ANNEME VE BABAMA…


Çizgili defter arasında çiçek kurutacağımız çağda, düştük öfkenin döl yatağına.



Duvarlarında kocaman harflerle intikam yeminleri yazılı kentlerde uçurduk ilk uçurtmalarımızı… Marşlarla tanıştık şiirlerden önce ve kara önlükler giydik rengarenk çiçekler açarken gözlerimizde.



Karanlıkta bir ışık aradık umut beklerken, birbirimizin kalbinde sevgiyi yeşertmeye çalıştık kavga ederken, çabaladık. Gözlerimizin içine bakmadan konuştuk, dolandırdık. Ölümün kokusunu hissettik ağlarken köşelerde.



“Erkekler ağlamazdı,” ama “kız gibi de gülmezdi.” Somurtup oturduk tahta sıralarda. Biliyor musunuz dostluğu, iyiliği, bölüşmeyi hiç bilemeden büyüdük biz. Savaşa yollar gibi dualar ve gözyaşlarıyla yolladı mektebe analarımız. Zifiri karanlıktı ergenliğimizin okul koridorları. Tarih derslerinde amentü duası ve cenk masalları öğrendik, bedende ise iyi güreşmeyi.



Ahlak zabıtası pusuda dört bir yanda. Ve kara bir bulut gibiydi ergenliğimizin üzerinde disiplin yönetmelikleri.



Utangaç kızlar mahçup ağlardık, bir günah gibi gizlerdik buselerimizi. Coşkularımızı, ruhumuzun en derinliklerine gömdük. Bencilleştikçe alkışlanıp, paylaştıkça ayıplandık.



Umduk ki bir gün barış gelecek, iyilik gelecek ülkeye, beklenmedik bir dost mektubu gibi. Umduk ki yer altı sığınağında, küllerin arasından kafalarımızı uzatıp kardeşliği soluyacağız ve endişesiz yürüyeceğiz kuytusunda kentlerin. Sardunyalar ekeceğiz siperlerin kum torbalarına. Anladık bugün umut etmenin yetmeyeceğini. Biz günümüzü umuda ayarlamışken, güzellikler için dövüşebilmeyi vurmaktadır artık saat…



Bir Öğrenci



Kaynak : ÖV-DER (Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği Genel

Merkez Bülteni, Sayı:4, Kasım 2005, Ankara)

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 309
favori
like
share