KALK MEHMET'İM KALK!

Sizi bilmem ama benim yüreğim daralıyor, içimde fırtınalar kopuyor, böğrüme hançerler saplanıyor...

Şu ülkenin siyasetçilerinin, bir zamanlar şu toprakları işgal eden ve bugün daha modern ve küresel işgallere tâbi tutmak için çırpınan Batı dünyası ile aynı ittifak içine girebilmek için çılgınca tavizler verdiğini gördükçe böğrüme hançer saplanıyor.

Bu ülkeyi özgür kılabilmek için canını veren Memedleri düşünüp, bu ülkeyi ABye peşkeş çekmek için didinen mandacıları gördükçe içimde fırtınalar kopuyor..

O Memedler; dün bu toprakları hür ve egemen kılmak için ölen o Memedler, o Gelibolu, o Çanakkale, o sakarya, o Dumlıpınar yiğitleri, şu ülkeyi yabana peşkeş çekmek için uğraşan siyaset ve ihanet mensuplarını görselerdi ne yaparlardı acaba?

Bigalı Mehmet Çavuş düşüyor aklıma. Gelibolu yoğun bir şekilde bombalanırken mangasıyla nöbettedir Mehmet Çavuş. Gizlendiği yerden çıkar ve düşmana ateşe başlar Bigalı Mehmet.
Düşman da karşılık verir. Mesafe çok yakındır. Bir ara tüfeğinin mekanizmasının çalışmadığını görür, durur mu? Durmaz. Hemen yerden istihkam küreğini alır, düşmana saldırır. Elindeki kürekle, kendisine mermi yağdıran düşmana hücum eder. Kaç kişiyi öldürdüğünü kendisi bile hatırlamaz. Gözünü açtığında kendisini sıhhiye çadırında bulur Mehmet Çavuş.

Bu ülkeyi dün Çanakkalede püskürttüğümüz Haçlı güruhuna yamamak isteyenleri gördükçe Gelibolulu Mehmet Çavuşu hatırlıyorum.

Ve o yiğitlerin destansı hikayeleri düşüyor yâdıma birer birer...

Çanakkale savaşının en yoğun günleri... Sedyeciler hiç durmadan yaralı taşımaktadır. Doktorlar sadece yaraları sarabilmekle meşgul olur. Tam işin en yoğun olduğu bir sırada bir tabibin önüne yaralı bir asker gelir. Bağırsakları dışarı çıkmış, bacağının biri kopmak üzeredir. Doktor fazla bir şey yapamaz. Bağırsakları toplar, sıhhıyecilere kaldırın bunu! der. Genç asker baba diye seslenir. Doktor yaralıya dikkatle bakar. Bu kendi oğludur. Bu benim oğlum der. Gölge bir yere kaldırın.

Masanın üzerine çoktan başka bir yaralı Mehmetçik yatırılmıştır. Doktor onunla meşgul olmaya başlar, sırada daha çok Mehmetçik belemektedir.

Doktor kendi oğluyla ilglenecek zamanı ancak ertesi gün bulmuştur, ancak oğlu çoktan defnedilmiştir.

Peki ya General Şükrü Naili Gökberkin anılarındaki şu olayı dinleyip de çarpılmayan olur mu?
Gene Çanakkalede... İleri mevzide Keçideresinin karşısında, düşman makineli tüfeklerini kurmuş, durmaksızın bu dereyi ateş altında tutuyor ve hergün bizden on onbeş kişiyi şehit ediyordu.

Bir gün teftişe gittiğim sırada, o dereden geçmek gerekti. Dere başına gelince Alay Komutanı bana, Bu sırat köprüsüdür, önce ben geçeyim sonra siz dedi ve bu kırk adım kadar mesafeyi hızla koşarak geçti. Ben de öyle koşarak geçtim. Düşman ateş ediyor, makineli tüfekleri işleyip duruyordu.

Bir de arkama döndüm baktım ki; bir Mehmetcik, ellerindeki bakraçlarla ateşe hiç aldırmadan, ağır ağır geliyor. Koş, koş, vurulacaksın koş, diye bağırdım.

Sesimi işitmemiş gibi, hiç istifini bozmadı. Nihayet yanıma yaklaşınca niçin koşmadığını sordum. Ne cevap verse beğenirsiniz: Koşsam bakraçlardaki bakla çorbası dökülür, arkadaşlarım aç kalırlar. Düşmandan korkulmaz komutanım!

Çanakkalenin senei devriyesinde, bu ülkeyi yabana peşkeş çekmek isteyenlere karşı o yiğit Memedlerin yiğit hikayeleri delmez mi yüreğimizi?

İşte size yürek delici bir olay daha:
Kirte muharebeleri sırasında bölükler arka sıralarda hücum sıralarını beklemektedirler. Ön siperdekiler ileri fırlamış boğuşuyorlar. Yüzbaşı hücum için emir bekliyor. Askerin tamamı süngü takmış siperden fırlamak için hazır. Sinirler gergin. Dudakları kıpır kıpır, dualar okuyor, kelimei şehadet getiriyorlar. Süre uzuyor. Yüzbaşı erlere sesleniyor, Yavrularım, arslanlarım, biraz sonra Cenabı Rabbül Aleminin huzuruna varacağız. Abdestsiz gitmeyelim. Haydi! Tüfeklerimizin kabzalarına ellerimizi sürüp hep birlikte teyemmüm edelim.

Teyemmüm edilir. Bekleme devam etmekedir. Biraz sonra Yüzbaşı; Çocuklarım, sanıyorum biraz daha bekleyeceğiz. Önümüzde biraz daha zaman var. İleride arkadaşlarımız şehit oluyor. Hem onlar için, hem de vakit varken kendi cenaze namazımızı kendimiz kılalım. Kâbe karşımızda... Arkadan Oflu Ali Çavuş bağırır: Er kişi niyetine... O gün yapılan hücumda kendi cenaze namazını kılan pek az kişi sağ kalabilmişti. Onlar Allaha verdiği sözü tuttular...

Yüreği olanların, bu hadiseleri duyup gözyaşına bulanmaması mümkün mü?

Kendi cenaze namazını kılan yiğitler, askere bakla çorbası getirmek için kelle koltukta ölüme atlayan Memedler, evladını ağır yaralı olarak karşısında gören babalar, kürekle düşmana saldıran Mehmet Çavuşlar, dün düşman işgalinden kurtarmak için uğrunda şehit düşdükleri bu vatanın küresel kurtlar pazarına sürülerek yutulmaya hazır hale getirildiğini görselerdi, ne yaparlardı acaba?

Ve Ankara sakinleri, size sesleniyoruz:

Siz, yürek nedir bilir misiniz? Vatan nicedir haberdar mısınız?

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 588
favori
like
share
canturk87 Tarih: 05.06.2005 13:32
Ellerine sağlık dostum yazıyı okurken gözlerim yaşardı.
NiSaN Tarih: 04.06.2005 16:19
Atalarımız yattıkları yerden kalkıpta şu halimizi görseler yüzümüze tükürürlerdi eminim... Kendi irademizi kullanarak hiç bir işimizi yapamaz hale geldik. Ekonomimizden sosyal hayatımıza kadar herşeyi başkaları planlıyor ve bizde onların planı doğrultusunda hareket ediyoruz...Kimbilir torunlarımızın hali ne olur.. :6: