Nasrettin Hoca Bir Gün - Tiyatro Eleştirileri - Tiyatro Oyunları Hakkında
ŞİKAYETİM VAR, TİYATRONUN TANRILARINA: “NASRETTİN HOCA BİR GÜN…”
ÜSTÜN AKMEN
Özdemir Abicim.
Şu arabesk denilen müziği hiç sevmem, bilirsin. Ama geçenlerde, Kent Oyuncuları yapımı “Nasrettin Hoca Bir Gün…” başlıklı oyuna gittim. O sevmediğim, ezilmiş insan şarkısı, dilime sanki zamk gibi yapıştı. Atsam atamıyorum, satsam satamıyorum, tükürsem tüküremiyorum. Şarkı şöyle başlıyor: “Yazıklar olsun / Yazıklar olsun / Kaderin böylesine yazıklar olsun / Her şey karanlık / Nerde insanlık / Kula kulluk edene / Yazıklar olsun...”

Özdemir Abicim, Nasrettin Hoca bir gün, hayvanlarına ağır yükler yükleyip onlara eziyet eden köylülerine iyi bir ders vermek istemiş. Eşeğine binerek köy meydanında dolaşmaya başlamış. İşin garibi, dolu bir çuvalı da sırtına vurmuş, öyle geziyor. Şaşırıp sormuşlar: “Yahu Hoca Efendi, hem eşeğin üzerindesin, hem çuvalı sırtında taşıyorsun. Nasıl iştir bu?” Hoca cevabı patlatmış: “Zavallı hayvan,” demiş. “Zaten gece gündüz demeden hizmet ediyor bana. Sırtına bindiriyor, yüklerimi taşıyor, değirmeni çeviriyor. Bu kadar hizmetinden sonra, dolu çuvalı da ona yüklemek istemedim. Bu yüzden ben vurdum sırtıma.” .
“Batsın bu dünya / Bitsin bu rüya / Ağlatıp da gülene yazıklar olsun / Doğmamış çileler / Yaşanmamış dertler / Hasret çeken gönül benim mi olsun…”

ŞİKAYETİM YARATANA

Küçük bir papağanın on beş altına satıldığını gören Nasrettin Hoca, bir koşuda evine gidip kümesteki hindisini tutmuş. Apar topar pazara götürüp başlamış bağırmaya: “Satılık hindii.... Satılık hindii.... Yirmi altına satılık hindiii!” Şaşırmış pazardakiler.
”Yahu hocam,” demişler. “Bir hindinin yirmi altın ettiği nerede görülmüş.” ”Ne olmuş,” diye çıkışmış Hoca. “Demin bir kuşu on beş altına sattılar.” ”Ama o papağandı,” demişler. “Tıpkı insan gibi konuşur o.” “Olsun,” demiş Nasrettin Hoca. “O konuşuyorsa bu da düşünüyor!”
“Ben ne yaptım / Kader sana / Mahkûm ettin beni bana / Her nefeste bin sitem var / Şikayetim yaratana / Şikayetim yaratana…”

BEN NE YAPTIM?
Kimi insanlar olmayacak hevesler pesinde koşup durur. Nasrettin Hoca böylelerine ders vermek istemiş bir gün. Elinde koca bir bakraç yoğurt mayasıyla gölün kenarına gelmiş. Başlamış kaşık, kaşık dökmeye. “Ne yapıyorsun Hoca,” demişler. ”Göle yoğurt mayası çalıyorum,” demiş kıs, kıs gülerek. “Olur mu,” demişler, “göl yoğurt mayası tutar mi hiç ?” Hoca cevabı yapıştırmış hemen: “Ya tutarsa!..”
“Ben mi yarattım / Ben mi yarattım / Derdi ıstırabı ben mi yarattım / Günah zevk olmuşsa / Vefa yorulmuşsa / Düzen bozulmuşsa / Ben mi yarattım…”
ŞAŞIRAN NE SEN, NE BEN: İKİMİZ
Oyunu Sönmez Atasoy yazmış Özdemir Abi. Atasoy’un radyo ve televizyon oyunları yazdığını, kimi tiyatro oyunlarının da gerek Devlet Tiyatroları, gerekse İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir
Tiyatroları sahnelerinde ve Kent Oyuncuları tarafından sahnelendiğini biliyordum. Neyse! Biz çıkalım kereve… Affedersin Özdemir Abi, “biz gelelim oyuna,” diyecektim… Hoca, Akşehir’de bir aksam evine dönerken, karşıdan iri yarı bir köpeğin geldiğini görür. İster ki, köpek kaçsın ya da kenara çekilsin, ama hayvan üstüne üstüne gelmektedir Hocanın. Korkutmak için köpeğe: “Hoşt,” der, ama ne çare ki köpek cevap olarak kocaman dişlerini Hocaya göstererek hırlar. Hoca bakar ki pabuç pahalı, hemen kenara çekilir ve hafifçe eğilerek köpeğe döner: "Geç yiğidim geç!..."
Şaşıran sen mi / Yoksa ben miyim / Bilemedim / Öyle bir dert verdin ki / Kendime gelemedim / Çıkmaz bir sokaktayım / Yolumu bulamadım / Off, off, off, off, off, off, off…”
DOĞMAMIŞ ÇİLELER
Hoca bir gün göl kenarında karısıyla birlikte çamaşır yıkamaya gider. Tam işe başlayacakları sırada, bir karga gelir ve sabunu kaptığı gibi havalanır. Karısı:
"Yetiş efendi, sabunu kuş kaptı," dediyse de, Hoca kılını bile kıpırdatmaz: "Telaşlanma hanım, baksana kapkara olmuş zavallı, o bizden daha kirli, varsın temizlensin."

