Dokuz Canlı - Tayfun Türkili - Tiyatro Metni - Tiyatro Oyunu - Tiyatro - Dokuz Canlı Tiyatro Oyunu - Tayfun Türkili Oyunları


DOKUZ CANLI
(Polisiye Komedi)
(İki Perde / 17 Tablo)

Yazan: Tayfun Türkili

Kişiler:
FARUK 40-45 yaşlarında.
GÜZİDE- Aynı yaşlarda, Faruğun karısı. Anaç bir kadın.
MİNE- 25 yaşlarında güzel, dişi, fettan bir kadın.
1.SEDYECİ- 40 yaşlarında bir Anadolulu.
2.SEDYECİ- 30 yaşlarında bir Anadolulu.
GARSON- 20 yaşlarında bir delikanlı.
TETİKÇİ- 40 yaşlarında, suratsız bir tip.
ADAM - 4-5 yaşlarında apartman komşusu.
1.PERDE / 1. TABLO
FARUK - MİNE - GÜZİDE


Dekor:

Dayalı döşeli zengin bir ev dekoru. Bir koltuk, sehpa vs. Sağda bir kapı, banyoya açılıyor. Solda bir kapı yatak odasına açılıyor. Tam ortada da salona açılan bir kapı. Sağda solda birer pencere. Salona açılan kapının bir yanında aynalı bir portmanto vardır. Vakit sabah. Perde açıldığında sahne boştur. Faruk, banyodadır. Banyodan abartılı bir şekilde Faruğun gargara sesi duyulur önce)


FARUK- (Sesi banyodan gelir) Sevgilimm!

(Ses çıkmaz. Faruk banyo kapısını açar, başını uzatır. Dişini fırçalamaktadır. )

FARUK- (Horoz gibi öter) Üü-ürüü üüü! Minee, hayatım uyan artık?

(Soldaki kapı açılır. Güzel bir kadın, kombinezonla gözükür. Yatakdan yeni kalktığı bellidir. Elbisesi elindedir. )

MİNE- Horoz gibi ötüp durma, kalktım işte. (Seksi bir vaziyette koltuğa oturur) Sen ne yapıyorsun?
FARUK- Dişlerimi fırçalıyordum.
(Faruk havluyla kurulanır, banyodan çıkar, kapıyı kapatır.)
MİNE- (esneyerek) Neden erken uyandırdın beni? Saat baksana daha sekiz bile olmamış. Erken kalkmayı sevmediğimi biliyorsun.
FARUK- Haklısın sevgilim ama biliyorsun karım her an için gelebilir. Dün annesini ziyarete gitmişti.
MİNE- (umursamaz) Gelirse gelsin umurumda bile değil.
FARUK- (şaşkın) Nasıl yani? Ne demek yani? Görürse görsün de demekle ne demek istiyorsun yani?
MİNE- (üstüne basarak) Senin bir sevgilin olduğunu görsün diyorum yani.
FARUK- Saçmalama Mine, hadi giyin de seni evine bırakayım.
MİNE- Hayır.

(Koltuğun birine oturur)

FARUK- Şaka yapıyorsun galiba.
MİNE- Hayır son derece ciddiyim. Karını bekleyeceğim.
FARUK- (gülerek) İyi de ne diyeceksin karıma?
MİNE- Pazarlamacı olduğumu söyleyeceğim. (Öfkeyle ayağa kalkar ve elindeki elbiseyi Faruğun üzerine atarak) Beni dinle Faruk efendi, ben senin canının her istediğinde yatağına koşacak kadınlardan değilim. Sıkıldım artık böyle yaşamaktan.
FARUK- (Elindeki elbiseyle kadına arkadan sarılarak) Lütfen sakin ol sevgilim. Çoğu gitti azı kaldı. Ne demişler; sabreden derviş muradına erermiş.
MİNE- (Kendisini Faruktan kurtararak) Git onu dervişlere söyle. (bağırarak) Ben senin bir yıldır evleneceğiz vaadiyle kandırdığın bir kadınım.
FARUK- Kandırmadım, kandırmıyorum da. Seninle evleneceğim Mine.
MİNE- Ne zaman?
FARUK- Karımdan boşanır boşanmaz.
MİNE (sertçe) Ne zaman?
FARUK- Boşanmayı kabul eder etmez.
MİNE- Ne zaman dedim?
CEMAL- Bilmiyorum (öfkeyle elindeki kadının elbisesini yere atarak) Allah aşkına ahret sualleri sorup ta canımı sıkma Mine.
MİNE- (öfkeyle) Yaa demek canın bu kadar kolay sıkılıyor ha? (Sesi giderek yükselir) Peki ya benim canım sıkılmıyor mu zannediyorsun? Tam bir buçuk yıldır, evleneceğiz diye beni oyalıyorsun ve ben ne zaman karından boşanacaksın da evleneceğiz diye sorunca canın sıkılıyor öyle mi?
FARUK- (sağa sola havaya bakarak) Daha yavaş konuşamaz mısın? Duvarlar ses geçiriyor.
MİNE- Şikayetini müteahhide söyle canım. Ayrıca duyacaklar diye de öfkeme gem vuramam. Beni oyaladığın yetti artık. Burama geldi. Artık bekleyecek halim kalmadı.
FARUK- Mine sevgilim...
MİNE- Sevgilim deme bana. Ben senin sevgilin değil metresinim.
FARUK- Saçmalama tatlım, sana aşığım ve sen de bunu çok iyi biliyorsun.
MİNE- Bildiğim tek şey, evlenme vaadiyle beni aldattığın ve şimdi de oyaladığın.
FARUK- Böyle konuşma, benimle tanıştığın zaman evli olduğumu biliyordun.
MİNE- Evet ama evliliğinden mutsuz olduğunu, karından ayrılacağını söylemiştin. Yalan mı?
FARUK- İnkar etmiyorum ki. Karımı sevmediğim, onunla mutlu olmadığım doğru.
MİNE- Madem öyle neden hala evlisin, neden boşanmıyorsun?
FARUK- Söyledim, boşanmaya razı değil.
MİNE- Neden razı değilmiş? Zorla evlilik mi olurmuş ayol? Bu memlekette demokrasi yok mu, insan hakları yok mu?
FARUK- Var ama bizim meseleyle bir ilgisi yok. Güzide keçi gibi inatçı, boşanmak istemiyor. Aldım karşıma güzel güzel konuştum. Aramızdaki sevgi ve saygının bittiğini, bu yüzden evliliğimizi daha fazla sürdürmenin bir anlamı kalmadığını anlattım.
MİNE- Peki ne dedi?
FARUK- Allah rahatlık versin, dedi ve gitti yattı.
MİNE- İnanılmaz bir şey, yani bir tepki göstermedi mi? Bağırıp, çağırmadı mı, ağlamadı mı?
FARUK- Hayır, trene bakar gibi baktı sadece.
MİNE- Belki de ne söylediğini anlamadı? Ya da şaka yaptığını sandı?
FARUK- Saçmalama, hangi koca karısına ayrılalım diye şaka yapar Mine?
MİNE- Manyak mı?
FARUK- Kim, karım mı?
MİNE- Şu anda konu o olduğuna göre elbette karını kastediyorum.
FARUK- Neme lazım Güzidenin bu güne kadar bir manyaklığını görmedim.
MİNE- (bağırır) Madem öyle neden tepki göstermedi? (yavaşça ama öfkeli) Aklı başında bir kadın, kocasının ayrılalım tepkisine Allah rahatlık versin demekten başka şeyler de söyleyebilirdi.
FARUK- Haklısın ama başka bir şey söylemedi işte.
MİNE- Peki benden söz etmedin mi? Bir başkasını seviyorum, onunla yaşıyorum demedin mi?
FARUK- Doğrusu söyleyemedim. Yani, netice itibariyle onun da bir gururu var. Üzmek, incitmek istemedim.
MİNE- Yaa, demek üzmek istemedin. Peki karının gururu var da benim yok mu, onun üzülmesinden korktun da benim üzüleceğimi düşünemedin mi?
FARUK- Şeyy, yani ben..Ben meseleye o gözle bakmamıştım.
MİNE- Hangi gözle bakmak istemedin?
FARUK- Bak sevgilim, Güzide benim on yıllık karım. Hamarattır, güzel yemekler yapar, hep güler yüz gösterir bana. Öksürsem hasta oldum diye üstüme titrer. Bir günden bir güne ütüsüz pantolon giydirmedi bana.
MİNE- Şimdi avazım çıktığı kadar bağıracağım.
FARUK- Aman ha. Duvarların zayıf olduğunu söylemiştim.
MİNE- Madem karın güler yüzlü, hamarat, iyi yemek yapıyor da neden benim yanımdasın ha? Neden ilişkiye girdin benimle.
FARUK- Şeyy, yani...
MİNE- Ben söyleyeyim. Karın eskidi ve artık sana eskisi kadar heyecan vermiyor öyle değil mi?
FARUK- Bak, doğru değil bu...
MİNE- Evdeki eskise de yine kalsın, temizliğini yapsın, yemeklerini pişirsin. Stepne niyetine bulduğun ben de sana karının tattıramadığı zevkleri tattırayım. (Koltuğun yastığını fırlatarak) Kahrolası erkekler, hepiniz aynısınız, hepiniz aynısınız.
FARUK- Hayır hepimiz aynı değiliz. Ben farklıyım.
MİNE- Yaa söyler misin senin farkın nedir Faruk bey?
FARUK- Ben karımı eskidi diye, hamaratlık yaparak beni ihmal ediyor diye boşamıyorum.
MİNE- Ya niye boşuyorsun?
FARUK- Seni sevdiğim için. Sana aşık olduğum için. Bunun karımın eskimesiyle bir alakası yok. Yani aslında eskidi tabi ama seninle ilişkiye girmemin sana aşık olmamın bununla bir ilgisi yok.
MİNE- Ya neyle var?
FARUK- Ne olduğunu ben de bilmiyorum ama on sekizlik delikanlılar gibi aşık oldum sana işte. Elimde olmayan bir şeydi bu. Sevdim seni işte.
MİNE- Seven insan evlenir. Ama senin buna yanaştığın yok.
FARUK- Yemin ederim ki boşanacağım Mine. Ama biraz zaman ver bana.

(Mine elbisesini giymeye başlar)

MİNE- Üzgünüm.
FARUK- Niye?
MİNE- Bu iş fazla uzadı artık. Benden paso. Bir daha birbirimizi görmeyeceğiz.
FARUK- (Kadına sarılmak ister) Hayır, buna katlanamam. Sana ne kadar tutkun olduğumu biliyorsun. Seni görmeden uyku bile uyuyamıyorum.
MİNE- (Faruktan sıyrılır) O zaman benimle evlenirsin.
FARUK- Evleneceğim. Namussuzum evleneceğim.
MİNE- Namussuz olmanı isteyen yok, kocam ol yeter.
FARUK- Olacağım.
(Mine giyinmesini bitirmiştir. Çantasını alır. Tam o sırada dışardan dış kapının açılma sesi duyulur. Her ikisi de irkilir.)

MİNE- Kim bu? Biri geldi galiba?
FARUK- Eyvahh! Mahvoldum. Karım bu.
MİNE- Niye mahvolacakmışsın canım, gelirse gelsin.

(Mine gülümserken, Faruk panik içindedir)

FARUK- Söylemiştim sana, biran evvel git, demiştim. Şimdi gidemezsin de. Hay Allah ne diyeceğim karıma?
MİNE- Gerçeği, sadece gerçeği söyleyeceksin.

(Faruk şaşkın bakarken, kapı açılır. Güzide girer. Orta yaşlarda makyajsız, kendisini evine ve kocasına adamış tipik bir kadındır. Telaşlıdır. Üzerini başını çıkartır, Minenin farkına bile varmaz)

GÜZİDE- Geldim işte. Allah bilir kahvaltı da yapmamışsındır sen. Şimdi hazırlarım. Ütülü pantolonunu bulabildin mi bari? Beyaz gömleğin askıdaydı, dün gitmeden önce yıkayıp ütülemiştim. Annemin çok selamı var Faruk. Önümüzdeki hafta kocanı da getir, dedi.

(Faruk ve Mine şaşkın Güzideye bakar. Güzide Minenin farkına varır)

GÜZİDE- A, misafirimiz varmış? Hoş geldiniz.
MİNE- Hoş bulduk.
FARUK- Şey Güzide, bu hanım...
GÜZİDE- Kusura bakmayın, geleceğinizi bilseydim evde olurdum. Dün Bursa’ya annemi ziyarete gitmiştim. Gidiyor muydunuz yoksa?
MİNE- Evet ama kalabilirim.
FARUK- (Mineyi kaldırmak ister) Zahmet etmeyin canım, bir başka gün yine gelirsiniz.
GÜZİDE- Oturun oturun şimdi size bir kahve yaparım.
MİNE- Peki. (Oturur)
FARUK- (Kaldırır) Gerek yok Güzide, yol yorgunusun...
GÜZİDE- Aman Bursa dediğin neresi ki yorulayım. Ben de içerim. Nasıl içersiniz?
MİNE- Orta şekerli olsun lütfen.

(Faruk karısına doğru hareket etmek ister, Güzide orta kapıdan çıkar. Faruk panik içinde gülümseyen Mineye hamle yapar)

FARUK- Kafayı mı yedin sen? Bir de karımla kahve içeceksin. Çabuk git buradan, çabuk.
MİNE- (Ayaklarını değiştirerek) Panik yapma, kadın kadına kahve içip fal bakacağız.
FARUK- Ne falı? (Kapıya bakarak) Sana hemen git diyorum.
MİNE- Hayır, bir daha böyle bir fırsatı ele geçiremem. Hazır karınla yüz yüze gelmişken, onunla konuşacağım.
FARUK- Ne konuşacaksın?
MİNE- Senin beni sevdiğini, aramızdan çekilmesi için boşanması gerektiğini...
FARUK- Tanrım, çıldırdın mı Mine? Yapamazsın.
MİNE- Öyle bir yaparım ki.
FARUK- Lütfen, yalvarırım. Sen söyleme. Ben söylerim. Ben ikna ederim, her şeyi anlatırım.
MİNE- Söz mü?
FARUK- Söz.
MİNE- Ne zaman konuşacaksın?
FARUK- Söz dedim.
MİNE- Ne zaman diye sordum?
FARUK- (Gözleri kapıda) Allah kahretsin, en kısa zamanda.
MİNE- En kısa zaman hangisi?
FARUK- Tamam tamam bu gün. Söz. Bu gün konuşacağım. Neticeyi sana telefonla bildiririm. Hadi yalvarırım karım kahveleri getirmeden git buradan.

(Mine ayağa kalkar, çantasını alır)

MİNE- Unutma söz verdin. Sen konuşmazsan yarın ben gelir konuşurum. Ve konuşacağımı da bilirsin.
FARUK- Tabi tabi bilirim. Hadi güle güle, hadi güle güle.

(Mine kapıdan çıkar. Faruk yalnız kalır ve kendisini koltuğa adeta atar)

FARUK- Manyak be, resmen manyak.

