Sanatta Benzeşimler - İki Fotoğraf - İki Resim

Rembrandt’ın “Dr. Nicolas Tulp’ın Anatomi Dersi” resmi, Che Guevara’nın fotoğrafı, Mantegna’nın “Ölü İsa” tablosu ve Eugene Smith’in “The Wake” isimli fotoğrafında benzeşimler.

10 Ekim 1967 tarihinde ajanslara iletilen bir fotoğrafta efsanevi gerilla lideri Dr. Che Guevara’nın ele geçirildiğini kanıtlayan bir fotoğraf geçildi. 9 Ekim 1967'de, saat 16:00'da Bolivya'nın güneyindeki La Higuera kasabasından havalanan helikopterin iniş takımlarında Ernesto Che Guevara'nın cesedi sallanıyordu. Ceset hâlâ sıcaktı. Yakınlarda Yuro Koyağı'nda yaralı olarak ele geçirilen Che, kasabanın okul binasında infaz edilmişti. Bolivya diktatörü Barrientos, infazı gizlemek ve Che'nin çatışmada öldüğünü iddia edebilmek için ölüm tarihini 8 Ekim olarak açıkladıysa da kısa sürede 9 Ekim'de katledildiği ortaya çıktı. Helikopterle Vallegrande'ye götürüldü. Ajanslara çekilen fotoğraf Freddy Alborta tarafından Vallegrande kasabasında bir ahırda çekilmişti. Ceset bir sedyeye, sedye de beton bir çeşme yalağının üstüne yerleştirilmişti (1,2).

İşte basına gösterilen ve John Berger tarafından Rembrandt'ın 'Dr. Tulp'un Anatomi Dersi' isimli tablosuyla karşılaştırılan fotoğrafı burada çekildi (2). Daha sonra ceset, Che ile aynı çatışmada ölen altı arkadaşının cesediyle birlikte ortadan kayboldu. Yıllar sonra 28 Haziran 1997'de Kübalı bir araştırma grubu uzun çalışmaların ardından Che Guevara ve altı yoldaşının kalıntılarını Vallegrande'de askeri bir uçak pistinin altında bulundu. Cesedin elleri yoktu.

Muhtemelen daha sonra teşhis edilebilsin diye elleri kesilmişti. Bu hala onların Che’nin cesedinden bile korktuklarının bir ifadesiydi. 10 ekimde yayınlanan fotoğrafta amaç bir efsaneye son vermekti. Halbuki bilmiyorlardı diğer efsaneler gibi oda yaşayacaktı. Ona ithafen yazılan sayısız şiirlerden birinde, İngiliz Christopher Logue şöyle diyordu (3):

Aralık

Geç kalmış kuşlar kanat çırpıyorlar.

Bir otomobilin karla kaplı ön camına şunları yazıyorum:

CHE YAŞIYOR!”



1632 yılında “Işığın ressamı Rembrandt” bir cesed üzerinde anatomi dersi veren Dr. Nicolaes Tulp’ı resmetmişti. Resmin ismi “Dr.Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi”dir. Resim, Amsterdam’ın meşhur cerrahı ve anatomisti Dr. Tulp tarafından ısmarlanmıştı. Rembrandt, bu meşhur resmini yaptığında henüz 26 yaşında, Dr. Tulp ise 39 yaşındaydı. Bu ısmarlama resimdeki 7 kişiden sadece ikisi doktor, diğerleri Amsterdam’lı zengin burjuvalardı. Ceset silahlı soygundan hüküm giyip asılan Aris Kindt’e ait. Dr. Tulp’un kafasında toplumdaki seçkin yerini simgeleyen şapkası vardır. Kadavranın bedeninden yayılan çiğ ışık rengi dikkat çekicidir. Resmin gerçek bir anatomi dersi olmadığı açıktır. Karın ne göğüs bölgesi açılmamıştır. Sadece kolu dirsekle bilek arasındaki bölümü kesilmiştir. Çünkü resim ısmarlamadır, karın açılırsa organlar çabuk çürüyeceğinden istenilen resim bitirilemeyebilinir. Dr.Tulp, sağ elindeki forsepsle kasın bir bölümünü kaldırmaktadır. Bu tuttuğu yapılar flexor digitorum superfacialis’tir. Niye bir işaret sopasıyla göstermemiştir, forsepsle kaldırmıştır? Bu sorunun cevabı Dr.Tulp’un sol elindedir. Tuttuğu yapılar sol elin şeklini vermektedir. Öndeki iki kişi yani hekimlerden soldaki büyük bir dikkatle kadavranın ön koluna bakarken sağdaki ise gözlerini Dr.Tulp’un sol eline dikmiştir (4).



Yazar ve sanat eleştirmeni John Berger, 40 yıl önce vurularak öldürülen devrimci Ernesto ‘Che’ Guevara’nın ölümünün ardından yazdığı yazıda, Rembrandt’ın söz konusu resmi ve Che’nin Vallegrande köyündeki ölümünün ardından ‘sergilenirken’ çekilmiş olan fotoğrafı arasındaki ilginç benzerliğe dikkat çekerken, bir yandan da aslında bunun şaşılacak bir şey olmadığının altını çizer (2). Çünkü her ikisi de bir ölüyü temsil eder ve nesnel olarak inceleme yapılırken çekilmiş ya da resmedilmiştir. Profesörün yerini muhtemelen kurşun deliklerinin yerini gösteren albay almıştır. Albay’da profesör gibi en sağdadırlar. Albay’ın solundaki iki kişi kadavrayı profesörün solunda, en yakınında duran iki doktor gibi, yoğun ama duygusuz bir ifadeyle seyrediyorlar. Rembrandt’ın tablosunda daha çok kişinin olduğu doğru olmakla birlikte her iki cesedin yukarıdan kendisine bakan kişilerle ilişkisi açısında yerleştirilişi açısından birbirine çok benziyor. Bunun da benzemesi normaldir. Çünkü her ikisinde de resmi olarak veya nesnel olarak incelenmekte olan cesedi sergilemek amaçlanmıştır. Bundan öte her iki resimde ölü ile ders vermeyi amaçlar. Biri tıbbın ilerlemesi için, diğeri siyasal bir uyarı olarak.

Başka bir resim ve başka bir fotoğrafı birlikte yeniden değerlendirelim. Resim Mantegna’nın “Ölü İsa” tablosu, fotoğraf ise Eugene Smith’in “The Wake” fotoğrafıdır. Bu resim ve fotoğraflarda ortak olan öğeler çoktur. Ölen kişilerin duruşu ve onlara bakan gözlerdeki endişe aynıdır. “Ölü İsa” tablosunda yaslı kadınlar resmin sağ tarafındadır. Eugene Smith’in “The Wake” isimli fotoğrafında ise sol tarafında yüzlerindeki ifadeden oldukça üzgün olan yaslı kadınlar görürüz. Eugene Smith’in fotoğrafında ışık yine tüm yüzleri aydınlatmaktadır. Işığın geliş yönü ve konumu her ikisinde de ölüye saygının son ifadesi olarak öbür dünyada ışığın kutsallığını ifade eder tarzda ölünün yüzünde yoğunlaşmıştır. Diğer fotoğraf ve resimlerdeki gibi parmaklar bükülmüş ancak eller üst üste konmuştur.



John Berger, Che’nin fotoğrafının kendisine Mantegna’nın “Ölü İsa” tablosunu düşündürttüğünü belirtir (2). Beden, bu kez aynı yükseklikten, ancak yandan değil ayaklardan görülmektedir. Eller aynı yere yerleştirilmiş, parmaklar bükülmüştür. Bedenin alt kısmındaki örtü, tıpkı Che Guevara’nın kanla ıslanmış, düğmeleri açık, haki pantolonu gibi durmaktadır. Baş aynı açı ile kaldırılmış, ağız aynı ifadesizlikle görülmekte. İsa’nın gözleri açık, yanında yasını tutan iki kişi var. Guevara’nın gözleri açık, çünkü yasını tutan yok. Berger, Che’nin fotoğrafına daha sonra tekrar baktığında Mantegna’nın resminde ki İsa’nın yerine Che’yi gördüğünü belirtir o tabloda. Çünkü bazı durumlarda bir insanın ölümündeki trajedinin, onun tüm yaşamının anlamını tamamlaması ve örneklemesi olduğunu ve bunun bir duygu çakışması olduğunu belirtir. Elif Vargı, post-mortem fotoğrafların ölüyü hatırlama amacıyla çekilmiş olsalar da, aslında bu fotoğrafların ölümün inkarının arzulanması olarak da okunabileceğini belirtir (5). Che’nin fotoğrafı veya Mantegna’nın tablosu bu düşünceyle uzlaşır. Her ikisinde de aslında bir ölümsüzlük resmedilmektedir.



Berger, önemli olanın, fotoğrafın temsil ettiğinden çok, dünyanın durumuna katlanamayarak kendi yolunu çizen Che Guevara’nın tasarlanarak seçilmiş ölümü olduğunu söylüyor. “Tasarlanan ölümü, ona, dünyayı değiştirmenin zorunluluğunu gösterdi. Tasarlanan ölümünün verdiği hak sayesinde, bir insan için zorunlu onurla yaşamayı başarabildi,” diyor İngiliz yazar. “Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin, eğer savaş sloganlarımızı başka bir kulak duyacak, silâhlarımızı kullanmak için bir başka el uzanacaksa ve başkaları, makineli tüfeğin kesik güçlü ezgisiyle, yeni savaş ve zafer sloganlarıyla ağıtlar yakmaya hazırsa, hoş geldi,” diyen de Guevara değil miydi zaten? O ne yaptığının fazlasıyla farkında olan bir insandı.

