FITOTERAPI (Bitkisel Tedavi)

Türkiye'de bitkisel tedavi denilince akla öncelikle aktarların geldiği malumunuzdur. Bu bilinçaltı fotoğraf, fitoterapinin zihinlerde marjinalleşmesinin ve modern tıbbın kuyusunu kazan primitif bir tedavi yöntemi olduğu şeklindeki inancın temel nedenidir.

Oysa bizim bakış açımız, fitoterapinin doğru eller tarafından uygulandığında bir alternatif ya da tamamlayıcı yöntem olmadığı; aksine hekim açısından bitkisel bir ürünü reçete etmenin sentetik bir ilacı yazmaktan farksız olduğu şeklindedir.

Fitoterapi kelime anlamıyla bitkisel tedavi olarak geçmektedir. Fitoterapinin geçmişi yüzlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Kimyasal ilaç sektörü bunu insanlığa unutturmasına rağmen günümüzde hakettiği yeri almaya başlamıştır. Bugün WHO (Dünya Sağlık Örgütü) bu tür tedavilere onay vermektedir. Avrupa Farmakoplarında Fitoterapik droglar geniş yer kaplamaktadır.

Kimya sanayinin sunduğu çeşitli ürünler, tarımda, sebze ve meyve üretiminde yoğun biçimde kullanılan kimyasal gübreler, çeşitli haşarat öldürücü ilaçlar, hormon takviyeleri hastalıklara yakalanma riskimizi arttırıyor. Ayrıca tarımda ve hayvancılıkta yapılan genetik müdahaleler, besinlerimizi doğal halinden uzaklaştırmaktadır.

Söz konusu kimyasalların önemli bir bölümü, alerjilere, bağışıklık sistemimizin bozulmasına, çeşitli organlarda depolanarak deri döküntülerine, virutik hastalıkların yayılmasına sebep olmaktadır.
Günümüzde de bu sonuçların ortaya çıkması insanlarda, doğal bitkisel ilaçlara, organik gıdalara karşı büyük bir ilginin uyanmasına neden olmuştur. Bugün pek çok ilaç, bitkilerden elde edilen kimyasal maddeler temel alınarak ya da başka kimyasallarla karıştırılarak endüstriyel bir biçimde hazırlanmaktadır.

Şifalı bitkileri tanıtırken, holistik yani bütünsel tıptan söz etmek yerinde olacaktır. Holistik tıpta, bitkilerle ve doğru seçilmiş besinlerle bedenimizdeki bozulmuş dengeleri düzelterek daha sağlıklı olmak mümkündür.

"Zaten hastalıklarımızın nedeni de bedeni oluşturan organlar arası ahengin bozulması ve enerjinin bloke edilerek akışının engellenmesidir."




AKUPUNKTUR



Klasik Çin tıbbında insan yaşayan evrenin bir parçası olarak kabul edilir ve herşeyin içinde varolan evrensel gücün insanın da içinde bulunduğuna inanılır. ''Chi'' adı verilen bu enerji insan vücudunda ''meridyen'' denilen kanallarda dolaşır. Akupunktur yöntemi ile bu kanallarda meydana gelen enerji dolaşım engelini ortadan kaldırarak dengeyi sağlamak ve bu şekilde hastalığı önlemek amaçlanır.
İnsan vücudunun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir. Vücudumuzda bu gücü harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır ki, bunlara ''akupunktur noktaları'' denir. Bu noktalar uyarılarak vücudumuzdaki enerji dolaşımı normale döndürülür ve hastalık hali ortadan kaldırılır. Böylece organizma ilaç tedavisine gerek kalmadan, kendi olanaklarıyla hastalığın ortadan kalkmasını sağlar. Hastalığın belirtilerine değil, nedenine yönelik bir tedavi metodudur.
Hipokrat, canlıların kendi kendilerine iyi olma kudretlerinden ve iç hekimden bahseder. Paracelcus, ''Hiçbir hayat sadece dış hekimin çabalarıyla varolamaz; dış hekim, iç hekime yardımcı olabilir.'' der.
Akupunktur organizmanın kendi kendini tedavi ettiği bir metottur ve en önemli özelliği yan etkisinin olmamasıdır. Bu tedavi metodunu üç ana başlık altında toplayabiliriz:

Çeşitli hastalıkların tedavisi
Analjezi-anestezi
Alışkanlık tedavisi
Özellikle Uzakdoğu ülkelerinde kullanılan ilaçsız tedavi yöntemi akupunktur, Türkiye'de de hızla yaygınlaşmaktadır. Üniversitelerde ders olarak okutulan akupunktur, alternatif tıp olarak değerlendirilmemelidir; binlerce yıllık geçmişiyle akupunktur tıbbın kendisidir.

Akupunktur tedavisi, hastalığın durumuna göre uygulanmaktadır. Örneğin felç ve bel-boyun fıtığı vakalarında her gün, migren tedavisinde günaşırı, zayıflama vakalarında ise ortalama haftada iki kez yapılır. Yine de kesin karar, hasta görülüp değerlendirildikten sonra verilmelidir.Seans süreleri 20 dakikadan 45 dakikaya kadar uzayabilir. Bir hastalığın tedavisindeki toplam seans sayısı da her hastalığa ve hastaya göre değişebiliyorsa da, ortalama 12-15 seans sürer.
Tedavide kullanılan iğneler, bildiğimiz iğnelerden çok farklı. Akupunktur iğneleri normal iğnelerden dört beş misli daha ince olduğu için, el becerisi iyi gelişmiş uzmanların yaptığı uygulamada acı hissedilmez. Ayrıca her hasta için steril iğne kullanılmaktadır. Bu iğnelerin steril hale getirilmesi son derece kolay ve ucuz bir yöntem olduğu halde günümüzde ayrıca tek kullanımlık iğne uygulanması da yaygınlaşmıştır.