(Kapı açılır, elinde içinde üç fincanlı tepsiyle Güzide girer)

GÜZİDE- Kimmiş o manyak olan?
FARUK- (Koltuktan zıplayarak) Ha, ne, kim, anlamadım?
GÜZİDE- (Mineyi arayarak) Aa, nereye gitti?
FARUK- Kim? (hatırlar) Ha, şey mi?
GÜZİDE- Evet şey.
FARUK- Şey, o şey, şeye gitti. Yani gitti, yok işte.
GÜZİDE- Nereye gitti ayol?
FARUK- Ne bilim canım gitti işte. İşi varmış da işine gitti.

(Güzide kahvenin birini kocasına verir, koltuğa oturur, tepsiyi sehpaya koyar.)

GÜZİDE- Hay Allah ayıp oldu kadıncağıza.
FARUK- (şaşkın) Niye ayıp olmuş?
GÜZİDE- Aslında bizim ona gitmemiz gerekirken o bize gelmiş. Neyse, yarın bir kek yapar hoşgeldine giderim.
FARUK- (şaşkın) Hoşgeldine mi?
GÜZİDE- Evet.
FARUK- Ne hoşgeldiniymiş bu?
GÜZİDE- Ayol giriş katına yeni taşınan kadın değil mi bu? İnsan komşusuna hoşgeldine gitmez mi?

(Bir kaç saniye konuşmazlar. Faruk karısına itirafta bulunmak ister ama bunun sıkıntısını yaşamaktadır. Kravatını gevşetir, sigara alır tersden ağzına koyar, farkına varır çıkartır, tekrar tersten koyar. Sonra yakmaz, sehpaya bırakır)

FARUK- Güzide!
GÜZİDE- Efendim?
FARUK- Güzide!
GÜZİDE- Efendim?
FARUK- Güzide!
GÜZİDE- Adımı mı ezberliyorsun hayatım? (ara) Yoksa bana bir şey mi söylemek istiyorsun?
FARUK- (dramatik) Evet.

(Karısının ellerini eline alır)

GÜZİDE- Şeytan tırnakları çıkmış değil mi? Yarın maniküre gideyim.
FARUK- Konuşmamız gerekiyor Güzide.
GÜZİDE- Olur, konuşalım.
FARUK- Bak Güzide...
GÜZİDE- (Kocasına biraz daha başını yaklaştırır) Bakıyorum canım.
FARUK- Ayrılmamız gerekiyor Güzide.
GÜZİDE- (gülerek) Ciddi misin sen? Geçen günde söylemiştin böyle bir şey, ben şaka yapıyorsun sanmıştım. (Bir süre kocasına bakar, Faruk başını önüne eğer) Neden? Bir kusurumu mu gördün de boşanmaya kalkıyorsun?
FARUK- Yo yo bunun kusurla filan bir ilgisi yok.
GÜZİDE- Ya, neyle ilgisi var?
FARUK- Şey. Ben...Ben. Ben seni sevmiyorum artık.
GÜZİDE- Ay mesele bu muydu? Ben de bir şey sanmıştım ayol. Geçer geçer.
FARUK- (şaşkın) Ne geçer?
GÜZİDE- Her yaşlanan erkek zaman zaman böyle duygulara kapılır. Yeni aşklar, taze fidanlar arar ama sonra bundan vazgeçer. Tıpta buna andropoz diyorlarmış. (gülerek) Sen andropoz olmuşsun kocacığım.
FARUK- (sertçe, ayağa kalkar) Bunun andropozla maydanozla alakası yok Güzide. Evlilik sevgiye dayanır. Sevgi olmazsa evlilikte olmaz.
GÜZİDE- Dert etme ben seni seviyorum.
FARUK- Ama ben seni sevmiyorum.
GÜZİDE- Olsun, benim sevgim ikimize de yeter hayatım.
FARUK- Çıldırtma beni Güzide, tek taraflı sevgi olmaz. Ayrılmamız gerekiyor.
GÜZİDE- İyi ayrılalım. Ne zamandır Hüsnüye teyzeme gitmek istiyordum. Yarın gideyim bari. Öbürsü gün gelirim.
FARUK- (kızar) Güzidee, Güzidee! Ben böyle ayrılıktan söz etmiyorum. Boşanmak istiyorum. Mahkemeye gidip resmen ayrılalım, diyorum.
GÜZİDE- (Duvar saatine bakarak) Aaa saate bak işe geç kaldın ayol. (Ayağa fırlar, Faruğu da kolundan tutararak kapıya götürür) Hadi oyalanma, trafik sıkışıktır şimdi. Dikkatli sür arabayı. Andropoza girdiğin için kendini genç hissedebilirsin, sürat yapma, ışıklara riayet et.
FARUK- Bırak şimdi trafiği, ışığı filan Güzide, bu iş ciddi, ayrılmamız gerekiyor diyorum sana.
GÜZİDE- Aa kızıyorum ama bak, bir daha ağzından böyle laflar duymayayım. İnsan on yıllık evlilikten sonra evlilik müessesini yıkar mıymış ayol? Hadi al çantanı da işine git sen.

(Faruk çantasını alır kapıdan çıkar.)

GÜZİDE- (arkasından bağırır) Akşama geç kalma, yaprak dolması yapacağım.



(IŞIKLAR KARARIR. TABLO SONU)

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 3768
favori
like
share
sevil1903 Tarih: 07.07.2009 19:06
2. PERDE / 6. TABLO
FARUK - MİNE - GARSON


Dekor:
Kafeterya. Mineyle Faruk oturuyor. Mine sağa sola baktıktan sonra çantasından bir tabanca çıkartıp masanın altından Faruğa uzatır. Ama Faruk çay içtiğinden bunu görmez)

MİNE- Uzat elini.

(Faruk elini Mineye uzatır)

MİNE- Salak bana değil, masanın altına uzat ve tut.
FARUK- (Başka şey sanır, heyecanlanarak) Seve seve hayatım.

(Elini masanın altından uzatarak Minenin bacağını tutar. Bu sırada garson sahneye girer, ama Faruğun elini masanın altından uzatığını görünce yüzündeki şaşkın ifadeyle öylece kalır)

MİNE- Sapıklığın sırası değil. Bacağımı tut demedim. Aklın fikrin şeyde.
FARUK- Ya neyi tutayım?
MİNE- Elimdekini. Al hadi. Millete de çaktırma.
(Faruk görmeden eliyle Minenin elindeki tabancayı alıp çıkartır)

FARUK- Ne bu?
MİNE- (alaylı) Elma şekeri.
FARUK- (Tabancayı sağından solundan izler) Hayret hiç böyle tabancaya benzeyen elma şekeri görmemiştim.
MİNE- Delirtme beni Faruk. Tabanca bu tabanca.
FARUK- Sahici mi?
MİNE- Elbette sahici.
FARUK- (Korkuyla masaya bırakır) Amanın şeytan meytan doldurur.

(Mine öfkeyle tabancayı masadan alıp zorla Faruğun eline tutturur)

MİNE- Al şunu da sok bir yerine.
FARUK- Nereme?
MİNE- (Yukarıya bakarak) Tanrım, ne günah işledim de milyonlarca insanın yaşadığı bu şehirde bu salağı sevdirdin bana. (öfkeyle) Cebine sok cebine.
FARUK- (Cebine sokarken) Niye verdin bunu bana?
MİNE- Öldürmen için.
FARUK- Kimi?
MİNE- Yine salaklığın tuttu. Kimi olacak ayol, karını.
FARUK- Ka...Karımı mı?
MİNE- Evet neden korktun öyle? Sen karını öldürmek istemiyor musun? Bunun için defalarca teşebbüs etmedin mi?
FARUK- Şey evet ama, yani böyle...Tabancayla...(Tabancayı çıkartıp masanın üzerine koyar) Yo yo yapamam, katiller gibi cinayet işleyemem.
MİNE- Ay sevsinler. Zeka özürlü herif, karını zehirlemek istemedin mi, beşinci kattan aşağıya düşmesine sebep olmadın mı? Bu yaptıklarında başarılı olsaydın, katil olmayacak mıydın?
FARUK- O başka, bu başka.
GARSON- Ben işlerim.

(Mineyle Faruk önce garsona sonra da birbirlerine bakarlar)

MİNE- Sahi mi ayol?
FARUK- Sen kiralık katil misin?
GARSON- Hayır ama asgari ücretle çalıştığım için ek iş arıyorum. İyi para verirsiniz babamı bile öldürürüm.
FARUK- (Tabağa para bırakarak) O halde git babanı öldür.
MİNE- Defol.

(Garson korkar gider)

MİNE- Yapacağın tek şey karının karşısına geçip tetiğe basman.
FARUK- Yapamam Mine, kurbanlık koyun gibi öldüremem karımı. İsteme bunu benden.

(Tabancayı alıp çantasına koyar ve kalkarken Faruk durdurur)

FARUK- Dur, nereye gidiyorsun?
MİNE- Elveda.
FARUK- Ne demek istiyorsun? Bir daha görüşmeyecek miyiz yani?
MİNE- Öyle olsaydı Allahaısmarladık derdim. Elvedanın manası, sonsuza kadar görüşmeyeceğim demektir.
FARUK- Hayır olmaz, yapamazsın bunu. Seni sevdiğimi biliyorsun. Sen benim hayatımın en büyük heyecanısın. Ben sensiz yapamam.
MİNE- Bıktım artık bu masallardan. Sen ne yardan ne de serden vazgeçiyorsun. Sen kendini Kamer mi sandın? Çiçek sulamak istiyorsan git başka çiçek bul kendine.

(Kolunu Faruktan kurtarıp gitmek ister. Ama Faruk bırakmaz)

FARUK- Peki.
MİNE- Ne pekisi?
FARUK- Tabancayı ver.
(Mine şeytanca gülümseyerek masaya oturur. Çantayı açar, tabancayı çıkartır, sağa sola bakar sonra masanın altından uzatır)

MİNE- Al.
FARUK- Önce bacağını ellesem?
MİNE- (Gülerek) Ay yapma, görürler. Şimdi tabancayı al, karını öldrür, daha sonra neremi istiyorsan orasını elleyebilirsin.

(Faruk tabancayı alır. Beline takar.)

FARUK- Suç aletini verdiğine göre nasıl öldüreceğimi de söyle bari?

(Mine anlatırken Faruğun yüzünde korkulu mimikler oluşur)

MİNE- Karın uyuduktan sonra eve git. Yatak odasına girip tabancanın namlusunu karının şakağına daya ve tetiği çek.
FARUK- (Mineye sarılmak ister) O zaman koynuma girecek misin?
MİNE- Aklın fikrin şeyinde. Ayol acelen ne?
FARUK- Aklım fikrim orda olmasa karımı niye öldüreyim canım? Avans olarak şöyle küçücük bir elleme yapsam?
MİNE- Sırnaşma. Söyleyeceklerim bitmedi daha.
FARUK- Yahu daha ne kaldı ki, tetiği çekince Güzide ölecek işte.
MİNE- Sersem, sonra ne olacağını düşünmüyor musun?
FARUK- Düşünmez olur muyum? Sen benim olacaksın, karım olacaksın.
MİNE- Evet ama polis seni yakalamazsa.
FARUK- (korkuyla) Po..polis mi? Öyle ya, benden şüphelenirler değil mi?
MİNE- Eğer dediklerimi aynen yerine getirirsen şüphelenmezler.
FARUK- Ne yapmam gerekiyor?
MİNE- Cinayeti işledikten sonra parmak izlerini sil ve tabancayı karının eline tutuştur. Polis intihar ettiğini sansın.
FARUK- Sonra da seni çağıracağım ve karımın ölümünü yatakta kutlayacağız.
MİNE- Tamam tamam hele sen bir karını öldür de bakarız.
FARUK- (bağırır) Yaşasın aşk. Kahrolsun Güzide.


IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU










2.PERDE / 7. TABLO
FARUK - GÜZİDE - İKİ SEDYECİ


Dekor:
Ev dekoru. Salon hafif loştur. Kimse yoktur. Kapı gıcırtıyla yavaşça açılır. Faruk pembe panter müziğiyle pembe panter gibi içeriye süzülür. Elinde el feneri vardır. Sağa sola bakar. Sonra feneri yüzüne tutar. Gülümsemektedir. Kapıyı kapatır. Salonun ortasına gelir. Belindeki tabancayı çıkartır.


FARUK- Güzel. Güzide uyuyor. Bu onun son uykusu olacak. Temiz iş yani. Uyurken öldüreceğim. Hiç acı çekmeyecek.

(Yatak odasının kapısına yürürken, birden sehpanın üzerindeki vazoyu yere düşürür)

FARUK- Allah kahretsin.

(Hemen koltuklardan birinin arkasına saklanır. Gürültüye yatak odasının kapısı açılır. Güzide gecelik kıyafetiyle çıkar. Elinde sırık süpürge vardır)

GÜZİDE- Kim o? Kim var orada?

(Birden Faruk karısına ateş etmeye başlar)

GÜZİDE- Seni namussuz hırsız seni, evimi soyduğun yetmiyormuş gibi bir de ateş edersin ha? Şimdi görürsün gününü.

(Faruk hem ateş eder hem de evin içinde kaçar, kaçarken iskemle gibi bazı eşyaları devirir. Güzide sırık süpürgeyle ateşin üstüne gider ve Faruğu koltuk arkasında yakalayarak süpürgeyle vurmaya başlar)

FARUK- Ahh, dur, yapma, benim, ben Faruk.

(Güzide şaşkın durur. Gider salonun elektriğini yakar. Sahne aydınlanır. Salonda tam bir arbede havası vardır. Faruğun kafasında kocaman bir şiş vardır ve inlemektedir)

FARUK- Ahh, başım başım..Beynim kanamazsa iyi.
GÜZİDE- (şaşkın) Aman Allah’ım! Faruk! Sen miydin?
FARUK- Yok baban...Az kalsın öldürecektin beni be.
GÜZİDE- Kim? Ben mi, sen mi? Yüz tane kurşun sıktın bana ayol. Allah’tan iyi nişancı değilmişsin.
FARUK- Bu da şans işte, ne diyeyim.
GÜZİDE- Söylesene niye ateş ettin bana?
FARUK- Saçmalama Güzide ben sana neden ateş edeyim ki?
GÜZİDE- İnkara kalkışma Faruk. İşte, ateş ettiğin tabanca hala elinde duruyor.
FARUK- Canım ben ateş ettiğimi inkar etmiyorum. Evet ateş ettim ama seni hırsız sandım da ateş ettim. Peki sen neden sırık süpürgeyle bana saldırdın?
GÜZİDE- Hırsız sandığım için.
FARUK- Oh ne ala. Birbirimizi hırsız sanıp öldürecektik. (Eliyle başındaki şişi göstererek) Kafamı ne hale soktuğunu görüyor musun? El el değil, dul karı eli sanki.
GÜZİDE- Tabanca taşıdığını bilmiyordum. Nereden buldun?

(Kapı çalar. İrkilip kapıya bakarlar)

FARUK- Kim geldi acaba?
GÜZİDE- Kim olacak polislerdir.
FARUK- Ne..Po..Polisler mi?
GÜZİDE- Komşular tabanca sesini duydularsa..

