Bilinç - Barış Mutlu Altunel - Tiyatro Metni - Tiyatro Oyunu - Dram - Tirad


Morites’e...




Bilinç




1.Bölüm

(İsmail Hariç, Oyundaki tüm sesler, sahne arkasından seslendirilir.)

“...

( Odasının içindedir, Kimya Dersi çalışmaktadır...kendi kendine söylenir. )

Sessiz çalışmak iyidir. Yıllardır sessiz çalıştım, ama şu kimyadan bir türlü geçemedim. Bana ne tuzlu suyun Molar Derişiminden. (Karşısında ayna vardır.Kendi kendine konuşmaktadır. ) söyle bakalım İsmail, derişim nedir?

-Çözünebilen madde miktarına denir.

Peki bir başka deyişle derişim?

-Konsantrasyon?

Evvvet, aferin sana. Peki, %20 lik bir tuzlu su çözeltisinde oluşan çözeltinin konsantrasyonu nedir?

-Önce bir konsantre olmak lazım.

Bırak dalga geçmeyi, kalacaksın yoksa.

-Offf, sıkıldım ama!

Hayır, hayır İsmail, sıkılmak yok. Sık biraz kendini, az kaldı.

-Peki peki, sıradaki konu nedir?

Normalite ve Molarite.

-Neymiş normalite?

Neymiş?

-Çözeltinin normal şartlardaki hacmidir.

Peki Molarite,

-Çözeltinin mol cinsinden değeridir. Offf gerçekten sıkıldım, moral falan kalmadı. Ben kayboluyorum.

(Aynayı geriye iterek düşürür. Ayna küçük bir yüz aynasıdır.)

Hey! Dur, nereye gidiyorsun. lütfen. Ya bak, az kaldı bitecek şimdi. (Susma)

Kendi kendine çalışma bu olsa gerek. Gerçi biraz sıkıldık ama olsun. (Ayağa kalkar. Kitabı yatağın altına fırlatır. Bağlamasını alır eline;...) Sen de olmasan ne yaparım ben? Her şeyden sıkılıyorum. Bak, kendim bile benden sıkıldı. Kendi kendime doğru düzgün bir kimya bile çalışamıyorum. İnsanlar neden kendi kendine bir şeyler yapamaz? Neden bir başkasına ihtiyaç duyar hep? Bak; rahatlamak için bile seninle konuşuyorum. Bizler aciz yaratıklarız, tek başımıza bir boku beceremiyoruz. Öyle mahzun durma. Hadi bir şeyler yapalım. Beraber. (Bağlamayla bir şeyler çalar) Aslında güzel şeyler çıkmıyor da değil. (Bir ses duyar gibi olur) Biri bana mı seslendi? Sen de mi duydun? Kimyacının sesine benziyordu sanki. İçerisi soğuyor değil mi? İçimde garip bir his var dostum. Sanki odanın içinde bizi dinleyen başka birileri var. Bir saniye hemen geliyorum… (Kapıya gider. Kimsenin olmadığını fark eder tekrar gelir, ayaktadır) Az önceki ses, kapının sesi değil miydi? … tamam tamam, sapıtıyorum yine. Zaten bugünlerde bir garip her şey. Bütün terslikler beni buluyor. Aaa, ne oldu biliyor musun? Geçen müzik dersinde salağın birisi piyanonun pedalını kırdı. Ulan hayvan, nasıl kırarsın pedalı. Şu kadarcık bir şey. … Sanırım o hayvan benim… E ne yapayım? Bütün herkes çalarken bir şey olmuyor, ben dokunduğum zaman kırılıyor. Mübarek pedal, sinirini topladı topladı, sonunda bana patladı. Neden pedalsız bir piyano üretmiyorlar ki? O zaman korkudan dersten kaçmak zorunda olmazdım. Korkacak hiçbir şey yok ha! Sen ne diyorsun be! Bize en çok korkmayı öğrettiler. İlkokulda öğretmenden izinsiz tebeşir almak yasaktı; “Almasana tebeşiri, öğretmen görürse çok kızar bikerem…” Bu öğretmen Allah gibi bir şeydi. Hatta çok abartıp çişe bile gitmemize izin vermezdi; “Öğretmeniimm, tuvalete gidebilir miyim? –Teneffüste niye gitmedin bakim?... komikti. Tabi bize şimdi komik geliyor. O zamanlar öğretmene karşı boynumuz kıldan inceydi. Tüm bunlara rağmen kendimi sıkıp, teneffüste hurra tuvalete koşardım. Allah’ın hikmetine bak; teneffüste de hiç işeyesim gelmez. O kadar sıkarım kendimi, yok, gelmiyor işte… Öğretmen sınıfa geldiğinde saygıdan ayağa kalkmayı öğretmediler bize; korkudan kalkıyorduk. Orta okulda durum değişti mi sanıyorsun, hah! Değişen tek şey, öğretmenin sıfatı ve çokluğu. Bir sürü öğretmen; şimdi korkacak tam 12 tane öğretmen var, üstelik günde 6 defa ayağa kalkıyoruz. Ayrıca öğretmen öğretmenlikten çıkıp hoca olunca daha bir korku bastırıyor içimi. Evet çocukluğumdan beridir hocalardan korkmuşumdur. Peki ya lise? Orada da aman hocaya yalakalık yapalım da ortaöğretimimiz artsın. Bu korku farklı bir korku ama, olsun. Üniversiteye geldik; durum değişir dedik, oysa burada daha çok korkmalısın. Eğer hoca sana takarsa sittin sene geçemezsin. Hani özgür ifade ve düşünce var ya üniversitelerimizde; yok öyle bir şey. Kandırdılar bizi. İstersen bir gün derse sokayım seni ha? Ayrıca derse sokmam için de yine korkulu gözlerle hocanın ters bir cevap vermemesini bekleyeceğim. Yine korku var. Bitmedi daha; “Düşünüyorum, o halde varım!” düşüncesi yalan. O kadar öküz var sınıfta; daha yorum yapmasını, çözümleme yapmasını bilmez; okulda %10’a girer. (Seyirciye)Var var, aranızda da bu tip kişiler var. İşte bu yüzden seni çalarken notayla çalmayı sevmiyorum. O anki duygularım, hislerim, tavrım,… -..............- et ya konuşmaya değmez… bir de kalkmış bana korkma diyorsun! Gel de korkma.