AKUPUNKTURUN ALTI ANA MEKANİZMASI
Akupunkturun müspet ve tespit edilmiş etkilerini altı
ana başlık altında toplamak mümkündür.
1. Analjezik etki
2. İmmün ve Slemülatör etki
3. Psikolojik etki
4. Motor fonksiyonlara karşı müspet etki
5. Hemostatik etki
6. Nörolojik ve humoral etki
AKUPUNKTUR VE AKUPRESSÜR YAPILMASININ KONTRAENDİKE (SAKINCALI) OLDUĞU DURUMLAR

1. Akut enflamatuvar durumlarda
2. Çok aç veya çok tok hastalarda, yemekten 2-3 saat sonra yapılmalıdır
3. Lenfa ödemli vakalarda
4. Ay halinin ilk günlerinde , tercihen tümünde
5. Hamileliğin ilk üç ayında , tercihen tümünde
6. Alkol almış kimselere
7. Aneurizma hallerinde
8. Tümörler ve teşhisi konulmamış kitlelerde
9. İyileşmemiş yaralar üzerine
10.Yeni iyileşmiş yaralar ve skarlar üzerine
11.Cilt hastalıklarında
12.Kanamaya müsait şeker hastalarında
13.Radyoterapi Kemoterapi uygulamaları esnasında ve takiben bir yıl süre ile
14.Hormon tedavisi ve kortizon alan hastalarda
15.Siğil , karbonkül veya septik durumların çevresindeki bölgelere
16.Deri duygusunun kaybolduğu bölgelere
17.Hemofililerde
18.Varsli venler, flebit veya tromboz durumlarda
19.Vücudunda pil olan hastalara
20.Kaplıca tedavisinden sonraki iki ay boyunca
21.Kanseröz vakalarda
22.Sistemik vakalarda (norbus addison, eritematöz,lupus v.b )
23.Ulcus perforans'da
24.Akut karında
25.Elefantiaz kol ve bacaklardaki lenfatik şişliklerde




AURICULOTHERAPY

Auriculo terapi yöntemi ilk olarak Fransız dr Nogier tarafında geliştirilmiştir. Kulak kepçesine kalıcı iğneler takılarak uygulama yapılır. Ağırlıklı olarak kilo verme, stres ve sigarayı bırakmada tercih edilir.

OSTEOPATHY

Osteopati kelimesinin kökeni "kemik" anlamına gelen "osteo"dan geliyor. Her ne kadar bu anlamıyla osteopati denilince, kemik sorunlarına şifa getirmek, sırt ve ense ağrılarını dindirmek amacıyla yapılan uygulamalar anlaşılsa da bu bilimin uygulandığı alanlar tahmin edildiğinden çok daha geniş.

Eski bir Çin masaj tekniği olan 'manipülasyon' tedavisi aslında osteopati, şiatsu, şiropraktik gibi bazı tekniklere verilen genel isim. Manipülatif tedaviyle boyun ve bel fıtıkları, kas spazmları, ensedeki problemlerden kaynaklanan baş ağrıları, omurga kilitlenmeleri ilaçsız ve ameliyatsız olarak tedavi edilebiliyor. Hatta bazen manipülatif tedavinin bazı bağırsak ve mide rahatsızlıklarında başarılı sonuç verdiği oluyor.




CRANIOSACRAL THERAPY

CranioSacral Therapy, terapistin ''cranial ritmi'' kontrol ederek kuyruk sokumundan kafatasına kadar olan bölgenin belirli noktalarına hafif basınç uyguladığı bir yöntemdir. CranioSacral Therapy, vücut içi sıvısının hareketliliğine ve dengelenmesine, merkezi sinir sistemindeki negatif etkilerin ortadan kaldırılmasına yardımcı olur. CST, Vücut kasları ve yumuşak dokunun rahatlaması, kemiklerdeki hareketliliğin saglanması ile vücudun kendi kendini iyileştirmesi fonksiyonunun öne çıkmasını sağlar.
CST aracılığı ile, terapi uygulanan kisi, kendisi ile bütünleşir, stresten ve ağrıdan uzaklaşır, vücut balansı sağlanır, bagisiklik sistemi güçlenir, akil, vücut ve ruh birlikteligi sağlanır.
CST, kişinin masaj masasında rahat, spor bir kıyafetle geçireceği 30-60 dakika arasında bir zaman içinde uygulanır. CST, kişi ve uygulayıcı arasında karşılıklı güven ve hassas bir çalışmayı gerektirmekte olup, en az 4-5 kere uygulamadan sonraki terapinin tekrarı alınan tepki ve sorunların cinsine göre farklılık göstermektedir.
Yardımcı olduğu alanlar
Stres. Depresyon, duygusal sorunlar,
Somatik Rahatsızlıklar
Spordan kaynaklanan sorunlar
Ses ve Opera sanatçılarının boyun ve ağız içi kaslarının rahatlatılması
Konuşma sorunu olanların ağız bölgesi stresi TMJ (Çene kilitlenmesi ağrısı, diş kilitlenmesi)
Migren, baş agrıları Kronik yorgunluk Vücut hareket ve dengesi ile ilgili sorunlar
Merkezi sinir sistemi sorunları
Boyun ve bel agrıları
Ögrenim bozuklukları-hiperaktivite
Bebeklerde uykusuzluk
Ortopedik bozukluklar ve diğer ağrılar




LAZER TERAPHY

Lazer terapi ikiye ayrılır; soğuk lazer ve sıcak lazer. Soğuk lazer, helyum neon lazer olarak da anılır. Selüloitli bölgedeki hücreler üzerine uygulanır. Lazer, burada hücreleri geçerek degisimleri hizlandirip, o bölgede su tutulmasini engeller. Sıcak lazer, selüloitin oluştuğu hareketsiz bölgeye uygulanarak, orada bulunan dokuların dolaşımını sağlar.