(Güzide gider, kapıyı açar. Kapıda bizim sedyeciler görünür)

GÜZİDE- Aaa siz misiniz?
FARUK Kimmiş Güzide?
1.SEDYECİ- (Arkadaşıyla içeri girer) Ayilenizin sedyecisi.
2.SEDYECİ- Ben Şükrü.
1.SEDYECİ- Ve ben Hamit, sedyemizle 24 saat hizmetinizdeyiz.
FARUK- Yahu siz ne biçim insanlarsınız be. Sizden kurtulamayacak mıyım? Ne var niye geldiniz?
1.SEDYECİ- Size de heç yaranılmıyor yani. Tabanca sesi duyduk da ölü yaralı vardır deyi koşup geldik.
2.SEDYECİ- Allah’ın izniyle sedyeyi doldururuz dedik ama göründüğü kadarıyla gine elimiz boş dönecez.
GÜZİDE- İkimizin de bir şeyi yok canım, sadece birbirimizi hırsız sandık.
1.SEDYECİ- (Faruğun kafasındaki şişi görür) Anaaa! O da ne?
(Faruk şaşkın sedyecilere bakar)
FARUK- Ne var ne oldu?
1.SEDYECİ- Amanın benim gördüğümü sen de görüyon mu len Şükrü?
2.SEDYECİ- Yoo ne gördün Hamit ağabey?

(Sedyeciler konuşurken, Faruk şaşkın bir onlara bakar, bir eliyle kafasındaki şişi eller)

1.SEDYECİ- Daha ne ossun len, baksana adamın kafasındaki yumruya.
2.SEDYECİ- Eneee, hiç dikkat etmemiştim. Durumu gayetlene gritik, her an için gidebilir.
1.SEDYECİ- Gidebilir ni dimek, beyin travması geçiriyo, tut len sedyeye koyup hastanaye götürek.
FARUK- Hey hey saçmalamayın, benim bi şeyim yok.
GÜZİDE- Korkmayın canım ben sırık süpürgesiyle şişirdim.
1.SEDYECİ- Nee, hemi de sırık süpürgesiyle öyle mi? Garanti veririm kafatasında çatlak da vardır.
2.SEDYECİ- Hastanaya yetiştirdik yetiştirdik, yoksa helvasını yapabilirsin yinge.
1.SEDYECİ- Yatır len sedyeye Şükrü.

(Faruğu zorla sedyeye yatırmaya çalışırlar)

FARUK- Manyak mısınız be, bırakın beni, bırakın diyorum. Zorla götüremezsiniz beni.
GÜZİDE- Ayol alt tarafı bir yumru bir şey olmaz. Zahmet edip de yorulmayın.
FARUK- Ne sapık adamlarsınız be. İşiniz gücünüz sedyeye adam yatırmak. Gidin kardeşim, başkasının sedyeciliğini yapın. Bıktım sizden be, evde sinek öldürsek sesine geleceksiniz.
1.SEDYECİ- Yoo hakkımızı yime hemşerim. Tabanca sesini duymasak gelmezdik.
2.SEDYECİ- Hamit ağabey doğru deyo. Kim kime ateş etti bakim?
GÜZİDE- (kocasını göstererek) O bana ateş etti.
2.SEDYECİ- Di bakalım neden ataş ettin karına?
1.SEDYECİ- Ataş ettin de neden isabet ettiremedin?
FARUK- Size ne be, polis misiniz ki size hesap vereceğim?
1.SEDYECİ- Yoo, polis değeliz emme istersen polisi de çağırabiliriz. (eliyle para işareti yaparak) Öyle değel mi len Şükrü?
2.SEDYECİ- He valla, bi goşu garakola gidip gelirik.
FARUK- Tamam tamam. (Elini cebine atar para çıkartır) Alın da defolun hadi. Bi daha sizi evimde görüm namussuzum Osman'a şikayet ederim ha.
1.SEDYECİ- (Alaylı) O da kim? Sen tanıyon mu len Şükrü?
2.SEDYECİ- (Alaylı) Yoo? Kimmiş Osman?
FARUK- Kim olacak. Sağlık bakanınız.
1.SEDYECİ- (Ciddi) Yok yav. Gendisini tanıyon mu?
FARUK- Evet sınıf arkadaşımdır.

(Birden iki sedyeci hazırola geçerler)

1.SEDYECİ- Şinci iş tamamiyle denişti. Kaç oda burası?
GÜZİDE- Üç oda bir salon.
1.SEDYECİ- Eyi. Mademkine bakanımızın yakın arkadaşısınız, bundan böyle bahçada değel, evin içinde löbet tutacağız.
FARUK- Nee, ne dediniz?
2.SEDYECİ- Bize bi oda verirseniz...
FARUK- Aman ha aman, nöbet möbet tutmanızı istemiyorum. (Adamları arkalarından itekleyerek) Tek istediğim buradan gitmeniz ve bir daha da buraya gelmemeniz.
1.SEDYECİ- Tamam canım gelmeyiz. Ne haliniz varsa görün.
2.SEDYECİ- Size de eyilik yaramıyo.
1.SEDYECİ- Yörü len Şükrü gidiyok.
2.SEDYECİ- Yörüyelim bakalım, bu sefer de sedyeye bi şey goyamadık.
FARUK- Sedyeye koyamadınız ama cebinize koydunuz daha ne istiyorsunuz?

IŞIKLAR SÖNER / TABLO SONU



2.PERDE / 8. TABLO
FARUK-MİNE- GARSON- TETİKÇİ

Dekor:
Kafe dekoru. Mine ve Faruk oturuyor. Garson, masalarına çay koyuyor.


MİNE- Biliyor musun Faruk, Guinees rekorlar kitabına girecek bir insansın sen.
FARUK- Neden dolayı?
MİNE- Salaklığından dolayı.
FARUK- Sahi mi?
GARSON- Evet.

(Garsona bakarlar, bir şey demeden tartışmaya devam ederler)

MİNE- Bir de soruyorsun. Utan utan, tam sekiz kere karını öldürmeye teşebbüs ettin ama bir kere bile beceremedin. Tersine iki kere de ölümden döndün ayol.
GARSON- Ayıp valla.
MİNE-FARUK- Defol!

(Garson keklik gibi sekerek kaçar)

FARUK- Sedyecilere verdiğim avantaları da unutma. (öfkeyle ayağa kalkarak bağırır) Tam sekiz kere haraç aldılar benden.
MİNE- (kızar) Sus, otur yerine. İyi yapmışlar, karını öldürmeyi becerebilseydin avanta vermezdin.
FARUK- Ama sevgilim...
MİNE- Sevgilim deme, bunu söylemek için önce karını öldürmen gerekir. Öldüremediğine göre bana sevgilim deme.
FARUK- Peki demem. (bağırır) Ama bir gün diyeceğim. O gün benimle iftihar edeceksin.
MİNE- (Alaylı) Bunun için ne yapacaksın?
FARUK- Bir kere daha karımı öldürmeyi deneyeceğim.
MİNE- Boşuna zahmet etme hayatım. Bu işi ben elime alıyorum artık.
FARUK- Sen mi?

(Sahneye mafya giysili, şapkalı, çirkin yüzlü, çizgi elbiseli, olabilirse iri yarı bir adam girer. Şapkasını çıkartıp Minenin elini öper, Faruğa selam verir. Faruk şaşkındır. Mine gülümsemektedir)

MİNE- Buyrun oturun. Sizi bekliyordum.

(Adam Faruğun şaşkın bakışları arasında oturur)

MİNE- Tanıştırayım. Faruk bey. Gaffar bey.
FARUK- Memnun oldum.
TETİKÇİ- Aynen.
MİNE- Gaffar, tetikçidir hayatım.
FARUK- Yaa öyle mi, çok memnun oldum.
TETİKÇİ- Aynen.
FARUK- Hangi silahların tetiğini yapıyorsunuz?
TETİKÇİ- (şaşkın) Haa..
MİNE- Yine salaklığın tuttu hayatım. Beyefendi tetik imalatı yapmıyor. Kendileri kiralık katildir. .
FARUK- (anlamaz) Ne kadar güzel. (yerinden sıçrar) Neee? Ki..Kiralık katil mi?
MİNE- (Gaffara bakarak) İntikalde zaman zaman gecikmeler olabiliyor. Bu yüzden kendisi için fazla zeki diyemem. (Faruğa bakarak) Sağolsun Gaffar bey onca işinin arasında bizleri kırmadı buraya kadar geldi.
FARUK- Neden geldi?
MİNE- Karını öldürmek için.

(Faruk irkilir, ayağa kalkar. Gaffarı sağdan soldan inceler. Sonra dudak büker)

FARUK- Hayret. Hiç benzemiyor.
MİNE- Kime?
FARUK- Kiralık katile.
MİNE- Ya sen kime benzetmiştin?
FARUK- Bankasını boşaltan batık bankere.
MİNE- Saçmalama, Gaffar bey işinin ehli bir tetikçidir. Ustalarının bir kısmı mezarda, bir kısmı da Kartal ve Bayrampaşa’da yatmaktadır.
TETİKÇİ- Aynen.
FARUK- Referansları gayet iyi.
TETİKÇİ- İş adamı Muhteşem beyi tanır mısınız?
FARUK- Evet meşhur boya tüccarı. Ne olmuş?
TETİKÇİ- Son aldığı bankayı ben aldırdım ona.
FARUK- Yaaa nasıl yaptınız bu işi?
TETİKÇİ- (Tabancayı fora ederek) Bununla.
MİNE- Gaffarın ikna kabiliyeti müthiştir hayatım. İnsanların önce kimyasını daha sonra da fizik, biyoloji ve coğrafyasını değiştirir.
TETİKÇİ- Şu bin beş yüz siteli inşaat var ya.
FARUK- Evet.
TETİKÇİ- Müteahhite o ihaleyi ben kazandırdım.
FARUK- Tabi tabancanızla.
TETİKÇİ- (Başıyla onayladıktan sonra) Meşhur artist Melahat’i tanırsın değil mi?
FARUK- Nasıl tanımam. Hangi televoleyi açsam onu görüyorum.
TETİKÇİ- İyi, işte o kadını ben artist yaptım.
FARUK- Tabancanızla.
MİNE- Nedense çok etkili bir ikna aracı öyle değil mi sevgilim?
TETİKÇİ- Hacamat ettiklerimi, leş haline getirdiklerimi sayayım mı?
FARUK- Aman kalsın. Bu kadarı beni de ikna etti kardeşim.
MİNE- Güzel. Siz de işi kabul ediyor musunuz Gaffar bey?
GAFFAR- Öldürülecek kadının ev adresini ve kapı anahtarını verin bana.
FARUK- Ayıp olmazsa bir şey soracağım.
GAFFAR- Sor.
FARUK- İşinizi yarım bırakmazsanız değil mi?
GAFFAR- Nasıl yani?
FARUK- Yani, öldürdüklerinizi kesin öldürürsünüz, değil mi?
GAFFAR- Elbette öldürürüm.
MİNE- Şekerim, Gaffar beyi kendin mi sandın?
FARUK- Herhalde öldürdükleriniz içinde daha sonradan canlanan filan olmamıştır, değil mi?
GAFFAR- Asla. Sonradan hortlayan olduysa bilmem ama öldürdüklerim ertesi günü törenle mezarlığa defnedilmiştir. Kaldı ki endişe etmenize gerek yok, yaptığım iş bir gün garantilidir.
FARUK- Nasıl garantili yani?
GAFFAR- Diyelim ki ölmedi, ertesi günü gider bir daha öldürürüm.

IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU










2.PERDE / 9. TABLO
TETİKÇİ - GÜZİDE

Dekor:
Ev dekoru. Salon boştur.Gerilim müziği başlar. Bir kaç saniye sonra kapı açılır. İçeriye tetikçi girer. Sağa sola bakar. Sonra salonun ortalarına yürür. Masanın üzerine gider, bir vazoyu alır yere atarak kırar. Sonra bir koltuğun arkasına saklanır. Biraz sonra yatak odası kapısı açılır. Güzide çıkar. Gecelik giysisi vardır üzerinde. Sağa sola bakar.


GÜZİDE- Neydi o ses? (ara) Sanki bir şey kırıldı.

(Yürür, vazonun kırıldığı yeri görür. Eline alır)

GÜZİDE- Allah Allah, ne Faruk ne de kedi köpek yok, nasıl düştü de kırıldı bu?

(Birden tetikçi saklandığı koltuğun arkasından çıkar. Elinde bir ip vardır. Güzidenin boynuna takar ve sıkmaya başlar. Biraz sonra Güzide yere düşer. Tetikçi ipi cebine atar. Telefona gider. Numaraları çevirir, biraz bekler)

TETİKÇİ- Aloo. İş tamam. Mal iki seksen yerde yatıyor. Öldü tabi. Garantisi var dedim ya. İmamı çağırabilirsiniz.
(Tetikçi telefonu kapatır. Güzidenin yanına gider. Ayağıyla şöyle bir yoklar.)

TETİKÇİ- Allah rahmet eylesin.

(Yürür çıkar. Sonra sahne ışıkları azalır, sadece lokal bir ışık Güzidenin üzerinde odaklaşır)
(IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU)














2.PERDE / 10. TABLO
FARUK- MİNE - GÜZİDE - ADAM - İKİ SEDYECİ


Dekor:
Aynı dekor. Güzide yerde yoktur. Salon kapısı açılır içeriye önce Faruk girer.


FARUK- (Reverans yaparak Mineyi içeriye davet eder) Buyur sultanım. Artık bu evin kraliçesi sensin.
MİNE- (kırıtarak içeri girer) Ay çok mersi kocacığım.
FARUK- Rica ederim karıcığım.

(İçeri girerler, kapıyı kapatıp salona yürürler)

MİNE- Yarından tezi yok bu eşyalar değişecek Faruk.
FARUK- Emredersin karıcığım.
MİNE- Perdeler, halılar da değişecek.
FARUK- Tabi sevgilim.
MİNE- Avize de..
FARUK- Derhal tatlım.

(Salonun ortasına gelirler, sağa sola bakarlar)

MİNE- E hani nerede?
FARUK- Kim?
MİNE- Karın.
FARUK- Büyük bir ihtimalle cennette olabilir.
MİNE- Saçmalama ahretteki makamını sormuyorum. Cesedi nerede?
FARUK- (şaşkın) Ceset mi? (Sağa sola bakınır) Hakikaten ceset nerede?
MİNE- Sakın tetikçi giderken götürmüş olmasın?
FARUK- Yok canım, kendisiyle yaptığımız pazarlıkta nakliye bize aitti.
MİNE- Madem öyle nerede, peki?
FARUK- Belki de orta yerde kalmasın diye bir yere saklamıştır.
MİNE- Arayalım.
(Güldürü anlamında koltuk kanape altlarına yastık altlarına, sağa sola bakarlarken, birden yatak odası kapısı açılır, Güzide çıkar. Elinde tabanca vardır)

GÜZİDE- Birini mi arıyordunuz?
FARUK- (anlamaz) Evet karımın cesedini.

