Uygarlık Çöplüğü - Tiyatro Metni

AĞUSTOS KÜLTÜR MERKEZİ - 1998
ROCK OPERA

YAZAN : HAŞMET ZEYBEK
MÜZİK : MURAT BAVLİ
ŞARKI SÖZLERİ : CAN DOĞAN

“Kent Tiyatrosu”nun kulisi, sahnesi, salonu fuayesi ve gişe sahanlığı.
Kulis’de kimse yok. Soluk bir ampulün aydınlığı ve ıssızsık.
Sahne’de Prova ışığı. Tiyatroda son oynanan oyunun dekoru olduğu gibi durmakta. Ayrıca bu sahnede yıllardır oynamış bir sürü oyuna ait dekor parçaları, aksesuvarlar, kostümler ve ışık ve ses malzemeleri, afişler, tiyatronun kütüphanesindeki kitaplar, dosyalar ıvır zıvır.
Sahnenin en önünde sırtını seyirciye dönmüş televizyon seyreden tiyatro bekçisi. Televizyonda uydurma bir televizyon kanalının ana haber bülteni. IMF, BM, AT ve sair kuruluşların genel kurul toplantıları, açlıktan ölen insanlarla ilgili haberler, şiddet, şu, bu...
Salonda, soluk bir aydınlatma. Zamanla seyirciler salonu dolduracak.
Fuayede, televizyon ekranlarında sahnedeki televizyondaki görüntülerin aynı.
Gişe sahanlığında, “Satılık Tiyatro Malzemeleri, müracaat tiyatro idaresi” yazılı koskocaman bir pano....
İlan edilen saat geldiğinde salonun ışıkları minimum düzeye indirilir..
Az sonra Hurdacı ile Eskici ellerinde naylon torbalarla kulis tarafından sahne kapısına gelirler... Bellerindeki cep telefonları belirgin biçimde görülmeli.

ESKİCİ - Kimse yok mu!
BEKÇİ - (Televizyon seyretmektedir ve fazla istifini bozmadan.) Kim o?
ESKİCİ - Burada eski elbiseler falan varmış, onlara bakmaya geldik.
BEKÇİ - Gelin, gelin... (Eskici ile Hurdacı ön tarafa doğru gelirler.)
HURDACI - Selamınaleyküm hemşehrim.
BEKÇİ - Aleykümselam. (Yığını gösterir.) İşte, bütün ıvır zıvır burada. İşinize yarayanları ayırın.
ESKİCİ - (Tiyatro kostümlerini kastederek.) Bunları kim giyer yahu.
BEKÇİ - (Kendinden emin ve hafif eğlenerek.) Hamlet, Makbet, Kral Lir, Mefisto, Fatih Sultan Mehmed, Gılgamış, Enkidu...
HURDACI - Dur hemşehrim, dur. Kim bu adamlar?
BEKÇİ - Sen tanımazsın.
HURDACI - (Eskici de güler. Hurdacı kendiyle alay edildiğini anlar.) Sen ne gülüyorsun, sanki kendi tanırmış gibi.
ESKİCİ - Fatih Sultan Mehmed’i tanıyorum...
HURDACI - Kimmiş bakalım Fatih Sultan Mehmed?
ESKİCİ - (Cevap vermekte zorlanır.) Şey, şu boğazda köprüsü olan adam... (Hurdacı’yla Bekçi güler.) Ne oldu? Komik bir şey mi söyledim?
BEKÇİ - Estafurullah... Neyse, siz işinize yarayanları ayırın, kalanları başka birilerine satarız.. (Müthiş bir top sesi)
HURDACI - Hah, iftar oldu galiba.
ESKİCİ - Dur bakalım, belki de görgüsüz bir herifin oğlunun sünnet düğünü vardır.
HURDACI - Hemşehrim, şu TRT’yi açsana, bakalım iftar olmuş mu? (Bekçi TRT’yi açar, iftar olmuştur, ezan okunmaktadır. Ekranda “İstanbul İçin İftar vakti” gibi bir yazı da olabilir.)
ESKİCİ - İftarı yapalım mallara sonra bakarız.
BEKÇİ - Siz bilirsiniz... (Televizyonun kanalını değiştirir ve seyretmeye koyulur. Naylon torbalar açılmış, içinde katığıyla tam ekmeklerle kutu kolalar çıkmıştır. Yemeğe başlarlar. Hurdacı açtığı kola kutularından birini bitirir ve ikincisini açar.)
HURDACI - Yahu bu memleketin havasından mıdır, suyundan mıdır bilmem ama günde beş-altı kutu içiyorum bana mısın demiyor...
ESKİCİ - Su temiz, hava sağlam da ondan. Yoksa bu köpek öldürenin bir kutusu adamı gebertir. (Bekçi kanal değiştirir, yeni kanalda üzerine Türkçe seslendirme yapılmış yabancı bir tartışma programı vardır.) Gri bir dünya haritası üzerinde yıldızlı bir dekor olabilir. (Yıldızlı fonun üzerine transparan naylondan kesilmiş kontrlu bir dünya haritası.) Programın adı “History of the world” veye “Dump of civilization” olabilir…
JOSEPH - (TV) Dünyanın ruhu şehvete dayanır. Güçlü olanlar bu ruhu halktan alır ve kendileri için kullanırlar. Çağımızda insanların kafaları konserve kutusuna dönüşmüştür. Ne kadar verilirse o kadar düşünen bir insan tipi ortaya çıkmıştır. Savaşlar ve düşünceler anlaşmalarda yazıldığı gibi biçimlendirilmektedir.
ESKİCİ - Bunların aklına turp sıkayım e mi.. Bu saçmalıklar için dünyanın parasını harcıyorlar...
JOSEPH - (TV) İnsanlar dünya ile ilgili olaylara çok yüzeysel bakıyor. Oysa derinlemesine düşünmek gerek.
ESKİCİ - Hah! Fazla derine inmeye gelmez. Dünya bir, kadın iki, bunların dibini bulamazsın..
HURDACI - Dibi olsaydı sen bulurdun. (Gülerler.)
JOSEPH - (TV) Konuyu çeşitli açılardan, teolojik, ideolojik ve mitolojik olarak ayrı ayrı incelemek gerekir.
SUNUCU - (TV) Mitolojik mi?
JOSEPH - (TV) Evet, hem de karşılaştırmalı olarak..
SUNUCU - (TV) Peki sayın Kramer, sizce bilim ve sanatın başlangıcını nerede aramalıyız?
KRAMER - (TV) Tabii ki Sümer Uygarlığı’nda.
SUNUCU - (TV) Yani size göre dünyanın dibi Mezopotamya oluyor.
KRAMER - (TV) Elbette. Uruklu Gılgamış Destanı dünyanın ilk belgeselidir. Dramatik yapıdaki ilk eser.. Bu eserde aşk, arkadaşlık ve ölüm tem’aları işlenir ki, bu eserden sonra yazılan hemen her şey bu eserin tekrarıdır. (Bekçi kanalı değiştirir, görüntüye popüler bir şarkının klibi gelir.)
HURDACI - Yahu seyrediyorduk be...
BEKÇİ - Merak ediyorsan aha orada Ansiklopedi var. Aç oku...
HURDACI - Ansiklopedi mi?
BEKÇİ Gılgamış Destanı maddesine bak öğren... (Hurdacı kitaplara yönelir.)
ESKİCİ - Lan oğlum, bırak şimdi ansiklopediyi falan...
HURDACI - Ya dur bir dakika yahu... (Ansiklopediyi karıştırır maddeyi bulur.) Hah, işte burada... Gılgamış Destanı : Sha Nagba İmuru, her şeyi görmüş olan.. Eski Mezopotamya Destanı... Babilliler ve Asurlular bu destanı ilk kelimeleriyle adlandırırlar: Sha Nagba İuru, Her şeyi görüp bilen bu bilgiç insan, Babil’in güney bölgesinde çok eski bir şehrin, Uruk’un kralı olarak tasavvur edilen Gılgamış’tır.