MAGNETO TERAPHY

Magnetoterapi, doğal ve hassas bir tedavi şekli olan manyetik alan etkileşimine dayanan yani girişimsel olmayan fiziksel bir tedavi metodudur. Bu doğal metod aynı anda bir çok hastalığın tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Tedavide oldukça geniş bir uygulama alanı olması, kolay uygulanabilirliği, doğal bir metod oluşu ve yan etkisi olmaması, magnetoterapiyi oldukça önemli kılmaktadır. Teknolojiyle birlikte şehir hayatı,insanların toprakla temasını azalttığı gibi elektromanyetik kirlilik ortamı da bu doğal manyetik alanla olan temasları defektlere uğratmıştır. Kalp krizi yaşlarının 20'li yaşlara düşmesi, bağışıklık sistemlerinin çöküşü, sık hastalıklara maruz kalma, beyin kanamaları sıklıklarında artışlar ve de kanser olgularında görülen tırmanış bu nedenlerle ortaya çıkmıştır.Bu durum göz önüne alınarak 200 Bin insan üzerinde bu suni manyetik alan ile ilgili çalışmalar insan vücuduna ihtiyacı olan bu doğal manyetik alan tatbik edildiğinde bağışıklık sistemlerinin kuvvetlendiği,enerji dengelerinin normal ve doğal sınırında tutlduğu,hücrelerin kirli ve bulanık denizdeki balıklar gibi fonksiyon görmekteyken, berrak ve temiz denizdeki balıklar misali bir canlılık kazandığı tespit edilmiş ve 1998 de modern tıp hizmetine sunulmuştur.
Elektrosmog adı verilen teknolojinin beraberinde getirdiği elektromanyetik kirlenme, insan sağlığını tehdit eden ciddi unsurlardan birisidir.Yüksek gerilim hatlarından cep telefonu dalgalarına,radyo ve tv dalgalarından ev ve iş yerlerindeki bilgisayar ve elektrikli diğer eşyaların yaydığı elektromanyetik dalgalara kadar, maruz bulunulan elektromanyetik kirlenme sosyal yaşam ortamında hemen heryerde sağlıksız bir atmosfer yaratmaktadır.Magnetoterapi teknolojinin beraberinde getirdiği bu elektromanyetik kirlenme ortamının insan vücudunda oluşturduğu zararlı etkileri ortadan kaldırarak doğal ve kirlilikten arındırılmış bir ortam koşulu oluşturur..
Tüm bu etkilerinin yanında, magnetoterapi,etki mekanizmalarının da bir sonucu olarak günlük zindelik, cinsel fonksiyonlarda performans artışı, bedensel faaliyetlerde aktivite artışı,entelektüel kapasitede artış,unutkanlığın giderilmesi,uyku düzeninin sağlanması ile insan vücudunun üst düzey bir biyoritme ulaşmasını teşvik eder.

MAGNETOTERAPİNİN ETKİSİ NEDİR?

- Vejetatif sinir sisteminde düzenleyici
- kemik,kıkırdak,kas ve kan hücrelerinin uyarılması,
- sinirlerde onarım,
- Yaraların iyileşmesi,
- Ağrıların hafifletilmesi,
- Metabolizma durumunun iyileştirilmesi,
- Daha iyi dolaşım ve madde alışverişi yoluyla daha iyi boşaltım,
- Makrofajların aktifleştirilmesi(Bağışıklıksistemi fagosit hücreleri)
- Adrenalin,noradrenalin,serotonin(stres hormonları) reseptörlerinin hassasiyetinin azaltılması ve böylece stres,depresyon ve anksietenin azaltılması,
- Barsakta plexus myentericusun düzenlenmesi ve böylece sindirim işlevinin düzenlenmesi,
- İmmun sistemin(bağışıklık sistemi) güçlendirilmesi,
- Daha iyi metabolizma ve daha iyi kan dolaşımı sayesinde alınan ilaçlarda iyi etki
- Kalp çarpmasının normalleştirilmesi,
- Solunum kaslarının daha iyi çalışması sayesinde solunum hacminin arttırılması,



IRIDOLOJI

İnsanı Gözünden Tanımanın Yolu Artık gözler; beden, zihin ve ruh bütünlüğünün aynasıdır. Çünkü iridoloji sayesinde gözler insan sağlığının da aynası oluyor.
İridoloji, iris tabakasına bakarak, sağlık durumumuz hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlayan bir metot. Vücuttaki organlar, iriste belirli bir noktayla temsil ediliyor. Gözümüzdeki renk değişiklikleri, bulutlanmalar, çizgiler ve şekiller sağlığımızla ilgili ipuçları veriyor. Yani İridolog gözünüze bakarak, göz haritalarının yardımıyla hastalıklara teşhis koyuyor.