(Mineyle Faruk şaşkınlık içinde yerden kalkarlar)

FARUK- Güzide.
MİNE- Olamaz, yaşıyor.
GÜZİDE- Demek öldüğümü sanıyordunuz?
FARUK- İyi ama nasıl olur? Tetikçi seni öldürdüğünü söylemişti.
GÜZİDE- Doğru söylemiş. Boynuma doladığı ipi biraz daha sıksaydı şimdi ölmüş olacaktım.
FARUK- Vay namussuz herif, bir de bir gün garantisi var, demişti.
GÜZİDE- Ama asıl yaşamama sebep kim biliyor musun Faruk?
FARUK- Sakın sedyeciler deme, yoksa düşüp bayılırım şimdi.
GÜZİDE- Ne yazık ki onlar sevgili kocacığım. Bizden bir ses, bir gürültü gelmeyince merak edip gelmişler, ben can çekişirken onlar beni hayata kavuşturdu.
FARUK- Alçaklar, namussuzlar, reziller, utanmazlar, kaç kere işimize karışma demiştim onlara.
GÜZİDE- Cık cık cık ne kadar ayıp. Hayatımı kurtaranlar alçak ve namussuzsa çok merak ediyorum sen nesin, Faruk?
MİNE- Bana olan aşkından gözü dönmüş birisi.
GÜZİDE- Yanılıyorsun şekerim, sadece yaşlılık sendromuna girmiş, taze çiçek sulamak isteyen bir Kamer o.
FARUK- Güzide, o tabancayla ne yapmayı düşünüyorsun?
GÜZİDE- Anlamadın mı?
FARUK- Yoo.
MİNE- (bağırır) Öldürecek bizi, karın bizi öldürecek Faruk.
FARUK- Saçmalama sadece korkutmak istiyor.
GÜZİDE- Yanılıyorsun hayatım.

(Bir el ateş eder.)

FARUK- Ahh.

(Faruk yere düşer. Mine çığlık atarak Faruktan uzaklaşır)

MİNE- Sen..Sen öldürdün onu. Kocanı öldürdün.
GÜZİDE- Kızma güzelim, üzüldüysen seni de onun yanına göndereyim.

(Bir el de Mineye ateş eder)

MİNE- Ahhh!

(Mine de yere düşer. Love Story müziği çalarken, Mine ve Faruk yerde sürünerek birbirlerine yaklaşırlar, ellerini tutmak isterlerken ölürler. Güzide tabancanın kabzasını eteğinle sildikten sonra Minenin avucuna verir. Sonra geriye çekilip yerdekilere bakar)

GÜZİDE- Tam bir aşk intiharı.

(Kapı çalınır. Güzide kapıya bakar. Saçını başını üstünü değiştirir, aynaya bakarak ruj sürer sonra kapıya gidip açar)

GÜZİDE- Gel sevgilim.

(Kapı açılır içeriye garson girer.)

GARSON- Tamam mı?
GÜZİDE- Tamam sevgilim, ikisi de öldü. Artık evlenmemize bir engel kalmadı.
GARSON- Seni seviyorum.
GÜZİDE- Ben de seni seviyorum.

(Birbirlerine sarılırlar, öpüşürler. Sonra ayrılırlar. Güzide aşığının elinden tutar)

GÜZİDE- Kocamın mirasını alayım sana bir ev, bir de araba alırım. Hadi gidelim buradan. Polis tahkikat yaptığında benim evde olduğumu öğrenmemeli. Sabaha karşı geldiğim zaman arar cesetleri bulduğumu söylerim.
(Garson önden yürür çıkar, Güzide kocasının cesedine bakarak)
Üzgünüm Faruk. Sadece yaşlılık sendromuna giren sen değilsin kocacığım. Zengin olsaydım ben seni boşardım. (eliyle veda işareti yapar) Gidiyorum. (Eliyle kulağını göstererek) Duyamadım canım? Nereye mi? (Kahkaha atarak) Çiçek sulamaya. Hep erkekler sulayacak değil ya.

(Kırıtarak yürür, kapıyı açar gider. Kapı açık kalır. Bir kaç saniye derin bir sessizlik.Sonra kapı yavaşça aralanır. Sedyecilerin başları gözükür)

1.SEDYECİ- Aloo. (ara) Kimse yok galiba. Gel len Şükrü.

(İçeri girerler. Sedye ellerindedir)

2.SEDYECİ- Ölü yok, yaralı yok, kavga yok, gürültü yok, niye geldik ki Hamit ağabey?
1.SEDYECİ- Ayilenin sedyecisi değel miyiz len, ayrıcana bakanımızın da sınıf arkadaşıymış, gontrol etmek görevimiz. Sonra herifin az parasını almadık.

(Yürürler ve yerde yatan cesetleri görürler)

2.SEDYECİ- (heyecan) Amanın şuraya bak Hamit ağabey. Benim gördüğümü sen de görüyon mu?
1.SEDYECİ- (Sevincinden zıplayarak) Hemi de iki tane. Allah’ın işine bak, biz bire razıyken iki dene ceset bulduk.
2.SEDYECİ- Eyi de sedye bi tane Hamit ağabey.
1.SEDYECİ- Dert ettiğin şeye bak, koy sepete oğlum.
2.SEDYECİ- Atalarımız ne güzel demişler değel mi Hamit ağabey?
1.SEDYECİ- Ni demişler?
2.SEDYECİ- Kırkından sonra azanı teneşir paklar demişler.

SON
sevil1903 Tarih: 07.07.2009 19:04
1.PERDE / 6. TABLO
FARUK-MİNE-GARSON


Dekor:
Sahne önü kafeterya dekoru. Bir masada oturuyorlar. Garson çayları masaya koyuyor.


MİNE- Biliyor musun Faruk sen sersemin, aptalın, salağın, geri zekalının, daha başka ne diyeyim, şu anda aklıma gelmeyen her şeyin tekisin, sen.
GARSON- Devamını ben getirebilir miyim?
MİNE- Neyin?
GARSON- Zekayla ilgili zekasız kelimelerin.
FARUK- Defol.

(Garson korkar, ayrılır, uzağa gidip durur)

FARUK- Mine, sevgilim, aşkım...
MİNE- Sus, bana aşkım maşkım deme, beceriksiz herif. Üç kere denedin bir keresinde bile öldüremedin karını.
FARUK- Kabahat bende değil sevgilim. Akrebi satan pezevenkte. Zehirsizini vermiş.
MİNE- Peki fare zehirli çorbaya ne diyeceksin bakim?
FARUK- Dalgınlığıma geldi bir tanem. O sırada bir kapı, bir telefon çalıp duruyordu. Ne bilim Güzidenin çorbayı içmekten vazgeçip de önüme koyduğunu. Ben de önümde etli bamya var diye çorbaya kaşık sallamışım.
MİNE- Senin böylesine beceriksiz olduğuna inanamıyorum. Öldüreyim derken ölüyordun. İnanılmaz bir adamsın Faruk. Neden salaklar derneğine üye olmuyorsun ki?

(Faruk Mineye sarılmak ister)

FARUK- Böyle söyleyip de moralimi bozma sevgilim. Önünde sonunda Güzide ölecek ve sen benim olacaksın.
MİNE- (Faruktan sıyrılır) Umarım o zamana kadar yaşlanmayız.
FARUK- Hayır, yarın bitecek bu iş. Sana söz veriyorum yarından sonra nüfus kütüğünde Güzide diye bir isim olmayacak artık.
MİNE- (alaylı) Sahi mi, ne yapacaksın da Güzide diye birisi nüfus kütüğünden silinecek?
FARUK- Yarın arabamı vereceğim ona. Ama frenlerini bozarak. Nasıl planım ama?
MİNE- Plan iyi de, bakalım sen becerebilecek misin?
FARUK- Frenleri bozmak benim için çocuk oyuncağı sevgilim. Fren hidrolik yağını boşaltacağım, Güzide frene basmak isteyince de küt.
MİNE- Kütt küt de ölecek mi, bakalım?
FARUK- Garanti veririm. Güzide çok süratli araba kullanır. Bu sefer kurtulamayacak.
MİNE- Umarım kurtulamaz. Eğer o ölümden kurtulursa sen benim elimden kurtulamazsın.
FARUK- (Mineye sarılır) Senden kurtulmak isteyen kim Mine, ben senin için canımı bile veririm sevgilim.
MİNE- (Yumuşar) Evlenince bana da araba alacaksın değil mi?
FARUK- Tabi alacağım. Ne istersen. Yat, kat, at.
MİNE- Atı ne yapacağım ayol. Bir evle bir araba yeter.
FARUK- Tapuyla ruhsatı cebinde bil sevgilim.
MİNE- Göreceğiz. (Saate bakar) Ben gideyim. Sen iyi haberi bana telefonla verirsin.
FARUK- Peki sevgilim.

(Mine sandalyeden kalkar. Faruk arkasından yakalar, öpmek ister)

FARUK- (dudaklarını uzatarak) Küçük bir avans rica edebilir miyim.
MİNE- Karın ölmeden olmaz. Bay bay.

(Mine kırıtarak yürür ve uzaklaşır. Faruk yalnız kalır.)

FARUK- Bu sefer kurtulamayacaksın Güzide. Kerizliğimden üç sefer kurtuldun ama bu sefer öleceksin. Hiç kimse freni tutmayan bir arabadan kurtulamaz.

IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU



1.PERDE / 7. TABLO
FARUK - 2 SEDYECİ - GÜZİDE


Dekor:
Ev dekoru. Faruk heyecanla bir aşağı bir yukarı yürümektedir. Bazen durur, telefona bakar, bazen de kapıya. Bir ara saatine bakar.


FARUK- (öfkeyle) Allah kahretsin gideli yarım saat oldu, hiç frene basmadı mı bu kadın be? Bas bir kere be bas. Bas ta mutluluğumu geri ver bana. Sakin ol Faruk, sakin ol. Sinirlenmenin zamanı değil. Güzide bu sefer ölecek. Kesin kes ölecek. Birazdan telefon çalacak ve bir ses bana: Üzgünüm bayım ama eşiniz geçirdiği trafik kazası sonunda vefat etti, diyecek. (Oynayarak) Ah ben de ne üzüleceğim, ne üzüleceğimm..

(Faruk oynarken telefon zili çalar)

FARUK- (heyecanla) İşte, kader anı. Sonunda beklediğim haber geldi.

(Hızla telefona yürür ve ahizeyi kaldırır)

FARUK- Buyrun. Kimi aradınız? Sünnetçi Sunullahı mı? Yanlış kardeşim, burası sünnethane değil. Neresi mi? Elinin körü.
(Telefonu hızla kapatır. Öfkeyle bakar. Tekrar telefon çalar. Hızla açar)

FARUK- Aloo. Ulan başlattıracaksın usturandan şimdi. Doğru dürüst çevirsene aradığın yeri, dangalak.

(Öfkeyle kapatır.)

FARUK- Manyak mıdır nedir, ikidir sünnetçi diye arıyor.

(Tekrar telefon çalar. Hızla ahizeyi açar)

FARUK- Bana bak telefon sapığı, burası (yumuşar) Ah Mine sen misin sevgilim? Kusura bakma ikidir birisi sünnetçiyi arıyor benim numaramdan. Güzide mi? Maalesef henüz bir haber alamadım sevgilim. Telefon başında bekliyorum. Merak etme müjdeli haberi alır almaz arayacağım seni.
(Kapı zili)
FARUK- Kapı çalıyor. Belki Güzideden bir haber gelmiştir. Seni sonra ararım.

(Telefonu kapatır, heyecanla kapıya gider. Tam açacakken vazgeçer. Portmantonun aynasına bakarak, ağlamaklı, üzüntülü bir adamın yüzüne bürünür. Kapıyı açar. Önde 1. Sedyeci, arkasında 2. Sedyeci. Sedyedeki gözükmez.)

FARUK- Nee, siz ha?
1.SEDYECİ- Niye şaşırıyon ki, gide gele hemşeri olduk.
FARUK- Kim çağırdı sizi?
2.SEDYECİ- Heçç, geçerkene şöyle bi uğrayalım, ölen kalan var mı dedik? Öyle değel mi Hamdi ağabey?
1.SEDYECİ- Yörü len Şükrü.

(İçeri girmek isterler. Faruk engeller)

FARUK- Ağır olun bakalım, içeriye giremezsiniz.
2.SEDYECİ- Sen bilin, biz de sedyenin içindekini kapının önüne koruz.
FARUK- Durun bir dakika. Sedyede kim var?

(Güzide sedyeden doğrulur. Kaza geçirmiş perişan bir hali vardır. Elinde de direksiyon)

GÜZİDE- Ben varım kocacığım.
FARUK- (şaşkın) Neee, Güzidee!
GÜZİDE- Küçük bir kaza geçirdim Faruk. Geriye bir bu direksiyon kaldı.
FARUK- İnanamıyorum. Kurtuldun demek?
1.SEDYECİ- Kurtulur tabi. Kaç kere diyeceğim beyim, bunlar dokuz canlı olur diye.

(Faruk düşüp bayılırken ışıklar kararır)


1. PERDE SONU
2.PERDE / 1.TABLO
FARUK - MİNE- GARSON

Dekor:
Kafeterya dekoru. Mine ve Faruk oturmakta. Mine son derece öfkelidir, çayından her yudum alışında söylenmektedir. Garson sahnede durmaktadır.

MİNE- (Bir yudum alır) Yok bu kadın ölmeyecek. (bir yudum alır) Kedi gibi ayol, tıpkı kedi gibi. (bir yudum alır) Biz bu kadını öldürelim derken biz öleceğiz vallahi. (bir yudum alır) Ay fenalıklar geliyor bana. İyi saatte olsunlar geliyor. (bir yudum alır) Neden ölmedi peki? (bir yudum alır) Akrepten kurtuldu. (bir yudum) Zehirli çorbadan kurtuldu. (Bir yudum) Elektrikli küvetten kurtuldu. (Terlemiş gibi göğsünü bağrını açarak) Yüce divandan kurtulan parti liderlerini geçti ayol. (Kendisini dinleyen Faruğa bakar)Trene bakar gibi ne bakıyorsun öyle? Bir şeyler yap ta kurtul şu karından.
FARUK- Keşke kurtulabilsem sevgilim...
MİNE- (Kriz geçirir gibi) Sevgilim deme bana, sevgilim deme. Kaç kere söyleyeceğim, önce karını öldüreceksin ondan sonra sevgilim diyeceksin.
FARUK- Peki peki.
MİNE- Ne pekisi?
FARUK- Güzideyi öldüreceğim.
MİNE- Nasıl ve neyle? Bundan önce dört kez teşebbüs ettin, beceremedin. Şimdi nasıl öldüreceksin?
FARUK- Demokraside çare tükenmez demişler.
GARSON- Tebrik ederim. Tam katillere yakışan demokratça bir laf.

(Farukla Mine şaşkınca bakarlar)

IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU

















2.PERDE / 2. TABLO
FARUK - GÜZİDE - ADAM - 2 SEDYECİ


Dekor:
Ev dekoru. Güzide çekyatta yatmaktadır. Başı ağrıdığı için alnına ıslak tülbent koymuştur.


GÜZİDE- Öldürecek bu baş ağrısı beni, öldürecek. (bağırır) Farukk nerede kaldın, alt tarafı bir aspirin getireceksin.
FARUK- (Sesi odadan gelir) Getiriyorum karıcığım.