…(koltuğa oturur) Aaa, bu gece maçım var halı sahada! Unutturma bak. Üniversite de ilk defa futbol oynayacağım. Bak, bir tek maç yaparken korkmuyorum! Neyse, senin de kafanı şişirdim. (Kapının çaldığını hisseder, aya kalkıp isteksizce kapıya yönelir. Kimsenin olmadığını görür. ) benimle dalga geçmeyi bırak artık. O sesi sen çıkartıyorsun değil mi?...

(bağırmaya başlar) Peki kim çıkartıyor bu sesi, sabahtan beri kapının çaldığını duyuyorum. Ve lanet olası kapıya gidiyorum, ve karşıma koskoca bir Hiç çıkıyor. Kim bu hiç, kapıdan ne istiyor, benden ne istiyor? (Kapıya Yönelerek) Sen kendini ne zannediyorsun ha! (bağlamasına döner) Kes sessini sen de! ... kızdın mı bana? Ne olur, ne olur affet beni. Biliyorsun bu günlerde sorunluyum biraz. Affettin mi beni? Ha? Hadi barışalım. Uzat elini. (Telefonu çalar) Alo? … İyiyim, sen nasılsın?... evet mesajı çeken bendim… senden, benden başka para isteyen biri var mı?... Yetmiyor… görüşürüz… sağol… (Telefonu kapatır, öylesine birkaç kitap karıştırır. Kitapları sağa sola fırlatır. Fırlattığı kitapları tekmeler. Tam bu sırada telefon yine çalar. Telefonu açar, ses gelmez. ) Alo? … Alo? Efendim?Efendiimm? Buyrun? Buyrun? E söyleyecek başka bir şey kalmadı. Sen bilirsin! (Telefonu kapatır) … Manyak mıdır nedir? Seninle mi uğraşacağım birde ? (kapı çalar-bu sefer kapıdan gerçekten ses gelir) Tamam Hatice Teyze; birkaç güne kadar getireceğim. Hı hı! Evet,.. Tamam… bir de bu evin duvarları neden çatlak , anlayamadım da? Hımmm, anlıyorum. Peki.. görüşmek üzere… (Kapıyı kapatır içeri gelir) Bu kadın da amma para delisi. Getireceğiz dedik, hâlâ diretiyor. Ev de ev olsa bari… hala kızgın mısın bana? Tamam, bak özür dilerim tamam mı? Affet beni hadi. Biliyorum konuşamıyorsun benimle; ama ben her şeyini duyuyorum. Seni tanıyorum ben. Sen sadece bir bağlama değil, benim hayatımsın. Hadi gülümse biraz…(kapı tekrar çalar) Merhaba İbrahim, odun mu? … bende odun yok be dostum… biliyorsun elektrikle ısınıyorum. Tamam, yok asıl sen kusura bakma. (kapıyı kapatır, içeri girer, çay yapmaya çalışır. Küçük tüpü ortaya koyar, çayı üstüne koyar.) biraz müzik değişikliği iyi olur değil mi? Tamam, ne istersin? ............ ...Tamam olur... (bu sırada üçüncü bir telefon gelir) Alo?... Bak, konuşmayacaksan arama beni? Hah, hah, dur dur, ne dedin anlamadım? Arkama mı bakayım? Manyak mısın sen kardeşim; arkama neden bakayım ki? iyi iyi baktık (arkasına bakar, içeride kimsenin göremediği bir şeyi görür. Telefonu elinden düşürür.) Sen de görüyor musun ? iyi baksana, biraz silik, ama dikkatli bakınca görürsün. Görmüyor musun? İyi bak dedim, yine sinirlendiriyorsun beni. …! Ne yani; şimdi ben kafayı mı yedim, bunu mu demek