Hitit Sanatı - Hitit Sanatı Nedir - Hitit Sanatı Hakkında



Eski Hitit Krallığı’nın askeri sivil ve dini mimarlık örneklerine, bu devletin başkenti olan Hattuşaş’ın (aslı “Hattuşa”dır) [Boğazköy] yanı sıra Alişar, Alacahöyük, Eskiyapar ve İnandık Höyüğü gibi önemli merkezlerde rastlanır. Bu yerleşmelerin hepsi surlarla çevrilidir. Ağaç dikmeler ve hatıllarla güçlendirilmiş kerpiçten yapılan sur duvarları, genellikle çokgen biçimindeki iri taşlarla örülmüş bir döşeğin üzerine oturur. Arası molozla doldurulmuş bir iç ve bir dış duvardan oluşan « sandık duvar» biçimindeki sur bedenleri ya testere dişi gibi çıkıntılıdır (Alişar) veya dışa doğru taşan dikdörtgen planlı kuleler ve burçlarla tahkim edilmiştir (Hattuşaş). İki yanında kuleler bulunan ana giriş kapılarından başka, sur bedeninin altındaki dar geçitler de şehre giriş çıkışı sağlamak amacıyla kullanılmıştır. Potern adı verilen bu bindirme tonozlu geçitlere özellikle Alişar ve Hattuşaş surlarında rastlanmaktadır.



Alişar, Alacahöyük ve başkent Hattuşaş’da bu dönemden kalma yerleşimlerin (Büyükkale’deki IVc yapı katı) genel şeması eski Anadolu geleneğini yansıtır. Yapıların konumu, bütün Hitit mimarlığında görüleceği gibi, arazinin topografik özelliklerine en uygun biçimde tasarlanmıştır. Konutların planı ve yapı tekniği daha önceki dönemin örneklerinden pek farklı değildir. Bu çağdan günümüze ulaşabilmiş en önemli anıtsal mimari örneği ise İnandık Höyüğü’nün IV. yapı katında ortaya çıkarılan dikdörtgen planlı tapınaktır.
Eski Hitit Çağı seramik sanatında kabartma bezemeli vazolar özel bir yer tutmaktadır. Bunlar arasında en dikkate değer örnekler Bitik, İnandık ve Eskiyapar’da bulunan tören amforalarıdır.



Genellikle toprak kırmızısı bir astada kaplanmış olan bu vazoların yüzeyi oldukça özenli bir şekilde açkılanmış, dış yüzleri de Eski Doğu ve Mezopotamya geleneğine uygun olarak yatay kesimlere bölünmüştür. Üçgen dizileriyle veya çapraz taramalarla doldurulmuş bantlarla birbirinden ayrılan bu frizlerde, alçak kabartma tekniğiyle işlenmiş, çok sayıda figürün yer aldığı dini sahneler (kutsal evlilik sahneleri, tören alayları vb) görülmektedir. Bu vazoların kabartma bölümleri genellikle zeminden daha açık bir renge boyanmış, ayrıntıları da yer yer soluk siyah çizgilerle belirtilmiştir. Bu tören kaplarında tasvir edilen sahneler Hitit dinindeki ayin düzeninin daha iyi anlaşılmasını sağlarken, bezemeler arasında görülen bazı yapı tasvirleri, özellikle tapınaklar da o dönemin mimarlığına ışık tutmaktadır.
Çorum’daki Boğazköy, Alacahöyük ve Eskiyapar, Yozgat’taki Alişar, Çankırı’daki İnandık Höyüğü, Tokat’taki Maşat Höyük ve Elazığ’daki İmikuşağı Höyüğü gibi çeşitli merkezlerin Eski Hitit dönemi katlarında ele geçen daha yaygın bir seramik türüyse çömlekçi çarkında yapılmış, genellikle tek renkli ve padak açkılı kaplardan oluşur. Bu türün en sık karşılaşılan biçimi, bir önceki dönemde de yaygın olan gaga ağızlı ve bazıları omurgalı testilerdir. Gövdesi kama biçiminde olan kaplar, halka gövdeli testiler ve matara biçimli kaplar da bu seramiğin ilgi çekici biçimleri arasında yer alır.
Eski Hitit heykel sanatıdaha çok pişmiş topraktan veya metalden yapılmış heykelciklerle tanınır. Kabartmalı vazolara paralel bir gelişme gösteren bu heykelciklerde, vazoların aksine insan figürlerinden çok hayvan figürleri ağır basmaktadır.



