Sığ Labirent Derin Bulmaca Buluşma – Bölüm 2 - Necla Güney Alptekin

Saat: 14:3o Galata Köprüsü

-İşte burası

-Yok, yok orası

-Ne taraftan gelecekler acaba?

-Araba ile geliyorlarsa eğer, karşıda olabilirler…

Farklı yönlerden giriş yapılan köprüdeki “Kaç numaralı dubada buluşulacak?” karmaşasından sonra; aslında caddenin iki taraflarındaki aynı numaralı dubanın yanında olduklarını, yine telefon trafiği sonunda anladılar. Muhteşem espri tekrar gündeme oturdu. Haksız da sayılmazdı hani. Şık giyimli iki bayan da gözlerindeki son derece modern güneş gözlükleri ile dikkat çekiyordu. Birbirlerine el salladıktan sonra alt geçişi kullanarak bir mekânda buluşma sağlandı. İlk tanışma ve çay kahve faslı devam ederken duygulardaki eksantrik haller yerini yüzlerde tebessüm ve bakışmalara bırakmıştı. Girişteki iki kişinin içeriyi izleyen gözlerini üzerlerinde hissettiler. Belli ki beklenen onlardı ve hepsi ayağa kalktı. Yeni bir tanışma faslı ve yarım saatlik sohbetten sonra yeniden yolculuk göründü. Saatler su gibi akıyor zamanla yarışılıyordu adeta.

Alelacele otoparka doğru yürüyen beş kadın iki erkekten oluşan gurup siyah bir arabanın içine balık istifi gibi doldular. Hemen hareket ettikleri halde birkaç adımdan fazla yol gidememişlerdi. Önce nedenini anlamadan bekleyişe geçtiler. Bir süre sonra sohbet ortamı dağılmış, nedenine dair merak başlamıştı. Belki de bilinçli olarak çıkışta trafik kapatılmıştı. Emin değildiler. Bekleyiş uzadıkça konvoy gibi sıraya dizilen araçlardan korna sesleri yükseliyordu. Sinir katsayısı artmış, diğer araçlardan küfür sesleri yükselmeye başlamıştı.

“Güneş mutlu insanlara gülümser; mutsuzları yakar, kavurur!”

Mutlu başlayan yolculuk işkenceye dönüşmüştü. Espriler yapılarak ortam bir nebze olsun yumuşatıldıysa da uzun sürmedi. Bunlar yetmezmiş gibi; nerden peydahlandığı bilinmeyen hırpani bir seyyar gözlük satıcısı musallat olmuş, illaki elindeki gözlüğü asıl mesleği optisyen olan bayana satmaya çalışıyordu. Orijinalinin kötü taklidi bir gözlük aralarında el değiştiriyor, inatçı bir ısrarla arabanın camından atılıyordu. Bizim milletimize has, böylesi bir satış tarzı civardaki turistler tarafından ilgi ile izleniyordu.

-Git başımdan kardeşim, almıyorum ya!

Oldukça şatafatlı, bordo renkli Jeep Grand Cherokee dikiz aynasına bakanları cezp ediyor, bir yandan da trafik sıkışıklığı yüzünden öndeki arabalardan hangisinin ilerlemeye engel olduğu ve aracın niyeti anlaşılmaya çalışılıyordu. Görevliler sakin olunması için telkinde bulunurken, öfke had safhadaydı. Bordo aracın sürücüsü araya girmeye çalışan birisine korna çalarak izin vermemişti. İyi bir gözlemci olan arkadaki bey “Bu adamlar bizi izliyor!” diye düşündü. Zira aynı anda arabadaki herkes endişe ile birbirlerine bakıyordu. İçlerinde garip bir korku oluştu.

Bir sürelik çaresiz bekleyiş akabinde görevliler yardımıyla yan tarafa park edilen arabadan çelimsiz bir bayan, terden sırılsıklam olmuş saçları ve kızarmış yüzü ile indi. Etrafına mahcup bakışlar atarak ne kadar üzgün olduğunu ifade etmeye çalışıyordu. Arabalarının camı açık olduğu halde bunalmış, sabırları bitmiş araç sahiplerinden homurtulu sesler yükseliyordu:

“İyi kullanamıyorsan trafiğe çıkmayacaksın! Senin yüzünden bunca insan perişan oldu...”

Nihayet hareket edilmişti. Hangi güzergâhtan gidileceği hakkında kısa süren tartışmadan sonra, ortak bir karara varıldı. Sahil boyu trafik yoğunluğunun az olması nedeniyle idealdi. Birbirine sıkışmış halde yol alırken, bacaklarda uyuşma emarelerine karşı ayakları oynatarak çözüm aranıyordu. İçerdekilerden en rahat seyahat eden sadece sürücüydü. Onunda yaşanan aksilikler karşısında morali bozulmuştu. Trafiği kontrol etmek amaçlı aynalara bakarken otoparkta, tam arkalarında duran aracın aynı güzergâhta olduğunu gördü. Emin olabilmek için biraz daha dikkatli bakınca diğerleri de dönüp arkaya baktılar. Fazlaca tesadüfî durum endişelere neden olmuştu. Arabanın içindeki sessizlik, beyinlerde sabit bir düşüncenin dolaşmasını tetikledi.

“Takip mi ediyor acaba?”


( Devam edecek)


Necla Güney Alptekin

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 310
favori
like
share