istiyorsun?... görüyorum işte, birisini görüyorum. Karşımda bir erkek, yok yok kız, hayır erkek…(karar veremez üzerine gitmeye çalışır, elini uzatarak ona dokunmaya çalışırken, yere düşer.) bu da neydi böyle? Hala inanmıyor musun bana? Bak beni yere attı. (gördüğünü zannettiği şey, içeride dolaşmaktadır. O dolaşırken çocuk da onu izlemeye başlar. Onunla beraber o da döner. ) yeter artık. Otur oturacaksan bir yere. ( sonunda gördüğü şey bir yere oturur.) orası benim yerimdi, ama olsun…. (Bir süre gördüğünü zannettiği şeye bakar… düşünür.) Nesin sen? Bir hayalet mi? Yoksa bir cin? Ya da ? Ne peki? Konuşsana…! (bağlamasına döner) Sen hala inanma, bak gölge benimle konuşuyor. (gölgeye döner) çay demlemiştim, içer misin? Eee, yeter artık yani. (Sinirlenmeye başlar) Kimsin sen, neyin nesisin? Neden hiçbir şeye benzemiyorsun? Yoksa, yoksa kapıyı çalan kişi sen miydin ? (kapı çalar, ürker, kapıyı açmaya gider) Lanet olası, hadi çık karşıma. Hadi! Çıksana. Korkuyor musun yoksa ?... -..................- git! (içeri girer,gölgeyi göremez…) Nereye gitti? Nereye gitti dedim sana! Allah’ım yardım et şu aciz ve yalnız kuluna. Dayanamıyorum artık! Çıldıracağım; sanki dünyanın tüm gariplikleri benim için yaratılmış. (Toparlanır, çay’a bakar) olmuş sanırım; Tüm bunların üstüne iyi bir çay gider. ( Bardağını ararken, gözüne duvarındaki kartpostallar takılır. Okumaya çalışırken bağlamasına;…) Tamam, tamam, bakıyorum. (okumadan bardağını alır, sigarasını alır, müziğin sesini biraz açar. Düşünceli bir vaziyettedir, çayını içmeye başlar. Bağlamayla konuşmaya devam eder.) görüyorsun, artık ben de normal biri değilim. neye benzediğimi bile bilmiyorum. Ne olduğumu, kim olduğumu… sanki içimde bir çok insan var, ve sürekli onlardan biriyle yer değiştiriyorum. Ben hangisiyim? Bilmiyorum. Karar veremiyorum. Şuan kim konuşuyor onu da bilmiyorum…(susma) Dün gece küçük bir dilenci gördüm. Kız. Diğer dilenci erkekler onu rahatsız ediyordu sanki… Kıza para verme bahanesiyle yanına gittim. Çok güzel gözleri vardı. On iki-on üç yaşlarındaydı. Ben gidince erkekler dağıldı hemen. Biraz para verdim… Ha, unutmadan, babam parayı yollamış. Sanırım bu ay oldukça rahatlayacağız ha, ne dersin? Şu kadının da parasını verelim artık değil mi?





…(Sahne 10-15- sn kadar kararır. Tekrar aydınlanır.)







II. Bölüm

(Dışarı çıkar, Tek odalı evinin bahçesindeki su hortumunu çeşmeye takıp hortumun ucunu içeri kadar sokar ve beklemeye başlar. Penceresini yarım aralayıp, kapıya;)

Gece 12 ye kadar yokum, 12 den itibaren de uyuyor olacağım. Lütfen rahatsız etmeyin !

(diye not yapıştırır. Notu yazarken, aynı zamanda okur. )

Her şey tamam. Artık zamanın geçmesini bekleyebilirim.

