Bisiklet - Yaşam Hikayeleri
Çocukluğumuzun erişilmesi en güç araçlarından ve heveslerinden biri bisikletti. Bir saatçik bisiklete binebilmek için neler yapmazdık. Öyle babalarımız annelerimiz geçim nafakasını bizim zevk ve isteklerimiz için harcayamazlardı. O yıllar ki her şeyin kıt olduğu yıllardı. Şimdiki gibi çocukların çeşit çeşit oyuncakları olmazdı. Genelde el yapımı oyuncaklarımız olurdu. El arabalarımız olurdu. Ağaç kütüklerinin enine kesilmesiyle elde edilmiş tekerleklerin ortasından bir mil geçirirdik. Sonra kalın demir telini direksiyon mili olarak bu mile bağlardık tekrar demir telini direksiyon simidi olarak direksiyon miline bağlardık. Ala sana en lüks otomobil. Ne yarışlar yapardık. Bazen sokaklar panayır yeri gibi olurdu. Hele birde dönen tekerleklerin üzerine tekerlekler döndükçe dönen aparatlar yerleştirince seyrine doyum olmazdı. Bin bir çeşit şekillerde ve renklerde olurlardı. Kiminki en güzel ise en çok cakayı o atardı. Bisiklet ise hiç birimizin sahip olmadığı bir şeydi. Ancak bisikletçilerden saat hesabı ile kiralanarak binilebilirdi. Bunun içinde para lazımdı. Bizim zamanımızda iki veya iki buçuk lira gibi bir bedelle kiralama yapılabilirdi. Bu iş için ya sahil boyundaki yani limanın berisindeki geniş yaya kaldırımı pist olarak kullanılabilirdi ya da kavak meydanındaki geniş arsa ya da lisenin önü. Öyle gözden uzaklaşmak ta yoktu yani bisikletçinin göremeyeceği yere gidemezdin. Gitmen için bisikletçi ile sıkı ahbap olman gerekirdi. Bunlar da kendilerini ayrıcalıklı kişilerden sayarlardı. Ben de o gruptan kendimi sayabilirdim. Zira bisikletçi Fazıl abinin kardeşi ile aynı sınıfta idik ve sıkı arkadaştık. Hatta veresiye veya beleş bisiklet bile bindiğim olurdu. Ancak Fazıl abinin bisiklet alanı bizim eve bayağı uzaktı ve ancak hafta sonları gidebilirdim. Her zaman da olmazdı zira beleşçilik yapmaya da utanırdım. Bizim kuşak hep öyleydik. Bisiklet parasını denkleştirmek için neler yapmazdık. Hurda demir, eski bakır, bakır kablo, cam şişe, salyangoz toplayıp satma , fındık dahi satardık. Mevsimine ve kaynağına göre gelir kaynakları değişirdi. Örneğin yazın köye çıkmışsak ve fındık zamanı ise ganzilis ( başakçılık) yapar dükkanlarda satar harçlık yapardık. Eğer şehirde isek ya eski bakır, tel bablo veya çeşitli hurda veya atık değerlendirilebilir atıklardan gelir elde ederdik. O devirde Muhsin diye bir arkadaşımız vardı. Pek hareketli vurdum duymaz biriydi. Bela aramayı sever biriydi. O çocuk yaşında olmasına rağmen pek çok vukuatı olmuştu. Hiç birimiz onunla kavga etmemek için hep mesafeli dururduk. Ama dost bellediği insana da hiçbir art niyeti olmazdı. Küçükken annesi ölmüştü. Babası ikinci kez evlenmişti. Ama Muhsin üvey annesini hiç sevmezdi hatta bir keserinde onunla tartışmış ve ekmek bıçağı ile onu yaralamıştı.
Bir gün “Çocuklar ben bir kaynak buldum valla hiç bitmeyecek gibi.” Dedi. Hep birlikte hayretle ona baktık. Ancak no olduğunu tam anlamamıştık. O ise gülerek sözünün arkasını getirmeye çalışıyordu. “Oğlum bisiklet kiralamak için kaynağı buldum.” Dedi. Merak içinde arkadaşlar hep birlikte sorduk “Hayırdır ne kaynağı buldun” dedik. O anlattı. Meğer bizimki Türkiye Elektrik Kurumu Elektrik Dağıtım Müdürlüğünün depolarının bulunduğu yere giriyormuş. Sokaklara döşenen bakır (o zaman teller bakırdan yapılıyordu) elektrik tellerinin eskilerini alıp satıyormuş. Eğer eski bulamaz ise ne bulursa kaldırıyormuş. Hatta bir keresinde rulolardan yeni tel bile kesip sattığı söyledi ama ben inanmadım. Öyle ya nasıl kesmişti o kalın teli.
Bir sabah okulun bahçesinde oynuyorduk. İbrahim yarı ağlamaklı ve telaşlı bir şekilde yanımıza geldi. “Hayırdır ne bu halin” diye soracak olduk. Çözüldü ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Biraz ısrar edince anlattı. Meğer Muhsin ölmüştü. “Nasıl oldu bu iş” diye sorduk. O da.”Babam anlattı” dedi. Meğer depodan sürekli bir şeylerin kaybolduğunu gören depo görevlileri, hırsızlığı önleyebilmek için bahçeye bir kurt köpeği bırakmışlar. Köpeği gündüz bağlayıp gece serbest bırakıyorlarmış. O zamana kadar hep çok rahat davranan Muhsin aniden köpeğe yakalanmış. Köpek kendisini birkaç yerden ısırmış. O korku ile nereye ve nasıl kaçacağını bilemeyen çocuk deponun sahil tarafındaki yüksek duvardan kaçmaya çalışmış. Yüksek ve alt tarafı kesme taşlarla dolu duvardan düşünce vücudu parçalanmıştı. Zavallı çocuk orada ölmüştü. Şimdi ne zaman bir bisiklet görsem bu olay ve Muhsin’in yüzü gözümde canlanır.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1394
favori
like
share