Her göz irisi parmak izi gibi özel; bu yüzden iridoloji kişiye özel bulgular sağlıyor. Temelleri birkaç bin yıl öncesine dayansa da, iridolojinin babası Macar doktor İgnatz von Peckely.
Günümüzde iridoloji, hasta hakkında genel bilgiler edinmek için kullanılan bir teşhis yöntemi. Zarar görmüş organlar, sinirsel rahatsızlıklar, fazla veya az çalışan salgı bezleri hakkında göze bakılarak yorum yapılabiliyor.
İridoloji, 2000-3000 sene öncesinde Çin şifacılar tarafından uygulanıyormuş. Bilim temeli ise 1800'lü yıllarda Macaristan'da atılmış. İgnatz von Peczely'nin bir baykuşu incelemesi ile başlıyor. Ayağı kırık olan baykuşun göz irisinde siyah çiziğin farkına varıyor ve bu çizik ayağın düzelmesi ile ortadan kalktığını inceliyor. 1920'lerde Avrupa'da aktif bir döneme giriliyor. Amerika'da ise 1960'larda Bernard Jensen tarafından temeli atılıyor.
Amerika'da İridoloji uygulayıcısı olmak için doktor olmak gerekmiyor. İridoloji eğitiminden geçmek yeterli bulunmakta. Bu metodu kesin teşhis yöntemi olarak kullanmak yanlış olur. İridoloji için vücudu tanımlama, bir ön teşhis metodu diyebiliriz. Tıbba yardımcı bir metottur.
Göz irisi yaklaşık 28.000 sinir ucu barındırır. Henüz bunların net işlevleri tanımlanabilmiş değil. Vücudumuzda beyin ve omurgada bu kadar yoğun sinirler bulunmakta. İris kasları ve alt 'epithelium' tabakası beynin ve omuriliğin benzer maddesi olan neurectoderm'den oluşuyor. Bu doku kalıtımsal oluşumları taşıdığı varsayılan dokudur, koruyucu tabaka ile tanımlanır.
Göz bebeğinin etrafındaki bölge sindirim bölgesini temsil eder. Vücudun toksit tıkanmalarını gösterir. İlk tıkandığı yer sindirimdir. Gözün etrafındaki beyaz kısım schlera bölgesi'dir. Schleraloji çalışması iridolojiden ayrıdır. Her iridolojist bu konu ile çalışmayabilir. Tek yumurta ikizlerinde bile iris farklıdır.





REFLEKSOLOJI

Refleksoloji masajının temeli ayakların vücudun aynası olduğu öğretisine dayanır. Ayaklar insan vücudunu temsil eder ve her nokta vücutta bir bölgeye karşılık gelir. Bu bölgelerin masaj yoluyla uyarılması ile vücudun buna gereken tepkiyi verdiği inancı ile temellenir. Belirli noktalara kişinin verdiği tepki ile bu temsil edilen bölgedeki problem saptanmaya çalışılır ve gerekli manuplasyonlarla bu bölgedeki sorun giderilmeye çalışılır. Bu nedenle refleksoloji bir tür ''denge'' masajıdır ve kişinin kendisini fiziksel, duygulsal ve ruhsal bakımdan iyi hissetmesini sağlar, kişiye doğal dengesini kazandırır.


REIKI CHAKRA TERAPHY

Yalın bir öğreti olduğu gibi anlamıda oldukça yalındır "Evrensel yaşam enerjisi" , canlı olma hayatta olma anlamını içerir , Reiki iki kelimeden oluşur "Rei" ve "ki" , kısaca bu enerji ve şifadır , oldukça kolay ve herkes tarafından öğrenebilen bir tekniktir. Reiki Ki' den farklı olarak evrensel enerjinin yanısıra insanda uyandırılmayı bekleyen , Ruhsal bilgelikle dolu bir yapıya işaret eder . Sonuç olarak Reiki nin Ruhsal Bilgelik ile kazanılmış ruhsal yaşam gücü anlamını içerdiği görülür .

Ki , Yaşam gücü içeren enerjidir . Hintlilerin "Prana" , çinlilerin "Chi'i " adını verdikleri evrensel enerji , Müslüman ülkelerde "baraka" , Yahudilerde "Ruaş" adıyla anılmaktadır. Kimi bilim adamları ise bu enerjiye "elektromanyetik enerji" de demektedir. Adı ne olursa olsun evrensel yaşam enerjisi insan için önem taşır , yaşam enerjimiz bizi terkettiğinde yaşam sona erer.

Reiki ne kadar tanımlanmaya çalışılırsa çalışılsın deneyimlemeden , bu enerji ile tanışıp etkilerinden faydalanmadan anlamak zordur . Reiki enerji kavramı ve uygulamaları ile yeni tanışanlar için "Şifa yöntemidir" , yalın ve pozitif etkisi olan bir enerjidir. Uygulaması sadece fiziksel değil aynı paralelde Duygusal , Zihinsel ve Ruhsaldır .

REİKİ NASIL UYGULANIR ?

Reiki terapilerinin uygulanması oldukça basittir: Reiki kanalı olarak açılan insanlar aracılığıyla, yedi ana çakra üzerinden vücuda ve Aura'ya bu şifa enerjisinin doğrudan nakli ile gerçekleşir. Her insanın kendine has bir iyileştirme tarzı, zamanı ve hızı vardır (kimi tek kimi 7-8 seansta iyileşebilir). Reiki maddenin içinden akabilir ve her zaman her şey için kullanılabilir.
MASAJ TERAPHY

MASAJ; Hasta yada yorgun bir organın rehabilitasyonu; yani yeniden eski durumuna
dönebilmesi için organizmanın sathı üzerine tatbik edilen sistemli ve belirli mekanik enerji ile derinlerde anatomik, fizyolojik, fonksiyonel en yüksek tesir meydana getiren manipulasyonlar topluluğudur.
İlk insan acıyan ve ağrıyan yerini ovmakla acı ve ağrısının geçtiğini anladığı günden beri masaj tatbik edilmektedir.

Bu arada insan oğlu ile birlikte mevcudiyetine inandığımız romatizma gibi hastalıklarda masajın ağrıları dindiren aktif ve pasif müdahaleler ile hastalığı geçirici etkisini anlaması ile ayrı bir değer taşımaktadır.

Bilhassa mafsal romatizması gibi hastalıklarda gerek hekimler gerek ortopedist ve cerrahlar; Bütün medikamentöz ve cerrahi müdahalelerin üzerinde masajın müsbet etkisini kabul etmişlerdir. Bilhassa kas atrofilerinde masajın müsbet ve lokal etkisi inkarı gayri kabil olan bir hadise olarak kabul edilmiştir.Ayrıca bu etki ve netice ilim yolu ile de ifadesi kolay bir yoldur.