(Sürekli ayakta, sürekli odanın içinde, kısa mesafeli koşular yapar. Amaçsızca Dolanmaktan yorulur. Duruma sinirlenip,bağlamasını alır; çalmak ister, akordu yoktur. )

Kim bozdu bunun akordunu.

(İkinci kez sinirlenir; tellerini koparır. Hava kararmaya başlar. Telefon çalar ve konuşur. )

Alo?... baba? Nasılsın?...evdeyim, dinleniyorum... okul yoktu bu gün... ne zaman?... hayır... sen nasılsın peki?... ya annem?... tamam...hangisine?... şey, baba;... baba dinler misin bir dakika?... Şey, Bundan sonra bana para yollama... Yollama işte... istemiyorum... haklısın, özür dilerim.... sana da.

(Telefonu kapar, saatine bakar. Evin içinde gezinmeye devam eder... Arkadaşını arar;)

Erkan? Nasılsın?... şey, bak,.. evdeyim evde... biraz rahatsızım,... oğlum dinlesene, işte ben de onu diyeceğim... okula gelmeyeceğim bu gün... Kimya’dan kaç almışım, öğrensene... ne, 44 mü?... peki tamam... hoca beni neden çağırıyor ki? İmza mı atmamışım?... tamam, yarın görürüm ben hocayı... bu arada piyano için bir şey dediler mi?... ne yapayım, isteyerek kırmadım ki! Alt tarafı bir pedal... neyse yarın konuşuruz uzunca... hadi öpüyorum.... sende...

(Telefonu kapatır... ayağa kalkıp elektrikleri kontrol eder)(bir süre bekler, Nöbet durumu –kriz- oluşur. ışık yavaş yavaş sönüp aydınlanır; İsmail aynı durumdadır. Işık söner… aydınlanır.Kriz bitmiştir. Dışarı çıkar)




III. Bölüm

Merhaba Hatice teyze, teşekkür ederim.

(Kapısını açar, birilerini arar içeride.”-“ Li kısımlar sahne arkasından seslendirilir; konuşan ismail’in Bilincidir.)




Girebilir miyim?

-Tabii girebilirsin, ama bir daha çıkmak yok.

Sevdim seni.

-Sevme beni; sen daha benim hangi sen olduğumu bile bilmiyorsun; sevme beni.

(İçeri girmemiştir, ayağının birisi içeride diğer dışarıdadır. Kapının ağzından, içerideki nesnelere seslenerek kendisiyle konuşur.)




Nasıl bulacağım hangi ben olduğumu?

-Hangileri bulmayacaksın salak! Hangileri çözerek iyisiyle kötüsüyle birleştireceksin. Kendini oluşturacaksın.

Bana yardım eder misin peki?

-İnsan kendisini oluşturacak kendisine yardım etmez mi? Sen fazla düşünmeyi beceremiyorsun galiba?

Galiba...Şuan ben neyim, kimim, hanginizim?

-Sen hiçbirimizsin; o kadar kendin arasından, birini bile seçmekten acizsin. Sana bir çok alternatifler sundum, sırf kendini gerçekleştirmen adına. Ama sen kendini kendinde aramak yerine, kendini hiçbir yerde aramaya başladın. Başkalarında. Sen bir hiçsin. Ne kendin ne de bir başkası, ne bir piyanist ne bir sokak çocuğu, ne de bağlamasını yakan genç; sen hiçbir şeysin.

(Hala içeri girememiştir.)

-İçeri gir, kendinden korkma. Kişi kişiden korkmamalı. Şayet korkuyorsan bırak kendini kabul etmeyi, bir başkasını bile kabul edemezsin. Aslında hiçliği bile hakketmiyorsun. Yok oluyorsun farkında mısın?

Sen kimsin, ismin nedir senin?

-İlla bana isim bulmak istiyorsan, önce kendini bırak ve içeri gir. Sonra biraz sakinleş; ben de bu durumdan hoşnut değilim.

(İsmail çekinerek içeri girer,rasgele bir yere oturur.)

Neden bana geldin. Sen, neyimsin?

-Senden bir farkım var benim.

Neymiş o?

-Ben, senden kopan bir bilinç olduğumun farkındayım, fakat sen bu kopan bilincin farkında değildin, farkına vardığında bile kendinden korktun, kaçmaya çalıştın, bir isim koyup diğer kendini yabancılaştırmaya, başkalaştırmaya çalıştın...(susma) Ne komik değil mi? Kendinden kopan bir bilinç. Kendinden daha güçlü ve bilinçli oluyor.

Hiçbir şeye anlam veremiyorum. Sence bu ilk defa bizim başımıza mı geliyor?

