DİN NEDİR..???


Din, Allah tarafindan konulmus bir kanundur. Insanlara, yaratilis gayesini ve varolus

hikmetini bildirir. Yüce Rablerine karsi ne sekilde ibâdette bulunacaklarini ögretir. Iyi ve

faydali seyler yapmaya sevkeder, zararli islerden de alikoyar.

Din, insan aklinin kendi kendine sorup durdugu, "Ben kimim, nereden gelip, nereye

gidiyorum?" suâllerinin tatmîn edici yegâne cevab kaynagidir.

Din, imkânlarin tükendigi, ümidlerin söndügü yerde baslayan imkân yolu ve ümid isigi,

ilâçlarin dindiremedigi acilarin ilâci, yikik gönüllerin siginagidir.

Din; adâlet, iyilik, fedakârlik, dogruluk, fazilet gibi duygularin hayat menbai, insan

vicdanindaki inanma ihtiyacinin tam karsiligidir.

Insanlar, dinleri peygamberlerden ögrenmislerdir.

Peygamberler, vahiy yoluyla Allah'dan aldiklari dinî hükümleri, aldiklari sekliyle insanlara

bildirmislerdir. Bu bakimdan, dinlerin hakikî sahibi, Allah Teâlâ'dir. Peygamberler ise

dînin hükümlerini insanlara bildiren birer elçi durumundadirlar.

Dinler Kaça Ayrilir?


Islâm âlimleri dinleri baslica iki kisma ayirirlar:

1. Hak dinler.

2. Bâtil dinler.

Tek Allah'a îmani esas alan ve yalnizca O'na kulluk ve ibâdeti emreden dinlere Hak

dinler denir.

Hak dinler, Allah'in göndermis oldugu dinlerdir. Bu sebeble bunlara semavî dinler de

denir. Hak dinlere, temelini, Allah'in birligine îman ve sadece O'na ibâdet esasi teskil

ettigi için, Tevhid dini adi da verilir.

Allah tarafindan gönderilmemis, insanlarin kendilerinden uydurduklari, tek Allah'a îman

esasini tasimayan inanç ve fikirlere ise, Bâtil dinler denir.

Hak dinlerin bazilari, sonradan insanlar tarafindan bozulmus, içine dînin aslindan

olmayan hurâfeler ve bâtil inançlar konulmustur. Bu gibi, asli hak iken sonradan

bozulan dinlere, Muharref dinler denir. Yahudîlik ve Hiristiyanlik gibi... Bunlar

baslangiçta Hak din iken, sonradan içlerine hurâfeler ve tevhide aykiri fikirler girmesiyle

bozulmus ve birer muharref din olmuslardir.


Muharref dinler de, bâtil dinlerden sayilir.

Insanligin Ilk Dîni Hangi Dindir?

Insanligin ilk dîni, ilk insan ve ilk Peygamber Hz. Âdem Aleyhisselâm'a gönderilen ve

Allah'in bir oldugu inancina dayanan Tevhid dînidir. Sosyolojik arastirmalar da insanligin

ilk dîninin tevhid dîni oldugunu isbatlar mahiyettedir. Nitekim dinler tarihi arastirmacisi

ve sosyolog Schmidt, yeryüzünde en ilkel insan cemiyeti olan Pigmeler üzerinde

yaptigi arastirmalar sonucu, bunlarda "tek tanri inanci"nin oldugunu ortaya koymustur.

Schmidt'in bu tesbitleri, Durkheim'in, insanligin ilk dininin totemizm oldugu yolundaki

iddialarini çürütmüs, bu konudaki yaygin Batili kanâatleri yikmistir.


Insan Hayatinda Dinin Yeri Nedir?

Din inanci, insanla beraber dogmustur. Çünkü insanlik tarihinin hiçbir döneminde din

duygusundan mahrum bir millete rastlanamamaktadir. Nerede insan varsa, orada bir

nevi îman, ibâdet ve din duygusu görülmüstür.

Bundan anlasiliyor ki, din, insanligin yaratilisindan getirdigi fitrî ve zarurî ihtiyacidir.

Insanoglu vâr oldukça, din de vârolacaktir.

Filozof Auguste Sabatier bu konuda der ki:

"Diyânet, gayet kuvvetli bir agaç gibi, insaniyetin geçirdigi inkilâplarin hepsinde

hayatini muhafaza etmis ve edecektir. Zaman geçmekle, onun kaynagi kurumak söyle

dursun, bilâkis, gittikçe o menbain derinlestigini, genisledigini görmekteyiz.

