Görme - Görsel Algılama Fotoğraf - Fotoğraf Eleştirmenliği

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de eleştiri, hangi sanat dalı veya disiplinle ilgili olursa olsun, içinden çıkılmaz, çelişkilerle dolu bir kısır döngüdür. Özellikle fotoğraf gibi diğer sanat dallarına göre geçmişi çok uzun yıllara dayanmayan bir sanat dalı için eleştiri olgusu ne yazık ki, toplumumuzda daha da az gelişmiştir (1). Fotoğrafların değerlendirilmesinde veya eleştirisinde çoğunlukla başvurulan dil, aşırı derecede yetersiz bir dildir. Bu dil sürekli olarak belirli sınırlarla kullanılır. Ya kompozisyon, ışık, kadraj, vs. gibi fotoğrafı teknik yönden eleştiren veya yorumlayan sözlerdir. Ya da daha sıklıkla fotoğrafın süper, çok iyi, güçlü, karmaşık, ilginç bir kare yakalamışsınız gibi övücü yargılardan oluşan bir dildir. Bunları eleştiri olarak kabul etmenin anlamı yoktur. Genel olarak ulusal veya uluslar arası fotoğraf yarışmalarının sonuçları ile ilgili gerekçeli bir karar yazılmaz. Ödül alan fotoğraflar neden ödül almıştır veya almamıştır. Diğer yarışmacılar ödüllü fotoğrafların değerlendirme kıstaslarını bilmelidirler ki bundan sonraki çalışmaların da bunu göz önüne alarak daha iyisini üretsinler. Jüri, seçtikleri fotoğrafın tekniği, kompozisyonu, estetiği, duygusu ve düşüncesi açısından değerlendirmesini ve puanlamasını yazılı olarak bildirirse kapalı kapılar ardında yapılan dedikodu tarzı eleştirileri de ortadan kaldıracaktır. Bu bizi aynı zamanda iyi fotoğrafın neden iyi, kötü fotoğrafın neden kötü olduğunu konusunda da aydınlatacaktır. Belki de fotoğraf eleştirmenliği konusunda insanları cesaretlendirecektir. Gerçi jürinin farklı olan düşüncelerini tek bir sonuç haline getirmenin zor bir durum olduğunu da belirtmekte gerekir.

Fotoğraf camiamızda ne yazık ki düzeyli ve gerçekçi eleştiriler yapılamamaktadır. Yapılan az sayıdaki iyi eleştiri de, özellikle muhatapları tarafından bazen hoş karşılanmamaktadır. Peki, bunun nedenleri ne olabilir? Fotoğrafın diğer sanat dallarına göre sanat olarak kabul edilmesindeki gecikmişlik veya güçlükler mi? Fotoğraf çekmeyen daha doğrusu yapmayan birinin fotoğraf eleştirisi yapamayacağı fikri mi? Veya fotoğrafın algılanıp onun yorumlanmasındaki zorluklar mı? Bu kişinin iyi veya kötü fotoğraf çekmesi veya fotoğraf yapmasıyla ilintili bir durum değildir. Fotoğraf ve fotoğraf eleştirmenliğini de ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Genel anlamda sıkıntı bir sanat eleştirisini kişinin içselleştirip kendi benliğine-varlığına bir nevi hakaret olarak algılamasıdır. Oysa ki sanatta veya fotoğrafta eleştiri ayrı bir uzmanlık alanını gerektiren bir uğraş hatta ayrı bir sanat alt dalı olmalıdır. John Berger’e göre eleştiri daima bir çeşit araya girmedir, sanat eseri ile kişinin arasına girmektir. Çoğu zaman pek az şey doğar bu araya girmeden. Ama arada bir eleştiri, yaratıcı bir nitelikte kazanabilir; bu eleştiricinin eseri algılama yeteneği ile birlikte eserin etkenlik gücüne bağlıdır (2).

E-panel’in konusu olan fotoğraf eleştirmenliği konusuna girmeden önce konunun temelini oluşturan bazı kavramları bilmemiz gerekir. Bu kavramlar görme, algı ve görsel algılamanın nasıl oluştuğudur. İyi bir görsel algılaması olmayanın iyi bir eleştirmen olması beklenemez.