-Artık biz yok. Bunu unutmalısın. Bana isim koyma çaban ile bizi kaybettik. Şimdi sadece sen ve ben varım.

Kafamı karıştırıyorsun.

-Hayır, ben kendi kafamı karıştırıyorum, doğal olarak senin de kafan karışıyor. Hala farkında değil misin? Sen ve ben, bir bilincin iki yarısıyız. Birisine bir şey oldu mu, diğeri de doğal olarak etkilenecek...

(susma)

-Bana çok eziyet çektirdin. Çok acı çektirdin. Ne vardı ki bu kadar sorgulayacak. Hep bu merak ve sorguların yüzünden birbirimizden koptuk.

Böyle olmasını istemedim.

-Hayır, “böyle olmasını istemedim” değil, böyle olacağını bilmiyordun. Aslında senin de bir suçun yok.

Evet yok, hiçbir şeyin farkında değilim. Anlaşıyoruz galiba.

-Hah! Sen buna anlaşmak mı diyorsun?

Çok katısın.

-Yoo yooo, katı olan ben değil, senin kopan diğer bilincin. O kabusları neden yaşadın zannediyorsun?

Bilmiyorum, ben de bunu sorguluyorum kaç gündür.

-Benim senden koptuğumun bir göstergesiydi bu. Sana bir şekilde gösterilmeliydi. Kabustaki o diğer insanlar; hepsi olmak istediklerin ya da kendini aramak istediklerindi. Ama görüyorsun, onlar sadece sana zarar verdi. Başka da hiçbir şey yapmadılar. Yapamazlar da zaten. Bir başkası olma çaban bizi bu hale düşürdü, anla artık.

Peki, bana gelmekle neden bu kadar geciktin? Erken gelseydin bunları yaşamayabilirdim, dik...

-Ben geciktirmedim. Sen düşündükçe başkalaştın, kendini başkalarında aradın. Ve ben git gide geciktim koptuğum sahibime gelmekle.

Sahibim mi?

-Evet, benim bir bedenim vardı; daha doğrusu senin bedenin, yani bizim. O bedeni şuanda sen taşıyorsun. Ve bedenin sahibi olan ruh da sensin.

Peki sen benim neyimsin?

-Ben senin bilincinin önemli bir kısmıyım. Kendini gerçekleştirmek ve tamamlamak için gerekeli olan kısmı. Fazla zamanım yok. Bilinçler kullanılmadığı sürece yok olur. Beni öyle kullanmalısın ki, gitmemek üzere tekrar sana geleyim. Unutma ben bilincim, ne bir beden, ne de bir ruh.

Ama, seninle konuşuyorum, mutlaka bir ruhun olmalı ve bedenin, yoksa sen nasıl canlı bir şey olursun ki?

-Sen benimle değil kopan bilincinle konuşuyorsun. Unutma bilinçler ilgi ister, bilinçler tekrar ister. Hoşça kal...

Nereye, nereye, dur lütfen gitme.

-Farkında olmadan beni yine çağıracaksın... dikkatli ol, kalan diğer bilincini de koparma kendinden... hoşça kal...

(Susma)

Hey, Gittin mi?... Allah’ım neler oluyor? Kimdi bu? Beynimin içindeydi sanki?... Ya dedikleri doğruysa... Çıldıracağım, yardım et Allah’ım. Kabus! O yaşadığım kabusu ben mi ürettim ? Gerçekten kendimi parçaladım mı? Ne yaşamıştım? Nasıldı bu lanet olası kabus, neden hatırlayamıyorum? Allah’ım! Yalvarırım yardım et bana! Artık dayanacak gücüm kalmadı. Beni benden alan, beni bilincimden koparan o kabusu hatırlamama yardım et lütfen. Neden her şey silik ve yitik? Neden hiçbir şeyi hatırlayamıyoruuummm... Tükeniyorum... Neden düşünmenin yan etkilerini de söylemedin bana? Hani insanın en büyük farkı diğerlerinden, düşünmekti. Neden bana bu cezayı verdin? Düşünme yeteneğini verdin de, neden düşünmeme yeteneğini vermedin? Ve neden hatırlama yeteneğimi aldın benden? Yalvarırım, yalvarırım hatırlamamı sağla. Hı? ... (Sakinleşir yavaştan) Nasıl başlamıştı o kabus? (Sahne yavaş yavaş kararmaya başlar) En son tellerini koparmıştım bağlamamın...Sonra? Sonra ne olmuştu?...(Sahne Kararmıştır, bir süre sonra yavaş yavaş aydınlanır.)