Asur ticaret kolonileri sanatının devamı olan ve kült eşyası olarak kullanıldığı sanılan bu heykelciklerde oldukça gerçekçi bir üslupla ve büyük bir ustalıkla aslan, boğa gibi hayvanlar tasvir edilmiştir.
Aynı üslubun metale uygulanmış örnekleri olan, gümüşten geyik ve boğa ritonlarıysa Hitit maden işlemeciliğinin ulaştığı ustalık derecesini yansıtır. Tunçtan yapılmış tanrı heykelcikleri ile kötü ruhları koymak için kraliyet yapılarının ve tapınakların temeline çakılan insan biçimindeki adak çivileri de bu sanatın ilgi çekici örnekleridir.

İmparatorluk Sanatı

Başta başkent Hattuşaş olmak üzere birçok önemli merkezde, imparatorluk dönemi Hitit sanatının, özellikle mimarinin ve anıtsal heykelin gelişmesine ışık tutan çok değerli kalıntılar bulunmuştur. M.Ö. III. binyılda da önemli bir merkez olan Alacahöyük’teki Hitit yapı katı, buradaki tapınak-saray kompleksinin ana gitişi olan Sfenksli Kapı ve çevresindeki kabartmalarla ünlüdür. Hattuşaş’daki Sfenksli Kapı’da olduğu gibi buradaki sfenksler de kapı ayaklarını oluşturan dev taş bloklara oyulmuştur, ama plastik etkisi çok daha zayıftır. Kapının iki yanındaki çevre duvarının dış yüzüne yapılmış kabartmalarda da düzyüzeyler geniş yer tutar.
Kült töreni sahnelerini çok özgün bir kompozisyon anlayışıyla canlandıran bu kabartmalar M.Ö. XIII. yy’dan daha eski bir döneme, büyük olasılıkla XV. yy. sonu ile XIV. yy. başına tarihlendirilir.
Yazılıkaya ve Gavurkale. Günümüze ulaşan bütün kalıntılar, Hititlerin taşa, kayaya, kayalık tepelere ve dağlık yerleşimlere özel bir ilgi duyduklarını ortaya koyar. Bu ilginin sadece pratik kaygılarla değil, bazı dini inanışlarla da ilişkili olduğunu düşünmek gerekir. Bu düşünceyi destekleyen en sağlam kanıt, başkent Hattuşa’dan 2 km uzakta, kayalıkların arasındaki doğal galerilerden yararlanılarak düzenlenmiş bir açık hava tapınağı olan Yazılıkaya’dır. Buradaki iki galerinin duvarlarına, Hurri ve Hitit panteonundaki bütün tanrı ve tanrıçaların kabartma figürleri işlenmiştir. Tapınağın adytonunu oluşturan bu galerilerin önünde başkent tapınaklarıyla aynı üslupta bir kapı, revaklı bir avlu ve ek binalar bulunur.
Galerilerdeki kabartmalar, imparatorluk dönemi Hitit sanatının en yetkin örneklerindendir. Doğal yapının arasına değişik dönemlerde eklenmiş kültyapılarıyla uyumlu bir bütün oluşturan bu açık hava tapınağı son halini M.Ö 13. yy. sonlarında almıştır.
Ankara’nın Haymana ilçesi yakınlarındaki Gâvurkale ise, ölüler kültüyle ilgili metinlerde hekut olarak geçen kayalık tepelerin veya insan eliyle biçimlendirilmiş kayalıkların güzel bir örneğidir. Buradaki doğal tepenin üç yanı kiklop örgülü taş duvarlarla çevrilmiş, dördüncü yandaki kayalıkların düzleştirilen yüzeyine de tanrı ve tanrıçaları tasvir eden üç kabartma sahne işlenmiştir.
İmparatorluk çağında Anadolu’nun çeşitli yerlerine, genellikle ırmak kenarlarına ve uzaktan görülebilecek yükseklikteki kaya kabartmalarınsa (Firaktin, İmamkullu, Gezbeli, Sirkeli, Karabel) dini anlamlarının yanı sıra siyasi bir işlevi de vardı. Büyük Kral ve Kraliçe’yi tanrı ve tanrıçalarla birlikte gösteren bu kabartmalar hem hükümdarın tanrılara duyduğu saygının bir ifadesi, hem de merkezi devletin gücünün simgesiydi.