(Kapı açılır Faruk girer içeriye. Üzerinde ropteşambır vardır. Elinde su dolu içinde beyaz mayi olan bir bardak vardır.)

GÜZİDE- Getir şu aspirini ölüyorum, ölüyorum.
FARUK- Nerdeee o günler?
GÜZİDE- Ne dedin?
FARUK- Şey dedim. Yani başının ağrımadığı o eski günler nerde demek istedim. Al iç hadi.
GÜZİDE- Ne var bu bardağın içinde? Ben senden aspirin istemiştim.
FARUK- Bu da aspirin. Eritmeli. Ağrıya tam müdahale ediyormuş. İç hadi.
(Güzide başını kaldırır içer, bardağı verir. Sonra tekrar yatar. Esner.
Faruk karısının başucuna oturur. )
GÜZİDE- (esneyerek) Ay birden üstüme bir ağırlık çöktü.
FARUK- Uyu sen de canım. Nasıl olsa uyumayacak mısın?
GÜZİDE- (esneyerek) Yatağa gidecek halim yok. Burada uyuyacağım.

(Gözlerini kapar ve uyumaya başlar)

FARUK- Yaşasın bu sefer başardım galiba. Aspirin diye yirmi tane uyku hapı içirdim Güzideye. Bu sefer kesin kurtulamaz. Uyur uyur sonra da ölür.

(Ayağa kalkıp söyleyip oynamaya başlar)

FARUK- Uykuda mısın sevgili yarim, uyann uyan!

(Birden Güzidenin abartılı yüksek horultusuyla irkilir, durur, bakar)

FARUK- Çüşşş! Bu ne biçim horlama be. Yerini mi yadırgadı ne? Neyse horla bakalım. Nasıl olsa fazla uzun sürmeyecek. Birazdan ne horultu ne bir şey kalacak. Kanatlanıp gideceksin karıcığım. (heyecanla, elini cebine atar) Vay canına az kalsın unutuyordum. (Uyku hapı tüpünü çıkartır) Şunu da yanına koyayım, polis gelince intihar ettiğine inansın.

(Tüpü Güzidenin yanına koyar. Sonra da gidip telefonun ahizesini kaldırır. Numaraları çevirir. Biraz bekler.)

FARUK- (Yılışık) Alo, Mine, sevgilim, aşkım. (bozulur) Ne Necati’si be? Benim Faruk. Eğer bana ihanet ediyorsan bil ki öldürürüm seni. Önce karımı mı öldüreyim. (gururla) Merak etme onun işi bitti canım. Şimdilik horul horul uyuyor. Ama birazdan ölecek. Çünkü, tam on tane uyku hapı içirdim ona. (sevinçle) Artık benimsin, benimsin Mine.

(Kapı zili)

FARUK- (Kapıya bakarak) Kapı çalıyor sevgilim. Ne bilim, beklediğim kimse yok. Seni sonra ararım.

(Telefonu kapatır, kapıya gider ve açar. Kapıda iri yarı, öfkeli, pijamalı biri vardır.)

ADAM- Ayıptır Faruk bey, gecenin bu saatinde çamaşır mı yıkanır yahu? Allah’ın gündüzü torbaya mı girdi?
FARUK- (şaşkın) Ne çamaşırı? Biz çamaşır filan yıkamıyoruz Nizamettin bey?
ADAM- Madem öyle bu gürültü ne kardeşim?
FARUK- Haa anladım. Karım uyuyor da..Onun horultusu.
ADAMK- Sen mi susturacaksın, ben mi susturayım?
FARUK- Niye susturacakmışım?
ADAM- Kulakların sağır mı be adam? Şu horultuya bak, bütün apartman ayağa kalktı.
FARUK- E ne var ne olmuş? Bu memlekette insanın horlama özgürlüğü var.
ADAM- Benim de uyuma özgürlüğüm var. Bu ne biçim horlamak be. Deprem oluyor diye dışarıya fırladık. Sustur karını yoksa...(susar)
FARUK- Yoksa ne yapacaksın?
ADAM- Karakolu arayacağım.

(Adam gider, Faruk kapıyı kapar, karısının yanına gelir. Birden heyecanlanır)

FARUK- Eyvahh, Nizamettin denen namussuz karakolu ararsa mahvolurum.
Karıma uyku hapı verdiğim anlaşılır. (Sağa sola yürür durur) Hay Allah
ne yapsam? Sırası mıydı ulan Nizamettin? Bir iki saat daha şu horlamayı duymasan ölür müydün, pezevenk? Nasıl olsa ölecekti karım. (Horlayan
karısına bakar) Bunun öleceği möleceği yok. Çaresiz ambulans çağırıp
hastaneye kaldırıp midesini yıkatacağım. (Telefona yürür. Ahizeyi
kaldırıp, numaraları çevirir) Alo, Hızır servis mi? Bir ambulans rica
ediyorum. Niye mi? (alay eder) Emirgan’a çay içmeye gideceğim de.. (sertçe) Ambulans neden istenir kardeşim, evde acil bir hasta var da onun için istiyorum. Neyi mi var? Uyku hapı içmiş. Tamam söylüyorum. Krizantem sokak. Demek adresimi ezberlediniz artık. Tamam hemen gelin lütfen. (Telefonu kapatır. Karısının yanına gider. Ona bakarak söylenir)
Ulan Güzide yine ölümden kurtuldun. Ben seni nasıl öldüreceğim be? Şimdi işin yoksa, Mineden azar işit. Artık ne salaklığımı, ne sersemliğimi bırakır. Öfff öf? Nerden sevdim şu Mine kaltağını bilmem ki. Onun yüzünden başıma ne işler açtım? (Kapı zili) Mutlaka yine Güzidenin
horultusundan rahatsız olan bir daire sakinidir. Ulan müteahhit Allah senin canını alsın, ne vardı duvarları bu kadar zayıf yapacak. Yellensen yan daireden duyuluyor.

(Yürür, kapıyı açar. Sedyeciler kapıda durmaktadır)

FARUK- Olamaz, gözlerime inanamıyorum.
1.SEDYECİ- Yörü len Şükrü.

(Faruğun üstüne yürürler, Faruk yere düşer, üzerinden geçip salona girerler. Faruk ayağa kalkar, kapıyı kapatıp, peşlerinden gelir)

FARUK- Yahu gecenin bu saatinde sizin işiniz ne be? Uyumaz mısınız hiç?
1.SEDYECİ- (gururla) Biz nöbetçi sedyeciyiz.
FARUK- Nöbetçi eczane gibi, yeni mi çıktı bu usul?
2.SEDYECİ- Avrupa topluluğuna giriyok ya. Artık her şeyin bi nöbetçisi var.
1.SEDYECİ- Niye çağırdın bizi hemşerim?
FARUK- (karısını işaret ederek) Görmüyor musunuz?
1.SEDYECİ- Hey maşşallah be, hey hey. Acayip horluyo valla.
2.SEDYECİ- Dıraktör yanında halt etmiş ha.
1.SEDYECİ- Benim karı böle horlayacaktı anında boşardım.
FARUK- Denedim ama razı gelmedi.
2. SEDYECİ- Ben boşamaz öldürürdüm.
FARUK- Onu da denedim ama..(kendine gelir) Öyle aptal aptal bakacağınıza sedyeye koyup hastaneye götürün. İşiniz gücünüz köşe yazarları gibi yorum yapmak.
1.SEDYECİ- Yoo şinci olmadı işte hemşerim.
FARUK- Ne olmadı?
1.SEDYECİ- Sen bizi dahdırevan taşıcısı mı sandın? Öyle yağma yok, bu sedyeye binmek için ya ölü ya da hasta olacaksın.
2.SEDYECİ- Milletvekili de olabilirsin.
1.SEDYECİ- Gördüğümüz kadarıyla sen de karın da maşallah bayır turbu gibisiniz.
FARUK- Size öyle geliyor. Karım uyku hapı içti.
1.SEDYECİ- Yani şinci sen bizi bunun için mi çağırdın?
FARUK- Evet.
2. SEDYECİ- Sen dövletin ambulansını limuzin mi sandın hemşerim. Canın sıkıldıkça çağırıp duruyon. Ne olmuş yani karın uyku hapı içmişse? Varsın uyusun.
FARUK- Anlamadınız galiba. Uyku hapı içti derken, bir tane değil, bir tüp birden içmiş.
2.SEDYECİ- Yok yav.
FARUK- Evet, biran evvel hastaneye götürüp midesini yıkatmamamız gerekiyor.
1.SEDYECİ- Ha şo mesele. Şinci anladım. Hastanaya gerek yok canım, biz de yıkarız.
FARUK- Kimi?
2.SEDYECİ- Karını.
FARUK- Ne!
1.SEDYECİ- Yani midesini.
FARUK- Şaka mı yapıyorsunuz?
1.SEDYECİ- Töbe. Dıp ilmiyle şaka mı yapılırmış?
FARUK- Peki nasıl yıkayacaksınız mideyi?
2.SEDYECİ- Çamaşır suyuyla. (Elinde şişe varmış gibi oynayarak) Ace’yle artık her şey daha beyaz.

(Faruk şaşkın bakar)

1.SEDYECİ- (Faruğa) Reklamları seyrede seyrede sapıttı. Karını kusturacaz beyim. Bölece içtiği hapları dışarıya çıkartacak.
2.SEDYECİ- Sen de eşek değelsin ya, bu hizmetimize karşılık bi sakal atarsın artık.
1.SEDYECİ- Tut len Şükrü, banyoya götürek şunu.

(Sedyeciler Güzideyi koltuklayıp banyoya götürürken Faruk saçını başını yolmaya başlar)

FARUK- Allah’ım, Allah’ım neden ben cani olamıyorum, neden ben cinayet işleyemiyorum, neden, neden?

IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU






2.PERDE / 3. TABLO
FARUK - MİNE- GARSON


Dekor:
Sahne önü. Kafeterya dekoru.


MİNE- Yazık, yazık Faruk. Bir karını öldüremedin. Senin bu kadar beceriksiz olduğunu bilseydim, sevgili olmazdım sana.
FARUK- Kabahat ben de değil Mine. Dokuz canlı bu karı. Ölmüyor işte.
MİNE- Ne demek ölmüyor canım. Aptal aptal konuşma. Öldürmesini bilsen bal gibi ölürdü.
FARUK- Böyle söyleme sevgilim.
MİNE- Ay sevgilim deme bana, kaç sefer söyleyeceğim karından kurtuluncaya kadar ben senin sevgilin değilim.
FARUK- Peki peki.
MİNE- Bu gidişle hiç bir zaman da bana sevgilim diyeceğini sanmıyorum.
FARUK- Neden?
MİNE- Çünkü karını öldüremeyeceksin de ondan.
FARUK- Hayır, öldüreceğim.
MİNE- Hiç sanmıyorum canım. Sen bu işlerin adamı değilsin. Birilerinden staj alman lazım.
FARUK- Staj mı? Yani katillik stajı mı?
(Bu sırada garson elinde tepsiyle masalarına gelir. Mineyle Faruk konuşmasını sürdürür. Garson bir ona bir öbürüne bakar)

MİNE- Evet, neden şaştın, bakma öyle yüzüme bön bön. Yapamıyorsun işte, kaç kere denedin, burnunu bile kanatamadın karının ayol. Git öğren bu işleri.
FARUK- İyi de sevgilim, ay yani Mineciğim, bilgisayar kursu değil ki bu, gidip de kimden yardım isteyeyim?
GARSON- Kartal'a git abi, birilerini bulursun orada.
FARUK- Kartala mı? Orada kurs mu veriyorlar?
GARSON- Vermez olurlar mı, hem de en baba canilerden.
FARUK- Haa anladım. İyi ama onlar içerde nasıl ders alacağım?
GARSON- Merak etme asistanları dışarda.

(Mine ve Faruk şaşkın garsona bakarlar. Sonra ikisi birden bağırır)

MİNE-FARUK- Defoll!

(Garson gider)

FARUK- (bağırır) Tamam buldum.
MİNE- Neyi buldun?

(Faruk masadan kalkar. Öne doğru yürür.)

FARUK- Güzideyi nasıl öldüreceğimi.


IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU



2.PERDE / 4. TABLO
FARUK - GÜZİDE- SEDYECİLER


Dekor:
Ev dekoru. Sahne boştur. Zeminde "Bu Akşam Ölürüm" adlı parçanın müziği vardır. Bir iki saniye sonra orta kapı gıcırdayarak açılır. Kimse görünmez. Bir kaç saniye sonra içeriye dört ayak üzerinde aslan kıyafetine bürünmüş Faruk girer. Kapıyı ayağınla kapatır. Salonun orta yerine doğru yürür. Sağa sola bakar. Sonra ayağa kalkar ve başındaki aslan maskesini çıkartır.


FARUK- Bu sefer işin bitik Güzide. Kalbin olduğunu biliyorum. Beni böyle karşında aslan gibi görünce kesin kalb krizinden öleceksin. Gırrrr, gırrrrr! Kim olsa evinde bir arslan görse ölür.
(Sonra kahkahayla gülmeye başlar)
FARUK- Şimdi yatak odasına gireceğim ve kükrer kükremez ah kalbim diyeceksin ve sonra benle Mineyi mutlu edeceksin karıcığım. Seni benim öldürdüğümü ne polis ne de morg doktoru bile anlayamayacak. Ölüm raporuna da kalp krizi yazılacak.

(Başına aslan maskesini geçirerek yatak odasının kapısına doğru yürürken birden banyodan sifon sesi duyulur. Faruk şaşırır, döner banyoya bakar, oraya doğru yürür. Tam bu sırada kapı açılır, dışarıya Güzide çıkar. Suratına salatalık kabukları yapıştırmıştır, çok çirkin bir görünüm içindedir. Önce birbirlerine bakarlar. Sonra ilk çığlığı Güzide atar)

GÜZİDE- Ayyyyyyyyy!

(Karısının görüntüsünden korkan Faruk'da bağırır)

FARUK- Ayyyyyy!

(Faruk kaçmak ister, Güzide terliğini çıkartıp vurmaya başlar.)

GÜZİDE- Seni pis hayvan, ne arıyorsun benim evimde bakim ha? Şimdi gösteririm sana. Al bakalım al al.

(Faruk düşer debelenir. Güzide başında bekler)
GÜZİDE- Hangi sirkten kaçmış acaba?
FARUK- Güzide.

(Güzide şaşkın sağa sola bakar. )

FARUK- Güzide duymuyor musun beni?

(Güzide aslana bakar. Sonra şaşırır. Yere eğilir.)

FARUK- Benim Güzide ben.
GÜZİDE- Aman tanrım. Aslan Faruğu yutmuş, vahşi hayvan kocamı yemiş.

(Koşar, telefonu açar. Numaraları çevirirken, Faruk yerden kalkmaya çalışmaktadır.)

GÜZİDE- Alo, Hızır servis mi? Çabuk çabuk bir ambulans gönderin. Kocamı bir aslan yuttu. Deli misiniz be, gecenin bu saatinde şaka mı yapılırmış? Kocam şu anda bir aslanın karnında diyorum. Adresi veriyorum. Krizantem sokak. Aa numaramızı nereden biliyorsunuz.
FARUK- Yapma Güzide çağırma o alçakları.
GÜZİDE Tamam hemen bir ambulans yollayın.