Binaenaleyh, insan hayati diyânetle baslamis oldugu gibi, diyânetle kuvvet bulacak,

diyânetle nihayetlenecektir."

"Ben niçin dinliyim" suâlini nefsime sorar sormaz, su cevabi aliyorum: Dindarim, çünkü

baska türlü olmaya muktedir degilim. Dindar olmak, varligim ve benligim için

vazgeçilmez bir ihtiyaçtir."

Benjamin Konstan ise söyle der:

"Din, insanlik tarihinde en fazla hâkim olmus bir varliktir. Dinî hayat, tabiatimizin

degismez vasfi ve ondan ayrilmayan bir özelligidir. Insanin mahiyeti düsünülünce, zihne

derhal bir de din fikrinin gelmemesi mümkün degildir..."

Batili ilim ve fikir adamlarinin bu tesbitleri de gösteriyor ki: Insan fitraten dindardir; din

duygusu insan tabiatinin zarurî bir ihtiyacidir. Tarihin hiçbir devrinde dinsiz, yani,

inançsiz ve mâneviyatsiz bir insan olmamistir.


Dinin Fertlere ve Cemiyete Sagladigi Faydalar Nelerdir?

1. Insan, akil ve suur sahibi, varligi üzerinde düsünebilen bir canlidir. Nereden gelip

nereye gittigini, niçin yaratildigini, hayat yolunun onu nasil bir sonuca ulastiracagini,

vicdâniyla basbasa kaldigi zaman, kendi kendine sorup durmaktadir. Bu konuda tatmîn

olmak, içinde gelecege ait olarak beliren endiselerden kurtulmak, sükûnete ve iç

huzura ermek ihtiyacindadir. Bu huzuru, insan, ancak insanüstü bir hakikata inanip

baglanmakla bulabilir. Bu hakikati ise, ona ancak din verir ve ögretir.

2. Insanligin kendi dünyasinda maddeten ve mânen inkisaf etmesi, gerçek insanlik

mertebesine ulasmasi için de, din mutlaka gereklidir.

Bu hususu Bediüzzaman söyle ifâde eder:

"Nev'-i beserin ahvaline dikkatle bakilsa görülür ki, ruhun mânen terakkisini, vicdanin

tekâmülünü, akil ve fikrin inkisaf ve terakkisini telkin eden, yani asilayan seriatlardir.

Vücud veren tekliftir. Hayat veren peygamberlerin gönderilmesidir. Ilham eden

dinlerdir. Eger bu noktalar olmasaydi, insan hayvan olarak kalacakti. Ve insandaki bu

kadar kemâlât-i vicdaniye ve ahlâk-i hasene tamamen yok olurlardi." (Isârâtü'l-I'caz).

Ayni konuda Ali Fuad Basgil ise söyle der:

"En âliminden câhiline kadar insan, nerden gelip nereye gittigini kendi kendine

soracak; insanüstü âlemlerden yüksek bir ideâl mesnedi ve bir hareket ve faaliyet

prensibi arayacaktir. Fakat bu aradiklarina ve sorduklarina dînin disinda -ne ilimde, ne

de felsefede- tatmin edici ve iç ferahlatici bir cevab bulamiyacaktir. Neticede ya

dindâr olup, dinî hakikatlere gönül baglayacak ve insan hayati yasayacaktir, yahut da

hayvanlasip, fizikî hisler ve bayagi zevkleriyle yasama yolunu tutacaktir. Bu yol, insanligi

uçuruma götürülecektir." (Din ve Lâiklik)


3. Din, cemiyet hayatini düzenleyici ve disipline edici olarak da, insanlik için lüzumlu bir

müessesedir.

* Dinî duygu, insandan hiçbir vakit ayrilmayan, onu daima murakabe altinda

bulunduran mânevî bir bekçidir. Bu bekçi, vicdanlar üzerinde son derece etkili

oldugundan, hem insani gizli âsikâr bütün fenaliklardan alikoyar, hem de her nevi

iyiliklere sevkeder. "Din, insan ihtiraslarini frenliyen en kuvvetli mânevî bir dizgindir."

* Din sayesinde Allah'in herseyi bilecegini, hiçbir seyin ondan gizlenemeyecegini idrâk

eden insanda kuvvetli bir irâde hâsil olur. Böyle kuvvetli irâde ve seciye sahibi

kisilerden meydana gelen bir cemiyette ise, âsâyis ve istikrar, nizam ve âhenk bulunur.