”Doğmamış çileler / Yaşanmamış dertler / Hasret çeken gönül benim mi olsun / Ben ne yaptım / Kader sana / Mahkûm ettin / Beni bana / Her nefeste bin sitem var / Şikayetim yaratana / Şikayetim yaratana

YIKARKEN DEĞİL, SIKARKEN
Yok Özdemir Abi, Sönmez Atasoy için: “Kötü tiyatro adamı,” der miyim hiç. Aşk olsun!

Nasrettin hoca bir gün yolun kenarında kedisini yıkıyormuş. Yoldan geçen arkadaşı hocaya: "Hocam kediyi yıkama ölür," demiş. Hoca aldırış etmemiş ve kedisini yıkamış. Arkadaşı dönüşte hocayı yolun kenarında otururken görmüş. Meğer kedi ölmüşmüş. Adam: "Hocam ben sana kediyi yıkama, ölür demedim mi,” demiş. Hoca: "Ben kediyi yıkarken ölmedi ki, sıkarken öldü," diyerek gülümsemez mi!

Off, off, off, off, off, off, off, off, off, off / Şikayetim var…”

KENDİME GELEMEDİM
”Nasrettin Hoca Bir Gün…”ü Sönmez Atasoy sahneye koymuş Özdemir Abi. Atasoy’un tiyatro adamlığını ben de her zaman takdir etmişimdir, ama…
O bir günlerin bir gününde, Nasrettin Hoca'nın eşeği çalınmış. Can sıkıntısı içinde durumu komşularına anlatınca, her kafadan bir ses çıkmaya başlamış. Birisi: “Hocam,” demiş niye ahırın kapısına iyi bir kilit takmadın sanki?” Bir başkası: “Evine hırsız giriyor da, senin nasıl haberin olmuyor,” diye konuşmuş. Bir diğeri de: “Hocam,” demiş, “kusura bakma, ama eşeğin çalınmasına en büyük sebep yine sensin. Çünkü doğru dürüst bir ahırın bile yok. Nerden baksan dökülüyor.” Hoca kızmış: “Yahu,” demiş, “iyi, güzel de kabahatin hepsi benim mi? Hırsızın hiç mi suçu yok?”
“Şaşıran sen mi / yoksa ben miyim / bilemedim / Öyle bir dert verdin ki / Kendime gelemedim / Çıkmaz bir sokaktayım / Yolumu bulamadım / Off, off, off, off, off, off, off…”
TESTİYİ KIRMADAN
Metin Deniz’in dekorunu beğendim Özdemir Abi. Murat İpek’in ışık tasarımı da iyi… İkisine de sözüm yok.
Nasrettin Hoca, oğlunun eline bir testi tutuşturup çeşmeden su getirmesini istemiş. Çocuk dışarı çıkarken de ensesine bir tokat atıp: “Testiyi kırma ha,” diye öğüt vermiş. Bunu gören komşulardan biri: “Yahu Hocam,” demiş, “henüz testiyi kırmadan niye dövüyorsun yavrucağızı?” Hoca cevap vermiş: “Testiyi kırdıktan sonra neye yarar be birader!”
ŞEYE TERS BİNMEK

Kadriye Kenter’in oyunculuğunu beğenirsin değil mi Özdemir Abi? “Nasrettin Hoca Bir Gün…”de o da oynuyor. Ama…

Doğmamış çileler / Yaşanmamış dertler / Off, off, off, off, off, off, off, off, off, off…”
Nasreddin Hoca bir gün yabancı bir köyde misafir olmuş. Cuma günü onu kürsüye çıkartmışlar. Güzel bir vaaz vermiş. Herkes pek memnun kalmış. Camiden çıkınca Hoca'nın eşeğini getirmişler. Köylülerin hepsi ona hizmet etmek için adeta yarışır durumda. Hoca eşeğine binerken biraz düşünmüş, sonra eşeğin üstüne ters oturmuş. Herkes hayret içinde. Köylülerden biri dayanamayıp: “Hocam,” demiş, kusura kalma ama eşeğe niçin ters bindin? Hoca tebessüm ederek cevap vermiş: “Eğer düz binip önünüze geçseydim, siz arkada kalacaktınız. Siz öne geçseydiniz, bu defa ben arkada kalmış olacaktım. Ters binince size arkamı dönmemiş oluyorum. Sebebi bu...”
YANIYORUM ÖZDEMİR ABİİİ!
Nasrettin Hoca’yı Müşfik Kenter canlandırmakta Özdemir Abi. Büyük oyuncu Müşfik Kenter… Müşfik Kenter’in fiziksel deneyimi, fiziksel metafor tekniğinin temel düşüncesi. Kasları gergin, örtülü içgüdüleri oyun boyunca capcanlı. Gözleri ve gövdesinin tüm organları her an her şeye hazır. Ama…
“Kömür gibi yanıyorum / Off, offf…”

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 824
favori
like
share