Eskici bulduğu bir plağı pikaba koyar çalıştırır...
Müzik girer ve Opera başlar...
Eski gazeteler, kitap yığınları, boydan boya uzanan film şeritleri, pet şişeler, konserve kutuları, çeşitli atıklar, üst üste renkli renksiz televizyonlar, yanında Sümer tabletleri. Çeşitli renk ve boyda radyolar, antenler, anten kuleleri, Kuleden kuleye canbaz ipi, üstünde canbaz… Zingurat’ın tepesinde Tanrıça Anu, canbaz kulesinde İştar.
Müzik başladıktan sonra dekorun içindeki kostümler canlanır ve koro belirir. Koroda bulunanların ellerinde bir sürü kitaplar vardır.
Ekranda Ninsun’un görüntüsü belirir. Resmin altında “Ninsun, Gılgamış’ın Annesi” yazısı vardır.
NİNSUN
Bütün dualarım,
Bütün Adaklarım,
Bütün bilgilerim,
seninle...
Ekranda bu kez Şamaş belirir. Resmin altında “Şamaş, Gılgamış’ın Babası, Görkemli Güneş Tanrısı” yazısı vardır.
ŞAMAŞ
Sana güzelliği gönderdim
Sana kusursuz vücut verdim
Yüreğine cesaret verdim
Şamaş ve Ninsun birlikte görüntüdedir.
ŞAMAŞ - NİNSUN
bir boğa gibi güçlü,
bir tanrı gibi kudretli,
bir insan gibi ölümlü
kamaştır gören gözleri.
Gılgamış.
Gılgamış
KORO
Al gözüm seyreyle
Gılgamış’ın eğlence şölenine gidiyoruz..
yaptıklarını hepbirlikte görelim bakalım…
Gılgamış!
Her şeyi bilen kişi!
Gılgamış!
Her şeyi bilen kişi!
Gılgamış!
Yeryüzü ülkelerinin kralı!
Gılgamış!
Büyük Bilge...
Gılgamış eğlenmekte, bir takım kadınlar da dansetmekteler. Derken Gılgamış Kalkar kızlara sarkar.
(Bir fahişe kaçar, Gılgamış onu kovalamaktadır.)
GILGAMIŞ
Gel kaçma, gel kaçma
Başıma dertler açma.

YOS-MA
Tanrı alsın canımı
Kurtulayım Gılgamış’tan

DİDAKTİK KIZLAR
Kadın görünce azarmış
Gizli güçlerle tanışan Gılgamış
Tırmanır binlerce fersat yukarı
Görür geleceğin sırlarını
Bazan VIP salonlarında
Maykıl Ceksın kılığında
Elvis Presley’in kızıyla,
Bazan Gargaros Dağı’nda
Zeus kılığında Hera’yla
Kadın Salome’yse
o mutlaka Yahya
(Gılgamış Yosmayı yakalar.)

GILGAMIŞ
Benden kaçılmaz!

DİDAKTİK KIZLAR
Ölümden korkardı Gılgamış,
Bu yüzden de hep ölümsüzlüğü aramış.
(Yosma can havliyle kurtulur kaçar, Gılgamış korodaki kızlara sarkar.)

KORONUN KIZLARI
Tanrım bizi koru
Uzak tut bizden onu
Bizi kuş yap
Bizi Taş yap
(Yosmaların dilekleri gerçekleşir. Gılgamış çıldırır, oraya buraya saldırır. Herkes kaçışır, sahnenin başka bir bölümünde oyun boyunca sahnedeki bütün rollerin görmediği varsayılan Didaktik Kızlar belirir.)

DİDAKTİK KIZLAR
Bir metafor yaratıldı o gün
Kuşa, geyiğe, turnaya dönüş başladı
Ve maalesef Gılgamış’ın elinde kaldı.
Dönüşe dönüşe, dövüşe dövüşe
Mitoloji zamanla Tarih, sonra haber oldu.
Ellerinde Gılgamış aleyhtarı pankantlarla Uruk Halkı belirir. Herkes öfkeli...

HALK KOROSU
Bıktık Gılgamış’tan
Bıktık eğlencelerinden
O bizim için bir tehlike artık!
Kibrinden yanına yaklaşılmaz
Savaşlar, ölümler,
Yeter, yeter, yeter artık yeter!
Babalar evlatsız,
Evlatlar babasız
Ne kızan kaldı evde
ne de kızoğlan kız
Şehvet, şehvet,
bunun sonu cinayet
Gılgamış ne biçim kral
Kalmadı Uruk’ta istikbal
Halkın itiş kakışı sürerken Didaktik Kızlar korosu ışık oyunuyla belirginleşir.

DİDAKTİK KIZLAR
Uruk!
Tanrılar kenti!
Etrafı surlarla çevrili!
Tanrılar bir Gılgamış yaratmış
Gılgamış dikensiz bahçeye alışmış!
Gılgamış tek ses,
Gılgamış diktatör
Uruk Halkı nankör
Göğün tanrıları tedirgin
Ekranda Göğün Tanrıları, sahnede Uruk halkı belirir...

HALK KOROSU VE GÖĞÜN TANRILARI
Gılgamış’ı yaratan Ey Yüce Aruru
Ona bir rakip yarat şimdi de.
Yesinler birbirlerini
Rahat bıraksınlar bizi.
Kamera pan yaparak Aruru’yu görüntüler... Aruru elini çamura daldırır, bir tutam çamur alır, yoğurur, yoğurur... Sahnede ve ekranda müthiş ışık oyunları, toz duman...

DİDAKTİK KIZLAR
halkın sesi hakkın sesi
Aruru muhalefeti yarattı
Ekranda Enkidu’nun yakın plan görüntüsü...
DİDAKTİK KIZLAR
Enkidu
sağlam bedenli!
Enkidu
güçlü mü güçlü
Enkidu
günahsız insan!
Enkidu
ekip biçmek bilmez
Enkidu
yabani hayvanlarla
Enkidu
avlanır yaşar gider ormanda
Enkidu
Enkidu
Başladı Uruk’ta dedikodu....

MUHABBET TELLALI
Ey yüce Gılgamış,
Enkidu, dolaşır otlaklarda
Enkidu yıldızlar kadar güçlü
Enkidu Rakip oldu Gılgamış’a

GILGAMIŞ
Hemen bir yosma bulun
Ondan sonra yola koyulun
Tahrik etsin onu yosma
Alsın Enkidu’yu koynuna
Kadın girince koynuna
Başlar o da bağırmaya
hayvanlar yanaşmaz yanına
Yosma’yla Muhabbet Tellalı yola çıkarlar...

DİDAKTİK KIZLAR
Üç gün üç gece yol sürdü
Yosma ulaştı göl kıyısına
Üç gün bekledi Enkidu’yu
Üçüncü günün sonunda
Enkidu çıktı ortaya

MUHABBET TELLALI
Haydi kadın, göster hünerini
Sergile o koca memelerini
seni yalayıp yutsun
Hayvanları unutsun...
Sözsüz oyunda Yosma’nın Enkidu’yu baştan çıkarması oynanır. Sonuna doğru Didaktik kızlar belirir.

