Taharet Babı - Taharet Babı Hakkında

1- [1]- Altı büyük hadis imamı, Ömer b. Habban´dan rivayet ettiklerine göre, o şöyle demiştir: "Ameller niyetlere göredir. Her kişi için1 ancak niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti Allah´a ve Rasulü´ne ise, onun hicreti Allah´a ve Rasulü´nedir. Kimin hicreti dünyaya İse ona ulaşır. Kimin de hicreti kadına ise onunla evlenir. Hicreti hicret ettiği şeyedir."



2- Sebeb: Zübeyr b. Bekkar, "Ahbaru´[2]-Medine" adlı eserinde şöyle der: "Bana Muhammed b. Hasan, önada Muhammed b. Talha b. Abdurrahman, ona da Musa b. Muhammed b. İbrahim b. Haris, ona da babası haber verdi ki: "Rasulullah, Ashabı´nın hummadan bitap düştüğü biranda Medine´ye geldi.

O esnada bir adam geli. Kendisi için hicret ettiği bir kadınla evli idi. Rasulullah (s.a.v.) minber üzerine çıktı ve şöyle buyurdu: "Ey insanlar, ameller niyetlere göredir (bunu üç kere söyledi). Kimin hicreti Allah´a ve Rasulii´ne ise, onun hicreti Allah´a ve Rasulü´nedir. Kimin hicreti arzuladığı dünyaya yahut evlenmek istediği kadına ise onun hicreti hicret ettiğinedir." Sonra iki elini-kaldırdı ve üç defa şöyle buyurdu: "Allah´ım bizden vebayı uzaklaştır." Sabah olunca buyurdu ki: "Bu gece bana humma getirildi. Bir de ne göreyim, onu getiren yaşlı siyah bir adam elimi yakalamış şöyle diyor: " İşte humma onu görüyor musun?" Benden götür onu "Him"1 denen yere bırak dedim.



3- Hadis[3] : Hadisi Malik, Şafiî, Ahmed ve îbn Ebî Şeybe, Ebu Hureyre´den rivayet etmiştir. O şöyle diyor: Rasulullah (s.a.v.) deniz hakkında şöyle buyurdu: "Onun suyu temiz, ölüsü helaldir."



4- Sebep[4] : Ahmed, Hakim ve Beyhakî´nin, Ebu Heruyre´den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: "Biz bir gün Rasulullah (s.a.v.)´ın yanında iken, o arada bir avcı çıkageldi. Dedi ki:

"Ey Allah´ın Rasulü, avlanmak kasdıyia denize gidiyoruz. Aramızdan biri de, yanında su kabını taşır ve biz, bir an evvel ava kavuşmayı ümid ederiz. Bazen isteğimize ulaşır, bazen de avı bulamayız. Ona ulaşılır zannıyla denizde bir hayli yol alınır. Öyle ki, ihtilam olunur veya abdest amak icab eder. Eğer bu su (kabdaki su) ile abdest alınsa veya gusl edilse, birimizin susuzluktan dolayı ölüm tehlikesiyle karşı karşıya gelmesi muhtemeldir. Bu korkumuzdan dolayı deniz suyu ile abdest almamız veya gusul etmemiz konusunda ne buyurursun?"

Bunun üzerine Rasuluîlah (s.a.v.) buyurdu ki: "Onunla gusl de yapınız, abdest de alınız. Çünkü onun suyu temiz, ölüsü helaldir.



5- Hadis[5]: Ahmed b. Hanbel, îbn Huzeyme ve İbn Hıbban, İbn Abbas´tan rivayet ederek dediler ki: "Rasulullah şöyle buyurdu: "Suyu hiçbir şey pisletemez."



6- Sebep:[6] Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud, Tirmizî ve Kesâî (lafız kendisine aittir), Ebu Said el-Hudrî´den rivayet ettiklerine göre, o şöle demiştir: "Rasulullah´a uğramıştım. O, Budaa fCuyıisu´ndan1 abdest alıyordu. Dedim ki, "bunun suyu ile mi abdest alıyorsun? (O kuyuya kötü, pis şeyler atılırdı.)" Rasulullah buyurdu ki: "Su, pislik tutmaz."



7- Hadis[7]: Ebu Ahmed el-Hakim ve Beyhakî Yahya b. Yamer´den rivayet etmişlerdir. Nebî (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Su, iki külle olunca o pislik taşımaz, yahut (buyurdu ki) habaset taşımaz."