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 774
favori
like
share
bbma Tarih: 02.10.2009 16:46
bu metni nereden aldınız... ben barış mutlu altunel...
sevil1903 Tarih: 22.06.2009 20:41
IV.Bölüm

(...Odasının içinde sessiz bir şekilde düşünmektedir... Bir süre sonra duvarlara göz gezdirirken birkaç kartpostala gözü takılır. Yaklaşıp okumaya çalışır. Bağlamasına; –Karışma, Bu sefer okuyacağım. Arkadan fon müziği kısık bir sesle girer.)




“Ölüm nereden gelirse gelsin, asla celladımız olmayacaktır.” , ”Asıl hapishane insanın kafasında yarattığı hapishanedir...” bu ben olabilir miyim? Bu daracık boktan bir odada kendimi hapis mi ediyorum? Yoksa kurtuluş... yanlış mıydı bu karar? Duvarları çatlak bir odada mahsur kalmış gibiyim. Tavanı çökük. Boğuluyor muyum? Neden hiç bir şey hissetmiyorum? (Müzik biter) Müzik neden sustu? Pili mi bitti acaba? Bakkala gidemem şimdi. Bu odada eksik bir şeyler var. Bağlamam nerede? Tellerini koparmıştım en son? Kızmış mıdır bana? Saat neden geçmiyor? Dizlerimi tutamıyorum. Soğuk bir duş? Yok, uyumak. Belki yine aynı rüyayı görmek. (kapı Çalar) Kapı çalıyor galiba. Çalmayın şu lanet kapıyı. (Işıklar kapanır, loş bir ışıkla görünür.) Kimseyi istemiyoruum! Işıklar? Şartelleri açın lütfen. Karanlıktan nefret ediyorum. Mum. Bir mum olmalıydı yatağın altında. (kapı Çalar) Nerdesin, nerdesin...? kapıyı çalmayın dedim size! Lütfen, susun ve gidin! Yalnız bırakın beni.

Hatice Teyze: Oğlum, bu ay ki kiranı geciktirdin?

Uyuyorum be kadın. Gecenin üçünde kira mı istenilir.

Hatice Teyze: Sen iyi misin evladım?

İyiyim, köpek gibiyim maşallah. Şimdi defol git! Pencereyi kapatmalıydım. Her yer karanlık. Açın şu ışıkları, her yerde kendimi görüyorum.

(Kapı Çalınır)

İbrahim:İsmail? Abi fazla ekmeğin var mıydı?

Çalmayın kapıyı. Rahat bırakın beni. Burası bakkal mı?

Hoca:İsmail. Oğlum. Devamsızlıktan kaldın. Ders bitince odama gel.

Hocam! Hocamın sesi bu! Sakın kapıyı çalma! Sakın, sakın! Ders bitince mi? Gecenin 3 ünde ders mi olur! Allah’ın belası mum da nerde! Kibritle bir ateş yaksam mı acaba! Peki ne yakacağım? Buralarda eski bir bez olmalıydı... Hah işte buldum. Bu çok az... Karanlık, senden nefret ediyorum. Hangi kendini bilmez kapadı şu Şartelleri?... Zaman neden ilerlemiyor? İlerliyor mu yoksa? Bu bez asla yetmez. Başka şeyler bulmalıyım... Kitaplarım? Evet. Siz neredesiniz bakalım. (kitapları alır Yakamaz) İşte bir kibrit daha boşa gitti. Sadece 6 tane kibritim kaldı.

Morites:Abi ne olur ekmek parası! Açım abi ya. Ne olur ekmek parası.

Daha dün verdim. Gecenin bu vaktinde beni nasıl buldun? Hey çocuk! Param yok. Bütün paramı sana verdim... konuşsana. Çocuukk! Adın neydi senin.

Mortites:Morites, abi!

Morites mi?

Baba:Oğlum, çok para harcıyorsun. Bak kardeşinin okul masrafları bir hayli arttı. Biraz dengeli harcama yap.

Baba? Neredesin? Göremiyorum seni. Her yer karanlık. Şu şartelleri kim kapattı? Baba? Orada mısın? Nasıl buldun burayı? Morites ? Sen nereye kayboldun, bana birkaç odun bulabilir misin? (yorulmuştur,üşümeye başlar.) Dizlerim... dizlerim uyuşuyor yine. Soğuktan mıdır ki? Kitapların hepsini yakmalıyım...

Dayı Oğlu:Hala oğlu! Yav sen hani bize bağlama öğretecektin. Sattın iki dakikada, helal olsun!