* Din her türlü ahlâkî fazîletin kaynagidir. Insanlik için dinin getirdigi ahlâkî sistemin

ehemmiyeti çok büyüktür. Aleksi Betran söyle der:

"Dindar kimselerde mevcut olan îman, ahlâk için pek kiymetli bir istinad noktasidir."

Bir milletin ahlâkî yönden alçalmasi kadar müdhis bir felâket yoktur. Tarih boyunca pek

çok milletler, ahlâken tefessüh ettikleri için batmis, tarih sahnesinden silinip

gitmislerdir.

4. Dinsizlik, herseyden önce ahlâk fikrini yikar. Çünkü din olmadigi takdirde, ahlâk için

hiçbir yaptirici güç kalmadigindan, dinsizlik her türlü kötülügün yayilmasina ve

genislemesine ve neticede cemiyetin çökmesine sebeb olur.

Dinsizlik, ayni zamanda hukuk fikrini de ortadan kaldirir. Kendini herhangi bir ahlâkî

müeyyideye bagli hissetmeyen dinsiz insan, hiçbir hak ve hukuku yerine getirmez.

Eline firsat geçtiginde zulüm yapmaktan, gasbetmekten, her türlü kötülügü

islemekten geri durmaz.

"Maddeye tapan ve sehvetlerine esîr olan dinsiz insanda, insanlik seciyeleri silinmekte;

fazîlet, ferâgat ve fedakârlik yerine feci bir 'BOSVER' zihniyeti hâkim olmaktadir. Bu

zihniyet ise, bir cemiyet için felâkettir."

Islâm'in Disindaki Dinlerin Geçerliligi Neden Kalkmistir?

Tarihin çesitli devirlerinde insanlara ayri ayri peygamberler ve dinler yollayan Allah

Teâlâ, son din olarak onlara Islâmi ve son Peygamber olarak da Hz. Muhammed'i

(asm) göndermistir. Islâm'in gelmesiyle Yahudîlik ve Hiristiyanlik gibi eski dinlerin

hükmü sona ermistir. Bu, tipki, yeni bir kanun çikinca, eski kanunun hükmünün

yürürlükten kalkmasi gibidir. Allah'in son dîni ve Ilâhî Kanunu Islâm gelince, eski dinlerin

ve ilâhî kanunlarin geçerliligi son bulmustur.

Islâm disinda kalan dinlerin yürürlükten kalkmasini gerektiren baslica sebebler sunlardir:

1 - Her seyden evvel, eski dinler, yalnizca belli bir zamana ve belli bir muhîtin

insanlarina hitab ediyorlardi. Islâm ise, topyekû* bütün insanliga seslenmektedir.

Dâveti umumî ve mesaji cihansümuldür.

2 - Eski dinler, sadece kendi zamanlarinin insanlarini muhâtab almislardi. O zamanin

insanlarinin seciyeleri kaba ve mizaçlari vahsete yakindi. Ilimde, medeniyette, fikir ve

anlayista geri idiler. Ulasim ve haberlesme imkânlari, ibtidai bir haldeydi. Her bölgenin

kültürü, inanci, örf ve âdetleri farkli farkliydi. Karsilikli fikir ve kültür alisverisi de oldukça

zayifti. Bu yüzden, her muhîte ayri ayri peygamberler gelmesi, baska baska dinler

gönderilmesi zarureti vardi. Zaman geçip insanlik ilim, fikir, kültür ve medeniyet

yönünden büyük gelismeler kaydedince, eski mahallî dinler artik insanlarin ihtiyaçlarina

cevap veremez hale geldiler. Bunun üzerine Cenâb-i Hak da insanlara en son din olan

Islâmiyeti gönderdi.

Islâm dîni, 1400 yil evvelki dünyanin insanindan, bugünün ve yarinin modern insanina

kadar gelip geçen bütün insanliga hitab edebilme özelliginde olan bir dindir. Bu

bakimdan, kiyamete kadar hükmü bâki ve geçerlidir.

3 - Eski dinlerin, zamanla, içlerine hurâfeler, bâtil inançlar karismistir. Allah'in birligine

îman esasi, yani tevhid inanci kaybolmustur. Islâm ise, hâlâ ilk günkü tazelik ve safligi

ile, bozulmadan durmaktadir.

Netice olarak diyebiliriz ki:

Islâm'in disinda kalan dinler, geceleyin bir sokagi aydinlatan bir fener ve sokak lâmbasi

gibidir. Islâm ise, bütün dünyayi aydinlatan günes hükmündedir.