8- Sebep: Ahmed b. Hanbel, İbn Ömer´in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasıtlullah´tan, yabanda yırtıcı kuşların, hayvanların uğrak yeri olan su birikintisinden sorulduğunu ve O´nun da şöyle cevap verdiğini işittim: "Su iki külle miktarı olursa onu birşey pisletmez."



9-Hadis[8]: Tirmizî, Abdullah İbn-i Mesud´dan rivayet ettiğine göre Rasulullah şöyle buyurmuştur: "Hayvan tersi vekemiklerle istinca etmeyiniz. Çünkü onlar cinnîlerden kardeşlerinizin azıklarıdır."



10- Sebep[9]: Taberânî ve Ebu Nuaym, Delail´inde Abdullah tbn Mesud´un şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: " Biz, bir ara Mekke´de Rasulullah´la beraberdik. O, Ashab´ından bir grupla beraberdi. Birden buyurdu ki: "Sizden bir kişi ayağa kalksın. İçinde zerre miskali kadar kin bulunan birisi kalkmasın. Ben, onunla beraber kalktım. İçinde su olduğunu zannettiğim bir su kabını aldım. Rasulullah´la beraber çıktık.

Mekke´nin en yukarılarında bir yere ulaşıncaya kadar yürüdük. Orada siyah bir topluluk gördüm. Rasulullah benim için bir çizgi çizdi ve sonra buyurdu ki: "Ben gelinceye kadar burada dur." Ben de durdum. Rasulullah (s.a.v.) onlara doğru gitti. Birde ne göreyim, onlar neredeyse Rasulullah (s.a.v.)´ın üzerine atılıyorlardı." İbn Mesud sözüne devamla dedi ki:

"Rasulullah uzun gece boyunca onlarla sohbet etti. Bu hal fecr tulu edip bana gelinceye kadar sürdü. Geldiğinde bana, "sen hala ayakta mısın ey İbn Mesud?" buyurdu. Ben de, "Ey Allah´ın Rasulü, Sen, ben gelinceye kadar ayakta dur, buyurmadm mı?" dedim. Sonra bana şöyle buyurdu:

"Yanında abdest suyu var mı?" Ben de "evet" deyip mataranın ağzım açtım. Bir de ne göreyim, o su değil hurma şırasıymış. Dedim ki: "Ey Allah´ın Rasulü, vallahi ben onu, içinde su var zannıyla aldım. Meğer o, nebiz (hurma şırası)miş. Rasulullah buyurdu ki:

"O bir meyve olup suyu da temizdir. Sonra onunla abdest aldı. Namaza duracağı zaman o topluluktan iki kişi gelip dediler ki,

Allah´ın Rasulü, namazımızda İmamımız olmanı istiyoruz." Ve Rasulullah´ın arkasında saf tutup bizimle beraber namaz kıldılar.

Namaz bitince Rasulullah (s.a.v.)´a, "bunlar kimdir?" diye sordum. Rasulullah, "onlar, ortak pay sahibi iki cindir. Aralarında vuku bulan bir işteki anlaşmazlıktan dolayı bana geldiler ve benden yiyecek birşey istediler. Ben de onlara yiyecek verdim" buyurdu. "Senin yanında yiyecek var mıydı ey Allah´ın Rasulü?1´ dedim. Buyurdu ki: "Ben, onları azıklandırdım." Dedim ki, "Ne ile azıklandırdın?" Buyurdu ki: "Hayvan tersi ile. Hayvan tersi bulamadıklarında arpa bulurlar. Kemik bulamadıkları zaman da "kâsiye" bulurlar.

İbn Mesud, bu sebeple, "Rasulullah (s.a.v.), hayvan tersi ve kemikle temizlenmekten nehyetmiştir" demiştir.



10- Hadis[10]: Buharı, Müslim ve Tirmizî, Ebu Hureyre´den rivayet etmişlerdir. Ebu Hureyre, Rasulullah´ın şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Cehennemde yanacak ökçelere yazıklar olsun."



11-Sebep[11]: Buharî ve Müslim, Abdullah İbn Amr´dan rivayet ettiklerine göre, o şöyle demiştir: "Gittiğimiz yolculukların birinde, Hz. Peygamber geri kalmıştı da sonra bize yetişmişti, O sırada namaz vakti girmişti, biz de abdest alıyorduk. Ayaklarımızı mesh eder gibi az su ile yıkamaya başladık. Peygamber bu hali görünce, en yüksek sesiyle iki veya üç kere: "Cehennemde yanacak ökçelere yazık" diye nida etti."



12- Ahmed, Cabir´in şöyle dediğini, rivayet ediyor:[12] "Rasulullah, abdest aldıklarında ayaklarının topuklarına neredeyse su değmeyen bir topluluğu görünce, "Cehennemde yanacak ökçelere yazıklar olsun" diye buyurdu.