Her insanın yaşadığı süre boyunca çevresinde bulunan uyarıcılara, duyu organlarıyla verdiği bir tepkisi vardır. Bu tepki belli bir süreç içinde gelişir. Bu insandan insana göre farklı özellikler gösterir. Bu durum insanın bilişsel süreci olarak adlandırılır. Kişi ilk olarak bu uyarıcılara duyularıyla farkındalık sağlar. Bu ilk sürece duyum denir. Duyumların beyinde çağrışım yoluyla oluşan şekline ise algı denir. Veya algı, nesnelerin bilinç düzeyimizde yarattıkları uyarımlardır. Çevremizle ancak bu uyarılar veya algılarımız sayesinde ilişki kurabiliriz. Dokunma, koklama ve tat duyuları yakındaki nesneleri, görme ve işitme ise bireyin uzağındaki nesneleri algılama biçimidir. Beyin, duyu organları ile elde edilen bilgileri ipuçları olarak değerlendirir ve onları yorumlama sürecini başlatır. Bu yorumlama bireyin aldığı eğitim, sosyo-kültürel, entellektüel düzeyine göre yeniden düzenlenir. Algılama, karmaşık bir süreçtir. Aslında her “bilgi edinme” veya yeni bir şey öğrenme algılama sürecinin kapsamını değiştirir ve geliştirir. Böylece kişisel bilgi birikimi oluşur. Her algı, bu bilgi birikimlerine göre yeniden şekillenir. “Sosyalleşme” olarak adlandırılan bu süreç, çelişkiyi, işbirliğini, ödül ve cezayı, davranışların kısıtlanmasını, engellenmesini içeren bir süreci oluşturur. Sonuç olarak bireyin içinde yaşadığı kültürel ortam, kişinin algılarının belirleyicisi haline gelir (3).

Görsel algı, diğer duyu algılarına göre en gelişmiş konumdadır. Bu durum bilinç düzeyindeki davranışlarımızın yaklaşık %99’unun belirleyicisi konumundadır. Jeanloup Sieff, “Görsel olarak okşamak istemediğiniz fotoğraf, iyi bir fotoğraf değildir.” diye belirtir (4). Bu algı yolundan emin olunmadığı zaman diğer duyulara özellikle dokunma duyusuna başvurulur. Dokunma duyusu genellikle görsel algının doğruluğunu denetleyen bir işlev üstlenir.

Konumuz fotoğraf eleştirmenliği olduğuna göre görme, görsel algı, fotoğraf ve bunların oluşturduğu gerçeklik üzerine düşünebiliriz. Algı, daha önce bahsettiğimiz gibi bireyin nesnelerden duyu organları ile elde ettiği verilerdir. Algılanan ise gerçekliğin önemli bir bölümünü oluşturan nesnelerdir. Bireyin algıladığı aslında nesnenin kendi varlığından çok onun oluşturduğu ve duyu organları ile elde edilen duyumsal verileridir. Gerçeklik söz konusu olduğunda nesnelerin kendi varlıklarından çok, onların oluşturduğu algıların varlığı önemlidir. Gerçekliğin bir anlamda yeniden sunumunu oluşturan bu algılar, algılananın fiziksel, kültürel, algılayanın psişik, fizyolojik, kültürel özelliklerine göre biçimlenmektedir (5). Bu da nesnelerin algılanabilir özelliklerinin farklı kişilerce, farklı değerlendirilmesine yol açmaktadır. Nesneler, değişik bireylere, değişik biçimlere veya aynı kişilere farklı zamanlarda ve durumlarda değişik görünürler. Kişinin bilinçlenme süreci geliştikçe algılama sürecide değişecektir. Algılama, seçicidir, bireyseldir, yaratıcıdır, tam değildir, her algının eksik kalmış bir yanı vardır, bu yüzden genelleştirilmiştir.