Bağlama? Bağlamayı da yakmalıyım. Soğuktan donacağım yoksa... kibritlerim azalıyor... Baba? Orada mısın? Çok üşüyorum baba. Elektrikler yok... (Hafiften Piyano Sesi Duyulur) Kim kapattı şu lanet şartelleri? Müzik...! Ne kadar güzel bir müzik bu... içim titriyor Morites!...

Bağlamacı:Hakiki Kanada Ladini bu koçum. Tok bir sesi var. 2 yıl garantili. Sapı falan atmaz. Helalimden sana 270 milyon. Sen bilirsin. İstersen oyma gürgen vereyim. Sesi fazla temiz değil ama gür bir sesi var.

Sahtekar adam, bağlama yaşmış. Yanmıyor bile. Sapı atmazmış. Sen o sapı al bir yerine sok... Üşüyorum, ellerim buz kesiyor, kalbim donmak üzere. Rüzgar evin içerisine kadar giriyor.... Kitaplar bitecek neredeyse. Duvarların sesleri bu; çatlıyorlar soğuktan... Ev kirasıymış; burası ev mi be! Allah’ım, yardım et, şu bağlamayı tutuşturacak bir şey bulmalıyım. Tezgahın altında çuval olacaktı. Naylon tutuşturur mu bunu?... Boğazım, boğazımda garip bir tat var. Neyin belirtisi bu? Zehirleniyor muyum yoksa? (kalabalığın konuşma sesleri gelir) Sesler... bu sesler de nereden geliyor. (Piyanonun Sesi Artar) Başım çatlıyor, lütfen çalmayın şu piyanoyu... Tutuştu, tutuştuuu! Tellerini boşuna kopartmamışım senin.

Kız:Sen benimle hiç ilgilenmiyorsun?

Lanet kız! Daha nasıl ilgileneyim. Sen nereden çıktın şimdi, defol git başımdan.

Osman Amca:İnsanlar birbirlerini sormaz oldu evlat. Şimdi önüme birkaç kuruş atanlar dışında yüzüme bakan olmuyor.

Osman Amca, şu elektrikler bir gelsin; az kaldı geleceğim yanına. Aman Allah’ım; perdeler tutuştu. Susturun şu piyanoyuuu! Teyzecim kiranı yarın veririm, bu saatte nerden bulayım ben sana para!... Tüpe gitmese bari. Tüp nerede? Camı kırsam mı?

Erkan:Ortak, Akşam 8-9 maçımız var.

Maçı unuttum. Ne maçıydı bu? Moritesss! Neredesin? Boğuluyorum galiba. Baktığım her yer yanıyor. İtfaiye yok mu? Biri beni söndürsün, yanıyorum. Kimse yok mu? Üşüyorum, açın şu ışıkları. Çalma dedim sana şu boktan piyanoyu! Yok, ekmek de yok, bende yokum. İbrahim, yanıyorum. Tutuştu elbiselerim. Tüp nerede, patlamasın! Baba, bana artık para yollama. Morites, kız, neredesin? (Uzaktan Ağıt Sesleri Gelir) Gecenin bu vaktinde nasıl çıktın sokağa? Evine dön. Babaanne Ağıt yakmanın sırası mı şimdi. Dizlerim nerede? Kayboluyorum anne?

2.kız:Kıvırcık erkeklere hastayımdır. Kız arkadaşın var mı senin?

Saçlarım, saçlarım yanıyor. Heyyy! Hatice teyzeee, bankalar kapalı, anlamıyor musun? Yarın veririm paranı. Çeşmeye gitmeliyim. Islanmalıyım. Yok yok en iyisi banyo. Banyo neredeydi? TEDAŞ senin vereceğin hizmetin içine edeyim. Karanlıktan nefret ediyorum..., karanlıktan nefret ediyorum... yorgan alevlendi. Yılmaz Güney’i kurtarmalıyım. Dayan Çirkin Kral, yetiştim.

Morites:Abi erkekler beni hep dövüyor, bir ekmek parası ver abi ya!

Moritesss! Evine git. Yanacaksın!

Kız:Seni seviyorum.

Sevmeyin beni. Üşüyorum, yalvarırım bana biraz su verin. Duvarlar yanıyor. Hatice Teyzeee; bu ev beton değil miydi? Müthait seni kandırmış, bu ev ahşap Hatice Teyze! Nefes alamıyorum. Allah’ım güç ver. Nefesinden bir damla ver.... Kuran-ı Kerim’i kurtarmalıyım. Duman altındayım! Hiçbir yer görünmüyor. Işıkları açın...

İbrahim:İsmail, odunun var mıydı abi? Benim ev çok soğuk da.