13-Hadis[13]: (................-)1Hadis zikredilmemiştir.



14 Sebep:[14] Ahmed b. Hanbel ve Ebu Davut, Sevban´ın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Rasulullah (s.a.v.) gece baskını için bir seriyye gönderdi. Onlar şiddetli bir soğuğa tutuldular. Geri dönünce kendilerine isabet eden bu soğuktan Rasulullah {s.a.v.)´a-şikayette bulundular. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.), sarıklarının ve ayakkabılarının üzerine mesh etmelerini emir buyurdu.



15- Hadis8[15]: Malik ve altı hadis imamının, Ömer (r.a.)´den rivayet ettiğine göre, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Sizden biriniz Cuma´ya ulaştığında gusletsin."



16- Sebep[16]: Ahmed b. Hanbel, Ebu Davut ve Hakim, İkrime tarikiyle İbn Abbas´tan şöyle rivayet etmişlerdir: "Irakhlar´dan iki kişi İbn Abbas´a gelip: "Ya İbn Abbas Cuma günü gusletmeyi vacib görür müsün?" dediler. îbn Abbas o ikisine dedi ki: " O daha çok temizlik ve gusleden için daha güzeldir. Cuma günü gusiün nasıl başladığını size haber vereyim.

İnsanlar darlık ve meşakkatte idiler. Yünden elbiseler giyerler. Sırtlarında hurma yükü taşırlardı. Mescidler dar, tavanı basıktı. Sıcak bir Cuma gününde Rasulullah (s.a.v.) Mescid´e geldi. Minberin boyu kısa idi. Yalnızca üç basamaktı. İnsanlara hitap etti. İnsanlar, yün elbiseler içerisinde terlemişler, kendilerinden kokular yayılmıştı. Bu kokularla birbirlerine eziyet ediyorlardı. Onların kokuları minberin üzerindeki Rasulullah (s.a.v.)´a ulaşınca, O şöyle buyurdu:

-Ey insanlar! Bugün (Cuma günü) olunca yıkanınız. Her biriniz bulabildiğiniz koku ve yağların en güzelini sürünsün."



17- Nesâî, Kasım b. Muhammed b. Ebibekr´den rivayet ettiğine göre, onlar Aişe (r.a.)´hin yanında Cuma Günü yıkanma konusunu konuştular da o da şöyle dedi: "İnsanlar, Aliye denilen yüksek yerde oturuyorlar, Cuma Günü kirli kirli namaza geliyorlardı. Kendilerinden taraf bir rüzgar esince kokulan yayılır, insanlara eziyet verirdi. Bu durum Rasulullah (s.a.v.)´a hatırlatılınca buyurdu ki: "Önce yıkanınız, (sonra camiye geliniz)."



18- İbn Hıbban, Urve b. Zübeyr tarikiyle Hz. Aişe´nin şöyle dediğini rivayet eder: "İnsanlar yükseklerdeki evlerinde Cuma´ya abaları (kalın yün yelek) içinde gelirlerdi. Terlerler ve üzerlerine toz konardı. Dolayısıyla kötü koku yayarlardı." Aişe (r.a.) sözüne şöyle devam eder: "Rasulullah yanımda iken onlardan birisi Rasulullah (s.a.v.)´a geldi. O da buyurdu ki: " Keşke siz bugün yıkanarak, temizlenmiş olsaydınız."[17]





--------------------------------------------------------------------------------

[1] HadisA Hadisin metni Ebu Davud´un lafzındandır. Ebu Davud, Kitabu´t-Talak,

Buharî, 1/2, Kitabu´n-Nikah,7/4, Kitabu´l-Hiyel, 9/29,

Müslim, Kitabu´l-îmare, 4/572,

Nesâî, Kitabu´t-Taharet,l/51, Kitabu´t-Talak, 6/129,

İbn Mace, Kitabu´z-Zühd, 2/1413.

Görüldüğü üzere yukarıdaki hadis ve gelecek olan sebebinin mevzu başlığıyla alakası yoktur. Ancak Buharı, taharet bahsine bu hadisle başladığı için Suyutî de onunla başlamıştır. Yahut zahirî temizliği anlatan hadisten önce iç temizliğini anlatan hadisle başlamak istemiştir.

Sebep: Hadis zayıftır. Hadisin tarikinde bulunan Muhammed b. Talha b. Abdurrahman hata eden birisidir. Ve yine hadisin tarikinde bulunan Musa b. Muhammed münkerü´l-hadistir.

