Tombul Simit Köşeli Kalem - Yaşam Hikayeler

Bazı akşamlar, içimi kocaman bir heyecan kaplar. Okuldan yeni dönmüşümdür, hava daha aydınlıktır. Azıcık yorgunumdur, belki o gün matematikten yazılı olmuşuzdur. Önlüğümü yavaş yavaş çıkarırken annemin sesiyle kendime gelirim: Akşama deden gelecek! Bunu duyunca nasıl da sevinirim. Bütün yorgunluğum uçup gider. Hemen hayaller kurmaya başlarım. Dede deyince aklıma ilk gelen, şu bol susamlı tombul simitlerdir. Çünkü dedemin bize her gelişinde kolunun altında kese kâğıdına konulmuş sıcacık simitleri vardır.
Kapıdan içeri girer dedem. Bu büyük hediyesini bana uzatırken her seferinde, gözlerim ellerine takılır. Avuç içleri benek benek siyaha boyanmış yine. Sonra tırnaklarından biri veya ikisi muhakkak o mor lekelerden olmuştur. Çünkü benim dedem marangoz. Akşama kadar uğraştığı verniği bazen ellerine bulaştırır; kimi zaman çekici çiviye vurayım derken parmak uçlarına vurur. Onu böyle görünce nasıl da üzülürüm. Oflayıp puflamaları arasında bir kez daha ellerinin neden böyle olduğunu sorarım. Soluk soluğadır o, çok yorgundur:
— Çekiç vurdum parmağıma geçen gün, der. Bugün dolap da vernikledim…
Ben, biraz daha dikkatli olmasını söylerim. Üfler ellerini. Sonra kalın sesiyle giderek gürleşen bir kahkaha atar:
— Tamam, bundan sonra dikkat ederim, sen dedin ya.
İşte o zaman dünyalar benim olur. Bir dahaki gelişinde ellerinin ve parmak uçlarının bembeyaz olduğunu hayal ederim.
Bir de bana kalın ve köşeli marangoz kalemini vermesi yok mu? Dünyanın en kıymetli armağanıdır bu. Marangoz kalemleri sadece kırmızı renklidir. Nereden mi biliyorum? Dedeme sordum da ondan. Dedem, atölyesinde çalışırken onu kulağının arkasına takar. Ben bunu denesem de bir türlü kulağımda tutmayı beceremem.
Sonra ben sanırım ki dedem hep böyle tombul, hep böyle neşeli kalacak. Parmakları, çekiç değince morarsa bile zaman sonra iyileşecek. Vernikli ellerini tinere sokunca o siyah lekeler tamamen ellerini terk edecek. Hep böyle gidecek sanırım. Her şey böyle devam edecek.
Ama vakti gelince güneş batar ya hani, öğrendim ki insanlar da tıpkı onun gibi. Yani gün gelip dedem hasta olunca, tombul yüzü zayıflayıp o şen kahkahaları yerini hüzünlü tebessümlere bırakınca… Anladım güneşimin yavaş yavaş kaybolduğunu.
İşte o zaman açıp ellerimi dedem için dua ettim. Akşamları getirdiği sıcak simitlerin kokusu burnumda tüttü. Renk renk kalemlerim geçti gözümün önünden. Ama içlerinden en çok köşeli, kırmızı kalemi sevdim ben. Dua için açtığımda ellerimi, kocaman oldu ikisi de tıpkı dedeminki gibi. Baktım, bir tek o siyah lekeleri eksikti… alıntıdır

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 346
favori
like
share