DİDAKTİK KIZLAR
Tam altı gün yedi gece
Yosma işini yaptı kahpece
Enkidu aşka doydu
Ama bilge kafası artık boştu
Tutmuyordu dizleri
Seçmiyordu gözleri
Enkidu ağlayarak ve haykırarak Yosma’nın dizlerine kapanır.

YOSMA
Sen bilgesin Enkidu
Bırak hayvanların yolunu
Gel benimle Uruk’a gidelim
Yeni bir yaşam seçelim.
O erişilmez gücünü
Doğru söyleyen sözünü
Gılgamış’a karşı kullan
Onu yok edip taçlan
ENKİDU
Gel kadın gidelim!
Gılgamış’ı yenelim!
Haykıralım gücümüz yettiğince
En güçlü Benim!
YOSMA
En güçlü Enkidu!

ENKİDU
Düzeni değiştirme gidelim!
Enkidu ile Yosma çıkar, Didaktik kızlar belirir.
Kısa bir ara müziğin ardından Uruk Meydanı’nda halkı görürüz. Hafif tedirgin, hafif merak içinde fısıldaşıp durmaktalar. Derken Enkidu yüksekçe bir yerde belirir...

ENKİDU
sevgili Uruk Halkı
burada en güçlü benim!
güç kimdeyse iktidar odur
bu düzen değişmeli!
bu düzen değişmeli
düzeni değiştirmeye geldim.
Gılgamış çık karşıma!
Gılgamış çık karşıma!
Büyük bir ses ve ışık oyunu içinde Gılgamış meydana çıkar... Halk ve medya ikilinin etrafını çevirir. Bağırış çağırış. Gılgamış’la Enkidu kapışır ama kalabalıktan pek bir şey görünmez.. Güreşin görüntüleri ekrana yansır...

DİDAKTİK KIZLAR
İki yiğit çıkmış meydane
İkisi de birbirinden merdene
Uruk halkı tedirgin
Bizi izlemeye devam edin.
Sahne birden bire kararır, siluet olarak görünen oyuncular hareketsiz durur beklerler.. Ekranda “Reklamlar” yazısı belirir. Şehir Tiyatrosu’nun” Afişteki oyunlarıyla ilgili reklam spotları görüntüye gelir... “Reklamları izlediniz” yazısının ardından sahnedekiler hiç bir şey olmamış gibi oyuna devam ederler... Güreş sırasında kalabalık seyircinin olayı görmesini engeller ve derken ekrandaki görüntü de şifrelenir. Güreş bittiğinde Enkidu yere serilmiş, Gılgamış da onun başında zafer işaretleri yapmaktadır.

DİDAKTİK KIZLAR
Gılgamış al takke ver külah
Dize getirdi Enkidu’yu
Sırtı yere yapışan Enkidu
Buldu sonunda konsensusu

ENKİDU
Gılgamış!
En güçlü senmişsin meğer.
Bunu bilmek bile her şeye değer
Tanrılar çok haklıymış
Gılgamış sonsuz kralmış!
Seni artık çok seviyorum
Önünde diz çöküyorum...
Gılgamış Enkidu’ya yaklaşır, Halk ne olacağını bilemeden tedirgin beklemekte. Gılgamış Enkidu’ya elini uzatır, yerden kaldırır ve sarılıp öpüşürler.

ENKİDU
Tanrılar sana krallık verdi
Halk senin egemenliğindedir.
Egemenlik kayıtsız şartsız senindir.

URUK HALKI
Hakimiyet bila kayd-ı şart Gılgamış’ındır.
Çılgın bir müzik! Halkın coşkulu alkışları. Gılgamış ve Enkidu Halkı selamlar. Bu sırada Enkidu ve Gılgamış sahnenin merkezinde tepede, halksa seyirciye arkası dönük en öndedir. Sahne döner ve halk kaybolur. Bu sırada mevcut müziğin görkemli son notası da duyulur ve sahnede yalnızca Gılgamış’la Enkidu kalmıştır. İki kahramanımız izleme ışıklarının aydınlığında kalırlar.

ENKİDU
Tanrıların atası Dağların Enlil’i
Sana krallık verdi Gılgamış.
Alın yazın o zaman belli oldu
Ölümsüzlük değil senin sonun
Ama ama üzme kendini,
Yüreğini ferahlatmak için
Egemen olduğun insanları
Mutlu etmeye bak.
Adil ol, müşfik ol, umut ol
hepsi için..

GILGAMIŞ
Alın yazım bu benim,
Ölümsüz değilim,
Zaten ölümsüzlük ne ki
Bir taş heykel değil mi
Ülkede kötülük var,
Bunu ben bitireceğim
sedir ormanına gidip
O korkunç devi yeneceğim.
Kendi adıma tuğra bastırıp
Uruk’un meydanına da
bir anıt dikeceğim tanrılar için
Üzerine de adımı yazdıracağım,
Tanrılara yaptırdığım anıtı görenler
Üzerinde adım yazılı tuğrayı görenler,
Beni unutmayacak.

ENKİDU
Humbaba’yı Tanrı Enlil yarattı
Onu yedi korkunç silahla donattı
Humbaba korkunçtur insanlar için
Ölüm demektir onu görmek bile
Dikkat et Gılgamış, dikkat et
Oraya kim gider giderse sonu felakettir.
Humbaba’yla dövüşülmez,
O büyük bir savaşçıdır
hiç uyumaz, herşeyi duyar.

GILGAMIŞ
Yalnız tanrılar yaşar sonsuza kadar
Ya biz insanlar, günlerimiz sayılıdır.
Bütün yaptığımız buz üzerine yazı yazmak
Ölümlü birinin ölümden korkması komik,
Onun için hiç korkma Enkidu.
Hiç değilse ardımızdan, cesurdular,
Humbaba’yla dövüşürken öldüler derler.
Ölüm ölümsüzlük için ödenen
bir küçük bedel sadeece

ENKİDU
Kralım, can yoldaşım Gılgamış
Sedir ormanına gitmek için
O ülke Güneş Tanrısı Şamaş’ındır
Önce Şamaş’a haber vermeli
Bütün bunlar sırasında iki kahramanımız sahnedeki yükseltiden aşağıya inmişlerdir. Gılgamış ve ardından Enkidu belli bir form alarak duaya ve yalvarmaya başlarlar.

GILGAMIŞ
Ey Şamaş, Güneş Tanrısı
Ey Şamaş, Güneş Tanrısı
(Ekranda Şamaş belirir.)
Humbaba’nın ormanına gidiyorum.
Ellerimi yalvarmak için açıyorum
Bırak ruhumu yalvarsın sana
Beni tutup Uruk Limanı’na getirmem için
Ellerimi yalvarmak için açıyorum
bırak ruhumu yalvarsın sana
Beni koruyup yolculuğun iyi bitmesi için
ŞAMAŞ (Ekrandan)
Niye gitmek istiyorsun o ormana
GILGAMIŞ
Ey Şamaş, duy beni,
ulaşsın sesim sana
Bu kentte herkes ölümlü
Nehirler, toprağın altı cesetlerle dolu
Budur işte ben Gılgamış’ın da sonu
İşte bu duygudur beni oraya çeken
Adımı tuğraya basmak için
Yenmeliyim o devi, Humbaba’yı.
Oraya gidip onu yenince
Adımı anıtlaştıracağım.
Yardımın olmadan bu işi yapamam
Yardım et bana Şamaş, yardım et...
Oradan sağ dönebilirsem eğer
Şamaş’a bir sürü armağan
görkemli adaklar sunacağım..
(Ekrandaki Şamaş kollarını kaldırır, bu sırada kamera geri geri gitmeye ve görüntüye Şamaş’ın söyledikleri girmeye başlar.)
ŞAMAŞ
Poyraz!
POYRAZ
Poyraz göreve hazır!
ŞAMAŞ
Kasırga!
KASIRGA
Kasırga göreve hazır!
ŞAMAŞ
Fırtına!
FIRTINA
Fırtına göreve hazır!
ŞAMAŞ
Buzlu yeller!