(Telefonu kapatır, yerde debelenen Faruğa bakar.)

GÜZİDE- Seni alçak herif, yirmi yıllık kocamı yiyip beni dul bırakırsın ha. Şimdi gösteririm sana gününü.

(Sonra bir iskemleyi alarak Faruğun yanına gidip tam indirecekken, Faruk başındaki aslan maskesini sıyırır)

FARUK- Dur vurma Güzide, benim.
GÜZİDE- Faruk. Kocacığım. Hayatım.

(Kocasına sarılır. Faruk başı dışarıda, vücudu aslan giysisi)

GÜZİDE- Ben de seni aslan yedi sanıp kahrolmuştum. İyi ama neden aslan kılığına girdin sen?
FARUK- Şey için.
GÜZİDE- Ne için?
FARUK- Denemek için.
GÜZİDE- Neyi denemek için?
FARUK- Hakikaten aslana benzeyip benzemediğimi öğrenmek için?
GÜZİDE- Neden aslan kılığına girdiğini söylemedin?

(Kapı zili çalar.)

GÜZİDE- Ambulansçılar olmalı.
FARUK- Mutlaka o rezil sedyecilerdir. Sakın alma içeri, yok bir şey, yanlış ihbar deyip suratlarına kapat kapıyı.

(Güzide kapıyı açar. Bizim sedyeciler kapıda durmaktadır)

GÜZİDE- (bağırır) Sedyecilermiş Faruk.
FARUK- Bizimkiler mi?
1.SEDYECİ- Evet, ailenizin sedyecileri.
2.SEDYECİ- İsterseniz maaş verin yalnız size inip çıkalım.
1.SEDYECİ- Yörü len Şükrü.

(Sedyeciler içeri girer. Güzide kapıyı kapatırken)

GÜZİDE- Zahmet etmeseydiniz. İkimiz de sapasağlamız.
1.SEDYECİ- Madem öyle neden çağırdınız bizi?
GÜZİDE- Şey. Kocamı aslan yedi sanmıştım da.
2.SEDYECİ- (şaşkın) Ne sandın, ne sandın?

(Faruk üstündeki aslan giysisini çıkartırken, sedyeciler görür)

1.SEDYECi- Bi dakka. Aslan mı kocanızı yedi, yoksa kocanız mı aslanı yedi?
FARUK- Kusura bakmayın, bir yanlışlık olmuş. Güle güle kardeşim, güle güle.
1.SEDYECİ- Yoo, öyle bedavadan güle güle yok.
2.SEDYECİ- Hem çağırın, hem de güle güle deyin.
GÜZİDE- Bakın sizden özür diliyorum, kabahat bendeydi.
1.SEDYECİ- Öyle özürle mözürle olmaz. Tut len Şükrü.
(İki sedyeci şaşkın vaziyette Faruğu sedyeye yatırmak ister)
FARUK- Durun be manyak mısınız siz? Bir şeyim yok benim.
1.SEDYECİ- Anlamam. Geçen sefer demiştim, bi daha gelirsem şart olsun birinizi alır götürürüm, demiştim.
2.SEDYECİ- Sedyeciliğin de bi onuru vardır canım.
GÜZİDE- Yapmayın bırakın kocamı, bir şeyi yok diyoruz.
1.SEDYECİ- Bunca merdiveni boşuna inip çıkmadık ya. Götüreceğiz.
2. SEDYECİ- Heç karışma yinge, bu sefer bu evden birini götüreceğiz.
FARUK- Yahu delirdiniz mi bırakın beni diyorum. Güzide, ver şunlara ayak masrafı da kurtulayım.
GÜZİDE- Tamam tamam.
1.SEDYECİ- Dur len Şükrü. Eylemimiz ses getirdi.
2.SEDYECİ- Durdum Hamit ağabey.

(Güzide yürür, masa üzerindeki çantasını açar, para uzatır)

GÜZİDE- Tamam alın, bırakın kocamı.
1.SEDYECİ- (Paraya bakar) Bırak len Şükrü.

(Küt diye sedyeyi Farukla birlikte yere bırakır)

FARUK- Ahh, sırtım sırtım. Namussuzlar, rüşvetçiler, şikayet edeceğim sizi, sürüm süründüreceğim.
1.SEDYECİ- Yok yav, sen zırtına aslan postu giy, karın seni aslan yedi sansın, biz de seni aslanın garnından gurtarmak için gelelim, sonra da ayak kirası istedik deyi bizi şikayet et, he'mi? Al paranı. Tut len Şükrü, sedyeye koyup morga götürelim şunu.
2.SEDYECİ- Dohtur da orasını burasını kesip biçsin.
FARUK- Tamam tamam şikayet mikayet etmeyeceğim. Yeter ki evimden gidin.
2.SEDYECİ- Gidek mi Hamit ağabey?
1.SEDYECİ- Gidek. Yörü len Şükrü.

(Sedyeyi alıp giderler.)

FARUK- Güzide. Sana vasiyetimdir, her ne olursa olsun, öleyim ya da hastalanayım, ambulans çağırma. Bu sedyecileri görmekten bıktım usandım artık.
GÜZİDE- Tamam tamam sakin ol hayatım.
FARUK- Koca ambulans merkezinde bunlardan başka sağlık personeli yok mu be? Gide gele heriflerle akraba olduk.
GÜZİDE- Faruk.
FARUK- Efendim.
GÜZİDE- Neden aslan kılığına girdin?
FARUK- Birini korkutmak için.

(Faruk yürür, yatak odasının kapısını açıp girer. Güzide seyirciye döner)

GÜZİDE- Faruk kimi korkutmak istedi acaba?
IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU
2.PERDE / 5.TABLO
FARUK - GÜZİDE - İKİ SEDYECİ


Dekor: Ev dekoru. Güzidenin şarkı söyleyen sesi dışardan gelir. Faruk, elindeki bıçakla pencere camının macunlarını kazımaktadır. Telefon çalar.


GÜZİDE- (Şarkıyı keser. Sesi odadan) Farukk!

(Faruk korkar, macun toplama işini bırakır, Karısının sesinin geldiği odaya bakar)

FARUK- Efendim karıcığım.
GÜZİDE- (Sesi dışardan) Telefona bak.
FARUK- Olur.

(Yürür, telefonu kaldırır.)

FARUK- Alo! Mine, sen misin sevgilim? Hayır, gene kurtuldu. Şey nasıl anlatsam, ben onu korkutayım derken o beni korkuttu. Yüzüne hıyar kabuğu yapıştırmıştı da.. Biliyorum, ben sersemin, aptalın, salağın tekiyim. (öfkeyle) Ama ne olursa olsun ölecek. Nasıl mı? (Kapıya bakarak) Biraz sonra temizlik yapacak. Sileceği camın macunlarını çıkarttım. Pencereye çıkıp cama asılır asılmaz cup beş kat aşağıya düşecek. Bu sefer kesin öleceğine garanti verebilirim sevgilim..(Kapı açılır, Güzide elinde bez ve
kovayla salona girer. Faruk karısını görünce telefondaki tutumu değiştirir) Yanlış kardeşim, kasap değil burası. Ne bilim kasabın numarasını. 118'den arayıp öğrenin. (Yavaş sesle) Ben seni sonra ararım. (Yüksek) Bir daha doğru dürüst numara çevirin. (Öfkeyle telefonu kapatır) Allah Allah, ne insanlar var yahu.
GÜZİDE- Ne oldu hayatım?
FARUK- Hiç canım, herifin biri kasap dükkanı diye bizim numarayı çevirmiş. Sen temizlik mi yapacaksın?
GÜZİDE- (Cama yürürken) Evet, camlar çok kirlenmiş.
FARUK- Dikkat et aşağıya düşme.
GÜZİDE- Korkma, düşmem.

(Güzide pencereye gider. Kovayı yere bırakır. Bezi sokar, ıslatır, kurular sonra pencerenin pervazına çıkar, cama tutularak silmeye başlar. Faruk keyifle karısını seyreder. Güzide şarkı söylerken, birden cam yerinden çıkar, dengesini bulmaya çalışırken bağırır)

GÜZİDE- Ay cam yerinden çıktı. Yetiş Faruk düşüyorum.

(Faruk hafif döner gülümseyerek bakar. Güzide aşağıya düşer)

GÜZİDE- Ahhhhh!

(Faruk sakınır gibi kafasını omuzlarının içine alır. Biraz sonra küt diye bir ses duyulur. Faruk rahatlar)
FARUK- Mubarek Hezarfen Ahmet Çelebi gibi uçtu.

(Şarkıyı söyleyerek telefona gider. Numaraları çevirirken şarkıyı mırıldanmaktadır. Biraz sonra şarkıyı keser)

FARUK- Mine. Söyle bakalım en büyük kim? Fenerbahçe mi? Yanılıyorsun sevgilim, en büyük ben, benn! Anlamışsındır herhalde. Güzide sizlere ömür. Az önce camı silerken aşağıya uçtu. Evet öldüğüne eminim. Son kararım. Kapıcıya mı sorayım? Saçmalama beş kat aşağıya uçtu. (cilveli) Mine. Sana artık sana sevgilim diyebilir miyim? (bozulur) Peki canım kızma, defin ruhsatını gösterince derim. (Kapı zili çalar) Kapı çalınıyor.
Kapıcıdır. Karımın ölümünü haber vermeye gelmiştir. Seni sonra ararım.

(Telefonu kapatır şarkı söyleyip dans ederek gider. Durur. Kendisine üzgün adam pozu verdikten sonra kapıyı açar. Sedyecileri görünce yüzünde şaşkın bir ifade oluşur. Sedyecilerden birinin kafası diğerinin ise kolu sarılıdır. Ön planda oldukları için geride kalan sedye görünmez)

FARUK- (şaşkın) Yine mi siz be?
1.SEDYECİ- (zar zor) Evet yine biz.
2.SEDYECİ- (zar zor) Ayy, off, bütün kemiklerim sızlıyor.
FARUK- (alaylı) Yahu nedir bu haliniz? Birinizin kafası, ötekinizin kolu sargılı? Saksı mı düştü başınıza?
1.SEDYECİ- Cık. Bi karı düştü.
FARUK- Ne?
2.SEDYECİ- Aşağıda dururkene birden başımıza gökten bi kadın düştü.
FARUK- (şüpheli) Nasıl bir kadın, genç mi yaşlı mı, saçları siyah mı, sarı mı, boyu orta mı kısa mı?
1.SEDYECİ- Adını söylesem bilin mi?
FARUK- Şey, tanıdığım bir kadınsa bilirim tabi.
1.SEDYECİ- Gözide.
FARUK- (haykırır) Neee, Güzide mi? Yani benim karım mı? Aman Allah’ım, demek başınıza düşen benim karım ha?
2.SEDYECİ- He valla.
1.SEDYECİ- Biz de ayilenizin sedyecisiyiz ya, gıymatlı hatırınız için sedyeye koyup buraya getirdik. Aha işte yatıyor. Tut len Şükrü içeri alak.

(Sedyeyi alıp salona getirirler. Güzide sapasağlam yanında kovası. Faruk büyümüş gözlerle sedyeye bakar)

1.SEDYECİ- Senin karı değel mi bu?
FARUK- E..Evet..Güzide iyi misin?
GÜZİDE- İyiyim iyiyim, merak etme kocacığım.
FARUK- Bir yerine bir şey olmadı mı?
GÜZİDE- Yok canım turp gibiyim.
FARUK- (öfkeyle) Nasıl olur yahu. (Sedyecilere döner) İnsan beşinci kattan aşağıya düşer de hiç turp gibi olabilir mi, söyleyin arkadaşlar?
1.SEDYECİ- Üstümüze düştü dedik ya.
FARUK- Peki sizin işiniz neydi aşağıda?
2.SEDYECİ- Ayilenizin sedyecisi değel miyiz?
1.SEDYECİ- Belki çağırırsınız diye aşağılarda dolanıyorduk.
2.SEDYECİ- Şükürler olsun sonunda sizlerden birini sedyeye koyabildik.
1.SEDYECİ- Ne mutlu sedyeciyim diyene.
GÜZİDE- İyi ki dolanıyormuşsunuz, hayatımı size borçluyum.
2.SEDYECİ- Biz de bu halimizi size borçluyuz.
FARUK- İyi iyi vazifeniz insan kurtarmak değil mi? Kurtarmışsınız. Gidebilirsiniz artık.
1.SEDYECİ- Biz sedyeciyik hemşerim. Beşinci kattan aşağıya düşenleri toplamakla görevli değeliz.
2.SEDYECİ- Karını kurtaralım derken az kalsın beyin kanamasından gidiyoduk.
1.SEDYECİ- Kırılan bu kolun hesabını kim verecek?
FARUK- Bana ne kardeşim dolaşmasaydınız aşağıda. Başkalarının işine ne karışıyorsunuz?
GÜZİDE- Saçmalama Faruk, kurtulduğuma sevinmemiş gibi bir halin var?
FARUK- Doğru. Yani mesele o değil, demek istediğim, bu sedyecilere kıl oluyorum.
GÜZİDE- Yirmi yıllık karını kurtardılar.
1.SEDYECİ- Heee!
GÜZİDE- Mazallah bana bi şey olsaydı ne yapardın?
2.SEDYECİ- Heee, ne yapardın?
GÜZİDE- Yaslara bürünürdün, ağlamaktan gözlerin kızarırdı.
1.SEDYECİ- Hee, kızarırdı valla?
GÜZİDE- Her gün mezarıma gelip ağıtlar yakardın. Öyle değil mi?
2.SEDYECİ- He valla? Belkim de karısız kaldın deyi sen de gendini camdan aşağıya atardın.
FARUK- Tamam tamam. (Elini cebine atar) Sizi susturmanın bi yolu var.
1.SEDYECİ- Bu sefer biraz gallavi olsun, karını kurtardık.
2.SEDYECİ- Atatürkleri biraz bol tut.
1.SEDYECİ- Karın ölseydi, yeniden evlenmeye kalksaydın kaç para harcayacaktın?
2.SEDYECİ- Onu hesapla da ne vereceksen öyle ver.
FARUK- (Paraları uzatarak) Alın şunu da defolup gidin. Yoksa şimdi ben kendimi camdan aşağıya atacağım ha.

(Sedyeciler paraları alırlar)

1.SEDYECİ- Aşağıda bekleyek mi?
FARUK- (şaşkın) Neden?
2.SEDYECİ- Belki bi iş daha çıkar.
FARUK- Defolun defolun.
1.SEDYECİ- Bunlara da iyilik yaramıyo be. Yörü len Şükrü.

(Sedyeciler çıkar. Güzide gülümseyerek Faruğun yanına gelir)

GÜZİDE- Bunu kutlamalıyız kocacığım.
FARUK- Neyi?
GÜZİDE- Doğum günümü.
FARUK- İyi ama senin doğum günün Ağustosta değil mi?
GÜZİDE- O eskidendi. Ben bu gün ölümden dönerek yeniden hayata geldim. Gel hadi bunu kutlayalım.
FARUK- Nerede?
GÜZİDE- Yatak odamızda.

