Birbirinin Aynısı Sıradan Günler - Yaşam Hikayeleri

İçi biraz buruktu, cevabını veremediği tüm sorular canını acıtıyordu. Koca bir mekanda, bir başına ortalığı toparlamaya çalışıyordu. Bir iki çift laf edip, yanında ona güven verebilcek bir nefes, bir ses, üzerine yüklediği sorumluluğun doğruluğunu onaylayacak bir konuşma duymak istiyordu. Bilinenin yada süre gelen yaşamının hiçbir döneminde öyle şiddetli kararsızlıklara maruz kalmamıştı, istese şimdi, hemen kendini bir an olsun, rahatlatacak bir uğraş bulabilirdi. Her türlü imkanı, beceresi vardı, bunu biliyor, bunla avutuyordu. Ama gel gör ki yetmiyordu bazen işte. Gücü tükenmişti artık. Sabit anlamlar bile hayatındaki yerlerini değiştirmiş, siyah artık eskisi kadar siyah değil, beyaz üzerindeki etkisini kaybetmişti. Elindeki potansiyel başarılarla yetinmenin, avuntunun ötesine geçmediğini, çok net: Öğrenmişti!!..
Kapıdan o an içeriye giren arkadaşı, boynuna sımsıkı, sıcacık sarıldı. Sıradan üç beş sohpet sonrası, konu amacına ulaştı. Umut vaad ede bir ifade ile arkadaşı genç kadına sordu:
“ Nasıl gidiyor?”
“İyi çok daha iyi olacak, çok çalışıyorum.”dedi, demesine ama sesinde bir yenilmişlik hissetti. Oysa ki o an koşulsuz karar vererek kendi içsel yenilgisine birini daha ortak etmeye çok ihtiyacı vardı. Ama her zaman ki gibi yapamadı. Kuyruğunu hep dik tutmak zorunda olduğunu düşünüyordu. Herşeyi olduğu gibi açsa, arkadaşının üzeride yarattığı güç sınırlarının tükeneceğinden, yanılmaktan ve gördüklerinden sonra dostluklarının yönünün değişiceğinden korktu.. Yeni bir işe giriyordu ve hayatının bundan sonra ki seyrini görememek, canını sıkıyordu. Tüm bunları bir başkasıyla konuşsa belki çok rahatlayacak, bir an olsun nefes almış olacaktı. Ama kimseye problem çıkartmak, sıkıntılarıyla kimsenin canını sıkmak istemiyordu. O tüm işlerini kendi kendine halletmeye, kimseyi mecbur kılmadan tüm sorunlarının üstesinden gelmeye aşinaydı. Üstelik istemiyordu kimsenin ona acımasını, üzülmesini. Bu yüzdende ona zayıf görünmemek için konuşmanın seyrini günlük olaylara çevirdi. Oysa kendini çok yorgun, bıkkın, tekrar tekrar aynı şeyleri yaşamaktan, ufak çaplı da olsa depresyon geçiriyordu.
Başta kendi olmak üzere, bir kes daha her şeyi çok iyi olacağına dair, umudunu yitirmemek için zorlardı kendini. Aslında en çok böyle anlarda sorgulardı kendini, etrafında dönüp dolaşan tüm olaylara ve kendince şanssızlıklar peşi sıra ayağına dolanıp, insanlara böylesine kızgınken. Arkadaşına hafif tebessümle bakarken, onun ne anlattığını duymuyordu bile. O çoktan, günün planını kafasında toparlamaya, neyi nereye vereceğini hesaplarken “işte yine kaldığım yerdeyim”dedi kendine.Eli masanın üzerinde duran sigaraya giderken, “Neden hep, bir başkasına anlatmaya çalışıyorum kendimi” diye, sorguladı düşüncelerini... Sonra birden beyninde bir şeyler çalkalandı. Bu kadar dik durmanın karşılığında hakikaten kimsenin ona acımadığını fark etti. Ailesi, eşi ve etrafındaki tüm dostları için, bu güç durumunun onun için genelekselleşmiş bir yaşam tarzı olduğunu ve kimsenin hakikaten onun için hiç bir şey yapmıyor olmasına hayıflandı. Eskaza dayanamayıp annesine sitem etse, eşinden maddi destek istese yardımcı olacaklarından emindi. Ama diğer taraftan kaprisli zengin kadın damgasını yeme ihtimalini düşünüp, vazgeçiyordu.
Zaten hep bu yüzden hepsine gözünü,kulağını kapatıp yaşamak onun için bazen keyifli, bazen acı bir hayat oyunu olmuştu.. İşte böyle yuvarlanıyordu hayat onun için, etrafındakiler olup bitenden bir haber.
Arkadaşının, mağazalardan verdiği sığ bir haberle aniden irkildi. Kendinden emin bir edayla dikkatlice arkadaşını dinledi, içinde kıpırdanmaya başlayan umut ateşiyle. “Evet” dedi kendine derin bir tebessümle. Evet doğru yoldayım. En kötü ihtimal artık hayatında, yalnızca bu sığ konuşmalar yer almalmayacaktı. Belki, yine yemek yapmaya vakit kalmayacak, akşam eşi eve gelince yine dışardan yemek söylecekler, yine alışverişi internetten yada telefonla sipariş etmek zorunda kalacaktı. Ama en azından artık bunları sevdiği ama ona yetişemediğini düşündüğü arkadaşlarıyla bir cafede bir yudum kahve için, günü doldurmak için değil, kimseye muhtaç olmadan yaşayıp, eşinin kendine duyduğu güveni boşa çıkartmamak, gelecekteki umut vaad eden güzel günler için yapacaktı, hepsini. Sonu ne olursa olun, içinde kanayan boşluğu ancak böyle doldurabilirdi: Çabalayarak, çalışarak, elinden geleni yaparak, içinin sesini dinleyerek. Arkadaşına baktı. Çoktan eşinden söylenmeye, ona altın tepsiyle sunulmuş hayattan duyduğu mutsuzluğa geçmişti bile. Her zaman ki herşey yolunda edasıyla onu dinleyip, bir yandan kahveleri tazelerken, ne kadar doğru bir karar verdiğine bir kes daha kanaat getirdi.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 304
favori
like
share