HOMEOPATİ

Homeopati sağlığa kavuşturma sistemi olup, benzeri benzer ile tedavi etme temeline dayanır. Homeopati kelimesi ''homoion'' benzeri ve ''pathos'' acı çekme kelimelerinden türetilmiştir. Homeopati tarihte ilk defa doktor, kimyager ve eczacı olan Dr. Samuel Hahnemann tarafından kurulmuş ve geliştirilmiştir. Dr. S. Hahnemann (1755-1843) yıllar süren araştırmalrı ve gözlemleri sonucu şu görüşe varmışdı. ''Sağlıklı bir insan üzerinde bir doğal drogu mümkün olan en yüksek dozda alması, ve bunun sebep olabileceği hastalık belirtileri ile alınan maddenin karekteristik özelikleri aynıdır.

Hahnemann 50 yıl süreyle yüzlerce deneyi araştırma yapmış ve bir çoğunu da kendi üzerinde denemiştir. Hahnemann bitki, hayvan ve mineral drogları kullanılmıştır. Bunları D1-D30 dozajları arasında dilusyon ve globulilerini yapmışlardır. Bu gün 2000'den fazla bitki, hayvan ve mineral doglarından homeopatik ilaçlar elde edilmiştir.

Benzeri benzeri ile tedavi etme:
Buna örnek olarak kahveyi verebiliriz. Kahve kalp çarpıntısı ve uykusuzluğa sebep olur. Bu nedenle kalp çarpıntısı ve uykusuzluğa sebep olan hastalık kahvenin yüksek sıvılaştırılmış formu ile tedavi edilebilir. Aynı şekilde yemek yapmak için soğan doğrarken kişinin gözleri yaşarır ve burnu akar. Buna benzer rahasızlığı olana soğantentürü verilirse hasta iyi olur.

Hahnemann 1790 yıllında kına kına kabuğundan elde ettiği tentürle kendi üzerinde tedavi denemeleri yapmıştır. O zamanlar kına-kına sıtmaya karşı kullanılmıştır. Hahnemann kendi üzerinde yaptığı deneylerde kına-kına tentürü aynı sıtmada olduğu gibi rahatsızlıklara sebep olduğu tesbit edilmiştir.

Anamnez (hastanın tıbbi hikayesi):
Homeopat (homeopati uzmanı) hastası ile çok geniş çaplı bir anamnez uygular ve böylece hastası hakında bir fotoğraf ortaya çıkar. Anamnez'in sıraca sorularla hastanın yemek yeme sevgileri, psikolojik durumu, çevresi ile münasebetleri, korkuları ve uyku durumu hakında bilgi edinilir. Böylece durumu öğrenilir ve uygun homeopatik tentürle tedavi edilir. Bu tür anamnez normal olarak 1-2 saat sürebilir.

Uygun seçim (repertorisieren):
Uygun olan tentürü seçmek oldukca zor bir işlemdir. Her bitki droğunun tentürü kendine has karaktere sahiptir. Hastanın hastalık belitilerine bakılır ve drogun karekteristik özeliklerine bakılır ve uygun olan tentür seçilir. Sadece uygun olan tentürü seçmekte yetmez aynı zamanda uygun olan inceltmeyide (sulandırma, kuvvetlendirme) iyi bilmek gerkir.

Sıvılaştırmak (İnceltmek, sulandırmak, kuvvetlendirmek):
Homeopatik ilaç hastanın durumunu (semptom) hafif yükselmektedir, böylece bağışıklık sistemi harekete geçirmek için drogu mutlaka inceltmek (sulandırmak, sıvılaştırmak, kuvvetlendirmek) gerekir, aksi halde istenen etkiyi elde etmek mümkün değildir. Ayrıca bir çok doğal drog zehirli olup inceltmeden alınırsa o zaman zehirlenmelere neden olabilir.

Hahnemann yaptığı araştırmalarda bir drogu ne kadar inceltirse o kadar etkisinin arttığını tesbit etmiştir. Buna dinamikleşme de denir. İnceltme damlamalarda alkolle ve haplarda süt şekeri ile olur. Önce anadrog (anamadde) elde edilir ve bu alkol veya süt şekeri ile inceltilir. Örneğin arı zehiri önce elde edilir ve bundan bir kısım 9 kısım alkolle karıştırılarak, iyice çalkalanır ve homeopatide D1 adı ile anılan tentür elde edilir. Bu tentürden bir kısım tekrar 9 kısım alkolle karıştırılır ve iyice çalkalandıktan sonra D2 tentürü elde edilir. D2'den bir kısım 9 kısım alkolle karıştırılarak, iyice çalkalanır ve sonra D3 tentürü elde edilir. Bu işlem D30'a kadar tekrarlanabilir. D1=1/10, D2=1/100, D3=1/1000'e eşittir. Buradaki çalkalama işlemi çok önemlidir, çünkü moleküllerin alkol içinde aynı oranda dağılması gerekir. Tentür üreten firmalarda çok özel çalkalama aletleri mevcuttur ve çalkalama işlemi 2-3 hafta sürer.

Örneğin: 1 gr. Boğankötü (Kaplanboğan) rendelendikten sonra bir şişeye konur ve üzerine 9 ml % 38-70 lik etanol (Alkohol) ilave edilir ve güneş görmeyen bir yerde muhafaza edilir. Şişedeki nesne iki günde bir çalkalanır ve 4-6 hafta sonra süzülerek homeopatide Aconitum D1" isimi ile anılan tentür elde edilir. Bu çok zehirli olup asla kulanılmaz. Bundan 1 ml alınarak 9 ml etanolla karıştırılır ve çalkalanır (çalkalanma işi firmalarda özel çalkalayıcı aletlerle yapılır, böylece moleküller eşit oranda tam olarak yayılır.) Bu tentüre homeopati'de Aconitum D2 denir ve bundan 1 ml alınarak 9 ml etanolla karıştırılarak çalkalanılırsa D3 dozajlı tentür elde edilir. Aconitumum D4'den aşağıdaki tentürlerin kullanılması mazurludur.