Hadisin siyak ve sibakından, sadece kadına ulaşmak maksadıyla hicret eden kişinin bu fiilinin zemmedildiği anlaşılmaktadır. Arzu ettiği şeyi hicrete bağlayana gelince, hadis olarak hicret edenin sevabının dışında (ondan daha az) sevaba ulaşır. Şu kadar var ki, sadece evlenmek maksadıyla hicret edenin fiili Allah için yapılmış hicret olmaz. Ancak iffeti korumak maksadıyla yapılan işler mubahlardan sayıldığı için sevaba nail olur.

Nesâî´nin, Enes (r.a.)´ten rivayet ettiği Ebu Talha´nın müslüman oluşu konusundaki hikaye buna misal teşkil eder. Enes şöyle demiştir: "Ebu Talha, Ümm-ü Süleym ile evlendiğinde aralarında mihir olarak İslam şart koşulmuştu. Ümm-ü Süleym, Ebu Talha´dan önce müslüman olmuştu ve ona "ben müslüman oldum. Eğer sen de müslüman olursan seninle evlenirim" demişti. Talha da müslüman olduve onunla evlendi. Bu, şuna hamledilir: O İslam´ı istedi ve bu yüzden müslüman oldu. Burada evlenmek maksadıyla müslüman olmanın mubah olduğu ortaya çıkmıştır. Bu, oruç ibadeti niyetini perhizle birleştiren kise gibidir. Yahut borçluyu yakın takibine alarak tavaf ibadetine niyet etmek gibidir.

[2] Mekke ile Medine arasında bir yerin ismi. Nihaye, 1/322.

Sevapla ilgili olan şeyle de Gazalî´nin görüşü şöyledir: Eğer kasıt dünya ise ve niyetinde de bu galipse ona sevap verilmez. Kasdı, din ise maksadı kadar sevap alır. Eğer maksadında din ve dünya birbirine eşitse ve ikisi arasında tereddütlü ise buna sevap yoktur. Fakat ibadete niyet edip ihlasla uymayan şeyleri ona karıştınrsa; Ebu Cafer et-Taberî´nin, Cumhur-ı Seleften rivayetine göre bu hususta ilk niyetine itibar edilir. Eğer ilk niyeti Allah için ise sonradan ona arız olan şeylerin bir zararı dokunmaz. (Ibn Hacer, Fethu´1-Barî, 2/16

[3] Hadisin bulunduğu kaynaklar: Malik, Muvatta, Kitabu´t-Tahare, Babu´t-Tuhıır, Şafiî, Müsned, 1/2,

Ibn Ebi Şeybe, 1/30 (munkatı olarak) Bedayiü´s-Sünen, 3/19, Metinde geçen hadis, Ahmed b. Hanbel´in Müsned´inde Cabir´den yaptığı rivayettir. 3/373. Hakim, Müstedrek, 1/141, Zehebî, bu hadisin Müslim´in şartlarına uyduğunu söylemiştir. İbnHuzeyme, Sahih, 1/59 Darekutnî, 1/36 (Cabir´den rivayet etmiştir).

Not: Bunların hepsi Ebu Hureyre´den nakletmişlerdir.

Hadis, Ahmed b. Hanbel´in İbn Abbas´tan rivayet ettiği hadisin bir kısmıdır

[4]Hadisi bu lafzıyla bulamadım. Belki Suyutî, onu mana olarak rivayet etmiş olabilir. Hadisin kaynaklarına gelince: Ahmed b. Hanbeî, Müsned, 2/361,

Ebu Davud, Kitabu´t-Tahare, Babu´1-Vudu1, 1/19, (lafız Ebu Davud´a aittir.) Tirmizî, Taharet-ü Bab-u Macae fî mai´1-Bahr. Hepsi Ebu Hureyre´den rivayet etmişlerdir.

O şöyle demiştir: "Bir adam, Rasulullah (s.a.v.)´a soru sorarak şöyle dedi:

"Biz denize açılıyoruz. Yanımızda az bir şey su bulunduruyoruz. Eğer onunla abdest alırsak, susayacağız. Deniz suyu ile abdest alabilir miyiz?" Bunun üzerine Rasulullah buyurdu ki: "Onun suyu temizdir, ölüsü helaldir." Tirmizî, hadisin hasen ve sahih olduğunu söylemiştir. Bu lafız da Ahmed b. Hanbel´e aittir. Müsned, 2/392, Hakim, Müstedrek, 1/141. Zehebî, hadisin isnadının hasen olduğunu söylemiştir.

Beyhakî´nin "es-Sünenu´l-Kübra"sında (1/3), hadisin metni şöyledir: "Deniz avcılığı yapan bir grup insan gelerek dediler ki:

"Ey Allah´ın Rasulü, bizler Ermas ehlindeniz. Denizde az bir su ile idare ediyoruz. Eğer ondan biraz içersek abdest suyu kalmayacak. Eğer abdest alırsak bu sefer içme suyu azalacak. Deniz suyu ile abdest alabilir miyiz?" Rasulullah buyurdu ki: "Onun suyu temiz, ölüsü helaldir."

[5] Hadisin kaynaklan:Ahmed b. Habel, 1/235 ve 308, İbn Huzeyme, 1/60, İbn Hıbban, 2/89.

Hadisin bir kısmını Ebu Davud Sünen´inde rivayet etmiştir, 1/15,

İbn Ebi Şeybe, Musannaf ında manasıyla rivayet etmiştir, 1/143.

Beyhakî, es-Sünenu´1-Kübra´sında (1/4) yine manasıyla rivayet etmiştir.

Külle (bir sonraki hadiste zikredilecektir), testi manasınadır. Küçük olup elle taşındığı için bu ismi amıştır. Nitekim ayet-i kerimede

yani "nihayet onlar ağır ağır, bulutları yüklenince..." şeklinde geçmektedir.

Külle ismi, küçük testiye verildiği gibi büyük testiye de verilebilir. Burada bundan murad, Hecer Kulleleri´nden iki külledir. İki külle beş kırbadır. Her kırbada Irak ntılıyla (yaklaşık 1/2 litre) yüz litredir. İki külle Irak kullesiyle 500 dıtıldır (yani yaklaşık 250 litre). İbn Kudame, Fıkh, 1/23.

[6] Hadisi, Nesâî (Kitabu´l-Miyah Bab-u zikr-i Bi´r-i Budaa´da) zikreder, 1/142.

Ahmed b. Hanbel (3/15) buna yakın lafızla,

Nesâî ve Beyhakî, Sünen-i Kübra´da (1/4) değişik şekilde zikrederler.

Ebu Davud, Kitabu´t-Tahare Bab-u Macae fi Bi´r-i Budaa´da başlığıyla rivayet eder, 1/16.

Ahmed b. Hanbel (1/235 lafız ona aittir), İbn Abbas´tan,

Nesâî ise (1/141) Ebî Said´den rivayet eder.

Bunların hepsi, hadis için ikinci bir sebep daha zikreder ki o da şöyledir: "Rasulullah (s.a.v.)´ın hanımlarından bir tanesi cünüblükten dolayı gusl etti. Sonra artan su ile Rasulullah (s.a.v.) abdest aldı. Kadın yaptığını Rasulullah (s.a.v.)´a anlatınca, O:

"Suyu birşey pisletmez" diye buyurdu. Ahmed b. Hanbel, îbn Abbas´tan rivayetle (6/330), bu kadının RasulullarTın zevcelerinden Meymune (r.a.) olduğunu açıklamıştır.

Ebu Davud der ki, Kuteybe b. Said´i şöyle derken işittim: "Ben Budaa Kuyusu´nun kayyimine (bekçisine) kuyunun derinliğini sordum. "Bu kuyuda su ençok olduğu zaman insanın kasığına (kadar) çıkar" dedi. Ben de azaldığı zamanki halini sordum. Bana, "avret mahallinin aşağısına kadar çıkar" diye cevap verdi.

Ebu Davud der ki: "Ben, Budaa Kuyusu´nu cübbemle ölçtüm. Onu kuyunun üzerine serdim. Sonra çıkarıp ölçtüm de eninin altı arşın olduğunu gördüm."

Bunun için Muğnî sahibi (İbn Kudame) şöyle demiştir: "Cünüb yahut abdest almak niyetiyle iki kulleden az olan suya dalarsa o su, nıusta´mel olur. Bu sebeple artık o su ile (abdestsizlik hali) giderilemez. Şafiî de: "O su musta´mel olur. Bununla beraber abdesti geçerlidir" der.

Ibn Kudame, "bizim ölçü Rasulullah (s.a.v.)´ın şu sözüdür: "Sizden biriniz cünüb olduğunda durgun suda gusletmesin" İşte bu nehiy, nehyedilenin fesadını gerekli kılar. Çünkü su, bedenin bir uzvundan hemen ayrılır ayrılmaz musta´mel olur. Sanki onda bir başkası gusletmiş gibi artık onunla bedenin diğer uzuvlarının abdestsizlik hali giderilemez. Eğer su iki kulleden çok ise onunla abdest alınır. Alınan abdest, suya zarar vermez. Çünkü bu ölçüdeki su, pislik taşımaz." (îbn Kudame, Muğnî, 1/22)

Ebu Davud, (1/78) Ebu Hureyre´den rivayet ettiği bir hadisle bu konuya delil getirir. Ubeyy b. Saib kendisine, "Ey Ebu Hııreyre, Peygamber nasıl yapardı?" diye sorduğunda Ebu Hııreyre, "O, sudan avuçlayarak alırdı" diye cevap vermiştir."

