Maymunlarda bulunmayan ense bağımız sayesinde, insanoğlu uzun mesafe koşucusu özelliği kazandı ve bu yenetek ona evrimsel gelişmede büyük bir avantaj sağladı.

İnsanın koşu dayanıklılığı saatte 23.5 kmye kadar çıkabiliyor. Bir atın dayanıklılığı ise saatte ancak 21.5 km, bir antilopunki yalnızca 13.7 km...

Meğerse koşmak için yaratılmışız. Antropoloji bilimi bugün bizi diğer canlılardan farklı kılan özelliği yalnızca beyin değil, aynı zamanda uzun süreli koşuya dayanıklılık olarak tanımlıyor. Bilim insanları ellerindeki farklı dönemlere ait fosiller sayesinde, Homo insanını diğer türlerden ayıran hatta beynin bile daha farklı gelişmesine neden olan özelliği keşfettiler: Uzun süreli koşuya dayanıklılık.

Harvard Üniversitesinden Daniel Lieberman ile Utah Üniversitesinden Dennis Bramble tarafından yürütülen çalışmalar, uzun süreli koşmaya dayanıklılığı sayesinde insanın bugünkü haline geldiğini ortaya koyuyor.

Lieberman ve Bramble iki milyon yıl önce atalarımızın koşarak günde kilometrelerce yol katettiklerini, bu sayede yaşamlarını sürdürüp kendilerini diğer maymun türlerinden farklı bir hale getirebildiklerini iddia ediyor. Diğer bir deyişle uzun soluklu koşu yeteneği, evrimsel süreçte insana önemli bir avantaj kazandırdı.

İnsanın üstün özelliği

Araştırmacıların bu bulgulara ulaşmasında 14 yıl önce başlatılan bir laboratuvar çalışmasının önemli rolü bulunuyor. Antropoloji profesörü Lieberman, kemiklerin iskelet üzerindeki farklı güçlere direnci ve uyumu konusunda yaptığı çalışmalar sırasında domuzları kullanır.

Bir koşu bandı üzerine yerleştirilen domuzların, hızın artırılmasıyla birlikte sarf ettikleri güç ve kemiklerin buna uyumları ölçülmek istenmektedir. Ancak domuzlar işbirliğine isteksizdir. Onları koşturmak imkansızdır.

Lieberman, sorunu meslektaşı olan biyomekanikçi Bramblea açar. Yapılan incelemeler sonucunda bu sorunun domuzlarda başın dik durmasını sağlayan ligament nucal (nuchae) adlı bir dokunun bulunmamasından kaynaklandığı anlaşılır. Bu doku ense bağı olarak nitelendiriliyor ve supra-spinal bağların ense bölgesinde oluşturdukları geniş ve esnek bir bağ olarak biliniyor. Bu bağ, koşu sırasında başı dik tutuyor ve dengeyi sağlıyor.

Yalnızca koşmaya yatkın olan hayvanlarda bu bağ bulunmuyor. Örneğin maymunlarda bu doku bulunmazken insanda var.

Sonuçta, modern insanın hayvanlara kıyasla mükemmel bir dayanıklılık kapasitesine sahip olduğu konusunda bilim dünyası ikna olmuş durumda. Bunu belirleyen yalnız ligament değil şüphesiz. Kaslar, tendonlar hatta pilositesi ile insan, sanki koşmak için donatılmış.

Fizyologlara göre insanın maksimum koşu dayanıklılığı saatte 23.4 kilometreye kadar çıkabiliyor. Bu hiçbir insansı canlıda bulunmayan bir özellik. Hız konusunda tabii insanın bir at ya da geyik ile boy ölçüşmesi mümkün değil, ama burada söz konusu olan hız değil dayanıklılık.

Ava ilk giden kazanır

Peki bu durum insanın işine evrimsel süreç içinde ne şekilde yaradı diye düşüneceksiniz... Uzun süreli koşu, ortama adaptasyon açısından insana bir avantaj sağlamış olmalı.

2 milyon yıl önceki atalarımızın yaşam koşullarını şöyle bir gözümüzde canlandıralım. Kendilerine gerekli silah ve donanımların henüz keşfedilmemiş olduğu dönemleri. Atalarımız bitkileri toplayarak ve avlanarak besleniyordu. Hızlı bir koşucu olmadığı için atılıp hemen avını yakalaması mümkün değildi. Bu yüzden de ya uzun süreli koşu ile avını bitap düşünceye kadar kovalıyor ya da yeni ölmüş hayvanların peşine düşüyordu. Bunun için kendisine en iyi yol göstericiler akbabalardı. Onların havadaki hareketlerini takip ediyor, yöneldikleri tarafı hızlı bir biçimde algılayıp o yöne doğru koşuyordu, Leşin yanına önce varanlar en iyi ve en besleyici parçaları da almış oluyordu.

Protein açısından zengin bir beslenme rejimi, doğal olarak beynin de gelişmesine yol açtı. Lifli bitkilere kıyasla daha kolay sindirilebildiği için daha az enerji harcanıyor ve enerji beynin gelişmesine sarf ediliyordu.

Hareketsizlik öldürüyor

Araştırmalara göre, atalarımızın sık sık tekrarladıkları sonu gelmeyen koşuları sayesinde, insan beyni büyük bir gelişim gösterdi. Ancak bugün o büyük ve gelişmiş beynimizi kullanarak geldiğimiz noktada, yaşamımızı hiç koşmadan hatta neredeyse hiç yürümeden sürdürüyoruz. Büyük kentlerle ilgili yapılan bir araştırmadan örnekler verelim. 1976 yılında 5-9 yaş arası okul çağındaki çocukların yüzde 80i okula yürüyerek gidiyorlardı.

1988 yılına gelindiğinde bu oran yüzde 60-70lere indi. 1990ların sonunda ise çocukların yalnızca küçük bir kesimi okula yürüyerek gider haldeydi. Fransız Science et Vie dergisinde yayımlanan haberde, Avrupa Araştırmaları Merkezinden (Dijon) Dr. Daniel Rigaud, ABDdeki ölümlerin yüzde 10unun hareketsizliğe bağlı hastalıklar sonucu meydana geldiğini, Avrupanın da yakın bir gelecekte aynı oranı yakalayacağını belirtiyor. Dünya Sağlık Örgütü verileri de dünyanın hareketsizlik salgını ile karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

1980 ve 1990 yılları arasında Avrupada obez insan sayısındaki artış oranı yüzde 10dan yüzde 40a çıktı. Fiziksel hareket yetersizliğine bağlı kalp rahatsızlıkları dünyadaki ölüm nedenleri arasında birinci sırada. Yapılan araştırmalar düzenli yapılan egzersizlerin, hareketsizlik kaynaklı ölüm oranını yüzde 63 azalttığını ortaya koyuyor.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2018
favori
like
share
canturk87 Tarih: 12.06.2005 15:05
İlginç değil mi arkadaşlar.İnsanın üstün varlık olmasının bir özelliği de bu herhalde.
eflatun Tarih: 06.06.2005 10:56
paylaşımın için teşekkürler.
~Eysem~ Tarih: 06.06.2005 01:02
teşekkürler hmask ellerine sağlık