Posyonlar:
Hastanın anamnezini yapılıp ona uygun tentürün bulunması çok çok zor olduğundan bazı ilaç firmaları, bazı rahatsızlıklara karşı en çok kullanılan ve etkili olan drogların tentürlerinden kompleks ilaçlar hazırlamışlardır. Bu kompleks ilaçlara posyon da denir.

İlaçın seçimi:
Hastanın durumu hastalığın kronik veya akut oluşuna göre farklı tentür (dilusyon, sulandırma) veya globuli (kürecik şeklinde haplar) verilir. Tentürün sulandırılarak (alkolle incelterek dilusyon) elde edilen yüksek dilusyon damlası veya süt şekeri ile elde edilen çeşitli oranlardaki globuli hastaya verilir. Homeopatik dilusyon veya globulilerin eteryağı, çay, kahve veya meyvesuyu ile alınmamalıdır. Homeopatik ilaçların saf suyla alınması gerekir.

İlk kötüleşme:
Dilusyon (damlama) veya globulinin (hap) alınmasından sonra hastanın genel durumunda geçici olarak kısa süreli bir kötüleşme olursa, bu korkulacak bir durum değildir. Hastanın geçiçi kötüleşmesi immün sisteminin vücuttaki rahatsızlık veren etkenlere (mikroplar..) karşı mücadele etkinliğini gösteren bir etkendir.

İyileşme süreci:
Homeopatide iyileşme denince bütün vücudun iyileşmesi kastedilir, ortodoks tıpta hastalıklı organa lokal tedavi uygulanırken, burda sadece lokal değil bütün vücudun iyileşmesi amaçlanır. Bu nedenle iyileşme denince tam sağlığa kavuşma anlaşılır.




HIRUDOTERAPHY



Sülük Tıbbî gayelerle kullanılan sülüklerin çenelerinde 60 ila 100 diş bulunur. Bunlar yarayı üç yönden ısırarak açarlar. Ortaya çıkan şekil Mercedes armasını andırır.
Bu sülükler hazım esnasında gıdalarını mayi halde tutmak için, hirudin adlı pıhtılaşmayı önleyici bir madde salgılarlar. Tükrükleri yarayı uyuşturan bir anestetik ile damarları gevşeten bir enzim ihtiva eder.
Yarım saatlik bir sülük tedavisinde bir sülük ağırlığının 5 ila 10 katı kanı emer. Oluşan yara daha sonra saatlerce kanar.


Sülüklerin tıpta en çok revaç gördüğü yıllar 1820-1850'dir.O zamanların bu konudaki en meşhur doktorlarından Francois Broussais kendi hazımsızlık rahatsızlığını 50 ila 60 sülüğü bir süre kullanarak tedavi etmiştir. Günümüzde sülükler, cerrahî müdahalelerle dikilen bir organa kan akışını temin etmek için microcerrahide kullanılmaktadır. Ayrıca sinir sistemi üzerinde çalışan bilim adamları için önemli bir ilham kaynağını teşkil etmektedirler.
Sülükler, tromboz (kan pıhtılaşması) gibi dolaşım bozukluklarında kullanılabilecek bir takım kimyevî maddeler de salgılamaktadırlar.
Günümüzde sülük tedavisi biyolojik etkileri açısından "benzeri olmayan" bir tedavi yöntemi olarak nitelendirilmektedir. Almanya'da 250'yi aşkın Hirudoterapi Kliniği vardır. Sadece Avrupa yılda 200 milyon sülük kullanmaktadır.

Peki gözleri ve işitme organları olmayan bu canlıları bu kadar değerli bir tedavi aracı haline getiren nedir? Sülükler, kan emerken vücuda kendi ürettikleri salgıyı verirler. Bu salgı şu ana kadar izole edilebildiği kadarıyla 100'e yakın biyoaktif madde içermektedir. Bu maddelerin bir kısmı kanın pıhtılaşmasını engellerken bir kısmı oluşmuş pıhtıları eritmekte, birkaçı ağrı kesici özellikler sergilemekte, bir bölümü de kan basıncını dengelemektedir. Ayrıca sülük tedavisinin antidepresan, antibakteriyel, antioksidan etkinliği de yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur. 2004'te Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) sülük tedavisini akredite etmiş ve Avrupa'daki gibi eczanelerde satılmasına izin vermiştir.
Hirudoterapi (sülük tedavisi) mutlaka egitimini almış uzman hekimler tarafından yapılmalıdır;kan yoluyla bulaşıcı hastalıkları önleyebilmek için bir hastada kullanılan sülük asla başkasına uygulanmamalıdır.



AROMA TERAPHY



Aromalı bitki özlerin kullanılması masajınıza tümüyle yeni bir boyut kazandırır. Çeşitli bitki ve ağaçlardan elde edilen bu konsantre özler, esanslar olarak bilinirler. Aromaterapi, uykusuzluk ve stresten akneye, deri sarkmasından depresyon ve sinirsel gerginliğe kadar uzanan birçok problemin çözümünde bu yağların sağaltım amaçlı kullanılması demektir.
Kokunun Gücü
İnsanlar, genellikle kokulardan ne denli güçlü bir şekilde etkilendiklerinin farkında değildirler. Oysa bir kokunun anımsatma gücü olağanüstüdür. Denizin yada annenizin parfümünün kokusuyla kendinizi anılarınıza gömülmüş olarak bulabilirsiniz. Bunun nedeni kokuların beynin, duygularımızla ilgilenen bir bölgesi tarafından yorumlanmasıdır. Korkular, ruh halimiz üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir, bu yüzden masaj yağına bazı esanslar ekleyerek masajınızın gevşetici ya da canlandırıcı etkisini arttırabilirsiniz.
Yakınlarda yapılan araştırmalar, bu bağlantının gücünü doğrulamaktır. Yale Üniversitesi'nde psikoloji ve psikiyatri profesörü olan Dr. Gary Schwartz, belliki kokuların kan basıncını düşürebildiğini görmüştür. Baharatlı elma kokusu ise özellikle etkilidir: Bu koku, sağlıklı deneklerin kan basıncını, gözle görülür ölçüde düşürmüştür. Diğer bilimsel araştırmalarda erik ve şeftali gibi hoş kokuların ağrıyı azaltabildiğini, yağlarının insanların ruh halini değiştirebildiğini göstermiştir: Yasemin, ylang ylang ve nane depresyonu giderebilmekte, sardunya ve bergamut asabiyeti yok edebilmekte, gül ve karanfil ise enerji verebilmektedir.