Merhum Ahmed Şakir, Hattabî´nin Mealinıü´s-Sünen´inden naklen güzel bir söz tesbit etmiştir. Onu aktarmamız güzel olacaktır. Hattabî şöyle demiştir:

"İnsanlardan bir çok kimse bu hadisi (Budaa Kuyusu hadisini) duyduklarında zannederler ki o kuyuya pislik atmak Müslümanların adetidir ve işi kasıtlı ve bilinçli olarak yapmışlardır. Halbuki bu fiili yapmak zımmî ve putperestler hakkında dahi caiz değildir. Neden Müslümanlar bu işi yapsınlar?"

İnsanlar kafir olsun, müslüman olsun, eskiden beri ve günümüzde suyun temizliğine ve necasetten korunmasına özen göstermişlerdir. Nasıl olur kî Medine halkının kuyuyu, özel olarak pisletmeleri düşünülebilir? Üstelik onlar, Dînî bakımdan en üst derecededirler ve müslüman cemaatinin de en faziletlisidirler. Su, onların bulunduğu yerde en aziz şeydir ve suya mecburdurlar. Onların suya, bunu yapmış olmaları (kirletmeleri) ve onu fütursuzca kullanmaları nasıl olabilir? Rasulullah (s.a.v.) da,- su kaynaklarına pisleyen kimseye lanet etmiştir." Özellikle suyun kaynaklarını gözetleyerek necislemek oraya kazurat atmak nasıl olur? Bu, onlara yakışmaz. Bu, ancak yerden aşağı olan kuyuya (bazı şeylerin) sürüklenmesiyle olur. Seller, bu pis şeyleri yollardan ve kanallardan sürükleyerek getirip kuyulara doldurur. Suyun çok olmasından dolayı gelip içine dolan şeyler onu etkilemez ve vasfını değiştiremez.

Hz. Peygamber´e suyun temizlik ve pislik hususundaki hükmünü bilmek için soru soruldu. O, şöyle cevap vermişti"Suyu hiçbir şey pis edemez. Suyun çokluğuyla kasdedilen, çoğalmasında ve birikmesinde, bu kuyunun suyu kadar olan sudur. Çünkü bizzat sual bu kuyu ile ilgili olup, cevap da ona göredir. Bu, "Kulleteyn" hadisine de muhalif değildir. Çünkü bize göre Budaa Kuyusu´nun suyu iki kulleye ulaşır. Dolayısıyla iki hadis birbirine uygun düşer ve birbirini nakzetmez. Husus, umuma delalet eder ve onu açıklar, onu neshetmez. , Hadisin kaynaklan; Tirmizî,

Sünen (Ahmed Şakir´in Şerhi´yle), 1/96,

aynca Budaa kelimesi için Suyutî´nin Zahru´r-Rıba ale´l-Mücteba (1/142) adlı eserine bakılabilir.

1 Medine yakınlarında çukurda bir kuyu idi. Dolayısıyla etrafı pek temiz değildi.

[7] Hakim, 1/133. Bu hadisi Hakim, Abdullah b. Ömer´den, o da babasından rivayet ettiğine göre hadisin metni şöyledir: "O, pislik ve habaset taşımaz." Hakim, "hadis sahihtir, Buharî ve Müslim´in şartlarını taşımaktadır" demektedir. Aynca hadisin sebepleri için şu kaynaklara bakılabilir:

Beyhakî, es-Sünenü´1-Kübra, 1/263

Ebu Davud, Kitabu´t-Tahare, î/16,

Ahmed, Müsned, 2/23,

Tirmizî, Ebvabu´t-Tahare, 1/45,

Nesâî, Kitabu´t-Tahare, 1/42,

Ibn Huzeyme, 1/49,

îbn Hıbban, 1/144.

Ahmed b. Hanbel (2/107), Asım´dan rivayet ederek hadis için ikinci bir sebep daha zikredip, İbn Münzir´in şöyle dediğini rivayet eder: "Biz, bize ait yahut Ubeydullah b. Abdullah b. Ömer Nermî´ye ait bostanda idik. Derken namaz vakti geldi Ubeydullah içerisinde bir deve derisi bulunan bostana ait su havuzunun başına gitti. Ondan abdest almaya başladı. Bunu görünce dedim ki:

"Bu deri içinde bulunan sudan abdest mi alıyorsun?" O da cevaben: "Babamın bana anlattığına göre Rasulullah şöyle buyurmuştur: "Şu, iki külle veya üç külle miktarı olursa o pislik tutmaz."

