Sığ Labirent Derin Bulmaca Buluşma – Bölüm 1 - Necla Güney Alptekin

Saatin alarmı bile çalmadan yeni bir güne uyandı. Yatağından kalkıp perdeleri açtı. Birkaç gündür soğuk giden hava kaybolmuş, lacivertler yerini iç açıcı, pırıl pırıl gökyüzüne bırakmıştı. Aslında alıp başını avare avare gezmek, kalabalıklar arasında kaybolmak istiyordu. Tanımadığı herkese “Günaydın” demeli, martılarla tanışmalı, balıkçının oltasını kaparak misinayı yukarı çekmeli, hatta densizlik yapıp, takılan balığı özgür bırakmalıydı. “Ah İstanbul! Nasıl da abuk sabuk hayaller kurduruyorsun insana” diye düşündü. Bugün bunların hiç biri olmayacaktı. Her şey planlandığı gibi giderse eğer; bugünün anlamı ve kendi adına yaşayacakları, belki de hafızasından hiç silinmeyecekti.

Camın önünde öylece kalakalmış, oraya buraya koşuşturan telaşlı insanları seyrederken cep telefonunun sesiyle kendine geldi. Aslında beklediği bir aramaydı. Yine de emin olmak için önce numaraya sonra da saatine baktı. Bir eliyle telefonu açarken, diğeriyle saçlarını karıştırıyor- duş, makyaj, giyinme-bilumum hazırlık için zamanla yarışması gerektiğini hesap ediyordu. Ne olursa olsun bugün, pek çoğunun yüzünü resimlerden gördüğü insanları tanıyacaktı. Telefondaki hoş bir bayan sesiydi. Hakkında sadece öğretmen olduğunu biliyordu. Yok, hatta Edebiyat öğretmeni olduğunu da biliyordu. Aslında ilk konuşmada bile sıcak elektrik almıştı. Hemen konuya girdi:

-Alo, geliyorsun değil mi?

-Geliyorum da!

-Da’sı ne ?

-Ne bileyim işte, nereye geleceğim tam olarak belli oldu mu?
-Evet, Galata Köprüsünde buluşacağız. Yanına kâğıt, kalem almayı unutma sakın!

-O neden?

-Al işte, bir şeyler yazman gerekebilir.

-Anlamadım ama neyse… Ben yine de tedirginim. Nasıl olacak, buluşabilecek miyiz? Gözümde büyütüyorum. Ben böyleyim işte! Pireyi deve yapar, ortalığı telaşa veririm… Önce Mecidiyeköy’e gitmem lazım, sonra… Sonrası yok, umarım yetişirim. Yetişemesem bile ararım. Geç kalırsam eğer, nerede olduğunu nokta olarak öğrenirim. Of! Yine telaş yaptım bak.

-Bana bırak her şeyi, gözlerini kapat ve gel işte!

-Kapatayım değil mi?

-Evet, kapat ve gel…

Aslında en az onun kadar heyecanlıydı. Telefonu kapattığı halde, son esprinin tebessümü dudaklarında takılı kalmıştı. “Sakin ol! Sakin ol kızım, hiçbir terslik çıkmayacak!” diye kendini telkin ediyordu. Odanın içinde bir o yana bir bu yana dolanırken, telefon hâlâ elindeydi. Oysaki hazırlanması için bir buçuk saatten az zaman kalmıştı. Alelacele bir telefon daha etmesi gerekiyordu.

-Alo, benim… Her şey yolunda gidiyor, gelmeye karar verdi. Galata Köprüsünde buluşacağız. Beni alacak mısın?

-Tamam, ben sizi 13.15 de alırım. Ya diğerleri?

-Peki, ben o saatte hazır olacağım. Geç kalma sakın! Diğerleri ile bu gün görüşemedim. Onlar saat 14.00’de orada olacak. Varınca ararız…

-Anladım. Sorun yok o zaman… Aralarında optikçi var. Kesinlikle son moda güneş gözlüğü takacaklardır. Gözlüklerinden tanırız!

-Güzel şakaydı. Hah ha! Kaçıncı asırda yaşıyoruz. İletişim cebimizde artık.

Telefonu kapatır kapatmaz hazırlanmaya başladı. Her geçen dakika aleyhine işliyordu. Yoğun trafik keşmekeşi gözünü korkutuyordu. Üstüne üstlük bu şehirde “Şurası” denilen her yer cehennemin dibi kadar uzak gelmişti ona. Neyse ki gidilecek mekânı iyi bilen birisiyle olmak rahatlatıyordu. “Kapat gözlerini, git işte!” diye söylendi kendi kendine.

“Belki de bir cinayetin sır perdesi aralanacak, tüm kirli çamaşırlar dökülecek, birbirini tanımayan ve ilk kez gören insanların maskeleri düşecekti.” Kafasından geçen son kurgunun kahramanlarını seçecek, tasvirler kazıyacaktı zihnine. Böyle bir hikâyenin kahramanı olmak haz veriyordu.

Son hazırlıklarını yaparken sehpanın üzerinde duran cep telefonundan parazit sesi duydu. Birkaç gündür aralıksız gariplikler oluyordu. Bir yerlerden gizlice izleniyormuş gibi hissetti. Telefonu da dinleniyor olabilirdi. Büyük buluşmanın verdiği heyecan panikatak yapmıştı. Her şeyden kuşkulanan, sudan nem kapan bir kişiliği yoktu aslında. Ama üst üste yaşanan anormallikler böyle düşünmeye itiyordu. “Saçmalıyorsun!” diye düşündü. Cep telefonunu çantasına attığı anda çalmaya başladı. Önce irkildi, sonra açtı. En iyi can dostu, erkek arkadaşı buluşma yerine taksi ile götürmek üzere kapının önündeydi.

-Hazır sayılırım! Altı dk sonra çıkıyorum…

Saat: 14:3o Galata Köprüsü


Necla Güney Alptekin

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 442
favori
like
share