Gibson tarafından geliştirilen “Doğrudan Kayıt Kuramı”na göre “Bir resme veya fotoğrafa baktığımızda algılama sorunsuz bir süreçtir” (6). Çünkü duyularımıza ulaşan veriler somut ve zengindir. Nesnelerden gözümüze yansıyan ışık, nesne (doku, kontrast, şekil, hareket, vs.) hakkında yeterli bilgi verir. Bu anlamda algılama, dolaysız, tahmin, yorum ve çaba gerektirmeyen bir güce sahiptir. Yani herhangi bir resmin veya fotoğrafın algılanması, doğal bir çevrenin algılanması kadar kendiliğinden ve sıradan bir süreçtir. Ancak bu sanatsal veya eleştirel anlamdaki algılamayı içerdiği zaman böyle değildir veya böyle olmaması gerekir. Bir çok fotoğraf sitesinde yapılan yorumları böyle değerlendirebiliriz. Gombrich’in “Yapısalcı Kuramı”na göre ise resimlerin iki boyutlu düzlemler dışında bazı okuma süreçlerinin olması gerekmektedir. (7). Bu yüzden Gombrich, algılayanın yeniden sunulan nesne hakkında önbilgisi olması gerektiğini yoksa algıda bozukluğa yol açabileceğini belirtir. Ayrıca nesneler ve nesnelerin algılanabilir özellikleri de eser sahibi ve algılayıcısı tarafından farklı değerlendirilebilir. 1920’lerde Picasso’ya neden nesneleri oldukları gibi çizmediğini soranlara; “Zaten nesneler oldukları gibi değillerdir.” cevabını vermiştir.

Görme ile görsel algılama arasında ciddi anlamda fark vardır. Görme için fazla bir şey bilmenize gerek yoktur. Oysa görsel algılama yaparken bilgi birikiminiz ve yorumunuz önemlidir. O yüzden bazı fotoğrafları görürüz. Bazılarını ise görsel olarak algılayarak beynimizin bir köşesine yerleştiririz. Fotoğraf nesnesinin oluşturduğu imgesel veya simgesel veriler bize verilen ipuçlarıdır. Biz o ipuçlarını algılayarak fotoğrafı çözümleme yoluna gideriz. Fotoğraf üretildiği andan itibaren fotoğraf, fotoğrafçı, algılayan ve fotoğraf kullanıcısı tarafından farklı olarak gerçekliği sorgulanır. Herkesin algıladığı duruma göre fotoğrafın gerçekliği ve yorumu da farklı olacaktır.

Fizyolojik, psikolojik, fiziksel unsurlar ve entellüktüalite, algılama sürecinin ayrılmaz parçalarıdır. O yüzden “algılayan” karmaşık bir yapıya sahiptir. Aynı zamanda algılanan da en az o kadar karmaşıktır. Bu durum tek bir fotoğrafın başkaları tarafından farklı yorumlanmasında olduğu gibi fotoğraf yarışmalarında da önemli bir unsurdur. Farklı yapıdaki kişiliklerin algılayıcı olarak farklılıkları ve algılanan fotoğraflarında bir o kadar farklı olmasının sonuçlar üzerinde etkisi de farklı ve tartışmalı olacaktır.

Hiç bir şey gerçekten daha öte olamaz, çünkü her fotoğraf gerçeğin değiştirilmiş, yorumlanmış bir yansımasıdır. İnsanların kültürleri, tutkuları, deneyimleri, teknikleri, hayalleri, entellektüel birikimleri çektikleri fotoğrafları derinden etkiler (8). Her fotoğraf kendisini çeken kişinin hayatı anlayışı ve görüşü ile ilgili spesifik bir iz barındırır. İşte bu etkilerin ve fotoğrafın arkasındaki kişinin ne söylemek istediğini anlamak için fotoğrafı yorumlamak gerekir. Bir sanat yapıtının serüvenindeki üretenden izleyene doğru olan süreçte elbette ara konumda bulunan “eleştirmen” fotoğrafta da kuşkusuz aynı yerdedir. Doğal olarak sadece teknik anlamda bilgi sahibi olmasını bekleyemeyiz. Fotoğraf tarihi ve akımlarının yanı sıra diğer sanat disiplinleri ile de -resim, edebiyat, sanat tarihi – ilişkisi olmalı, fotoğrafın yapısal öğelerini biçim-içerik ilişkisi kurarak, kuramsal-kavramsal ve eleştirel yanını da ele almalıdır.

Başta da belirttiğimiz gibi fotoğraf eleştirmenliğini iyi veya kötü fotoğraf çekmekten veya yapmaktan ayrı değerlendirmek gerekir. Fotoğraf eleştirmenliği yapacak olanların görsel algılarını çok iyi geliştirmeleri gerekmektedir. Bir fotoğraf eleştirmeninin en önemli işi fotoğrafçılara gerçek düşmanlarını yani kötü fotoğraflarını yenmeye yardımcı olmaktır.

Ali İhsan ÖKTEN

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1737
favori
like
share
MAVi Tarih: 23.07.2009 01:04
sağolun..devamnı bekliyorum..