BUZLU YELLER
Buzlu yeller hazır!
ŞAMAŞ
Alevli Yeller

ALEVLİ YELLER
Alevli yeller hazır!
ŞAMAŞ
Bora!
BORA
Bora göreve hazır!
ŞAMAŞ
Engerek!
ENGEREK
Engerek de hazır!
ŞAMAŞ
Ejder!
EJDER
Ejder de hazır!
ŞAMAŞ
Demek herkes hazır!
HEPSİ
Emir ve görüşlerinize hazırız!

ŞAMAŞ
Görev başına!
(Kıyamet! Sahne durmaksızın döner, asansöz inip çıkar, hiç bir mana ifade etmeyen efektler duyulur, ışıklar yanıp sönmekte, ekranda tuhaf görüntüler belirip kaybolmakta. Bu görüntülerin içinde 20. yüzyılın görüntüleri de olabilir. Fu-huş, uyuşturucu, savaş, ölüm ve saire... Kıyamet!)
(Yukarıdaki parantezde antatılan olayların hızı kesilir, ışıklar seyrekleşir, efektler azalır, döner sahne yavaşlar ve sonunna doğru yukarı çıkan asansörde Didaktik Kızları görürüz.)

DİDAKTİK KIZLAR
Demirciler silah yaptılar
Bilgeler kafa patlattılar
Uruklular sloganlar attılar.
Gılgamış çıktı meydana
Toplandı Bütün Uruk oraya
Halk toplanır, Bütün Uruk Halkı sahnede... Belki de ellerinde pankart benzeri tabletler. Medya da orada!

ENKİDU
Uruklular, kulak verin Gılgamış’a
(Alkışlar, bağırış çağırışlarla yükseklerde, Enkidu’nun yanında Gılgamış belirir.)

GILGAMIŞ
Sevgili Uruk Halkı!
gidiyorum O yaratığı görmeye,
Sonra da toprağa gömmeye.
Onun ormanını elime geçirip
Göstereceğim Uruk oğlullarının gücünü
Yemin ettim dönemem
dönüş yok, yemin ettim
Arkamda kalıcı bir ad bırakmaya
Alkış kıyamet arasında kızalar Gılgamış’ı uğurlamak için dansederler dansın sonuna doğru sahne yine döner ve halk kaybolur. Sahnede yalnızca Gılgamış ve Enkidu kalmıştır.

GILGAMIŞ
Yüce Ninsun!
Görün bana,
dinle beni!
(Ekran’da Ninsun belirir. Önünde pek çok tütsü yanmaktadır)
Şamaş’ı tiksindiren
Humbaba’yı yok etmek için
Bilinmez bir yola çıkıp,
Denenmemiş bir savaşa gireceğim.
Yola çıktığım andan dönene kadar
Duaların benimle olsun Yüce Ninsun!

NİNSUN (Sofitadan okluk ve kılıç iner.)
Silahlarını iyi kuşan Gılgamış,
yalnız kendi gücüne güvenme,
ilk vuruşu yapmaktan kaçın.
Yolu iyi bilen Enkidu’yu güven,
O seni korusun, sen onu
Bırak Enkidu göstersin sana yolu
Humbaba’yı görmüşlüğü de var
Doğüşte ustalığı da
Sahne yine döner, halk da dönen sahneyle birlikte görüntüye girer. Ekranda kameranın hareketiyle şu ana kadar gördüğümüz bütün Tanrılar da görüntüye girer.

ENKİDU
Gidelim artık Gılgamış!
Korkacak hiç bir şey yok!

TANRILAR VE HALK
Silahlarını iyi kuşan Gılgamış,
yalnız kendi gücüne güvenme,
ilk vuruşu yapmaktan kaçın.
Yolu iyi bilen Enkidu’yu güven,
O seni, sen onu koru
Bırak Enkidu göstersin sana yolu
Humbaba’yı görmüşlüğü de var
Doğüşte ustalığı da

URUK HALKI
Gılgamış!
Her şeyi bilen kişi!
Gılgamış!
Her şeyi bilen kişi!
Gılgamış!
Yeryüzü ülkelerinin kralı!
Gılgamış!
Büyük Bilge...
Gılgamış
Yolun açık olsun!
Yolun açık olsun!
Yolun açık olsun!

(Gılgamış ve Enkidu sahnenin önüne kadar yürürler, asansörle yavaş yavaş aşağıya inerlerken Tanrıların görüntüsü yavaş yavaş kaybolur, ekran kararır ve perde kapanır.)

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1452
favori
like
share
MiSS-FENER Tarih: 01.07.2009 19:06
İKİNCİ BÖLÜM
Perde yavaş yavaş açılırken opera başlamadan az önceki görüntü vardır sahnede. Bekçi televizyon seyretmekte Hurdacı Meydan Larus okumakta, Eskici’yse eşyalar arasında eşinmektedir. Sahnedeki kahramanlarımız konuşurken Bekçi zaping yapar ve o sırada doğa görüntüleri üzerinde kahramanlarımızın laflarının alt yazıları belirir.

HURDACI - Vay be! Demek ki insan her yerde, her zaman aynı kumaş..
KRAMER - (TV) Bakın, bir sümer yazarı ne diyor. (Gözlüğünü takar, okur.) Ülkem saldırılar altında. Güzel uygarlığımız yok olacak. Elimden oturup yazmaktan başka bir şey gelmiyor.
BEKÇİ Sanki bizim ülkemiz farklı. Arabı su ister, Yunanı kaya ister, o bunu ister, öbürü şunu.
ESKİCİ - Sen Yunan’dan, hele araptan hiç korkma hemşerim. Sen batıdan kork, IMF’den, Gümrük Birliği’nden kork.
HURDACI - (Başını ansiklopediden kaldırır.) Ben yüz dolar aldım koydum bankaya, ot istemez saman istemez, büyüdükçe büyüyor.
BEKÇİ Memleket bunların eline kaldı...
HURDACI - Kimlerin?
BEKÇİ Yok bir şey, yok bir şey... (Kanal değiştirir.)
KRAMER - (TV) İnsanoğlu beyni kadar düşünür. Bu sebeple de geçmişten ders almak için kazılara hız verilmesi gerekiyor. (Kanal değişir.)
ESKİCİ - Hadi, şuradan ne alacaksak alalım da gidelim.
HURDACI - Dur ya, destanın en heyecanlı yerinde kaldım.
ESKİCİ - Başlatacaksın şimdi destanından ha!
HURDACI - Bitiyor...
ESKİCİ - İyi be, sen orada kitap oku, biz burada ekmek parası için eşinelim. (Kanal değişir.)
KRAMER - (TV) Bilim adamları olarak bilinmezi bulmak amacıyla eşinip duruyoruz. (Güler.)
SUNUCU - (TV-gülerek) Siz ne diyorsunuz efendim?
JOSEPH - (TV) Tabletler üzerinde yaptığımız araştırmalar gösteriyor ki Gılgamış’ın hikayesi Musa’nın hikayesiyle palalellikler gösteriyor.
HURDACI - Ulan bu tıpkısı tıpkısına bizim Köroğlu hikayesine benziyor ya..
SUNUCU - (TV) Shakespeare’in Bir Yazdönümü Gecesi Rüyası ile de paralellikler kurulabilir o halde.
JOSEPH - (TV) Biraz zorlamayla bu da mümkün tabii..
KRAMER - (TV) Ama böyle herkesin tuttuğu yerden başlamasını doğru bulmuyorum. Her şeyin bir başı, bir de sonu vardır. Söz gelimi bir karekter olarak İnanna’yı ele alalım, Sümerli’lerin İştar, Yunanlıların Afrodit, Romalıların Venüs, Yahudilerin Meryem dediği İnanna’yı... Hikayeleri üç aşağı beş yukarı aynıdır, değişen yalnızca çağına ve yaşadığı topraklara göre üzerine giydiği kostümlerdir. (Kanal değişir.)
HURDACI - (Okur.) Günde elli fersah yürüdüler. Üç günde bir ay iki haftalık yol aldılar. Ormanın girişine kadar yedi dağ aştılar.
ESKİCİ - (Pikaba yeni plağı koymaya çalışmaktadır.) Ha?
HURDACI - Enkidu Gılgamış’a demiş ki...
ESKİCİ - Enkidu da kim!
HURDACI - Sen anlamazsın oğlum.
Tekrar müzik başlar. Operanın ikinci bölümü...
ENKİDU
Girme ormana Gılgamış