[8] Tirmizî, Ebvabu´t-Tahare, 1/15Tirmizî şöyle demiştir: Ehl-i ilme göre bu hadisle amel etmek gerekir.

Nesâî, Kitabu´t-Tahare, 1/35,Darimî, Kitabu´t-Tahare, 1/137, (Hadisi, yakın lafızlarla Sehl İbn Hanif ten rivayet etmiştir.)Ahmed b. Hanbel, 3/336,.Ebu Davud, Kitabu´t-Tahare, 1/9 Cabir´den değişik lafızlarla rivayet etmiştir.Ahmed b. Hanbe´lin Abdurrahman b. Yezid´den rivayet ettiği hadisin bir kısmı burada mevcuttur. (5/439) ayrıca 3/487.

[9][9] Sebep-5: Hadisin lafzı Ahmed b. Hanbel´e aittir (1/459).

Beyhakî, es-Sünenu´1-Kübra (1/9-12 yakın lafızlarla)

Hakim, Müstedreki´nde hadise şu ziyadeleri yapmıştır: "Benim için ayağıyla bir çizgi çizdi ve içinde oturmamı emretti. Sonra gitti ve Kur´an´ı açtı. Onu siyah bir topluluk bürüdü. Benimle O´nun arasında bir mania oldu, öyleki sesini bile işitemiyordum..."

Bu hadis için başka sebeplerde zikredilmiştir. Müslim, Kitabu´t-Tahare, 1/546

îbn Mace, Kitabu´t-Tahare, 1/115. "Ey İbn Mace Selman´dan rivayetle şöyle diyor: "Selman´a denildi ki, Peygamberiniz size her şeyi öğretiyor. Hatta tuvalet için oturma adabını bile. Selman, "evet, O, kıbleye doğru durmamamızı, sağ ellerimizle istinca etmememizi, içinde reci (insan veya hayvan pisliği) ve kemik bulunmamak kaydıyla üçten az taş ile yerinmememizi emretti" dedi.

[10] Buharî´nin Kitabu´l-İlm´de bulunan hadisin bir kısmıdır. 1/23, Kitabu´I-Vudu, 1/52,

Müslim, Kitabu´t-Tahare/ 1/528,Tirmizî, Ebvabu´t-Tahare, 1/30,İbn Mace, Kitabu´t-Tahare, 1/145,

Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/389 (Yevmü´l-Kıyame ziyadesiyle)

Darimî, Kitabu´t-Tahare, 1/145,Ahmed, Müsned, 3/426, 5/425

[11] Bu hadisi Buharı, Kitabu´1-İIm ve Kitabu´l-Vudu´da rivayet etmiştir.

Müslim ise, Buharî´nin lafızlarına yakın lafızlarla Kitabu´t-Tahare´de, Malik, Kitabu´t-Tahare, Babu´1-Amel fi´1-Vudu´da, el-Hamidî Müsnedi´nde (1/161), Ahmed ise, Müsned´inde (2/211) rivayet etmişlerdir

[12] Hadis için Ahmed b. Hanbel bir sebep daha zikretmiştir (Müsned, 3/316).

Ben derim ki, bunların hepsi, iki ayağında kesin olarak yıkanması gerektiğini ifade eder ve iki ayağa da mes olmaksızın çıplak olarak mesh edilmemesini bildirir. Lakin Allah Teala´nın abdest almanın gerekliliği konusundaki sözü, bunu reddeder. "Yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı mesh adin ve ayaklarını da topuklara kadar yıkayın"

Bir görüşe göre de, kelimesinde "Lam" kesre okunarak üzerine atfedilmiştir ve manası, "ayaklarınızı mesh edin" Sernektir. (Maide-65)

Konu ile ilgili olarak Şa´bî şöyle demiştir: "Abdest iki azanın yıkanması ve iki azanın meshinden ibarettir. Meshedilen iki uzuv, teyemmümde sakıt olurlar." (Baş ve ayaklar teyemmümde mesh edilmezler.)