Günes dogduktan sonra, artik sokak fenerine hiç ihtiyaç kalir mi?

Günesin yaninda sokak lâmbasinin aydinliginin sözü olur mu?

Bâtil Dinler Nasil Ortaya Çikmistir?


Hz. Âdem'den (as) sonra, zamanin ilerlemesiyle bazi insanlar nefislerine ve Seytan'in

telkinlerine kapilarak tevhid inancindan uzaklasmis, Hak dîne yabancilasmis, bir takim

yanlis inançlara saplanmislardir. Böylece bâtil dinler ortaya çikmistir.

Insanlar Hak dinden uzaklasip bâtila saplandikça, Cenâb-i Hak onlara yeni bir

Peygamber ve yeni bir din göndermis, onlari tevhid inancina dâvet etmistir. Ancak

insanlarin sadece bir kismi bu dâvete uymus, diger kismi ise bâtil inançlarinda israr

etmistir. Hattâ bunlar Hakka dönmemekle de kalmamis, dönenlere zorla mâni olma,

baski ve iskence yapma yollarina bile basvurmuslardir. Böylelikle her asirda ve her

devirde Hak dine inananlarla inanmayanlar arasinda sürekli bir mücadele olagelmistir.

Günümüzde de çesitli isimler ve sekiller altinda bu mücadele sürmektedir ve kiyâmete

kadar da sürecektir.


Son Din Hangisidir?

Insanligin son dini, tevhid dîni olan Islâm dînidir.

Ilim ve Din Arasinda Herhangi Bir Çatisma Söz Konusu mu?

Ilim, madde âleminin, hayatin ve özellikle insanin nasil vâr oldugunu inceler, bu âlemde

cereyan eden Ilâhî kanunlari bulup çikarir. Bu kanunlar sâyesinde insanligin teknik ve

medeniyette daha fazla ilerlemesine imkân hazirlar. Din ise, kâinatin ve madde

âleminin niçin yaratildigini ve yaraticisinin kim oldugunu ortaya koyar. Özellikle insanin

varliklar içindeki müstesna mevkiini, yaratilis gayesini ve bu dünyadaki vazifesinin

mahiyetini belirtir.

Su halde ilim ile din için: Varlik âleminin sir ve muamma kutularini açan iki anahtardir

denebilir. Biri, varliklarin yaratilis seklini, maddî

mahiyetini ortaya koyarken; digeri de yaratilis sebebini ve gayesini açiklamaktadir. Bu

bakimdan ortada birbirleri ile çatisan bir durum yoktur. Bil'akis birbirlerini tamamlama

söz konusudur.

Ilim ilerledikçe dinî görüslerin iflâs edecegini sananlar, bu noktada yanilmislardir. Bil'akis,

ilmin ileriye dogru attigi her adim, her yeni bulus, düsünen insanligi dinî akîdelere biraz

daha yaklastirmis ve Allah'in büyüklügünü biraz daha yakindan göstermistir. Söyle ki:

"Kâinatta mevcut kusursuz bir nizamin dayandigi kanunlarin kesfinden ve bu

kanunlardan istifade yollarinin arastirilmasindan ibaret olan ilimler", bu muhtesem

nizami kuran ve isleten Allah'in varligina en kuvvetli bürhan ve sahidlerdir. O yüce

Yaratanin varligini, essiz kudretini inkâr etmek; ancak gözle görülen mevcut nizami

inkâr etmekle mümkün olur. Nizamin inkâri hâlinde ise, ortada ilim kalmaz.

Diger taraftan ilimler, Allah'in yarattigi varliklar âlemini incelediklerinden, yaratilistaki

hârikalari, ince hesap ve ölçüleri ortaya koymakta ve varliklar üzerinde tecelli eden Ilâhî

isim ve sifatlari meydana çikarmaktadirlar. Bu bakimdan, ilimlerin Allah'in isimlerine ayna

olduklarini ve herbir ilmin Allah'in bir ismine dayandigini ve hakikatini o isimden aldigini

söyleyebiliriz. Bu hususu Bediüzzaman söyle izah etmektedir:

"Her bir kemâlin, herbir ilmin, herbir terakkiyatin, herbir fennin bir hakikat-i âliyyesi

[yüce bir hakikati] var ki, o hakikat bir ism-i Ilâhîye dayaniyor. Pek çok perdeleri ve

mütenevvi tecelliyati [çesitli tecellileri] ve muhtelif daireleri bulunan o isme

dayanmakla o fen, o kemâlât, o san'at kemâlini bulur, hakikat olur. Yoksa yarim

yamalak bir surette nâkis bir gölgedir.