GILGAMIŞ
Korkaklar gibi konuşma
Bu kadar tehlikeden sonra
Artık geri dönemem
bunca savaş yaşayan Enkidu
Geri dönemeyiz artık
Artık dönüş yok, artık korku yok
ölüm korkusunu yen artık!

ENKİDU
Bak sevgili dostum Gılgamış..

GILGAMIŞ
Tek söz söyleme
söylenecek söz yok artık
Humbaba’yı birlikte yok edeceğiz
Bu ne kadar güç görünse de
Gel benimle yoldaşım ol ki
adımız birlikte anılsın.
İki kişi bir arada
çok daha güçlüdür
sakın bunu unutayım deme
İki yoldaş birbirini kollar
ikisi birden ölse bile
yiğit der onları ananlar

ENKİDU
Dediğin gibi olsun
Yüreklerimiz coşsun
Biz geliyoruz Humbaba
Tanrılar yardımcın olsun!

GILGAMIŞ
Tanrılar hep bizden yana
Yüce Şamaş arkamda
böylesi güçlü olan
Humbaba’dan mı korkacak!
İki yoldaş önce birbirlerinin bileklerini tutar, ardından sarılır ve yola devam ederler. Gılgamış yollarına çıkan bir sedir’i keser. Sediri kesmesiyle birlikte Humbaba’nın Gür sesi duyulur!

HUMBABA
Kimdir korularıma saldıran!
Kimdir Sedirimi yere çalan!

ENKİDU
Humbaba!
GILGAMIŞ (Hafif korkuyla)
Humbaba mı!

ŞAMAŞ (Ekranda belirir.)
İlerleyin! Korkmayın!

GILGAMIŞ (Silkinip kalkar.)
Bana zırhımı getir Enkidu!

ENKİDU
Zırhını mı!
GILGAMIŞ
Bana zırhımı getir Enkidu!
(Enkidu çaresiz zırhı getirir ve Gılgamış’a giydirir.)
Ey Tanrılar!
Annem Ninsun’un
Babam Lugulbanda’nın
başlarının hakkı için
benimle gurur duymaları için
bu işi becerinceye kadar yaşatın
(Bir şimşek çakar.)
Zafer kazanmadan Uruk’a dönmeyeceğim!
Yemin ederim.

ENKİDU
Ey sevgili hükümdarım
Canım arkadaşım
Humbaba’yı bilmezsin.
Vazgeç yol yakınken
Bense onu çok iyi tanırım
Onun için de korkarım
Ejderha gibi dişleri
Ateş saçan gözleri
çiğneyip geçer bizi…
GILGAMIŞ
Ölmek var dönmek yok
Yenim ettim dönemem geri…

ENKİDU
Öyleyese ben gidiyorum
Uruk’a dönüyorum.
Annene babana
Seni tanıyanlara
her şeyi anlatacağım.
Görkemli cesareti
Bitmek bilmez nefesini
Hepsini ama hepsini
Ve seni saran kefenini

GILGAMIŞ
Yanıp yakınma karşımda
galip geleceğim savaşımda
Ölüm kayığı benden uzak duracak
kefenimi Humbaba kuşanacak.
Etten kemikten olan herkes
Giyecek bir gün kefenini
Madem öyle, öleceğiz
Çıkar yüreğinden korkuyu
Titreme dehşet içinde
Hadi, hadi Enkidu
Uzat bana yardım elini
Birlikteyken güçlüyüz
Humbaba yenemeyecek bizi
Hadi hadi Enkidu
Giy zırhını kap baltanı
Haklayım şu azmanı
Barışa ulaşmış sayılmaz
Yarıda bırakan kavgayı…

ENKİDU
Ey Gılgamış! Yiğit Hükümdar!
Hadi ilerleyelim o zaman
Ölümden korkumuz yok!
Ölüm korksun bizden!

GILGAMIŞ
Hadi, hadi Enkidu!
Kaçıp yok olmasaına izin vermeyelim!
Yakalayım onu!
Silahına sarılamadan tuzağa düşürelim.
(Nicedir televizyonun karşısında oturmakta olan Bekçi ayağa kalkar. Yerden yukarı ışık veren bir spotun aydınlığında gölgesi neredeyse bütün sahneyi kaplar. Gılgamış ve Enkidu daha geride olduklarından gölgeyi görüp dehşete düşerler. Gılgamış Şamaş’a yalvarır.)

GILGAMIŞ
Yüceler yücesi Şamaş!
Buyurduğun yolu izledim,
Yolun sonuna geldim.
İşte tam sırası
Yardımını esirgeme benden!
(Ekranda Şamaş belirir. Sözleriyle birlikte görsel ve işitsel efektler devreye girer.)

ŞAMAŞ
İşte sana büyük yel!
Poyraz!
Kasırga!
Buzlu yel!
Kavurucu yel!
Fırtına!
Bora!
Tümü de ejderha gibi, kavurucu ateş gibi, ruhu donduran yılan gibi, yıkıcı su baskını, yalımlar, şimşekler gibi!
(Humbaba Şamaş’ın oyunlarına dayanamayıp yıkılır. Gılgamış hiç bir şey yapmamıştır. Belki o da korkmuştur biraz… Ortalık biraz durulduğunda gölgesiyle Humbaba olan Bekçi yerdedir. Artık o da oyunun içinde ve Humbaba’dır. Gılgamış ve Enkidu Humbaba’nın başında dikilirler.)

GILGAMIŞ
Canlılar diyarında, bu ormanda
Senin barınağını ortaya çıkardım
Güçsüz kollarımla
Önemsiz silahlarımla yendim seni
Artık geri dönebilirim.
Ormanı yok edebilirim.

HUMBABA
Yapma Gılgamış
Yok etme ormanı
Pişman olur bütün torunların…
Beni yetiştiren bir babam olmadı
Beni yetiştiren bir babam olmadı.
Tanrı Enlil beni bekçi yaptı bu ormana

GILGAMIŞ
Enkidu ne diyorsun
Tuzağa düşmüş kuşun yuvasına
İnsanın evine gitmesi gerek.

ENKİDU
Öldür onu Gılgamış!
Oysa sen efendisinden ekmek dilenen bir uşaksın!
Geç kalmadan öldür onu.
Bugün dost görünen
yarın güçlenince ilk seni vurur.