îbn Cerir´den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Şahıs mesh ile yıkama arasında muhayyerdir. Şia iki ayağa mesh etme yolunu seçmiştir." Burada ayaklan meshetmekten murad, hafif yıkamaktır. Ebu Ali el-Farisî şöyle demiştir: "Araplar, hafif yıkama ile mesh etmeyi kasdetmişlerdir ve (abdest aldım) yerine (namaz için mesh ettim) derler." Ayakların topuklarla sınırlandırılması, onları yıkamanın kasdedildiğine^delildir. Halbuki meshin sınırı yoktur. Bana göre İbn Abbas´ın aşağıdaki rivayeti de bunu kuvvetlendirmektedir:

"O, lafzını fetha ile okurdu. Bu da yıkamayı gösterir. Hz. Ali, îbn Mesud ve Şa´bî´nin de bu şekilde okudukları bilinmektedir. Hepsi bunu sağlam olarak rivayet etmişlerdir. Nitekim Kurra´dan bir grubun kıraati da böyledir. Bunlar arasında îbn Amir de vardır.

Dolayısıyla fetha okumakla üzerine atfedilmiş olur. Yani yıkanır.

jl kelimesindeki kesre okuyanlar kelimesine yakınlıktan dolayı kesre ile okumuşlardır. Nitekim şu ayette de durum böyledir Burada aslında olan kelime kelimesinin sıfatıdır. Ancak kelimesine yakınlıktan dolayı şeklinde mecrur okunmuştur. Arab şöyle der: "kelerin yuvası harabdır." Burada son kelimenin ötre olması gerekirken u^´ne mücaveretten (yakınlıktan) dolayı kesre ile gelmiştir.

Eğer. atıf aİj kelimesine yapılırsa meshin hakikatinin irad edildiği anlaşılır. Biz buna iki şekilde cevap veririz.

a) Başta mesh edilen saçtır, onun her abdestte yıkanması oldukça zordur. Ayak ise bunun zıddınadir. Onları yıkamak dah kolaydır.

b)Ayaklar topuklarla sınırlandırılmıştır ve iki ele (yıkanması konusunda) benzerler.

Aslında durum her iki şeye de muhtemel olunca o zaman en doğrusu Rasulullah´ın yukarıda geçen "Cehennemde yanacak topuklara yazıklar olsun" hadisine itimad etmek gerekir, demeliyiz

Daha geniş malumat için bak. İbn Kudame, el-Muğnî, 1/132 ve sonrası, Beğavî, Şerhu´s-Sünne, 1/429.

[13] Yazılmayan bu hadisi, Ahmed b. Hanbel´in, Bilal (r.a.)´dan rivayet ettiği şu hadisin olduğunu kesin olarak söyleyebilirim: "Sarıklarınızın ve ayaklarınızın üzerine mesh ediniz."

[14]: Hadisin kaynaklan:Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/277, Ebu Davud, Kitabu´t-Tahare, 1/32.

1 Kitabı tahkik eden her iki nüshada da 7. hadisin yazılmadığını belirtmiştir. Fakat hadis zikredilmiştir.

[15] Kaynakları:

Buharî, Kitabu´1-Cuma,

Malik, Kitabu´1-Cuma, 1/102

Müslim, Kitabu´1-Cuma, 2/495,

Tirmizî, Ebvabıı´1-Cuma, 1/308, (Yaklaşık lafızla), hadisin sahih olduğunu söylemiştir.

Nesâî, Kitabu´1-Cuma, 3/76,

Ahmed, Müsned, 1/30, 46,

İbn Mace, Kitab-u İkameti´s-Salah, 1/346,

Ebu Davud, Kitabu´t-Tahare, 1/83,

Darimî, Kitabu´s-Salah, 1/300,

İbn Huzeyme, Sahih, 3/25.

[16]Hadisin lafzı, Hakim´in "Müstedrek"indedir. Ukbe, hadisin sahih olduğunu ve Buharî´nin şartına uyduğunu söylemiştir. Zehebî de aynı görüştedir.

Hadisin kaynaklan:

Ahmed, Müsned, 1/269,

Ebu Davud, Kitabu´t-Tahare, 1/85

O, hadisin sonuna, İbn AbbaVtan gelen şu rivayeti de eklemiştir. O şöyle buyurdu: "Sonra şrinı yüce Allah bolluk verdi. Müslümanlar, yünden başka elbiseler giydiler. Çalışmaya ihtiyaçları kalmadı. Mescidleri genişletildi. Böylece birbirlerine eziyet verenler de kısmen zail oldu."

Hadisi Nesâî, Kitabu´1-Cuma, Babu´r-Ruhsa fi terki´l-Gusli Yevme´l´Cumati, bölümünde zikretmiştir. 3/76

[17] Celalü´d-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi?l-Hadis Hadisler ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 75-88.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 317
favori
like
share