Küçük Sanatlar
Seramik alanında, M.Ö. XIX. yy’ dan beri yaygın olarak görülen hayvan biçimli kaplar imparatorluk döneminde de önemli bir yer tutar. Bazıları, Hattuşa’da bulunan çift başlı ördek biçimindeki kapta olduğu gibi, karmaşık ve fanteziyle yoğrulmuş bir tasarımın ürünüdür.
İmparatorluk döneminin küçük sanat ürünleri arasında dikkati çeken bir grup da mühürlerdir. Bu mühürlerin merkezindeki yuvarlak bölümde, kanadı bir güneş kursunun altında hiyeroglifle hükümdarın adı yazılıdır. İki yanında da Büyük Kral’ın işareti yer alır. Bazı örneklerde bir tanrıyla birlikte kralın da tasvir edildiği bu mühürler, birer sanat eseri olmanın ötesinde, üzerlerindeki hükümdar adları sayesinde bazı anıtların kesin olarak tarihlendirilmesine yardımcı olan önemli birer belge niteliğindedir.

Geç Hitit Sanatı



Geç Hitit yerleşmelerinde henüz çok kapsamlı kazılar yapılamadığı için, kent tasarımı ve yapılar konusundaki bilgilerimiz oldukça kısıtlıdır. Bununla birlikte, bu dönemin mimarisinde Anadolu etkisinin çok sınırlı olduğu görülür. Samal Krallığı’nın merkezi Zincirli, Hattina Krallığı’na bağlı tel Teynet ve hangi Geç Hitit krallığına ait olduğu saptanamayan Sakçagözü’ndeki saraylar, daha önceleri Tilmen Höyük ve tel Açana’da görülen saray mimarisi üslubunun devamı niteliğindedir. Zincirli’de, çember biçiminde bir surla kuşatılmış kent alanının merkezindeki krallık kalesi, avlularla birbirine bağlanan yapılarıyla Hattuşa’nın Büyük kale’sindeki düzeni çağrıştırır. Kar ise kent alanını birkaç bölüme ayıran iç surlar, Hititlerin tahkimat planıyla aynı şemaya göre yapılmıştır.
Kargamış, Malatya, Kahramanmaraş ve Zincirli gibi belli başlı Geç Hitit merkezlerindeki figüratif sanatların gelişmesinde üç ana üslup görülür: MÖ 850’ lerden önce Hitit geleneğinin ağır bastığı 1. üslup; M.Ö. 850-800 arası Asur etkisinin belirmeye başladığı II. üslup ve M.Ö. VIII. yy’da tamamiyle Asur özelliklerinin ön plana çıktığı III. üslup.
Dönemin merkezlerinde bu üsluplara bağlı olarak ortaya çıkan çeşitli okullar birçok yönden farklılaşmakla birlikte bazı ortak özellikler de taşır. Heykel sanatında en yaygın biçimler kapı aslanları ve ortostatları bezeyen kabartma frizler olmuştur. Malatya kabartmalarında, teknik, kompozisyon ve konu açısından imparatorluk dönemi Hitit sanatına benzerlikler görülürse de, sahneler blokların çevresinin dışına taşmaz. Kargamış’taki «Haberciler Duvarı »nın derinlikten ve canlılıktan yoksun kabartmalarında ise daha çok Suriye ve Kuzey Mezopotamya etkisi ağır basar.
Buna karşılık kabartmanın daha plastik bir değer kazandığı Büyük Duvar ve Büyük Merdiven ortostatlarında Alacahöyük ve Yazılıkaya’yla belirgin bir yakınlık vardır. Elbiselerin ve duruşların dönemin özelliklerini yansıtmasına karşılık, eski geleneğin izleri hissedilir. Zincirli figüratif sanatı da Kargamış okulunun etkisinde gelişmiş, ama onun düzeyine erişememiştir. Kahramanmaraş’taki Gurgum merkezlerinde görülen yerel üslubun anlatım gücü ve plastik değeri çok daha etkileyicidir.