GILGAMIŞ
Kıskanıyorsun onu!
Ondan bu bütün öfken
Sana rakip olur diye
Öldürmemi istiyorsun onu.
Hem onu öldürürsek
bu orman üstümüze yürür

ENKİDU
Öyle de olsa öldür onu.
Hizmetindekileri de öldür.
Tavuğu boğazladık mı
civcivler kaçacak yer arar.
Bir süre tereddütten sonra baltayı kapan Gılgamış Humbaba’ya üç darbe vurur. Üçüncü darbede Humbaba yıkılır. Ormandaki sedirler ve saire kaçışmaya koşturmaya başlar. Mahşeri andıran bir dans…
Ve ardından sessizlik. Törensel bir müzikle Gılgamış ve Enkidu Bir çınar yaprağıyla sembolize edilen Humbabanın kesik başını Ekranın önüne doğru götürürler. Ekranda Enlil Belirir.

ENLİL
Bunu neden yaptınız!
Bundan böyle ateş kaplasın yüzlerinizi
Ekmeğinizi aşınızı da yakıp kül etsin
Ama madem ki öldürdünüz onu
Şanı şerefi de sizinledir artık
Sen gılgamış
Korkunç yalımların fatihi;
Dağı yağmalayan yabani boğa
Denizler (aşan) Fatihi Gılgamış
Sanadır artık ad da şeref de şöhret de!
Humbaba’nın hizmetkarlarının da yardımıyla Gılgamış kral kostümlerine bürünür ve krallık tacını takar. Ardından ekranda İŞTAR görünür.

İŞTAR
Gılgamış
Korkunç yalımlar fatihi
Dağı yağmalayan yabanı boğa
Denizler (aşan) Fatihi Gılgamış
Sanadır artık ad da şeref de şöhret de.
Bana gel artık, erkeğim ol
Bedeninden bana döl sun!
Ben senin karın
Sen benim kocam ol
Sana bir savaş arabası donatacağım.
Tekerlekleri altından,
Mahmuzları bakırdan
Geri kalanı lacivart taşından
Sana fırtına cinlerini vereceğim
Sedir kokulu evimizin eşiğinde
Önünde diz çökecek fırtına cinleri
Krallar, hükümdarlar, şehzadeler
dağlardan vei ovalardan ganimet getirecek sana
Koyunların ikiz, keçilerin üçüz yavrulayacak
Eşeklerin katırları geçecek
Savaş arabanın küheylanları
Güçleriyle nam salacak ırak illerde bile

GILGAMIŞ
Seninle evlenirsem sana ne hediyeler verebilirim ki
Bedeninin güzelliği için hangi yağları
Giyinmen için hangi elbiseleri verebilirim sana
Bir eceye layığınca ekmek ve şarap verebilirim
Tahıl ambarını da doldururum tıka basa
Ama karı koca olmaya gelince
İşte bundan uzak dururum İştar.
Sen seni seven için
ne soğukta ısıtan bir mangal olursun
ne de fırtınaya karşı koruyan bir çatı altı.
Sen savunanı yok eden bir hisar
Sen taşıyanı yaralayan kılıç
Sen giyenin ayağını vuran bir çarıksın.
Hangi sevgilini sonsuza kadar sevdin
Hangisine sadık kaldın ölesiye.
Öldürdüğün, vurduğun kırdığın
erkeklerden biri olamam ben!
Gılgamış sahneyi terkeder. İştar sinir içindedir! Öfkeyle Tanrılara seslenir.

İŞTAR
Sen benim tanrılar kızı olduğumu unuttun!
Ama tanrılar kendi kızları olduğumu unutmaz!
Babacığım! Yüceler Yücesi Anu!
Anneciğim! Yüceler yücesi Antum!
Gılgamış beni aşağıladı!
Ölümlülere karşı gösterdiğim zulmü
Yaptığım iğrençlikleri bir bir vurdu yüzüme!
Haddini bildirin ona!

ANU
Tanrıların kızı da olsan
Kral Gılgamışla çekişme!
Gılgamış’ın söyledikleri doğrudur!
Yüzüne vurulunca utandıklarını
Yapmadan önce utansaydın biraz

İŞTAR
Öyle de olsa, bilmesem de utanmayı
Tanrılar kızı İştar’ım ben!
Gılgamış’ı yok etmek için
gökyüzü boğasını ver bana
Gılgamış’ı şımartan kibri
Yıkımını sağlasın onun!
Eğer gökyüzü boğasını vermezsen bana
Cehennemin kapılarını kırarım
Ölüyle diri ayıredilmez olur
İnsanlar birbirine girer
Ölüler de yemek isteyince
Zaten canlılara yetmez sizin nimetleriniz
Ne olur bir düşünseniz…

DİDAKTİK KIZLAR
Tehditler işe yaradı
Tanrı Anu Uruk’a götürmesi için
Gökyüzü boğasının yularını verdi İştar’ın eline
Boğa yöneldi ırmağa doğru
Homurtusuyla yer yerinden oynadı
Toprağın yüzünde yarıklar açıldı
Yüz kişi öldü korkudan
Sonra bir yüz daha bir yüz daha
Üç homurtu yetti yarıkların toprağı yutmasına
Tökezlediyse de Enkidunun ayağı homurtularla
Yıkılmadı dimdik durdu ayakta
Çıktı boğanın karşısına
Kavradı boynuzlarından
Öfke içindeydi boğa
Ağzından köpükler saçarak kiuyruğuyla kamçıladı Enkidu’yu
Boğayı bağlayınca kıskıvrak Enkidu

ENKİDU
Haydı babakım sevgili arkadaşım
Çık ortaya da bitir şunun işini
Sapla kılıcını Boynuzuyla boğazı arasına

DİDAKTİK KIZLAR
Çıktı ortaya Gılgamış!
Yaptı yapması gerekeni
kılıcı sapladı ensesiyle boğazı arasına boğanın
Sonra bastı ayağıyla boğrüne hayvanın
Ve Fatihi oldu gökyüzü boğasanın da

İŞTAR
Lanet olsun Gökyüzü boğasını öldürenlere
Lanet olsu onu öldürüp beni aşağılayanlara
Tanrıların Laneti Üstüne olsun Gılgamış
Ve sen de al payını lanetten Enkidu

ENKİDU
Elime geçersen sana yapacağım da budur
Barsaklarını da köpeklere yediririm…

İŞTAR
Tanrılara karşı ölümlülerin zafer kazandığı görülmemiştir
Kazandıklarını sanmışlardır sadece
Çünkü tanrılar ölümlüleri kullanmayı iyi bilir.
Sizin hakkınızdan Tanrılar gelmezse Uruk halkı gelir…

DİDAKTİK KIZLAR
her homurtusuyla yüz kişi öldüren
Boğa’yı övmekten geri durmadı Uruk Halkı
Ölene kadar korku saçan öldükten sonra
Kutsallaştı birden…
Ağlayan, sızlayan, vay canım vay…

URUK HALKI
(Halkın şarkısı bir ağıttır. Şaka falan değil, bayağı bayağı ağıt!)
Boynuzlarının iriliğine hayran kaldık
Boynuzları iki parmak kalınlığında lacivert taşıyla kaplıydı.
Gılgamış’ın Tanrılara armağan ettiği
boynuzların her biri sekiz okkaydı
ve taşıdığı yağ miktarı altı ölçülüktü.
Ne yaptın sen gılgamış!

ENKİDU
Gılgamış o boynuzları
Saraya götürüp duvara astı
Etlerini de parçalayıp size dağıtacak
Sonra da Fırat’ta yıkayacak ellerini
Sizin için! Ey uruk halkı!