(Güzide Faruğu elinden tutup zorla yatak odasına götürürken, telefon çalar. Dururlar)

FARUK- Sen git, ben telefona bakayım gelirim.

(Güzide odadan çıkar. Faruk telefona gidip kaldırır)

FARUK- Alo. (heyecanla) Mine, sevgilim. Ay afedersin sana sevgilim dememeliydim. Zaten bu gidişle diyemeyeceğim de. (içini çeker) Üzgünüm canım. Yine ölmedi. Burnu bile kanamadı. Sebep mi? (öfkeyle bağırır) Sebep o alçak sedyeciler. Güzide onların üstüne düşmüş.(üzgün) Ölmüyor, ölmüyor işte Mine, inan kabahat bende değil. Bu karı dokuz canlı diyorum, dokuz canlı.
(IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU)
sevil1903 Tarih: 07.07.2009 18:59
1.PERDE / 4. TABLO
FARUK-GÜZİDE-İKİ SEDYECİ


Dekor:

Aynı sahne. Faruk, sarılı bir elektrik kablosunu açarak banyoya yürür ve girer. Bir kaç saniye sonra ucunda fiş olan kabloyla banyodan çıkar, kapısını kapatır. Yüzünde gülümseme vardır. Elindeki fişe bakarak konuşur.


FARUK- Bu sefer işin tamam Güzide. Akrepten ve fare zehirinden kurtuldun ama çarpılmaktan kurtulamayacaksın. Bu kablonun ucu banyo küvetinin içinde, sen banyoya girince bunu fişe takacağım ve sonra da cızzzz! Acılı Adana kebabı olacaksın. Ve ben mezarının üzerinde yeni karım Mineyle tango yapacağım.

(Faruk gülerken, yatak odasının kapısı açılır. Güzide girer. Sırtında bornoz, başında bone vardır. Komikçe bir banyo giysisi)

GÜZİDE- Hayrola neye gülüyorsun hayatım?
FARUK- (şaşırır) Ben mi? Gülüyor muyum?
GÜZİDE- Farkında değil misin yoksa?
FARUK- Ha, tabi tabi farkındayım canım, şeye gülüyordum. (seyirciye) Neye gülüyordum yahu.

(Neye güldüğüne cevap vermek için başını kaşır. Güzide gülümseyerek ona bakar)

GÜZİDE- Ben söyleyeyim. Temel fıkrasına gülüyordun değil mi?
FARUK- Temel fıkrası mı?
GÜZİDE- Evet. Temel karısını boşamak istiyormuş, ama kadın bir türlü boşanmaya yanaşmıyormuş.

(Güzide anlatırken Faruğun suratı şekilden şekile girer)

FARUK- Eee, sonra?
GÜZİDE- Bunun üzerine Temel banyo küvetine cereyan vererek karısını öldürmek istemiş. Ama kadın banyoya girince birden Temel fikrini değiştirmiş.
GARUK- Niye?
GÜZİDE- Birden aklına balık gelmiş, ben hamsinin ızgarasını değil buğulamasını severim demiş.

(Güzide önce kendisi güler daha sonra da Faruk zoraki gülmeye başlar. Kahkahalar savururlar)

GÜZİDE- Ben banyo yapacağım deyince aklına o fıkra geldi değil mi?

(Birden Faruğun gülmesi kesilir. Bozulur)

FARUK- (önce kabul eder) Tabi tabi. (inkar) Yok canım ne alakası var? Ben hükümete güldüm. Enflasyonu düşürüyoruz deyip duruyorlar da..
GÜZİDE- A doğru bak, bu daha komik. Ben yıkanmaya giriyorum.
(Güzide banyoya girer. Faruk banyo kapısına doğru hamle yapar)
FARUK- Sen temel fıkrasını görürsün musibet karı. Hele bir yıkanmaya başla, bak nasıl kızartacağım seni. Ben karıyla balığı birbirine karıştıran Temel değilim. Senin ne ızgaranı ne de buğulamanı sevmiyorum.

(Banyo kapısına gider, kulağını dayar. Birden su sesi, yıkanma sesi gelir. Yüzü güler. Fişi eline alır)

FARUK- İşte, Güzide küvete girip yıkanmaya başladı. Tam zamanı, bütün yapacağım şu fişi prize sokmak. Ondan sonra elveda Güzideye. Gitti Güzide, geldi Mine.

(Şarkı söyleyerek prize gider ve fişi prize takmadan son bir kere banyo kapısına bakar.)

FARUK- Üzgünüm karıcığım.

(Fişi sokar. Bir iki saniye sonra banyodan Güzidenin canhıraş çığlığı duyulur. Faruk karısının çığlıklarına mimikleriyle tepki verir. Çığlıklar devam etmektedir)

FARUK- Rahmetli anam bunun için kolay kolay can vermez demişti. Doğru söylemiş.

(Güzidenin çığlıkları kesilir. Faruk ellerini birbirine sürter)
FARUK- Temiz iş oldu. Ambulansı çağırmadan önce kabloyu çekeyim.

(Banyo kapısını aralar, içeri girmeden kabloyu çeker. Kapıyı kapatır.)

FARUK- Evet. Şimdi hızır acilden ambulans isteyeyim.

(Ahizeyi kaldırır. Numaraları çevirir. Son derece neşelidir. Beklerken herhangi bir şarkıyı mırıldanır. Karşı taraf açınca hemen düzelir)

FARUK- Alo. Hızır Acil mi? (heyecanla) Çabuk bir ambulans gönderin. Karıma bir şey oldu. Bilmiyorum. Banyoda fenalık geçirdi. Öyle ölü gibi yatıyor. Tamam söylüyorum. Krizantem sokak, numara..Ah demek hatırladınız. Evet hemen bir ambulans gönderin.

(Telefonu kapatır. Yüzünde tebessüm belirir.)

FARUK- Şimdi de Mineye müjdeye vereyim.

(Numaraları çevirir. Biraz bekler)

FARUK- Mine sevgilim. (bozulur) Ne Şakir’i yahu? Tanımadın mı Faruk ben? Kim bu Şakir? Halanın oğlu mu? Mesele yok. (neşeyle) Müjdemi isterim sevgilim. Rakiben şu anda banyoda ölü bir vaziyette ambulansın gelmesini bekliyor. Nasıl mı öldü? Küvete elektrik verdiğim sırada yıkanmaya girdi. Şans işte. Merak etme polis değil, Mayk Hammer gelse onu benim öldürdüğümü anlayamaz. Artık özgürüm Mine. Evlenmemiz için önümüzde en ufak bir engel kalmadı. (cilveli) Bu gece gelsene. Nasıl? İçinde ceset olan bir evde sevişemez misin? Ne cesedi sevgilim, birazdan ambulans gelip götürecek. Gasilhane mi burası? Tamam geliyorsun değil mi? Yaşaa. Gelirken nüfus kağıdını da getir, yarın sabah nikah işlemlerine başlayalım.

(Kapı zili çalar.)

FARUK- Kapı çalınıyor. Ambulans geldi galiba. Hadi gece bekliyorum seni.

(Telefonu kapatır ve şarkı söyleyip dans ederek kapıya gider. Açar. İki sedyeci kapıda)

FARUK- Nee, yine mi siz?
1.SEDYECİ- Evet, sedyeciniz ben Hamit...
2.SEDYECİ- Ve ben Şükrü, hizmetinizdeyiz.
FARUK- Yahu bu memlekette sizden başka sedyeci yok mu kardeşim?
1.SEDYECİ- Yok. Sağlık bakanlığı kadro vermiyor.
2.SEDYECİ- Peki bu memlekette sizden başka ambulans isteyen yok mu? Artık abone olduk, her gün bir kere geliyoruz buraya.
1.SEDYECİ- Gelmek bi şey değel, her seferinde de elimiz boş dönüyoruz. Bari biriniz ölse de gam yemesek.
FARUK- Girin içeri. Bu sefer eliniz boş dönmeyeceksiniz.
(Sedyeciler girer. Faruk kapıyı kapatır)
1.SEDYECİ- (Sağa sola bakar) Yine karın mı?
FARUK- Maalesef öyle.
2.SEDYECİ- Bu sefer ne oldu?
FARUK- Bilmiyorum. Banyoya girdi, sonra bağırdı. Baktım, hiç hareket etmiyor.
1.SEDYECİ- Kıpraşmıyor he'mi?
FARUK- I-ıh kıpraşmıyor.
2.SEDYECİ- (Arkadaşına bakarak bilgiççe) Ekis canım. (Faruğa bakar) Başın sağolsun beyim.
FARUK- (Numaradan ağlayıp dövünür) Nee, öldü mü? Amanın. Güzide karıcığım, beni bırakıp da nereye gittin Güzide?
1.SEDYECİ- Hemen ağlama, bakarsın geçen seferki gibi dirilir. Karı kısmı dokuz canlıdır demiştim, ya.
FARUK- (kızar) Ağzına hayra aç be adam. (anlar) Ah yani, inşallah öyledir, ölmemiştir, kurtulmuştur.
1.SEDYECİ- Kedi gibidir bunlar kedi gibi. Gel len Şükrü. Bi bakak şuna.

(Sedyeciler sedyeyi bırakıp, banyoya girerler)

FARUK- Karı öldü dedim, biraz numara yapayım. (Ağlayıp dövünmeye başlar) Güzide Güzide beni bırakıp da nereye gitin sevgili karıcığım. Ben şimdi sensiz ne yaparım. Ah Güzide Güzide neredesin karıcığım?
1.SEDYECİ- (Sesi banyodan) Allah’ını seven tutmasın.
2.SEDYECİ- (Sesi banyodan) Yetiş ya Muhammed, yetiş ya Ali.
(Faruk şaşkın banyo kapısına bakar, aynı anda iki sedyecide bağırarak kapıdan çıkmak isterler. Kapıya sıkışırlar, sonra zar zor çıkarlar. Faruk onlara şaşkın bakarken, sedyeciler Faruk’un arkasına saklanırlar )

FARUK- Neyiniz var sizin yahu? Hortlak görmüş gibisiniz.
1.SEDYECİ- Hortlak görsek yine iyi.
2.SEDYECİ- İçerde saçları dimdik, vücudu kapkara bir karı var.
FARUK- Ne var bunda, karım işte o. Ölmüş. Ölüden mi korkuyorsunuz?

(Faruk banyo kapısına bakar. Kapıda Güzide belirir. Saçları dimdiktir. Abartı gerekirse eli yüzü de biraz karadır)

GÜZİDE- Ne oldu bana?

(Faruk düşüp bayılırken, ışıklar kararır)


TABLO SONU





1.PERDE / 5 TABLO
FARUK / GÜZİDE / 2 SEDYECİ / MİNE

Dekor:
Aynı sahne. Güzide elinde ayna dikilen saçlarını yatırmaya çalışıyor. Faruk sedyecilerle tartışıyor.)

FARUK- Tamam gördünüz işte, karımın bir şeysi yokmuş. Gidebilirsiniz. Geldiğiniz için teşekkürler.
1.SEDYECİ- Yoo öyle kuru teşekkürle savamazsınız bizi bayım.
FARUK- Ya ne yapacaktım başka? İsterseniz gidip teşekkürümü sulayıp öyle geleyim.

(Sedyeciler birbirlerine bakarlar)

1.SEDYECİ- Aglı sıra espiri ney yapıyo, duyuyon mu Şükrü?
2.SEDYECİ- Duyuyom Hamit ağabey. Hoş gör, entel işte.
FARUK- E ne bekliyorsunuz?
2.SEDYECİ- Beş katlı apartuman. Asansör ney de yok.
2.SEDYECİ- Goley mi onca merdiveni tırmanmak.
1.SEDYECİ- Hadi ölü yaralı ossa, helal olsun emme, bi sefer olsun şu sedyeyle birinizi götüremedik gardaşım.
FARUK- Ne yani şimdi karım ölmedi diye kabahatli mi olduk?
1.SEDYECİ- Ne sandın ya? Babayın malı gibi dövletin ambulansını zırt pırt çağırıp duruyon.
2.SEDYECİ- İnsan çağırmadan önce bi bakar, ekis mi diri mi, yaralı mı ney mi diye?
1.SEDYECİ- Ambulans dediğin sulan getmiyo.
2.SEDYECİ- Romatizma da var.
FARUK- Ambulansda mı?
2.SEDYECİ- Cık. Bizde.
FARUK- Tamam da ne istiyorsunuz benden?
2.SEDYECİ- Bi sakal atta gidek.
FARUK- Sakal mı?
GÜZİDE- Anlamadın mı Faruk, bahşiş istiyorlar ayol.
FARUK- Bahşiş mi? İyi ama ne için?
1.SEDYECİ- Yenge ölmediği için.
FARUK- (elini cebine atar) Tamam tamam. (Bir Beş milyon uzatır) Alın bakalım.
1.SEDYECİ- (Paraya bakar.) Bereket versin.
2.SEDYECİ- Bak söylemedi ney dime, bi daha çağıracak olursanız şart olsun ölüydü diriydi dimez, sedyeye koyduğumuz gibi götürürüz valla. Yörü len Şükrü.

(Sedyeyi alıp giderler. Faruk arkalarından bağırır)

FARUK- Utanmaz herifler, namussuz herifler. Ambulans mafyaları. Resmen haraç aldılar be. Bir de devlet memuru olacaklar. Tabi memlekette kanun yok ki, isteyen istediğini yapıyor. Reha Muhtara şikayet edeceğim sizi. Hakkınızdan ancak o gelir. Hele size bir acı var mı diye sorsun da görürsünüz gününüzü.

(Güzide kocasının boynuna sarılır)
GÜZİDE- Yaşadığıma şükret kocacığım. Verdiğin bahşiş benden kıymetli mi? Ya ölseydim, şimdi üzüntünden kahrolacaktın öyle değil mi?
FARUK- Ya, ne demezsin. Yani çok üzülecektim.
GÜZİDE- Bir ara elektrikçi çağır da baktır şuna.
FARUK- Neye?
GÜZİDE- Banyo küvetine. Kaçak var galiba.
FARUK- Ne kaçağı?
GÜZİDE- Ne bilim şekerim, küvete girer girmez cereyan çarptı. Allah’tan elektrikler kesildi de çarpılmaktan kurtuldum. Yoksa tavuk gibi kızaracaktım.
FARUK- Vay namussuzlar, vay reziller, memleketi batırdılar be, batırdılar.
GÜZİDE- Kimler?
FARUK- Kimler olacak, memleketi idare edenler. Şu hale bak, doğru dürüst bir elektrik bile veremiyorlar. Çekeceksin bir ikisini ipe ki akılları başlarına gelsin.
GÜZİDE- Neler söylüyorsun Faruk. Sanayi bakanına kızacağına dua et, iyi ki cereyanları kesmiş yoksa ölürdüm ben. Sevinmen gerekirken kızıyorsun.
FARUK- Canım ben kızıyorsam işlerini yapmadıkları için kızıyorum. İnsan tam bir iş yapıyor, hart diye elektrikleri kesiyorlar.