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 811
favori
like
share
MiSS-FENER Tarih: 25.06.2009 14:44
Hitit Heykel (Kabartma) Sanatı
Hitit sanatında heykelin çok büyük anlamı ve önemi vardı; çünkü tanrı heykelleri yurtlarının kutsal simgeleri olarak görülüyordu. Büyük Kral Muvatalli ülkenin başkentini Hattuşa’dan Adana civarındaki Dattaşşa’ya naklettiği zaman, tanrı heykellerini de oraya götürmüştü. Çünkü kendisi Mısır savaşıyla uğraşırken Kaşgaların Hattuşa’yı zaptetmelerinden ve tanrı heykellerini ellerine geçirmelerinden korkuyordu.

Tanrı Heykelleri
Boğazköy’de Büyük Tapınak’ta avlunun kuzeyinde doğudaki büyük odada Gök Tanrısı’nın heykeli bulunduğu biliniyordu. Onun batısındaki odada da büyük tanrıçanın heykeli bulunması lazım geldiğini ilk defa bu satırların yazarı saptamıştır (E.Akurgal, Die Kunst Anatoliens, München 1961, s.68). Bu iki heykelin dışında muhakkak ki başka eserler de vardı. Ancak onların nerede yer aldığını bilmiyoruz. Buna karşılık tanrı kabartmaları, aşağıda göreceğimiz gibi bollukla ele geçmiştir .

Lugal Gal (Büyük Kral) Heykelleri
Hititler kral ve büyük kral sözcüklerini Sümer dilinden almışlardır.
Lu=Adam,
Gal=Büyük,
Lugal=Büyük Adam=Büyük Kral
anlamına geliyor. Lugal Gal heykellerinden de birçok örnek mevcut olduğu şüphesizdir. Ancak bunlardan hiçbiri günümüze gelmemiştir. Yalnız Yazılıkaya’nın B Galerisi’nde Kral Tuthaliya’ya ait olduğunu sandığımız heykelin altlığı korunmuştur. Lugal Gal kabartmalarına gelince aşağıda göreceğimiz gibi, onlardan birçok örnek ele geçmiştir.
Anadolu’da anıtsal heykel Hititlerle başlar. Yazılı kaynaklarda büyük boy heykellerden sıkça söz edilin Alaca’da ve Boğazköy’de gördüğümüz sfenks heykelleri günümüze değin gelmiş örneklerdir.



Hitit figüratif sanatı başlangıçta büyük ölçüde Şark örneklerinden esinlenmiştir. Tanrıların boynuzlu başlıkları, giysiler ve özellikle dinsel ve mitolojik konular Şark etkisi sergilerler. Ancak Büyük Krallık Dönemi’nde kişiliğini bulan Hitit figüratif sanatı övgüye değer bir özgünlük kazanmış, türü kendine öz bir heykelcilik sanatı bütün Anadolu’ya, İzmir’den Antakya değin egemen olmuş hatta yarımada dışına da taşarak Suriye’de ve Filistin’de etkili olmuştu.
Babil sanatından esinlenerek geliştirilmiş boynuzlarla süslü sivri külahlar Hitit sanatın da yeni bir anlam kazanmıştır. Boynuzlar bir tür rütbe işareti olmuştur. Küçük tanrıların sivri külahlarında boynuz sayısı az, büyük tanrılarda ise çoktur. Örneğin İştar’da ve on iki tanrının herbirinde birer boynuz, Hattuşa’nın Gök Tanrısı’nda yalnız ön cephede olmak üzere altı, Hatti Ülkesi’nin Gök Tanrısı’nda ise külahın önde altı ve arka yüzünde beş tane olmak üzere onbir boynuz bulunmaktadır.



Baş tanrının külahı ayrıca elips biçimli beş tanrı hiyeroglifı ile süslüdür. Şarruma tek başına olduğu zaman daha görkemli bir külah ile görülmektedir. Babasının huzurunda ise saygılı olmak için, sadece külahının ön yüzünde boynuz taşımakta ve külahın ortasındaki tanrı ideogramlarından yoksun olarak tasvir edilmektedir.