URUK HALKI
(Halkın şarkısı bir şenlik şarkısıdır. Şaka falan değil, bayağı bayağı şenlik şarkısı!)
Boynuzlarının iriliğine hayran kaldık
Boynuzları iki parmak kalınlığında lacivert taşıyla kaplıydı.
Gılgamış’ın Tanrılara armağan ettiği
boynuzların her biri sekiz okkaydı
ve taşıdığı yağ miktarı altı ölçülüktü.
Çok yaşa sen gılgamış!
Halk eğlenmekte ve dansetmektedir. Dansın soruna doğru kendi kendine bir halay oluşur ve halay sahneyi terkederken Ekranda tanrıların toplantısı görüntüye gelir.

ANU
Gökyüzü boğasının canını aldıkları
Sedir Oramnlarının bekçisi Humbaba’yı öldürdükleri için
İkisinden birinin ölmelidir.

ŞAMAŞ
Yaptıkları buyruklarımıza uygundur.
Suçsuzdur her ikisi de
Buna rağmen ölmeleri mi gerek..

ANU
Olması gereken olacaktır.
Ölmeli ikisinden biri

ŞAMAŞ
Onların çok yakını olan sen
Nasıl böyle bir şey istiyorsun
Anlaşılır şey değil.

ANU
Olması gereken olacaktır
Ölmeli ikisinden biri

İŞTAR - ANU
Olması gereken olacaktır
Ölmeli ikisinden biri.

DİDAKTİK KIZLAR
Buyruk tanrılardan geldi
Enkidu da buna boyun eğdi
Hastandı, yatağa bağlandı
Ağladı, gözler buğulandı
Açılmaz görmez oldu…
Enkidu hasta yatağında yatmaktadır. Durumu hiç de iyi değildir… Son bir gayretle doğrulur ve yanındaki Gılgamış’a seslenir.

ENKİDU
Ey sevgili dostum,
Yüce Hükümdarım
Artık yolun sonuna geldim.
Tanrıçanın laneti üstümde artık.
Artık utanç dolu bir ölüm bekliyor beni
Vurulmaktan korkardım hep
Ama vurulmak bile değilmiş kısmetim
Oysa vuruşmada ölenler mutlu ölür
Hastalanıp düşenler utanç dolu
Hoşçakal dostum
Hoşçakal kralım…
Enkidu son nefesini vermiştir… Gılgamış’ın kollarında cansız bedeni vardır… Sahnede nispeten yüksekçe bird yerdedirler… Uzunca bir süre durur olduğu gibi Gılgamış.. Sonra da ağıdına başlar…

DİDAKTİK KIZLAR
Yüreğini yokladı. Atmıyordu.
Gözlerini de açmadı bir daha.
Gılgamış yeniden arkadaşının yüreğini yokladı.
Hayır, atmıyordu artık.
Gılgamış da arkadaşını bir örtüye sardı.
öfkesinden kudurdu.
Delilenip, yatağın çevresinde döndü de döndü;
döndükçe saçlarını yolup sağına soluna saçtı.
Debdebeli giysilerini paralayarak çıkardı;
iğrenç şeylermişcesine yere çaldı.

GILGAMIŞ
Dinleyin beni Uruk ermişleri
Arkadaşım Enkidu’nun uğruna döküyorum gözyaşlarımı
Yas tutan bir kadın gibi inliyorum
Kardeşim için ağlıyorum.
Ey Enkidu kardeşim!
Yanımdaki baltan,
Elimin gücü, önümdeki kalkan, kuşağımdaki kılıç!
Sendin
En ender süs en görkemli giysi;
Uğursuz bir alınyazısı senden yoksun kıldı beni.
Anan ve baban olan
Yabanıl eşek ve ceylan,
Seni besleyan bütün uzun kuyruklu yaratıklar,
Hep ardından ağlıyor.
Ovanın da otlakların da bütün yabanları,
Sedir ormanında sevdiğin keçiyolları,
Arkandan ağıt yakıyorlar gece gündüz.
Bütün ileri gelenleri yıkılmaz duvarlı Uruk’un,
Ağlasınlar ardından
Enkidu, genç kardeş,
Kutsamanın parmağı, bırak seni göstersin yakarış içinde.
Kulak ver ülkeyi baştanbaşa yarıp geçen yankıya,
Bir annenin inleyişini andıran o yankıya,
Birlikte yürüdüğümüz keçiyollarının tümü
Avladığımız yabanıl hayvanlar, ayı ve sırtlan
Kaplan, pars ve aslan
Geyik de, dağ keçisi de, boğa da, maral da
Kıyıları boyunca gezindiğimiz ırmak da
Elam’ın Ula’sı da,
Bir vakitler
kırbalarımızı doldurmaya gittiğimiz sevgili Fırat da
Ağlıyorlar senin için.
Bekçiyi öldürdüğümüz dağ,
Ağlıyor ardından,
Gökyüzü Boğasının öldürüldüğü
Yıkılmaz duvarlı Uruk’un savaşçıları,
Senin peşinden gözyaşı dökmekte.
Herkes arkandan ağlamakta Enkidu.
Ye diye sana tahıl taşıyanlar,
Yasını tutmaktalar.
Sana içesin diye arpa suyu sunanlar,
Şimdi ardından ağıt yakmaktalar.
Seni miskle yağlayan yosma,
Senin için şimdi inleyip sızlanmakta.
Sana bir eş bir de güzel öğütlerle bezenmiş yüzük sunan saraylı kadınlar,
Şimdi arkandan ağlayıp saçlarını yolmakta.
Kardeşlerin olan genç erkekler,
Kadınmışcasına saçlarını uzatıp yas tutuyorlar.
Nasıl bir şeydir acaba seni alıkoyan şu uyku
Karanlıklarda yitip gittin ve artık beni işitmez oldun.

GILGAMIŞ (Günün ilk ışığıyla varıp şöyle haykırdı
Seni kralların yatağına yatırdım.
Solumdaki sedire uzandın.
Yeryüzünün şehzadeleri gelip ayaklarını öptüler.
Uruk halkından senin için ağlayıp,
ağıt yakmalarını isteyeceğim.
Kaygısız ve şen insanlar,
kederinden iki büklüm olacak.
Toprağa verildiğinde, saçımı uzatacağım.
Aslan postuna bürünüp çöllerde dolaşacağım.

DİDAKTİK KIZLAR
Ertesi gün, tan ağırırken
Gılgamış yeni baştan yıkanmaya koyuldu.
Enkidu için yedi gün, yedi gece ağlayıp sızladı.
Kurtlar Enkidu’nun gövdesine üşüşüne kadar,
böyle sürdü gitti.
Ancak ondan sonra, Enkidu’yu toprağa verdi.
Gılgamış, ülkedeki bütün bakırcıları, kuyumcuları, taşçıları çağırıp
bir araya topladı.
“Arkadaşımın heykelini yapacaksınız.” buyruğunu verdi.
Heykel yapılırken,
göğüs bölümüne bol miktarda lacivert taşı,
gövde kesimine de altın kullananıldı.
Sert tahtadan bir masa da yapıldı;
üzerine balla dolu bir akik kase
ve tereyağla dolu lacivert taşından bir başka kase koydu.
Gılgamış bunları Güneşe sundu ve sonra ağlayarak uzaklaştı oradan.

GILGAMIŞ (Enkidu için acı acı ağlamaktadır.)
Nasıl durup dinlenebilirim,
gönlüm nasıl rahat edebilir?
Yüreğimi umutsuzluk kapladı.
Kardeşim şimdi neyse ben de ölünce öyle olacağım.
Ölümden korkuyorum.
(Dua eder)
Bu dağ geçitlerinde, çok eskiden aslanlar görürdüm.
Korkup gözlerimi Ay’a dikerdim.
Dua eder, dualarım Tanrılar katına yükselirdi.
Şimdi yine dua ediyorum. Ay Tanrı Sin, beni koru!