ACUPRESSURE


İnsan vücudunda özel bazı noktalara basınç uygulayarak, enerji kanallarının -kan dolaşımı gibi- düzgün çalışmasını sağlayan bir tedavi yöntemidir.
Acupressure, Çin tıbbında 4000 yıldan beri kullanılmaktadır. Bu tedavi yönteminin faydalarını modern bilimsel araşıtırmalar da doğrulamaktadır. Basınç, gerekli tedaviye göre vücuttaki değişik acu noktalarına uygulanmaktadır.



LENFA DRENAJ

Bundan bir asır önce 1892 de doktor WİNİWARTER lenfa ödemlerinin tedavisinde Kolombun yumurtayı durdurması gibi ödemin olduğu vücut kısmının lenfa drenajı sureti ile müsbet neticeye ulaşabileceğini ifade etmesi ile tıp literatüründe yepyeni bir ufuk açmış, bu tavsiye de halen geçerliliğini korumaktadır.
Ödeme bağlı şişmelerde bu şişlik muhtevası olan proteinin taşınması, içinin çok dikkatlice ve özellikle doku muhtevasının transferi, transfer yapılırken iltihabi neticelere de dikkat edilmesi gerekmektedir
Özelliklede burutal masajdan uzak durulmasını sert Petrisaj, Rollen gibi masaj manipulasyonları ile masaj yapılan dokunun çürütülerek ekimoz meydana getirilmemesini özellikle tavsiye etmektedir.
Yalnızca lenfa ödemli bünyelerde değil normal sportif ve diğer tür masajlarda da hiçbir şekilde ekimoz (morarma) meydana getirebilecek sertlikteki masajların bir masör tarafından uygulanabileceğini düşünmek bile istemiyoruz. Çünkü bu ancak bu işi bilmeyenlerin masaj adına yapacakları cinayettir.
Lenfa drenajı diğer masaj manipulasyonlarından farklı olan kendine özgü manipulasyonlarla uygulanır. Her masör Lenfa Drenajı uygulayamaz.Bunu uygulayan masörün genel anatomi ve fizyoloji bilgisi yanı sıra lenfa anatomi ve fizyolojisini ayrıca ödeme sebep olan patolojiyi bilmesi gerekir.




NATUROPATI



Tanım
İyileşmenin vücutta var olan tabii iyileştirici kuvvetlerin etkisine bağlı olduğu prensibine dayanan bir tedavi metodudur.

Arkaplan
Vis Medicatrix naturae(tabiatın iyileştirici gücü) anlayışı çok eskidir. Tabiatın iyileştirici gücünün önemini ilk fark eden Hippocrates devrine M.Ö. 400'e kadar dayanır. Ona göre sağlık vücudun bozulan fonksiyon dengesini düzeltmek için gösterdiği gayretten doğuyordu. Zaman sürecinde tabiatın iyileştirici gücü doktrini, Thr Doctrini of the Healing power of nature throught the Course of time 1943 kitabının yazarı Dr. Max Neuberger'in söylediği gibi, hastalıktan kurtulma tabiatın çabasıyla, ya sadece iyileştirici güçleriyle ya da tıbbi yardım desteklenerek oluyordu.

Paracelsus'a göre biri mucizevi bir şekilde, diğeri de ilaçlar yardımıyla tedavi edebilen iki tür doktor vardır. Onu izleyen yüzyıllarda tabiatın iyileştirici gücüne dayalı teoriler çoğaldı. Anton Mesmer ona hayvani manyetizma kreozotu bulan ünlü kimyager Karl von Reichenbach ise odik güç ya da odyle adını verdi ayrıca Reichenbach iyileştirici kuvvetin bizim anladığımız kimya, elektrik veya manyetik kuvvetlerden farklı olduğunu açıkladı. Hayatın gizeminin yazarı Lakhowsky şöyle diyor: her canlıda bulunan organik canlı ünitesi, yüksek frekansta ışın yapıp emebilen elektromanyetik rezonatörden başka bir şey değildir. Bilimdeki bütün ilerlemelerimize rağmen ne yazık ki ipucu niteliğindeki birkaç buluştan başka bu iyileştirici kuvvetin mahiyeti hakkında çok az bilgiye sahibiz. Bu buluşlardan en önemlisini bir Rus mühendisi olan Semyon Kirlian ve karısı Valentina 1950'lerde gerçekleştirdiler. Eşyaları aydınlatmak için yüksek frekansta alternatif akım kullandılar ve onların resimlerini çektiler. Eğer eşya iyi iletkense, metaller gibi resim sadece yüzeyi gösteriyordu. Bu yüksek frekanslı resimlerle ölü ve canlı varlıkları ayırt edebildiklerini de farkettiler. Canlılar bazı değişiklikler gösterirken cansızlar sabit kalıyordu. Oldukça değişken renk yapılarında varlıkların hayat aktiviteleri de anlaşılıyordu.