Meselâ: Hendese [geometri] bir fendir. Onun hakikati ve nokta-i müntehasi

[ulasabilecegi en son nokta], Cenâb-i Hakk'in ism-i Adl ve Mukaddir'ine yetisip

hendese âyinesinde o ismin hakîmane cilvelerini müsahede etmektir.

Meselâ: Tib bir fendir. Hem bir san'attir. Onun da nihayeti ve hakikati, Hakîm-i

Mutlak'in Sâfî ismine dayanip, eczahane-i kübrâsi olan rûy-i zeminde [yeryüzünde]

Rahimâne cilvelerini, edviyelerde [devâlarda] görmekle tib kemâlâtini bulur, hakikat

olur.

Meselâ: Hakikat-i mevcûdattan bahseden hikmetü'l-Esyâ, Cenâb-i Hakk'in (Celle

Celâlühû) ism-i Hakîminin tecelliyat-i kübrâsini müdebbirâne, mürebbiyâne esyada,

menfaatlerinde ve maslahatlarinda görmekle ve o isme ve ona dayanmakla su hikmet

olabilir. Yoksa, ya hurafâta inkilâb eder ve mâlâyâniyât olur veya felsefe-i tabiiye misillû

dalâlete [sapikliga] yol açar.

Iste sana üç misâl! Sair kemâlât ve fünûnu [fenleri] bu üç misâle kiyâs et." (Sözler)

Gerçekten de Bediüzzaman'in isaret ettigi gibi, ilim ve fenlerin hakikatinin Ilâhî bir isme

istinad ettigi görülmez veya görmezlikten gelinirse, ilmin ya inançsizlga yol açacagi,

veya faydasiz birer mesguliyet mahiyeti alacagi, günümüzde pek çok misalleriyle ortaya

çikmistir.


Iman Nedir?


Iman, lügatte, bir sey'e tereddütsüz inanmak ve kesin olarak, içten ve yürekten

baglanmak demektir.

Dinî mânâsi ise, Allah'in varligina, birligine, tereddütsüz inanmak ve Hz. Muhammed'in

(asm) peygamber oldugunu ve bize bildirdigi seylerin hepsinin hak ve dogru

bulundugunu, hiçbir sübhe duymadan kabûl ve tasdik etmektir.

Iman Kaç Kisma Ayrilir?

Iman iki kisma ayrilir:

1. Icmalî îman,

2. Tafsilî îman.

Icmalî Iman Ne Demektir?

Peygamberimizin Allah'tan alip haber verdigi seylerin hepsine birden, topluca inanmak

demektir.

Bir kimse, mânâsini bilerek ve kabûl ederek:

"Lâ ilâhe illâllah Muhammedün resûlüllah" dese icmalî olarak îman etmis olur.

Bu cümleye Kelime-i Tevhid denir. Mânâsi sudur:

Lâ ilâhe illâllah: Allah'dan baska hiçbir ilâh ve hakikî ma'bud yoktur.

Muhammedün resûlüllah: Muhammed (asm), Allah'in Resûlü ve Peygamberidir.

Tafsilî Iman Neye Denir?

Peygamberimizin Allah'tan haber verdigi seylerin herbirini delilleriyle bilip inanmaktir.

Diger bir ifadeyle, dinin zaruriyatini bütün tafsilât ve teferruâtiyla ögrenip tasdik etmek

demektir.

Dînin Zaruriyâti Nedir?

Dînin zaruriyâti, Âmentü'de yer alan 6 îman esasi ile dînin namaz, oruç, hac, zekât gibi

farz kildigi ibâdetler ve adam öldürmek, içki içmek, zinâ yapmak gibi haram saydigi

fiillerdir.

Bunlari, her Müslümanin teferruâti ile bilmesi ve inanmasi sarttir.

Âmentü Nedir, Âmentü'de Yer Alan Iman Esaslari Nelerdir?

Âmentü, her Müslümanin inanmasi, kabûl edip tasdik etmesi farz olan îman

esaslarindan ibarettir.

Âmentü'de yer alan îman esaslari 6'dir ve sunlardir:

1. Allah'a inanmak,

2. Meleklerine inanmak,

3. Kitablarina inanmak,

4. Peygamberlerine inanmak,

5. Âhiret gününe, öldükten sonra dirilmeye inanmak,

6. Kadere, hayir ve serrin Allah'dan olduguna inanmak.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 354
favori
like
share