Serebral Palsi - Serebral Palsi Tedavisi - Serebral Palsi Öncelikler

Serebral Palsinin Tedavisi :
Merkezi sinir sistemindeki lezyonu iyileştirecek başarısı kanıtlanmış bir tedavi yoktur. Ancak beynin sağlam bölgeleri hasarlı bölgelere ait fonksiyonları üstlenir, yeni sinapslar oluşur ve 5-6 yaşına kadar beyindeki nöronlar yeniden organize olurlar, buna bağlı olarak bazı fonksiyonlar kısmen kazanabilir.

Bu sürece nöronal plastisite denmektedir. Nöronal plastisiteyi hızlandırmak için nörofasilitasyon terapisi olarak bilinen Bobath, Vojta, duysal entegrasyon gibi bazı yöntemlerin erken aylardan itibaren uygulanması ile başarılı sonuçlar bildirilmektedir.

Ancak gerek bebeklik döneminde SP tanısının kesinleşmesinin güçlüğü, gerekse hastalığın ilk senelerde spontan iyileşme potansiyeli olması nedenleri ile bu tedavilerin başarısı bilimsel olarak kanıtlanamamaktadır. SP’nin kökten tedavisi yoktur, çeşitli yöntemlerle engelliğin azaltılması amaçlanır. Fiziksel, bilişsel fonksiyonları ve iletişim kapasitesini engelliliğin izin verdiği sınırlar içinde arttırmak, SP’li bireyin ve ailesinin ruhsal dengelerini kurması ve korumasına yardım etmek için de elden gelen yapılmalıdır

Ancak SP'li çocuğun sorunlarının her biri için çeşitli tedaviler mevcuttur. Her çocuğun sorunlarına göre özel tedavi planı yapılmalı, sabırla uzun yıllar tedaviye devam edilmeli ve çocuk büyüdükçe sorunlar değişirse tedavi planı gözden geçirilmelidir.

Uygun tedavi ile her SP'li çocuk kapasitesine göre mutlaka yeni beceriler kazanacaktır. Beyinde zedelenen hücrelerin yanında sağlam hücreler de vardır, bazı yöntemlerle bu hücreler geliştirilerek çocuğun yeni beceriler kazanması sağlanabilir.

Önemli olan tanı konur konmaz sürekli olarak yılmadan tedaviyi sürdürmektir. Tedavi ilaç, fizyoterapi, egzersiz, cihazlar, ameliyatlar ve özel eğitimden oluşur. Çok yönlü ve uzun süren bu tedavi hekim, terapist ve diğer sağlık elemanlarından oluşan bir ekip tarafından sürdürülmelidir.

Ayrıca çocuğun beslenmesi, diş sağlığı, aşıları, aile hayatına katılması ve okula gitmesi de ihmal edilmemelidir.

SP kalıcı bir sorundur. SP’li çocuk büyüyerek SP’li bir erişkin olacaktır.

Bugünün çocuklarını yarının büyükleri olarak aramızda görmek istiyorsak onların eğitilmeleri, varolan becerilerini kullanabilmeleri ve yeni beceriler kazanabilmeleri için elele verilmelidir. Hepimizin amacı çocuklarımızın mümkün olan en sağlıklı biçimde gelişip büyümesini sağlamaktır. Ailenin tedavi ekibi ile birlikte çalışması ve anlamadığını sorarak öğrenmesi gereklidir.

Çocuğun her işini yapmak, aşırı korumak uzun dönemde zararına olacaktır. Çocuğunuza güvenin ve onu kendi işini yapması için cesaretlendirin. Bazen bu uzun zaman alabilir ama ileride bağımsız yaşayabilmesi için gereklidir.

Aşırı korunan ve her işi anne-babası tarafından yapılan çocuklar yaşamda başarısız olurlar. Çocuklarımızın gelişmesine katkıda bulunabilmek için onlara elden geldiğince erken dönemde kendi kendilerine bakmaları konusunda destek olmalıyız.

Hem evde hem de okulda normal çocuklara gösterilen ilgi ve şefkat bu çocuklara da gösterilmeli, çocuğun öğrenimi ve sosyal gelişimi eksik bırakılmamalıdır.

Önemli olan çocuğun kol ve bacaklarındaki çarpıklık veya yürüme güçlüğüne rağmen topluma katılması, üretmesi ve mutlu olmasıdır.


SP’de uygulanan tedavi ve aile:

Hafif spastik hemiplejili çocuklarda tedavi yapılsın veya yapılmasın çocukta gelişme gözlenir. Daha ağır tutulumlu spastik olgularda terapi sonrası daha iyi bir yürüme ve daha az kontraktür gelişimi sağlanabilir. Ancak atetozlu hastalarda istemsiz hareketlerin önlenmesi bakımından fizyoterapi çok etkin olamamaktadır.

