Doğmamış Yazar
Güneş doğduğunda ve insanlar uyanığında ben hala uyuyor olacağım. Fark etmeyeceksiniz ilkin. Tembel yine uyanmadı diyeceksiniz, işe geç kaldı yine. Telefonlarıma cevap vermeyeceğim, kapı zillerine de öyle. Akşama doğru işkilleneceksiniz. Ama yine de başıma bir şey mi geldi diye düşüneceksiniz ikinci gün. Bazılarınız, serseri işte kim bilir feneri yine nerede söndürdü diyecek. Üç gün sonra bulunacak cesedim yatak odasında. Üzüleceksiniz. Serserinin tekiydi ama kimseye zararı yoktu diyeceksiniz. Yalnızlığıma anlam veremeyeceksiniz. Bazılarınız huysuz olduğum için yalnız olduğumu söyleyecek. Hayatınızda fazla iz bırakmayacağımı biliyorum. Yok yok sevmedim bu senaryoyu, olmadı. Eğer öleceksem afili bir ölüm olmalı. Herkes konuşmalı, televizyonlarda ve gazetelerde manşette geçmeli. En azından yerel gazeteler de. Güzel hikaye çıkacak. Ama final önemli. Finali nasıl olmalı???

- Fehmiiiiii!!! Fehmiiii!! Ne diye kendi kendine konuşuyorsun? Gel de şu halıları balkondan çırpsana!!!!

- Tamaaaaam geliyoruuuum.

Bu fikir olmazdı zaten. Seyfiye hemen anlardı. İnsan evli olması afili ölmesine bile mani. Ne yapmalı peki? Bu yaştan sonra boşanacak değiliz ya.

- Fehmi ne yapıyorsun Allah aşkına? Emekli olduktan sonra sana bir haller oldu. Bunadın mı ne? Kendi kendine ne konuşuyorsun?

- Dur Seyfiye ya sabah sabah başlama yine. Hikaye yazıyorum da onun düşünüyordum.

- Ne hikayesi?

- Baya bildiğin hikaye. Ama sen nerden bileceksin ki?

- Tabi tabi beni aşağıla da ne olursa olsun.

- Tamam Seyfiye başlama yine.

- Başlama başlama, tam otuz senedir başlama. Neyse bugün küçük oğlanın doğum günü. Hediye alıp gidelim diyorum. Hem torunları da görürüz.

- Olur gideriz.

- Şu halıları da çırp.

- Yahu her gün bana halı çırptırmaktan ne anlıyorsun sen?

- Kirli mi kalsın? Çöp ev mi olalım? Temizleyeceğim tabi.

- Tamam tamam. Bir şey demedik. Her gün de çırpılmaz ki.

- Her günde çırparım, istersem saat başı da.

- Sen çırpmıyorsun, ben çırpıyorum dikkatini çekerim.

- Ben nasıl çırpayım bu kadın halimle,tabi sen çırpacaksın.

- Tamam Seyfiye, çırptık işte.

- Hazırlan bir iki saate çıkarız. Hikayeni de merak ediyorum.

- Hiç merak etme.

- Neden bana okutmayacak mısın?

- Hayır.

- Nedenmiş o.

- Sadece sen değil hiç kimseye okutmayacağım.

- E o zaman neden yazıyorsun ki?

- Zaman geçsin diye.

- Bak İsmail efendi her sabah bahçesinde çalışıyor, domates, biber, salatalık yetiştiriyor. Sende böyle işe yarar bir şey yapsana zaman geçirmek için.

- Off Seyfiye ooof!

- Oflama bana oflama, tembel geldin tembel gideceksin.

- Ya ben bu evde huzur bulamayacak mıyım? Emekli oldum biraz dinleneyim.

- Dinleneceksin de ne olacak? Senin işin gücün yatmak zaten.

- Tamam tamam. Allah`ını seversen sus...

Bu İsmail hıyarına da sinir oluyorum zaten. Adam bir dakika durmuyor. Gençken de böyleydi bu. Nerde bir kıllık var gider yapardı. Sonra bizimki hep Onu örnek gösterirdi. Sinir oluyorum bu adama sinir. Bir dakika ya, ben neden kendi ölümümü düşünüyorum ki? Neden İsmail’in ölümünü düşünmüyorum. Ne de olsa bu bir hikaye. İstediğimi öldürür, istediğimi yaşatırım. Bir de küçük oğlana gidecekmişiz. Sanki o bize çok geliyor da, eşek sıpası. Yok ya yok olmaz. Bu kafayla nasıl hikaye yazılır. Onu bırak nasıl düşünülür???

Not: Fehmi Bey memur emeklisi. Lise yılarlıda keşfettiği yazarlık yeteneğini geliştirmek istedi ömrü boyunca. Üniversite, askerlik, evlilik, çocuklar, geçim sıkıntısı derken bunu hiç başaramadı. Emekli olduğunda da durum değişmedi…

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 272
favori
like
share
nis_2 Tarih: 22.06.2009 12:50
ahh ahh!..
yüreğine sağlık