Yüksek frekanslı fotoğraflar Sovyetler Birliği'nde yıllardır uygulanmakta olup Batı'da birkaç kişi dışında ciddi olarak ilgi görmemiştir. New york'ta Profesör Douglas Dean, Washington üniversitesinde Profesör Philips ile Brezilya, Avusturya ve Almanya'da diğer bilim adamları fotoğrafları çektiler. Kirlian fotoğrafları kullanılarak özellikle birini iyileştirmeye konsantre olmuş kişilerin parmaklarından yayılan enerjiyi görmek mümkündür. Normalde parmaklardan mavi veya beyaz ışınlar yayılır. Fakat kişi sinirlendiğinde veya heyacanlandığında bu ışınlar kırmızı ve lekeli hale dönüşür. Bugün Sovyetlerde kirlian fotoğrafçılığı başka metodlarla teşhis edilemeyen hastalıkların teşhisinde kullanılıyor. Bir çok hastalığın, kişi şikayet etmeye başlamadan varolan bir klinik öncesi devresi olduğunu öne sürüyorlar. İşte bu belirtilerin ortaya çıkmadığı devrede, fotoğraf çekerek hastalığın önceden belirlenebileceğini savunuyorlar.

Kirlian Fotoğrafçılığının gösterdiği en heyecan verici hadise fantom etkisidir. Bir kısmı kesilmiş bir yaprağın yüksek frekansla çekilmiş fotoğrafında kesilen kısmı da dahil yaparak bütünüyle görülüyor. Bu bacağı kesilmiş birine bakan Psişik bir kimsenin sanki bacak yerindeymiş gibi görmesine benzediği içinde çok önemlidir. Kirlian fantomlarındaki ilgi çekici terslik yaprağın parçasının veya bacağın kesildikten sonra arkalarındaki elektromanyetik alan bırakmamaları gerçeğidir. Yaydıkları enerji eşyaların kendilerinden daha önemli olsa gerekir.
Bu alandaki bu ilginç çalışmalar yaygın şüphecilik yüzünden yavaş ilerlemektedir. Yine de canlı varlıkların etrafında kavrayamadığımız, ölçemediğimiz ve açıklayamadığımız kuvvetlerin varolduğunu varsaymak mantıklı bir davranış olur. Bu kuvvetlerden bazıları Natüropatların tabii iyileştirici kuvvet adını verdikleri kavram olabilir. Fakat doğru bir cevaba ulaşmak için yüzyıllara ihtiyacımız yoktur.

Nedir?
Natüropati batı dışında bu isimle anılmasına rağmen dünyanın pek çok yerinde yaygınca uygulanan tıbbi bir yöntemdir. Hastalığın temel nedenini bulup ortadan kaldırmaya dayanır. Bu neden, zararlı yiyecek, içecek ve nefes alınan hava gibi kimyasal, kaburgaların yanlış kaynaması, kasların zorlanması, eklemlerin oynaklıklarını kaybetmesi veya yanlış vücut hareketleri gibi mekanik veya Psikolojik olabilir. Hastadaki belirtiler natüropata teşhis koymakta yardım etseler de çok önemli değildirler. O belirtileri ortadan kaldırmaktan ziyade hastayı tedavi etmeye çalışır. Natüropatlar, akut hastalıkların iyileştirici güçlerin vücudu normal duruma getirebilme çabaları sonucunda ortaya çıkan durumlar olduğu temeline dayanarak çalışırlar. Belirtilerin ortaya çıkmasının belirli bir gerekçesi olduğuna inandıkları için onları bastırmayı istemezler.
Öncü bir natüropat, duvara vurduğu için başı ağrıyan bir kimseye aspirin vermek yerine başını duvara vurması engellenmelidir. Diyerek görüşlerini örneklendiriyor. Oysa modern tıp başını neden vurduğunu araştırıp onu engellemek yerine hastaya aspirin vererek belirtiyi ortadan kaldırmaya çalışır. Aslında ilaç vermek hastanın yaşam biçimindeki yanlışlıklarını ortaya çıkarmaktan daha kolaydır. Açıkça söylemeliyim ki eğer bir ülkenin sağlığını natüropata dayalı bir çizgiye oturtabilsek yinede ilaç endüstrisine ihtiyacı olacaktır. Çünkü anlık ve tembelce çözümlere talep çok fazladır.

Nasıl Uygulanır?
Natüropat doktordan çok bir öğretmendir. Tıbbi bir eğitimden ziyade uzun ve teknik bir eğitimden geçerler. Bu eğitimin amacı hastanın durumunu anlamak ve hastanın şikayetlerden kurtulması ve yenilerinin ortaya çıkmasının engellenmesi için öğütler vermektedir.
Bir natüropata muayene olmak, doktora muayene olmaya benzer,fakat hastanın anlattıkları natüropatı daha çok ilgilendirdiği için olayın hikayesini alması daha uzun sürer. Hastanın anlattıkları doktorun yaptıklarından da daha dikkatli ve detaylı olarak ta değerlendirilir. Natüropatlar da teşhis koyabilmek için kan testleri ve röntgen filmleri de isterler. Fakat bu her zaman gerekli değildir. İlave olarak natüropatlar, başka yollarla teşhis edilemeyen davranış ve yapı bozukluklarının nedenlerini tanımlama da kullandıkları osteopatik teşhisten de faydalanırlar. Değişen yapı ve davranış, gittikçe vücut içi bozuklukların nedeni olarak görülmeye başladığı için, Natüropatın bu yolla ortaya çıkmış tedavi edilebilir bozukluklar olup olmadığını araştırması da akla yatkındır.
Natüropati ve Osteopatinin bu birleşiminden iyi sonuçlar aldığı için, bir çok natüropat davranışı değerlendirir. Hassas noktaları arar(Özellikle omurilik dokusunda) kas gerilimlerini araştırır ve nihayet omurgada bir kilitlenme veya sıkışma olup olmadığına bakar. Bunlardan herhangi birindeki bozukluk, meslekten olmayan birinin hemen fark edemeyeceği biçimde vücudun bazı yerlerinde masajlarla giderilebilecek ağrılara sebep olur.



alıntı

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1180
favori
like
share
Asi Çaykaralı61 Tarih: 27.06.2009 00:11
paylaşim için tesekkürler