadis ilminin konusunu sahih olduğu kadar zayıf olma ihtimali de bulunan ahad haberler teşkil eder. Bu bakımdan hadis uleması mütevatir haberlerin aksine ahaddan olan her haberi gerek ravileri gerek senedinin ittisali yönünden tetkike tabi tutmuşlar ve sahihini zayıf ve sakim olanından ayırmayı gaye edinmişlerdir. Daha önce işaret ettiğimiz ve tarifini verdiğimiz sahih hadisle, hasen ve zayıf hadisler ahadın sıhhat yönünden yapılmış üç ayrı bölümüne delalet eder.
Bazılarına göre haberi vahid zan, bazılarına göre ilim ifade eder. Onun zan ifade etmesi ravisinde yanılma ihtimalinin bulunması dolayısıyladır. İbn.Hazım a göre bu görüşte olanlar hanefiler, şafiler, malikilerin çoğunluğu, mutezile ve havarictir. Maamafih ahad haberler üzerindeki bu türlü münakaşaların tamamiyle ıstılaha münhasır kaldığı, mutezile ve havaric dışındaki mezheblerin hiç birinin ahad yolla sabit olan sünnetin dinde huccet olarak kullanılmasını hiçbir zaman reddetmediği ve hatta onunla amel etmenin vucubu üzerinde birleştiği görülmektedir.
Sahih Hadisin Şartları Eşşafi tarafından şöyle açıklanmıştır.
-Haberi rivayet eden kimsenin dininde sika, sözünde sıdk ile maruf, ne rivayet ettiğini iyi bilip anlar, lafız yönünden hadisin manasını bozacak şeylere vakıf , hadisi işittiği şekilde harfiyyen rivayet eder, mana üzere nakletmez, çünkü mana üzere nakleder ve manayı bozacak şeyleride bilmezse helali harama çevirebileceğini anlamaz, fakat hadisi harfiyyen rivayet ederse böyle bir endişeye mahal kalmaz, eğer hıfzından rivayet ederse hafız, kitabından rivayet ederse onu iyi bellemiş, bir hadisin rivayetinde başkalarıyla birleşmişse hadisinin onların hadisine muvafık, mülakı olduğu kimseden işitmediği şeyi rivayet etmek suratiyle mudellis olmaktan ve sikayetin hz.peygamberden rivayet ettikleri şeye muhalif olarak hadis rivayet etmekten beri olması lazımdır. İşte bu şartlar kendisinden hadis rivayet ettiği kimsede de bulunmalıdır.


Kaynak:
HAdis TArihi/Talat Koçyiğit


HADİSLERİ TEDVİN VE TASNİFİ:

Tedvin:

Lügatta cemetmek, toplamak manasına gelir. Yazılı sahifeleri biraraya getirerek iki kapak arasında bir kitap yapmak tedvinin tam karşılığıdır.
Hz.Peygamberin hayatında bazı sahabilerin onun hadislerini yazarak sahife adı verilen küçük çapta kitaplar vücuda getirdiklerini görmüştük. Abdullah ibn.Amr ibn.As’ın Sadıka adını verdiği hadis sahifesi, yahut Hemmam ibn.Münebbih’in Ebu Hurayra’dan yazdığı ve Sahiha adını verdiği bir başka sahife bunların en şöhret kazananlarıdır. Buda gösteriyor ki sahabe devrinde toplama faaliyeti yoktur. Fakat bazı sahabilerin yazabildikleri nisbette, Hz.Peygamberden işittikleri hadisleri yazma faaliyetleri vardır ve hadis tarihinde bu faaliyete Kitabetul Hadis denilmiştir.
Tasnif kelimesi ise diğerlerinden daha farklı bir manaya sahiptir. Eğer hadisleri tedvin eden kimse kitabını meydana getirirken onları konumlarına göre sınıflandırır ve mesela salatla ilgili olanlarını bir bölümde zekatla ilgili olanlarını ayrı bir bölümde zikrederse musannaf denilen bir eser vücuda getirmiş olur ki onun yapmış olduğu bu iş hadisleri konularına göre tasnif etmekten ibarettir. Hadis tarihinde tasnif tedvinden sonra başlamıştır.
Hadis Tedvininin Başlaması:
Ez Zühri’nin tedvin faaliyetine Emevi halifesi Ömer bin Abdulaziz resmi bir hüviyet kazandırmıştır. İSLÂM ülkesinin genişlemesi, hadis bilenlerin bu ülkenin birbirinden uzak muhtelif şehir ve kasabalarına dağılması, daha kötüsü, şia, rafıza, havaric vs. gisi siyasi, mürcie, kaderiye, mutezile gibi itikadi mezheblerin zuhuru ile müslümanların çeşitli fırka ve hiziblere bölünmesi, nihayet bunlara paralel olarak hadiste vaz(uydurma) hadis hareketlerinin başlaması ile bunların bertaraf edilmemesi halinde hadislerin yokolacağı anlaşılmıştır. İşte bu durumda hadisçiler cerh ve tadil faaliyetini başlatarak hadis rivayet edenleri gözaltında tutmağa ve sıkı bir tenkid süzgecinden geçirdikten sonra güvenilir olanları olmayanlardan ayırmağa herbirinin rivayet ettikleri hadisleri sıhhat veya zafiyet yönünden derecelendirmeğe yönelmişlerdir.
Ömer İbn.Abdilaziz’in tedvinle ilgili emrini ilk gerçekleştiren ve topladığı hadisleri Halifeye gönderen kimse yine Ez Zühri olmuştur.
Hadislerin Tasnifi:
Tedvin devrinin başlangıcında da toplanan haberlerin aynı şekilde ve basit bir sıra ile yazılmış olmasıdır. Bu tarzda meydana getirilen bir kitabın aranılan bir hadisi içinde bulmak yönünden ne kadar güç ve kullanışsız olduğu kolayca anlaşılır. İşte bu güçlük tedvin devrinin başlangıcından çok kısa bir zaman sonra hadisçiler tarafından da farkedilmiş ve Meydana getirilen kitaplarda her hadis konusu ile ilgili bölümde yer alıyor ve mesela salatla ilgili olanını salat, yahut zekatla ilgili olanını da zekat bölümünde arayıp bulmak kolaylaştırılmış oluyordu. Musannaf denilen bu çeşit eserler yanında hadisleri sahabi ravilerinin isimleri altında biraraya getiren bir başka tasnif şekli daha vardı bu kitaplarada müsnet adı verilmiştir.
İlk Hadis Eserleri:

a)Siyer ve Mağazi Kitapları;
Tedvin devri başladığı zaman bazı müellifler Hz.Peygamberin dinle ilgili hadislerini toplarken, bazılarıda Mekke ve Medinedeki yaşayışı , Peygamberlikten önce ve sonraki şahsi hayatı, fiil ve davranışları, ahlak, kısacası sireti ve gazveleri ile ilgili haberleri toplamayı ihmal etmediler.


b)Sünen Kitapları;
Fıkıh bablarına göre tasnif edilmiş ahkam hadislerini ihtiva eden kitaplara sünen adı verilmiştir. Bu kitaplarda yer alan hadisler Hz.Peygamberin söz fiil ve takrirlerinden ibaret olan ve merfu sayılan haberlerdir. Bu bakımdan bir sünen kitabında yer alan hadisleri İbadat, muamelat ve ukubata ait olmaları itibariyle üç grupta toplamak mümkündür.
Meşhur olanlar:En Nesai ve Süneni, Ebu Davut ve Süneni, Ettirmizi ve Süneni, İbni Mace ve Süneni,

c)Camiler;
Bunlarda Sünenler gibi ibadat, muamelat ve ukubata ait bablara göre tasnif edilmiş hadisleri ihtiva ederler; ancak Camilerin ihtiva ettikleri hadisler sadece bu konularla ilgili hadislerden ibaret değildirler. Bunlara ilaveten Camilerde çok daha değişik konulardaki hadislere de yer verilmiştir. Mesela Kuran Faziletleri, tefsir, yaratılışın başlangıcı, geçmiş peygamberler, menakıb, Hz.Peygamberin sireti, ve mağazisi, halifeleri ve ashabının faziletleri, iman, tevhid, ve bunun gibi diğer bazı konulara ait hadislere sünenlerde rastlanmaz. Bu bakımdan camiler isminde delalet ettiği gibi akla gelebilecek her konudaki müşkilin halli için başvurulabilecek en mufassal hadis kolleksiyonları sayılır.
Meşhur olanlar: El Buhari ve El Camius Sahihi, Muslim ve El Camis Sahihi,

d)Müsnedler;
Bu hadislerde konular dikkate alınmamış sadece rivayet eden sahabiler veya sahabiden sonraki ravilerden birinin altında bütünüyle ele alınmıştır.
Müsned kelimesinin isnad edilmiş manasına geldiği gözönünde bulundurulursa müsned eserlerde Hz.Peygamberden rivayet edilen hadislerin isnad edildikleri sahabi ravilerine delalalet etmek üzere bu çeşit eserlere müsned denildiği kolayca anlaşılır.
Meşhur olanları:Ahmet bin Hanbel ve Müsnedi,

e)Musannaflar;
Sünen denilen hadis kitaplarından ayrı bir özellik taşımazlar. Muhtemelen bu eserlerde de fıkıh ahkamına muteallık hadisler tasnife tabi tutuldukları için, yapılan işe delalet etmek üzere musannaf tabiri kullanılmıştır.Bu bakımdan ihtiva ettikleri konular bakımından sünenlerle camiler arasında mütalaa etmek mümkündür.

f)Belirli bir konuya tahsis edilmiş kitaplar;
Camilere vücut veren belirli bir konuya tahsis edildikleri görülür.



Kaynak:
Hadis Tarihi/Talat Koçyiğit