Hititler güneş kursunu Mısırlılardan almışlar ancak ona yeni bir biçim vermişler ve onu kral olmanın baş simgesi yapınışlardır. Güneş kursu ‘Ren majeste, kral” anlamına geliyordu. İki kanat arasındaki rozetin ışınlarını güneş kurslarında da buluyoruz. Erkek ve kadın fıgürlerinin duruşu da Hititlere öz bir şema içindedir. Tanrılar ve krallar ellerinde bir şey taşısınlar taşımasınlar, Karagöz figürlerinde olduğu gibi bir kolları biraz diagonal durumda öne uzatılmış, öteki kolları ise göğüs hizasında yere paralel durumdadır. Tanrıçalarda ve kraliçelerde ise bir kol tam öne, öbürü biraz öne uzatılmış ve yukarıya kıvrılmış olarak tasvir edilmektedir. Eller bütün figürlerde yumruk biçiminde sıkılmış haldedirler. Krallar tanrılara ibadet ve saygı sırasında iki ellerini yumruk biçiminde birleştirerek yüzleri hizasında tutarlar. Bu duruşu bir Alacahöyük kabartmasında ve Kral Varpalavas’ta görüyoruz.

Göz, kulak, burun ve sakal türünden ayrıntılar genellikle hep aynı kalıptan çıkmış gibidir. Tanrılar ve krallar sakallı ya da sakalsızdırlar, ancak hiçbir zaman bıyıklı değildirler.
İkonografi, dediğimiz gibi hep aynı kalıp içinde olmakla birlikte stil ayrılıkları göze çarpmaktadır. Örneğin daha eski bir dönemde yapılmış olan Alacahöyük kabartmaları, Yazılıkaya tasvirlerinden ayrı bir stil açığa vururlar.



Nitekim Fraktin ve Haymana’daki Gâvurkaya kabartmaları da değişik stil gösterirler. Bitik, İnandık vazolarında, gümüş kaplarda ve çeşitli madeni eserler de yer alan figürler ise büsbütün ve çok yüksek nitelikli bir işçilik ve biçem (stil) sergiler. Söz konusu eserler “Hitit Saray Stili”nin en güzel ürünüdürler.



Hititlerden bize kalan figüratif sanat eserleri, tapınaklarda ya da kralların diktirdiği anıtlarda yer almaktadır. Bu nedenle elimize geçen kabartmalar, heykeller, mühürler bir “saray sanatı” ürünüdürler.
Eflatunpınar, Fasıllar, Manisa ve Yesemek anıtları bir yana bırakılırsa Hitit kabartmalarında önden tasvir genellikle yapılmıyor, insan ve hayran figürleri hep yandan (profilden) gösteriliyordu. Böyle olmakla birlikte kralların aslında önden tasvir edilmiş olarak düşünülmeleri gerektiğini yukarıda anlatmıştık. Alacahöyük’ün bir kabartmasında aslan başının önden görünmesi Hititli sanatkârın bir becerisi değildir. O bu duruşu Şark kökenli bir örnekten aynen almış olmalıdır.
Hititler çağdaş Mısır ve Mezopotamya’da olduğu gibi kabartmalardaki insan figürlerini gözleri ile gördükleri biçimde değil, kafalarında düşündüklerine göre tasvir ediyorlardı. Hellenler’in M.Ö. 475-450 sıralarında natüralist tasvir yöntemini bulmalarına değin bütün milletler, bugün fotoğraf makinesinin gösterdiği görüşü değil, bir insan görüntüsünü ideal biçimi ile ifade etmeye önem veriyorlardı. Bu tasavvura göre tasvirde insanın uzuvları en anlamlı olarak kabul edilen yönleri ile gösteriliyordu. Yüz her zaman profilden, buna karşılık profilden olan yüzde göz tam cepheden, göğüs ve vücudun üstü önden, bacaklar ise yandan tasvir ediliyordu. Bu tasvir yöntemi bir ilkellik beceriksizliği değil, tersine idealist bir düşünce biçimi idi. Çünkü istenilen ve gereken yerlerde, örneğin yazılıkaya figürlerinde gördüğümüz gibi bütün vücut profilden de tasvir edilebiliyordu.


Anadolu Kültür Tarihi-Ekrem Akurgal- TÜBİTAK Yayınları