[FONT="Arial Narrow"]Güneş, tepelerin ardına inerken, Fil ailesine küçük bir yavru daha katıldı. Tüm aile, bu minik yavruyu koklayıp, sürtünerek “hoş geldin” dediler. Minik bir hortumu, sevimli kulakları ve tiz sesi ile, ürkek bir şekilde baktı yavru fil, diğer fillere.

Henüz bu dünyayı tanımıyordu daha. Annesinin sıcacık karnından yeni çıkmıştı ve üşüyordu. Hem bunlar da kimdi? Neden yanına gelip durmadan koklayıp, sürtünüyorlardı ona? Hepsi de çok büyüklerdi, neredeyse ezeceklerdi kendisini? Minik yavru, korkak tavırlarla izledi onları. Ağzının hemen üstünde bulunan uzun şeyi merakla izledi. İki de bir de sağa sola çarpması, canını acıtıyordu. Ya üstüne basıp düşmelerine ne demeli? Zaten tam olarak yürümeyi de öğrenememişti. Ayağa her kalktığında hemen başı dönüp, yere düşüyordu tekrar. Henüz ne olduğunu anlayamamış olsa da , şu anda dikkatini diğer büyükler çekiyordu.

Yavru fil, şaşkın bir şekilde etrafına bakarken, annesinin ona şefkat dolu gözlerle izlediğini fark etti. “Korkma yavrum, onlar bizim ailemiz ve sana hoş geldin diyorlar” minik yavru, zorlukla ayağa kalkarak bir- iki adım atmaya kalkıştı. Ama o kadar yorgun hissediyordu ki kendini, büyük bir gürültü ile tekrar yere düştü. Düştüğü zaman , yerden kalkan toz bulutu, onun uzun uzun hapşırmasına sebep oldu. Aileye yeni katılan bu küçük üyenin hareketleri, diğer filler tarafından da izleniyordu. Toz bulutunun içinde kalması gülümsemelere neden oldu. Henüz çok küçük olması, tüm dikkatleri üzerinde toplamasına yetiyordu. Ailenin en büyüğü olan fil “adını hapşırık koyalım, bizi gelir gelmez gülümsetti bu sevimli üye” dedi. Diğerleri de kabul etti.

Aradan günler geçmiş, Hapşırık sevimli şımarık hareketleriyle en sevilen ve en dikkat edilen yavru fil olmuştu. Fil ailesi, onu çok seviyor, merak ettiği her şeyi büyük bir sabırla defalarca tekrarlıyorlardı.
Hapşırık'ın henüz öğrenmesi gereken o kadar çok şey vardı ki…

Artık hortumunu nasıl kullanacağını da biliyordu. Uzun dallara yetişemediği zamanlarda annesi nasıl kullanması gerektiğini anlatmıştı. Üstelik banyo yaptığında üzerine nasıl su püskürtebileceğini de öğrenmişti. En eğlenceli gelen de buydu kendisine. Güneş en tepede olduğu zamanlarda hava çok sıcak oluyordu. Hapşırık ve diğer filler, zamanın bir kısmını suyun içinde geçiriyorlardı. Su onlar için çok önemli idi. Bazen uzun yolculuklarında rastlayamıyorlardı su birikintilerine. Derileri kuruyup, çatlamaya başladığı zaman çok büyük acı çekiyorlardı…

Su, bu kadar önemliyken onlar için, yağmurun yağmaması, toprakların kurumasına neden olmuştu. Çok az bulunan su birikintilerinde ki tüm suda buharlaşıp uçup gitmişti gökyüzüne. Oysa ki yılın bu zamanlarında bol yağış alması gereken bir yerde bulunuyorlardı.

En son yolculuklarında da suyun bir damlasına bile rastlamamış olmaları, tüm fil ailesini üzüntüye boğdu. Kurumuş göl birikintisinin hemen yanında bulunan, ağaçların altına gittiler. Biraz yeşil dallardan hortumlarıyla koparmaya çalıştılar ama, yağmur yağmadığından dolayı da tüm yeşilliklerde kurumuştu. Ve diğer hayvanlar, bir bir gelip kuruyan göletin etrafında defalarca dönüp su arıyorlardı.