John Berger gibi fotoğraf sanatıyla ilgilenmiş, bu konuda (da) derinleşerek düşünce üretmiş yazarlardan biri olan Susan Sontag, ölümünden sonra “Che’nin ilham verici güzel bir masala dönüşmesine izin vermememiz gerektiğini” söylemişti. “Onun eşsizliğini vurgulamak, onu çağdaş dünyanın tartışmalı bir siması olarak görmek çok daha iyidir” (3). Ancak, zaman içinde Sontag’ın söyledikleri gerçekleşemedi ve Che bir tür efsanevi masala dönüştü.



John Berger, bu fotoğrafın bir an’ı gösterdiğini belirtir. Ancak bu an’ın Che’nin yapay olarak korunan cesedinin, salt bir gösteri nesnesine dönüştüğü andır. Fotoğraf, dehşet göstergesi veya devrimin sözde saçmalığını belirtmek için sergilenmiştir. Ancak fotoğraf, amaç gereği o kadar aşıyor ki burada sergileyenlerin aksine yarattığı etkinin bu kadar güçlü olmasına neden oluyordu.



Yine bir 11 Eylül’de (1973) Şili’de Allende’yi bir darbe ile deviren Pinochet cuntası ülkede tam bir faşizm rüzgarı estirir. Tüm ileri düşünceli aydın ve solcular içeri alınır. İşkence yapılır veya öldürülür. Şilili folk şarkıcısı ve müzisyen Victor Jara’da Santiagoda “Estadio” stadyumunda işkence görenlerdendir. Bir daha gitar çalmasın diye parmakları kırılır (Che’nin de öldürüldükten sonra elleri kesilmiştir). Victor Jara, işkence gördükten sonra öldürülür. Ölümünün 30. yılında öldürüldüğü stadyuma kendi ismi “Estadio Victor Jara” adı verilir. Che için yazdığı ve söylediği şarkı ise şöyledir (6).



ZAMBA DEL CHE

Bu sambayı söyleyerek geliyorum,
özgürlüğün adımlarıyla.
gerillayı öldürdüler
Komutan Che Guevera'yı.
Ormanlar, çayırlar ve dağlar,
ya özgür vatan ya ölüm! yazgısıydı bu onun.
İnsan haklarını çiğniyorlar
sayısız ülkede,
Latin Amerika'da ise
her gün, pazar, pazartesi, salı.
Üzerimize askerleri salıyorlar,
halkı ezmek için.
diktatörler ve katiller,
goriller ve generaller.
Köylüyü sömürüyorlar,
madenciyi ve işçiyi,
ne yıkıcı bir yazgı,
açlık, yoksulluk ve acı.
Bolivar yolu gösterdi,
ve Che peşinden yürüdü,
halkımızı kurtarmaya
sömürücülerin iktidarından.
Küba'ya onurunu kazandırdı
özgür bir ulus olmanın,
Bolivya ise,
ağlıyor kurban edilen yaşamına.
Aziz Ernesto de la higuera,
Köylüler böyle diyor ona,
Ormanlar, çayırlar ve dağlar,
ya özgür vatan ya ölüm! yazgısıydı bu onun.


Bu iki fotoğraf ve iki resim sanatta benzeşimlerin örneğini oluşturması nedeniyle ilginçtir. Günümüzde farklı sanatların birbirini desteklemesi çağdaş sanat anlayışının bir devamı gibi görülmekte ve desteklenmektedir.

Görsel etki açıdan baktığımızda fotoğrafın etkisi bir tablodan çok farklı olacaktır. Her iki fotoğraf, ölümün çıplak gerçeğini beynimize kazırken, resimler veya tablolar insanların gördükleri şeyleri nasıl gördükleriyle ve konusunun çağrıştırdığı süreçlerle ilgili olarak elimizdeki hayali kanıtlardır. Fotoğraflar anlamını kendimizin tamamlayacağı imgeler topluluğudur. Her iki fotoğrafın anlamını herkes kendi içindeki değerlere göre yeniden tanımlayacaktır.


KAYNAKLAR:

1-Wikipedia. Ernesto CHE Guevara.

tr.wikipedia.org/wiki/Ernesto_Che_Guevara

2-John BERGER: O Ana Adanmış: Metis Yayınları. 2007. Sayfa 127-132

3-Hilmi TEZGÖR: Fotoğraftaki Masal. Radikal Gazetesi. 2 Ekim 2007

4-Ali İhsan ÖKTEN: Tıp, Hekimlik ve Sanat. Türk Nöroşirürji Derneği Bülteni. No: 28, 2008 sayfa 38-41

5-Elif VARGI: Post-Mortem Fotoğraf Üzerine: Fotoğraf Öldürür mü, Yaşatır mı? 20

6-Victor Jara. Zamba Del Che. siir.gen.tr/siir/v/victor_jara/zamba_del_che


Dr. Ali İhsan ÖKTEN

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1347
favori
like
share
MAVi Tarih: 23.07.2009 01:05
[COLOR="SlateGray"]Faydalı bilgileri çin tşk.ederim.emeğinize sğalık..