Edebiyat Ve Psikoloji - Edebiyat Ve Psikoloji Hakkında

Edebiyat psikolojisi denilince, tip ve fert olarak yazar psikolojisinin incelenmesi, yaratma sürecinin incelenmesi, edebi eserlerde görülen psikolojik tiplerin ve kanunların incelenmesi, okur üzerindeki etkiler akla gelir.

Freud’un yazar konusundaki görüşleri pek istikrarlı değildir. Freud, bir taraftan yazarın yarattığı eserlerle kendisini delirmekten kurtardığını söylüyor, bir taraftan da yazarı hiçbir zaman gerçek bir tedaviye yanaşmayan inatçı bir “nevrozlu” olarak görüyordu.

Fransız psikoloğu Ribot, edebiyat sanatçılarını hayal bakımından iki tipe ayırmıştır: Bunlardan biri, (hayal gücünün) daha çok dış dünyanın gözlemlenmesiyle, algılarla uyarılan ve net bir şekilde göze hitap eden yazarın belirgin özelliği olan “plastik hayal gücü”, diğeri ise; kendi heyecan ve duygularından yola çıkan ve bunları içinde bulunduğu ruhi atmosferin zorlamasıyla birleşen âhenk ve imajlar yoluyla yansıtan sembolik şairin veya romantik masallar yazarının hayal gücü olan “yayılan hayal gücü”dür.

Romanyalı bilim adamı olan L.Rusu da,s anatçıları üç ana tipe ayırmıştır: Sempatik, anarşik şeytani ve dengeli şeytani olmak üzere.

Yaratma süreci konusundaki modern bir çalışmada ele alınacak başlıca husus, zihnin bilinç ve bilinçdışı merkezlerinin yaratmada karşılıklı olarak oynadıkları roldür. Bilinçdışını yücelten romantik ve ekspresyonist devirleri, akla, gözden geçirip düzeltmeler yapmaya ve anlaşılır olmaya önem veren klasik ve realist devirlerden ayırmalıdır.

Oyun ve romanlardaki karakterler, bize “psikolojik” bakımdan doğru gelmelerine göre yargılanırlar. Psikolojik bilgiler de, birer malzemedir bizim için.

Sonuç olarak psikoloji, yalnız başına yaratma faaliyetine hazırlık oluşturan, hazırlayan bir şeydir; fakat sanat eseri içindeki psikolojik hakikat ise; sanat eserinin tutarlılığını güçlendirmekte ve sanat eserini karmaşık hâle getirmektedir. Bu da sanat eserini daha değerli bir hâle getirir.

Edebiyat Ve Felsefe


Felsefe ile edebiyat ilişkisi, genelde felsefeden edebiyata doğru bir ilişki olup, felsefenin, edebiyat yapıtının gerisindeki felsefi anlayışı tanımlaması yönündedir. Bununla birlikte, bazı edebiyat yapıtlarının da bazı felsefecilere `örnek olduğu bilinen bir gerçektir.

Felsefe ile edebiyat arasındaki bir diğer ilişki biçimi ise, edebiyat teorisinin oluşumunda ortaya çıkmaktadır. Bilindiği gibi, Aristotelesin Poetika, Immanuel Kantın Yargı Gücünün Eleştirisi, Hegelin Estetik adlı yapıtları, bu ilişki biçiminin sonucunda oluşmuş başyapıtlardır.

Felsefe ile edebiyat arasındaki bir diğer ilişki biçimi ise, mevcut edebi yapıtların, gerçeklikte yaşanan sorunlarla sorunsal bağının kopması durumunda yaşanmaktadır. Felsefe, bu durumda, edebiyatın yaşadığı bunalımın neden ve kökenlerinin ne olduğunu tanımlamaya çalışmaktadır.

XXI. Dünya Felsefe Kongresinin Felsefe ve Edebiyat oturumlarında sunulan bildirilerin içerikleri bu yöndeydi.

Raisa Aleynik, `Estetik Deneyim ve Dekonstruksiyon başlıklı sunumunda, postmodenizmin akademik olmayan bir tarzda felsefe yapmasının dikkate değer olduğunu dile getirdi.

Aleynike göre, postmodernizm felsefeyi, edebiyat teorisini; sosyolojiyi, tarih araştırmalarının da etkilemekteydi. Postmodernizmin oluşmasında, edebiyata bakış, estetik bakış büyük rol oynamıştır. Derridanın, felsefe ve edebiyatı, tür ve tarz olarak eşit hale getirmeyi amaçlayan ilk dönem çalışmaları, bu anlamda ilgi çekici olmuştur.

Derridanın dekonstruksiyon anlayışında kültür, doğaya baskın çıkmaktadır, Rusyadaki dekonstıuksiyon çalışmalarında ise (L. Karasaev) tam tersi, doğanın kültüre baskın geldiği görülüyordu. Dekonstruksiyonun farklı yönlerini gösteren bu iki stratejisi, aslında birbirlerini tamamlamaktaydı: Biri bize Avrupa rasyonalizminin mutlaklık tehlikesini hatirlatır, diğeri ise bilincin dünyadan kovulması tehlikesini.

Kolombiyalı felsefeci Jose Gabriel Coley, `Gabriel Garcia Marquezde Özgürlük ve Kader başlıklı sunumunda, Marquezin roman kişilerinin özgürlük ve yazgı arasında gidip geldiklerini söyledi. Coleyin bildirisi, katılımcıların katkısıyla derinlemesine tartışıldı.

Türkiye adına katılan İngiliz konuşmacı Barry Stocker, `Roman ve Hegelin Edebiyat Felsefesi başlıklı sunumunda, Hegel in karşıtların birliği kavramını oluştururken, Schlegelin ironi görüşünden yararlandığını dile getirdi. Ona göre, Hegel, edebiyata felsefenin altında bir yer tanıyordu. Hegel, ironiyi güzel ruhun negatif konumu olarak tanımlıyordu. Güzel ruh, ironiyle, dünyadaki kötülüğe karşı dıırurken, kendisi kötülüğe dönüşüyordu.

Edebiyatın bugün dünyada yaşanan terorizm, insan haklarının ihlali, küreselleşme gibi problemleri konu edinememesinin iki nedeni vardı: Bunlardan biri, bugünkü edebiyatın, 19. yüzyılda ilerlemeci edebiyat anlayışına göre kurulmuş olmasıydı. Bu anlayışa göre, örneğin roman, toplumun ileriye doğru gelişimini betimliyordu. Bu bağlamda, edebiyat, terör eylemi yapan ama kendisini "kurtuluş mücadelesi veren bir örgüt" olarak tanımlayan bir örgütün eylemlerini terorizm olarak gösteremiyordu. Edebiyat kahramanı değil, kişi figürünü temel almalıydı. Olup biteni betimlemekten çok sorunu göstermeliydi. Böyle bir edebiyat anlayışının modeli ise Homeros değil, Sofoklestir.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 373
favori
like
share