Yanıyorum İbrahiiim! Morites’ i uzak tut buradan. Ben çıkamıyorum. Piyanoyu çalmayın yalvarırım, hâlâ yanmadı mı şu piyano? Hocam, kaç demiştiniz? Morites, kaç diyorum sana, yanacaksın benimle. Yanıyor muyum? Moriteeesss, kurtar beni. Gitme. Camı kır. Dışarıda hortum var, çeşmeye bağla suyu aç. Moriteeesss gitmeee! Sigaralarım yanıyor... içeri girme Morites! Yanacaksın. Suyu aç yalvarırım. Moritesssss!

Morites:Abi bir ekmek parası ver be!

Geri çekil Morites, ekmeği yiyecek ağzın olmayacak, yanacaksın. Suyu aç.

Morites:Abi kulun olayım şu erkeklere bir şey de. Vuruyorlar hep.

Vurmayın lan! İnsafsızlar. Adam mısınız lan siz?

Morites:Abi evimiz yandı. Sokakta yatıyorum. Ne olur biraz ekmek parası.

Kaç Morites, kaç! Kurtar kendini. Suyu falan açma. Morites! Konuş benimle. Ses çıkar. Gittin mi? Morites? Beni bırakma burada. Üşüyorum Morites. Yanıyorum. İbrahiiim! Morites’i kurtar yalvarırım.

İbrahim: İsmail, ateşin var mı be dostum? Tek sigaram kaldı, onu da yakıp yatayım.

(Piyano sesi en yüksek seviyededir.Işıklar giderek azalır, İsmail gözükmez neredeyse

Sigaralarım ! TEDAAAAAAŞŞŞ! Baba, yalvarırım Morites’i kurtar. Piyanoyu kim icat ettiiii! Allah’ım yardım et çıldırıyorum. İbrahim kızı kurtar; o daha çocuk! İbrahim! Orada mısın? Baba? Hatice Teyze? Moriteees? ...

(Piyanonun aniden susmasıyla ışıklar birden bire yanar, evin her yanı dağılmıştır. Kendisini yerde bulur.)

...Elektrikleri kim açtı? TEDAŞ? Başım çatlıyor... bağlama yanmamış! Neler oluyor burada? Perdeler? Çirkin Kral? Ahmet Arif; (okur)“...Vurun Ulan, Vurun! Ben Kolay Ölmem...” saçlarım! Morites?... Moriteeesss! (Işık yavaştan sönmeye başlar.bir süre sonra birden bire aydınlanır, ayaktadır)




V.Bölüm

(Bir süre hatırladığı kabusu düşünür.kendi kendine

Tüm bu kabusu ben mi yaşadım? Bunları ben mi yarattım? Ama hepsi gerçekti, hepsini duydum.

(Bilinç’in sesi duyulur)

-İnsanlar, Her zaman her şeyi duyar İsmail. Ama her zaman her şey gerçek değildir. Beni kendinden koparttın. Bu kadar düşünmemeliydin, sorgulamamalıydın hayatı. Sen haddini aştın İsmail. Üzerine vazife olmayan düşüncelere kapıldın. Kaybettin. Kendini ve beni kaybettin; yok ettin. (sessizlik) Şimdi ne yapacaksın İsmail? Susacak mısın hep böyle? Bağıracaksın belki de ha? Ne yapacaksın ey Sahip? (Sahne yavaş yavaş kararır –Kararma Oldukça Uzun Sürede Oluşur- . Bu sırada bilincin sesi duyulmaya devam eder.)Söyle, Abdil Oğlu İsmail! Şimdi ne yapacaksın? Ayakta duracak gücün yok. Gözlerin kararıyor, görebiliyorum. (Sahne kararmıştır.5-10 saniye sonra aydınlanır; İsmail İntihar Etmiştir.) Sonunda yaptın yapacağını. Bu koca alemde beni sahipsiz bıraktın İsmail. Bu koca alemde, “İnsanı Olmayan Bir Bilinç” ne yapar ha? Başından beri biliyordum bunları yapacağını. Aslında sorun sende değildi Sahip; Seni Böyle Düşündürtecek Kadar Var Olan Düşüncesizliklerde. Sen Düşüncelerinle Öldün İsmail. Herkesin Yerine Sen düşündün İsmail. Herkesin Yerine Yine Sen Öldün. Sen benim Yaratıcımsın. Bırakma beni böyle mahzun, bedensin, ruhsuz... sensiz... Hayır... Bekle beni İsmail; Sen birleştiremedin ama, bu sefer ben birleştireceğim kendimi seninle! Bekle beni Ruhum, bekle beni Bedenim, sana geliyorum; Sana Ölüyorum...!

(10 sn. kadarcık sessizlik)




(Perde)