Anne fil, üzgün bir şekilde baktı Hapşırık'a. Zavallı yavrusu, çok susamıştı. Onun böylesi acı çekmesine gönlü razı olmuyordu. Üzüntüsünden dolayı, şimdi tüm insanlara kızıyordu. Yaşadıkları doğayla gerektiği gibi bir hayat sürememeleri nedeniyle, bu güzelim Dünya bitmişti artık. Az ilerisinde yatan yavrusunu nasıl bir hayat bekliyordu acaba?

Soluk alış verişleri zayıflamıştı minik yavrunun. Derisi tamamen kurumuş, yer yer çatlaklar oluşmuştu. Anne fil, kendi küçüklüğünü hatırladı. Yemyeşil bir çayırda otladığı zamanlar sonrasında, kocaman göllerde nasıl eğlendiklerini anımsadı. Bir zamanlar, şimdi bulundukları yerde, uzun ve yeşil dallarıyla kocaman ağaçlar bulunuyordu. Tüm hayvanlar ve kendi ailesi, mutlu bir şekilde yaşıyorlardı. İnsanlar acımasızca bulundukları yerlere gelip, ev yapmak için ağaçları kestiklerinde bir daha gelememişlerdi oraya. Aradan çok uzun zaman geçip, insanların kokusunu alıp götürünce rüzgar, gelmişlerdi ama şimdi de su yoktu.

Tüm hayvanlar, gökyüzüne bakıp, yağmur dilediğinde bulundu. En çok da anne fil Hapşırık için, dua etti. Şimdi ellerinden bir şey gelmiyordu. Fil ailesinin büyükleri, toplanıp bir karar aldılar. Eğer oradan ayrılırlarsa, daha uzağa gidemeden hepsi güçsüz düşerlerdi. Onlar için en iyi şey, bulundukları yerde bir müddet beklemekti.

Akşam oluyordu. Güneş, parlak ışıklarını son bir kez daha yansıttı yeryüzüne. Kısa bir an için ortalık aydınlandı ve karanlıklara büründü. Hafif esen rüzgar, giderek hızlanarak ağaçların kuru dallarını savurdu yerlere. Fil ailesinin en büyük üyesi, hortumunu gökyüzüne uzatarak, havayı kokladı. Karnından mutlu guruldayışlar çıkarırken, yağmur müjdesini verdi diğer tüm hayvanlara…

Sağanak bir yağmur, başladığında, tüm hayvanlar açık alana, yağmurun altına koştular. Filler sevinçle, mutluluk naraları atarken, anne fil Hapşırık'ı yerden zorla kaldırıp, hortumuyla iterek açık alan götürdü. Kurumuş derisinin ıslanması, biraz kendine getirmişti minik yavruyu.

Dualar kabul edilmişti Yaratıcı tarafından. O gece, göletler dolana kadar yağmur yağdı. Anne fil, yavrusunu koklayarak, uzun ve suyun bol olduğu yerlerde yaşaması için dileklerde bulundu.

İnsanlar, doğayı güzel kullanırlarsa eğer, daha çok yağmurlar yağardı. Hiçbir şey için geç değildi. Tüm hayvanlar da , aynı insanlar gibi doğanın vazgeçilmezlerindendi. Doğa, hepsini kucaklayacak kadar büyük yürekliydi. Sadece biraz daha dikkat edilmesi gerekiyordu…

Mutlu zamanlar tekrar yağmurla birlikte gelmişti yeryüzüne. Fil ailesi yola çıktı. Hapşırık bu yolculuklarında suyun önemini iyice anlamış oldu. Su, onların ve tüm doğadaki hayvanların yaşam kaynağı idi…

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 455
favori
like
share
MAVi Tarih: 22.07.2009 01:28
tşklerr..çok sağoluhn...