[FONT="Arial Narrow"]Yeşil yapraklar arasından başını çıkarınca, bir köşe de üzgün bir şekilde duran arkadaşını gördü. Kapuçin maymunu kısa, zeki ve çevik hareketlerle geldi, arkadaşının yanına.
Üzgün durmasına dayanamayarak, yeşil yapraklardan bir demet uzatıp, neşelenmesini sağlamaya çalıştı. İsteksiz bir şekilde baktı arkadaşı yeşil yapraklara, omzunu silkip;

- Canım istemiyor, dedi.

Hiç sesini çıkarmadı, minik Kapuçin. Etrafına bakınıp, gövdesi en büyük olan ağacı gözüne kestirdi. Bu sefer neşelendirebilirdi arkadaşını. İştah açıcı böceklere hiçbir maymun “hayır” diyemezdi. Karnı doyan bir maymun ise “neşeli” demekti. Bu düşünceler içerisinde, ağacın gövdesine soktu elini. Derinlere kadar daldırdı. Kıpırtılara rastlayınca, avuçladı ve arkadaşının yanına gelip elindekileri gösterdi sevinçle.

- Bak ne buldum senin için, dedi.

- İlgilenmiyorum, gitmek istiyorum buralardan çok sıkıldım.

Gitmek mi istiyordu?

Kulaklarına inanamamıştı. O kadar şaşırmıştı ki, şaşkınlıktan avucunda sıkıca tuttuğu böcekleri unutup, gevşeyince parmakları hepsi kaçışmıştı bir kenara… Bu defa üzülme sırası arkadaşındaydı. Yükseklerden onları izleyen biri daha vardı.

Büyük bir ağacın bedenine kendisini saklayan Tembel Hayvan, uzun süre gözlemlediği iki maymuna seslendi;

- Dışarıda ki hayata uyum sağlayamayacak kadar küçüksün. Bence arkadaşını üzme ve senin için bulduğu taze yiyecekleri tüketmeye bak. Eğer kararından vazgeçmeyip de hala gitmek istersen, en çok özleyeceğin yiyecekleri yiyerek tadını çıkar.

- Hayır! Dedi arkadaşı.

Tembel Hayvan, hüznünü anlayabiliyordu minik kapuçinin. Sevdiklerinden ayrılmak bazen çok üzücü olabiliyordu. Tepkisine kızmadı. Bulunduğu ağacın tepesinde, olacakları izlemeye devam etti.

Arkadaşından ayrılmak istemeyen Minik Kapuçin maymunu onu kararından vazgeçirmek için, sözlerine devam etti;

- Hani hatırlıyor musun ilk bataklığa gidişimizi?. İzinsiz kaçmıştık büyüklerimizin yanından. Sular çekilmemişti daha, sudan yeni çıkan kırmızı kurbağayı yakalamak için ne uğraşmıştık.

Sonra sen inat etmiştin, bir suya bir yeşil dalların arasına giderek kırmızı kurbağanın peşinden koşup durmuştun. Ama o kaçmıştı yine. Sonra öğrenmiştik. Bataklığa sular çekilince gitmemiz gerektiğini. Hem avlar daha kolay yakalanıyordu hem de tehlikesi daha azdı. Sonra ki zamanlarda öyle yapmıştık…

Diğeri gülümsedi arkadaşına. En çok yorulan o olmuştu, çünkü arkadaşı suya o kadar alışamamıştı daha.

-Kırmızı kurbağalardan bıkınca, bir gün bir “Tarak” görmüştük.

Elimize alıp saatlerce bakmıştık. Yenilip yenilmediğini öğrenmek için, büyüklerimizin yanına geldiğimizde bataklığa gidemeyecek kadar küçük olduğumuzu, orada tehlikenin çok olduğunu ve bizim yakalanınca başımıza nelerin geleceğini anlattıkların da çok korkmuştuk. Sonra öğrenmiştik

“Tarak”neydi? Midye’ye benzer dışı kabuklu, eti lezzetli tüm maymunların en sevdiği yiyecek olduğunu…



Dikkatlice dinliyordu minik maymun arkadaşının anlattıklarını. Sonra ilk Tarak yemelerini hatırladı. Kabuklarını kırıp açıncaya kadar, akla karayı seçmişlerdi. Büyük bir ağaç bulup gövdesine kuvvetlice vurup açmayı denerken, ellerini incitmişlerdi. Çok büyük yaralar almasalar da epeyi canları yanmıştı.Düşünceleri “gitme fikrinden” uzaklaşmasını sağladı.

Islak bir şekilde geldi arkadaşı yanına. Gökkuşağının tüm renklerini taşıyan bir “Tarak” bulmuştu suyun içinde. Yaslandıkları ağacın gövdesine ustalıkla çarpmaya başladı. O kadar dikkatli yapıyordu ki işini. İlk acemiliklerini hatırladı yine. Güldü. Kasları kopup , kabukları birbirinden ayrılınca, hiç dokunmadan arkadaşı, ona uzattı yine. Yüzünde inanılmaz bir sevgi gülücüğü ile…

Uzanıp alırken bu defa, etrafına baktı. Ağacın tepesinde hala Tembel Hayvan izliyordu onları. Eşsiz bir manzaranın tam ortasında bulunuyorlardı. İnsanın mahvedemediği nadir yerlerin, en güzel yerinde tüm Kapuçinlerle mutlu bir şekilde yaşıyorlardı. Eğer ayrılıp giderse çok uzaklara , başına nelerin geleceğini bilmiyordu. İçinde ki merak, tamir edilemez yaralara yol açabilirdi. Hiçbir kaygı, tasa çekmeden yıllarca bu güzel ormanın tadını çıkarabilirdi. Daha da büyüdüğünde belki , Kapuçin’lerin “Reis”i de olabilirdi. İçinde bir sevinç oluştu. Bu değerli arkadaşı ve ormanı bırakamazdı. Gitmiyordu. Ne de olsa ait olduğu yer burasıydı…



Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1764
favori
like
share
MAVi Tarih: 22.07.2009 01:29
tşkler..sağoln...