Fiziksel sorun ruhsal gelişimi olumsuz etkilemekte ve tüm aileyi bir ömür boyu ilgilendirmektedir. Aileler sürekli desteğe ihtiyaç hisseder, sorunu anlama ve kabullenme aşamasında güçlükler çeker, kendilerini veya hekimleri suçlama eğiliminde olurlar.

Uzun süreli yoğun terapi programları nedeniyle çocuğun toplumdan kopması, doğal sosyal gelişiminin geri kalması sık gözlenen bir sorundur. Terapi programlarının yaz kampları, ev içi aktiviteler ve okul içi terapi ile günlük yaşama entegre edilmesi gerekir.

Tedavinin yoğunluğu aileyi hastalıktan çok yıpratmamalı, aileye yük olmamalıdır. Hastane veya özel fizyoterapi merkezlerine yıllarca taşınan çocuklarda ve ailelerde zaman içinde hayal kırıklığı, toplum hayatına yabancılaşma ve anksiyete nörozu oluşur.

Serebral Palsi tedavisindeki öncelikler :

SP’li çocuk büyüyecek ve SP’li bir erişkin olacaktır.

Toplum hayatında engelli olmanın yarattığı ciddi sorunları göğüsleyerek yaşaması gerekecektir.

SP’li birey fonksiyonel kapasitesinin yetmediği işlere zorlandığı zaman veya sosyal yaşamdan dışlandığında anksiyete nörozu ve depresyon gelişerek bağımsızlığı daha da çok engellenir.

Tüm bu sorunlar göz önünde bulundurularak SP’li olgunun gereksinimleri doğrultusunda tedavi amaçları belirlenmelidir.

Bebeklik döneminde yaşamı sürdürmeye yönelik destek ve tedaviler ön plandadır.

Çocuk büyüyüp geliştikçe bağımsız hareketini kazandırmaya yönelik rehabilitasyon ve diğer metodlar ön plana çıkar.

Ergenlikte önce eğitim, sonra iş, sosyal yaşam alanlarının belirlenmesi, evlenme ve çocuk sahibi olma gibi konular önem kazanır.

Tedavide Öncelikleri sıralarsak :

1. İletişim

İletişim her yaşta SP’li olgunun en öncelikli gereksinimidir. Eğer çocuk iki yaşından önce anlaşılabilir sesler çıkarıyorsa konuşabilmesi ve çevreyle sözlü iletişim kurabilmesi beklenir.

Konuşma güçlüğü olan çocuklarda sözel veya sözel olmayan yöntemlerle, iletişim arttırıcı özel cihazlarla, özellikle bilgisayar teknolojisinden yararlanarak çevre ile etkileşim sağlamak şarttır.


2. Günlük yaşam aktiviteleri

Aile aşırı korumacı bir tutum içine girerse çocuk kendine bakma yetilerini kazanamaz. Özellikle atetoid ve tüm vücut tutulumlu olgularda el becerisi zayıftır. Ülkemizde iş-uğraşı terapisinin yaygın şekilde uygulanmaması da tüm bunlara eklendiğinde SP’li olgularda kendine bakımın temel kapsamları olan yemek yeme, tuvalet ihtiyacını giderme, yıkanma, kişisel hijyen (taranma, traş olma, makyaj) ve giyinmede bağımsızlık sağlanamamaktadır.

3. Mobilite

Küçük çocuğun çevresini algılayabilmesi ve zihinsel gelişimi için en önemli gereksinim hareket edebilmektir. Erişkin dönemde de bağımsız olmak, sosyal yaşama katılmak ve mümkünse çalışabilmek için hareket gereklidir. Çocuk yürüyerek mobilize olamıyorsa tekerlekli iskemle ve mekanik yardımcılar kullanarak hareket sağlanmalıdır.


4. Yürüme

Aileler açısından en önemli gereksinim gibi görünmekle birlikte ergenlik dönemi ve sonrasında bağımsızlık ve sosyal gereksinimler ön plana çıkmaya başladığında son sıraya düşer. Çocukluk döneminde mobilite gereksinimi ön plandayken ergenlikten itibaren sosyal kimlik ve bağımsızlık ihtiyacı belirginleşir.

Dokuz aya kadar baş kontrolünü kazanan, 24 aya kadar bağımsız oturabilen, 30 aya kadar emekleyen çocukların yürümesi beklenir. Yirmi aya kadar başını tutamayan ve 4 yaşına kadar bağımsız oturamayan çocukların yürüme potansiyeli çok düşüktür.

Bağımsız bir yaşam sürmeyi ve meslek edinmeyi zorlaştıran etkenler

1. Mental retardasyon

2. Engelliliğin ağırlığı

3. Uzun süreli terapi programları nedeni ile toplum hayatından uzak kalma

4. Ailenin çocuğun engelliliğini kabul edemeyişi ve çocuğa aşırı korumacı tavır takınması

5. Sosyal, kültürel ve ekonomik faktörler

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1991
favori
like
share