Bir Öğretmenin Ruhundaki Yıkılan Saraylar - İbrahim Bekler

Bülent öğretmen öğretmenler odasında sıkıntılı bir şekilde oturuyordu. Arkadaşlar sanki bir intikam alırcasına hep uzak duruyorlardı. Yanına vardım;
—Neyin var kıymetli dostum Bülent, bu ne hal? Sanki kıyamet kopmuş gibi.
—Yok, be İbrahim sevgili kardeş, gerçek manada belki kıyamet kopmadı ama insanlığın gönlünde kıyamet kopmuş.
—Peki, ne öyleyse bu kadar seni boğan ve sıka nedir Allah aşkına?
Bülent biraz düşünceli bir şekilde pencereden dışarıya baktı.Pencereye konan bir serçenin tatlı ötüşüne takıldı. Bir zamanlar bu pencereden baktığında umut dağıtacağının hesabını yapan insan kendini masum bir serçe gibi görmüştü. O günler ne güzel günlerdi. Ama şimdi sözde bülbül olanlar kartala dönüşmüştü. Pençeleri acıtıyordu yüreğini.
—Hey Bülent nerelere dalıp gittin!
—Şey birden ne bileyim İbrahimciğim işte ya...
—Anlat belki açılırsın. Dertler paylaşıldıkça azalırmış.
—İbrahim ben nasıl bir öğretmenim,
—Bence çok iyisin, işini seven, ülkesini seven, fedakârlıktan kaçınmayan bir kişisin.
—İşte öyle değilmişim, işini gerçek manada yapmayanlar, benim çalışmalarımı çekemediği için durmadan senaryo yazıyorlar.
—Öğretmenim meyveli ağaç taşlanır, zakum ağacına ne bir Allahın kulu taşlar, nede bir arı konar çiçeğine.
—Benim ilkelerim var, ben öğretmenliğe başladığımda kendi kendime söz vermiştim, ya en iyisi olacaksın, ya da bu işi bırakacaksın diye.
—Ya öğretmenlik bu kadar ayaklar altına alınmamalı diye düşünüyorum, Veli gelir Öğretmeni sorgular, Öğrenci düşük not alır İdareye dilekçe verir, idare yıllarca beraber çalıştığı arkadaşını tanımaz gibi öğrencinin sözüne itibar ederek öğretmene soruşturma açar.
—Hayırdır.
—Önemli değil, biz şimşekleri göğsümüzde eritmek, zorlukları aşmak için öğretmen olduk, inandığını sandığın insanlar tarafından inanılmamak kadar kötü bir şey olamaz.
—Bülent öğretmenim, lakayakatsızlığa alıştırılan kişiler ciddiyet karşısında rahatsız olur.
—Bu gün belki hayatımın en perişan gününü yaşıyorum.
—Evet, Bülent öğretmenim, sen bu gün olgunluğa erişmişsin insanlar seni koparmak için bir biri ile yarışıyor. Ama bilsinler bizim her koparılışımız bin idealist öğretmen olarak sahneye çıkıyor.
—Bülent Öğretmenim SENYÜCELECEKSİN, zulmedenler insanlık karşısında elbet küçülecekler.
—Ben seni tanımasam acaba derim, seni tanıdığım için acaba demek bile şahsımda onursuzluktur diye düşünüyorum,
—Bilmiyorum düşünüyorum sadece, ben Mustafa Kemal Ata türkümüzün, bize çizdiği yolda ilerlemek, Çocuklarımızın beynini ilimle doldurmak için çıktık biz bu yola.
—Bazen kendime soruyorum acaba Biz nerede hata yaptık?
—Ya şimdi seninle konuşmayacağım. Okul çıkışı bir yerlerde çay içelim, istersen parkta oturup dertleşiriz.
—Zil çaldı. Hadi derse gir bakalım belki biraz kendine gelirsin.

Diğer öğretmenler de zil sesiyle birlikte sınıflarına doğru ilerlediler. Oda birden sessizleşti. Klima içeriye bahar mevsimin tatlı esintisini üflüyordu. O gün Bülent için biraz sıkıntılı geçmişti. Belki de biraz dertleşebileceğini düşündüğü arkadaşları da kendisini anlamaktan uzak bir yaklaşım sergilemişti.

Okuldan çıktıktan sonra arabasına binerek evin yolunu tuttu. Fakat kendinde olmadan direksiyon sahile doğru kırıldı. Kısa bir süre sonra Flamingo yolundaydı.

Arabanın penceresini açmış sahili seyrediyordu. Martıların Akdeniz’in üstünde bir gelin gibi süzülüşü, Oğlunun hastalığını düşünüyor, ruhundaki deprem yanardağ gibi dışarı vuruyordu öfkesini gözlerinde bir kırmızılık, yüreğinde bir bur kuntu ve gözlerinden Kevser kadar kutsal olan gözyaşları döküldü.

Bülent ani bir hareketle direksiyonu sağa doğru kırarak karşıdan gelen arabaya çarpmaktan kurtuldu. Arabasını kenara çekerek, aslan başlı kapıdan sahile geçti. Dalgalar hırçın bir şekilde sahili dövüyordu. Islanmaya aldırmadan demir korkuluklara dayandı. Saçları rüzgârda dalgalanıyordu.

Bülent dalgaların hırçınlığında hayatı okuyordu. Hayatın hırçın dalgalarına dayanacak hiçbir beden yoktu. Bir müddet sonra insan aşınmaya başlıyordu. Ama hepsinden önemlisi de özgürlüğü dalgaların karşısında bir çöp gibi başıboşluk olarak algılamanın hiçte şakaya gelmediğini şimdi çok daha iyi anlamasıydı. Kendi kendine sessizce ” İlkeli olmak, idealist olmak, asrın şeytanları karşısında sahipsiz kalışını ve öz değerlerimizden ödün vermemek artık değerli değilmiş” sözlerini mırıldandı.
Güneş tatlı bir kızıllık bırakarak Mezitli tarafında apartmanların arkasında kayboluyordu..


İbrahim Bekler

Beğeniler: 2
Favoriler: 0
İzlenmeler: 318
favori
like
share
wolverine Tarih: 06.07.2009 21:55
Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir. RUFFINI
anjelikk Tarih: 06.07.2009 11:06
[COLOR="Purple"]paylaşım için çok teşekkürler bende öğretmen olmayı çok istiyorum sınav sonuçlarını bekliyorum ve inanıyorum ki bazı değerleri yok olmaya yüz tutmuş bazı değerleri yaşatcamm...