DİDAKTİK KIZLAR
Çaresi kalmamıştı Gılgamış’ın
Artık ölümsüzlüğü bulmaktan başka
Onun için düştü yola
Yüce dağlar, denizler aşıp vardı
Ölümsüzlük yolunun dağına
Işık saçan gözleriyle dağın bekçileri akrepler çıktı karşısına
Önceleri kamaştıysa da gözleri
Alıştı bir süre sonra ve akrepler sordu seyahatin sebebini

AKREPLER
Niçin geldin buraya
Ölümsüzlük dağına
Tehlikeler atlattın
Bizi meraklandırdın…

GILGAMIŞ
Dostum Enkidu’yu yitirdim.
Çok severdim onu.
Ama insanlığın ortak alın yazısı aldı onu götürdü.
Biricik dostum Enkidu öldü.
Yedi gün yedi gece gözyaşı döktüm ardından
Gözyaşlarımın hatırına tanrılar onu bana geri verir diye
Ama olmadı… Toprak onu da aldı.
Bu dağda bir ölümlü, atam Utnapiştim
Tanrıların arasına kabul edilmiş
ölümsüzlüğe kavuşmuştu.,
Bu nasıl oldu onu öğrenmek istiyorum.
Dağın kapısını açın bana

AKREPLER
Senin tasarladığını bir kadından doğma kimse yapamamıştır.
Kapıdan girmek bir şey değil
Asıl ondan sonra işin zor
bu dağın uzunluğu oniki fersahtır
Ve yolu karanlıktır.
Yürek bunaltır bu dağ
Ölümsüzlüğü bulacağım diye sahip olduğunu da yitirme.

GILGAMIŞ
Yüreğim acıyla dolsa da
İç çekip ağlasam da
Yine de gideceğim
Dağın girişini açın bana

AKREPLER
Peki git gılgamış
Maşu dağını aşabilirsen
Öğreneceksin ölümsüzlüğün sırrını
Ama öğrenmek yetmez bilesin
Nice yaman sınavdan da geçmelisin
Tanrılar yardımcın olsun
Açıktır dağın girişi…
(Açılan bir kapıdan Gılgamış içeri girer.)

DİDAKTİK KIZLAR
Yola çıktı Gılgamış dağın içinde
Bir fersah gittiğinde
göz gözü görmez olmuştu karanlıktan
İki fersah, üç fersah, dört fersah
beş fersah, altı fersah, yedi fersah,
sekiz fersah, dokuz fersah
ve sonunda duydu kuzey rüzgarının esintisini
ama göz gözü görmüyordu karanlıktan
Onuncu fersahda yolun sonuna geldi
Onbirinci fersahda belirdi sabahın ışıkları
ve Onikinci fersahın sonunda sel gibi aktı güneşin ışıkları
değerli taşlarla dolu çalıların ortasındaydı
tanrıların bahçesi oradaydı
Ve denize bakan yamacın kıyısında Şamaş göründü!

ŞAMAŞ
Bu yoldan hiç bir ölümlü geçmemişti daha önce
Yeller denizin üstünde estikçe de geçemeyecek
Aradığın ölümsüzlüğü hiç bulamayacaksın

GILGAMIŞ
Bunca uzaktan, çöller aşıp geldim.
Bunca sıkıntı bunca azapla geldim.
Ama yine de ölecek miyim?
Ey yüce Şamaş
Bırak da gözlerim
sonsuza kadar güneşe baksın
Bir ölüden farkım yoksa bile
bırak güneşin ı
ışığını göreyim

SUDURİ
Adradığın hayatı bulamayacaksın.
Tanrılar insanları yaratırken,
Onun payına ölümü ayırdılar
Diri olmaksa tanrılara özgüdür.
Haydi git gılgamış
karnını hoşuna giden şeylerle doldur
Sabahtan akşama akşamdan sabaha
Şölenler düzenle ye, iç, gül, oyna, seviş.
Tertemiz giysiler kuşan,
Gününnü gü et,
karını sevindir
Oğlunla oyna…
Öleceksin nasılsa.
Bu insanoğlunun kaçınılmaz alın yazısıdır.

GILGAMIŞ
Gökyüzü boğasını öldüren,
Humbabayı alteden
Bunca tehlike atlatan
Enkidu toprak oldu
Ölümlülük öldürdü onu
Yedi gün başında ağladım
Kurtalar üşüştü
yeyip bitirdiler onu.
Ölümden korkuyorum
Yerimde duramıyorum
Alım yazım boğuyor beni
yüreğim dayanmaz buna
Haydi güzeller güzeli
Bana söyle nasıl giderim.
Ölümsüzlük yolunda…
Ya okyanuslar aşacağım,
yoksa çölde dolaşacağım.

UTNAPİŞTİM
Ekranda belirir. Alt yazıda “Tanrıların ölümsüzlük verdiği tek ölümlü” yazılıdır.
Bunca yol aşıp geldin madem
Tanrıların bir sırrını söyleyeceğim sana
Suyun altında biten bir bitki vardır.
Bu bitkinin gül dikenini andıran iğneleri vardır
Bu iğneler ellerini yaralar, parçalar.
Ama onu koparmayı başarabilirsen
yaralı ellerin yitirmiş olduğun gençliği sana geri verecek,
seni sonsuza dek yaşatacak şeyi tutmuş olur.

DİDAKTİK KIZLAR
Gılgamış çok sevindi bu habere.
Ayaklarına tonlar ağırlığında toşlar bağlayıp
Daldı suyun derinliklerine
Bitkinin iğneleri battıysa da ellerine
koparmayı başarıp çıktı suyun yüzüne.
(Kızların şarkısı sırasında soluk bir ışığın aydınlığında Gılgamış anlatılanları yapar gibidir.)

GILGAMIŞ
Elinde bitkiyle görünür.
Bu bitkiyi, ölümsüzlük otunu
Yıkılmaz duvarlı Uruk’a götüreceğim.
Önce yaşlılara verip onları gençleştireceğim
sonra da kalanıyla ölümsüz olacağım.

DİDAKTİK KIZLAR
Gılgamış çıktı yola
elinde ki görkemli otla
yürüdü fersahlar boyu
sonunda yoruldu.
Yattı bir otlağa uyudu…
Su uyur yılan uyamaz.
Su uyur yılan uyumaz
Yılan Gılgamış’dan bitkiyi alır kaçar.
Gılgamış uyandı…
Ama çok geç kalmıştı…
Bitkiyi alan
Ölümsüzlüğe varmıştı…
Gılgamış uyanır, dövünür ama yapılacak bir şey yoktur artık.
Aylar sürdü yolculuk
Gılgamış Uruk’a vardı
Eli boş, gözünde yaşla
Derken bir kaç yıl sonra
Ölüm çaldı kapısını
Öldü Gılgamış
Gitti toprak altına

URUKLULAR ve DİDAKTİK KIZLAR
Kral uzandı bir daha kalkmamak üzere
Uruk’un kralı bir daha kalkmayacak ayağa
Kötülüğü yendiyse de bazan
Onun da hayatına indi hazan
Tepeden tırnağa silahlıydı
ama o da kara bahtlıydı
Bilgeydi, yakışıklıydı ama
Kader döşeğinden kaçamadı
üçte ikisi tanrı, üçte biri insan olan Gılgamış
üçün birinden gitti…
bitti.

BİTTİ 9.5.1997