(Kapı sesi. Faruk yerinden kalkıp kapıyı açmaya giderken söylenir)

FARUK- (kendi kendine) Elektrik kısıntısı yapmanın zamanıydı sanki.

(Kapıyı açar. Karşısında Mineyi görür. Şaşırır.)

FARUK- Mineee!

(Minenin üzerine kapıyı kapatır)

GÜZİDE- Kimmiş gelen Faruk?
FARUK- (Sırtını kapıya dayar) Kimse değil. Yanlış numara canım. Ay yani yanlış kapı çalmışlar.

(Kapı zili. Faruk bitkin bir halde kapıyı açar. Mine öfkelidir.)

MİNE- Deli misin sen ayol? Hem karının ölümünü kutlamak için çağırıyorsun hem de kapıyı yüzüme kapatıyorsun.
FARUK- (Bir eliyle susmasını işaret ederken, öteki eliyle içeriyi işaret eder) Yavaş ol, o burada, o burada....

(Mine Faruğu dinlemez, itekleyerek içeri girer)

MİNE- Ne demek burada? Götürmediler mi cesedini? (Güzideyi görür, şaşırır) Aaa yaşıyormuş ayol.

(Güzide şaşkın, bir kadına bir Faruğu bakar)

FARUK- (sevinçle) Yaşıyor tabi Mine hanım, yüce Allah onu bana bağışladı.
MİNE- Umarım bu bağış için çok dua etmiş olmalısınız.
GÜZİDE- Faruk bu hanım kim? (hatırlar) Ah şimdi hatırladım. Geçen gün bizde görmüştüm sizi. Apartmana yeni taşınan komşuydunuz değil mi?
MİNE- Ben...
FARUK- Evet o işte Güzide. Yeni taşınan komşu.
GÜZİDE- Buyurun, niçin gelmiştiniz?
MİNE- Ben buraya....
FARUK- Yardıma geldi karıcığım.
GÜZİDE- Ne yardımına?
FARUK- Sen banyoda şey olunca ne yapacağımı şaşırdım karıcığım, yardımcı olsun diye hanımefendiyi çağırmıştım. O yüzden geldi.
GÜZİDE- Zahmet etmişsiniz efendim. Küvete girince birden elektrik çarptı da...
MİNE- Peki nasıl kurtuldunuz?
GÜZİDE- Tam o sırada elektrikler kesildi.
MİNE- Ne şans, ne şans? Öyle değil mi Faruk bey?
FARUK- Ya evet öyle. (içini çeker) Onca yıl milli piyango bileti alırım şans bir sefer olsun yüzüme gülmedi.
GÜZİDE- Öyle deme kocacığım, senin en büyük şansın benimle evli olman.
FARUK- (suratını asarak) Tabi tabi.

(Mine, Güzidenin görmeyeceği bir yerde, Faruğa olan öfkesini el ve kol hareketleriyle ve mimikleriyle belirtmektedir. Faruk'da kaş göz işaretiyle ona gitmesini belirtir. Tam bu sırada Güzide onun el hareketini görür. Faruk, iki elini birbirine vurur)

FARUK- Nerden girmiş bu sinek yahu?

(Faruk tek gözünü kırparak başınla gitmesini belirtir. Güzide görür)

GÜZİDE- Ne oldu neden gözünü kırpıp duruyorsun?
FARUK- Ben mi? Ha şey, şeyden. Bu gün televizyondan uzun uzun Ecevitin basın toplantısını izledim de.. (Göz mimiği yapar) Üzüm üzüme baka baka demişler.

(Minenin yanına gidip kapıya doğru itekler)

FARUK- Geldiğiniz için çok teşekkürler Mine hanım, sizi daha fazla tutmayalım.
GÜZİDE- Bir kahve yapsaydım.
FARUK- Başka zaman içer hayatım. Zaten hanımefendiyi yeteri kadar evinden alıkoyduk. (Kapıya itekleyerek) Başka zaman gelir içer.

(Kapıyı açar. Mine durur. Güzide görmez)

MİNE- Seninle konuşmak istiyorum.
FARUK- (Karısından yana bakarak) Yarın konuşuruz.
MİNE- Olmaz hemen şimdi konuşmalıyız.
FARUK- Saçmalama, karımı bırakıp seninle çıkamam.
MİNE- Sen bilirsin.
FARUK- Neyi bilirim?
MİNE- Ya şimdi konuşuruz ya da bir daha beni göremezsin.
FARUK- Tamam tamam. Bekle.

(Portmantodan ceketini alır. Karısının yanına gider)

FARUK- Güzide, ben Mine hanımı evine bırakıp geleceğim.
GÜZİDE- Peki canım.

(Faruk karısının cevabını beklemeden kapıya gider ve çıkar. Güzide şaşırır)

GÜZİDE- (bağırır) Faruk, şimdi aklıma geldi, o kadın giriş katında oturmuyor muydu? (ara) Gitmişler.

(Kapıya doğru gider, sonra durur, döner, yıkılırcasına koltuğa oturur)

IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU
sevil1903 Tarih: 07.07.2009 18:56
1.PERDE / 2. TABLO
FARUK - MİNE - GARSON


Dekor: Asıl dekorun önündeki boşlukta kafe havası veren bir başka dekor. Bir kafe masası. Üstü boş.


FARUK- Ben ona boşanalım dedim, o bana akşam erken gel yaprak dolması yapacağım, dedi.
MİNE- Tanrım, ne inanılmaz bir kadın. Ya çok aptal, ya da çok kurnaz.
FARUK- Aslında ne öyle ne de böyle.
MİNE- Ya nasıl biri?
FARUK- Kocasını çok seven, onun için saçını süpürge eden namuslu bir ev kadını. Bu yüzden beni de kendisi gibi zannediyor.
MİNE- Zavallı kadın. Senin ne namussuz biri olduğunu bir bilse.
FARUK- Rica ederim Mine, benim ne namussuzluğumu gördün ki böyle söylüyorsun?
MİNE- Daha ne olsun be, namussuz olmasan benim yanımda işin ne?
FARUK- O iş ayrı. Seni seviyorum, seninle evleneceğim.
MİNE- Bırak bu palavraları Faruk efendi, beni oyaladığın yeter artık.

(Sahneye garson girer. Çayları masasına bırakır)

GARSON- Başka bir emriniz var mı efendim?

(Faruk ve Mine garsona öfkeyle bakar)

İKİSİ- Defol.
(Garson korkuyla uzaklaşır)
FARUK- Güzideden bir boşanayım hemen seninle evleneceğim.
MİNE- Bir buçuk yıldır duyuyorum bu lafları. Ama görünen o ki senin karından ayrılacağın yok Faruk. Bu ilişkiyi bitirelim artık.
FARUK- Olmaz, seni asla bırakmam Mine.
MİNE- Ama ben bırakırım.
FARUK- Yapma Mine, biraz daha sabret. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Önünde sonunda evleneceğiz seninle.
MİNE- Nasıl? Karın ayrılmak istemediğine göre nasıl evleneceksin benimle? Sakın imam nikahıyla filan deme, gözünü patlatırım.
FARUK- Uzun etme evleneceğiz dedim ya.
MİNE- Evlenmemiz için tek çare karının ortadan kalkması Faruk.
FARUK- (şaşkın) Ne. Nasıl yani?
MİNE- Aptal aptal bakma yüzüme. Karın ya boşanmaya razı olacak ya da.
FARUK- (Minenin ellerini tutar) Ya da?
MİNE- Ölecek. Başka çıkar yolu yok bunun?
FARUK- (gülerek) O-ohhh onun ölmesini bekleyecek olursak işimiz var demektir. Güzide kolay kolay ölmez. Seni beni götürecek kadar sağlıklıdır.
MİNE- (üstüne basarak) Ama yine de ölmesi gerekiyor. (cilveli) Tabi hala benimle evlenmek istiyorsan?
FARUK- (Yüzü değişir) Ölmesi gerekiyor derken ne demek istedin, daha açık konuşur musun?
MİNE- Ayol daha açık nasıl konuşayım? Soyunmamı mı istiyorsun?
FARUK- İyi de ne zaman öleceğini Allah’tan başka..(heyecanla) Dur bir dakika. Şimdi anladım. Yani onu öldürmemizi mi istiyorsun?
MİNE- Lütfen çoğul yapma, bu şerefin sadece sana ait olmasını istiyorum şekerim.
FARUK- Yani onu benim öldürmemi istiyorsun?
MİNE- Çok şükür, sonunda anlayabildin. Tebrik ederim.
FARUK- Şakayı bırak. Ne istediğinin farkında mısın sen? Buna resmen cinayet derler.
MİNE- Kavramlarla ilgim yok. Ben sadece bir tespit yapıp, benimle evlenmenin çıkar yolunu söyledim sana.

(Faruk düşünürken, garson gelmek ister. Faruk onu görür)

FARUK- Defol.

(Garson korkuyla geri döner)

FARUK- Peki.
MİNE- Peki ne?
FARUK- (ayağa kalkar) Güzideyi öldüreceğim.

IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU
1. PERDE / 3. TABLO
FARUK - GÜZİDE - 2 SEDYECİ


Dekor:

Aynı dekor. Faruk pijamayla gazete okuyor. Yatak odasının kapısı açılır. Güzide uyku giysisiyle odadan çıkar. Banyoya gider. Faruk gözlüğünün tepesinden onu izler. Güzide banyoya girer girmez yerinden fırlar. Ceketinin cebinden bir mendil çıkartır. Açıp seyircinin göreceği şekilde bakar. İçinde akrep vardır.


FARUK- Ayy ne iğrenç, ne korkunç hayvan. Kuyruğuna bak, mazallah insanı soktuğu anda öldürür. (Mendilin içine koyar) Güzide hazır banyodayken şu akrebi götürüp yatağının içine koyayım.

(Yatak odasına gider. Sahne kısa bir süre boş kalır. Banyo kapısı açılır, Güzide gecelik giysisiyle dışarı çıkar. Yatak odasının kapısına yürür, tam içeriye girecekken yatak odasından Faruk çıkar ve yüzünü kapıya vurur)

FARUK- Ahhh, burnum burnum.
GÜZİDE- Pardon hayatım. Ne yapıyordun içerde?
FARUK- Ben mi?
GÜZİDE (sağa sola bakarak) Bu evde bizden başka kimse var mı canım?
FARUK- Vakit geç oldu hadi yatağına gir de yat.
GÜZİDE- Sen yatmıyor musun?
FARUK- Uykum gelmedi daha, televizyon seyredeceğim biraz.
GÜZİDE- Ben de seninle seyredeyim. Film güzel mi bari?
FARUK- Yok canım berbat bir şey. Belgesel. Sen sevmezsin böyle filmleri, en iyisi git yat.
GÜZİDE- Ne belgeseli?
FARUK- Şey belgeseli. Kırkayakların hayatlarıyla ilgili
GÜZİDE- Hayret, senin kırkayaklara bu kadar düşkün olduğunu bilmiyordum.
FARUK- Yok canım hiç sevmem o hayvanları, merak ettiğim neden kırk tane ayakları olduğu.
GÜZİDE- Öyle olsun, iyi geceler.
FARUK- İyi geceler.

(Güzide yürür, yatak odasına girer)

FARUK- Bana iyi geceler de senin için aynı temennide bulunamayacağım sevgili karıcığım. Mineyi arayıp işin sonuna geldiğimi söyleyeyim.

(Yerinden fırlayıp telefona gider. Numaraları çevirir)

FARUK- Hadii hadii aç artık. (heyecanla) Aloo Mine. (bozulur) Ne Saffeti, Faruk ben? Kimmiş o Saffet? Ha amcanın oğlu demek, iyi. (Yılışır) Sevgilim, bir tanem. (yüzü ciddileşir) Tamam tamam evlenmeden demem bir daha. Hem zaten evlenmemize ne kaldı ki şurada? Çok çok beş on dakika bir
şey. Saçmalamıyorum. Güzidenin ölmesi an meselesi sevgilim. Yatağına
zehirli bir akrep koydum. Bilmiyorum, birazdan akrep sokunca ölür herhalde. Olur, sana haber veririm. (cilveli) Mine, sevgilim, bir tanem. Seni çok seviyorum.

(Birden yatak odasından Güzidenin çığlığı duyulur. Faruk irkilir)

GÜZİDE- (Sesi odadan, haykırır) İmdattt, imdattt! Yetiş Faruk ölüyorum.
FARUK- Yaşasın, işte Güzide bağırmaya başladı. Çığlığını duyuyor musun sevgilim?

(Telefonun kulaklığını yatak odasının kapısına uzatır)

GÜZİDE- (Odadan) İmdatt akrep var burada, imdatt!
FARUK- (Tekrar telefona) Duydun değil mi? Bir kaç dakika sonra dul ama mutlu
bir erkek olacağım. Neyse şimdi kapatıyorum. Seni sonra ararım sevgilim.

(Faruk telefonu kapatır. Yüzünde gülümseme kapıya bakarken, kapı açılır ve Güzide dışarı fırlar)

GÜZİDE- Faruk yetiş ölüyorum kocacığım.
FARUK- Ne oldu Güzide?
GÜZİDE- Akrep.. Akrep..Be..Ben..

(Güzide yere düşer, hareketsiz kalır. Faruk eğilir bakar, ayağa kalkar. Yüzünde gülümseme vardır. Telefona gider. Numaraları tuşlar. Beklerken döner karısına bakar. Sonra telefonla konuşur)

FARUK- Mine..Nasıl? Ne Necmettini be? Faruk ben. Kim bu Necmettin? Dayının oğlu mu? Neyse. (yılışır) Artık sana sevgilim diyebilir miyim, sevgilim? Hatta karıcığım diyebilir miyim? (sevinçle) Öldü tabi. Namussuzum öldü. Artık benimsin Mine, benimsin. Efendim? Ne zaman mı evleneceğiz? Acele etme sevgilim, hele cenazeyi bir gömelim. Helvasını yiyelim, kırkını çıkartalım.. Anlayamadım? Kırk gün bekleyemez misin? Tamam canım biz de beklemeyiz. Neyse kapatıyorum sevgilim. Hızır servisten ambulans isteyeceğim. Seni sonra ararım.

(Telefonu kapatır, gülümseyerek Güzideye bakar)

FARUK- Kusura bakma Güzide, mutlu olmam için senin ortadan kalkman gerekliydi. Evett, şimdi ambulans isteyebilirim. (Ahizeyi kaldırır, numaraları çevirmez) Önce bir konuşma provası yapayım. Netice itibariyle karısı ölmüş bir adam olarak üzgün, şaşkın, heyecanlı ve panik içinde olmam gerekir. (Konuşma provası yapar) Alo, Hızır acil servis mi? Mümkünse bir ambulans rica edecektim. Yok olmadı, garsondan yemek ister gibi ambulans istenmez. Karısı ağır hastalanan bir koca gibi konuşmalıyım. (heyecanlı) Alo, çabuk, çabuk bir ambulans yollayın. Karım ölüyor, yetişin. Hah bu iyi işte.
(112'yi çevirir. Beklerken ıslıkla dans müziği çalıp dans figürleri
yapar bir süre. Sonra telefonla konuşur)

FARUK- (telefona) Alo Hızır Acil servis mi? Karım kötü durumda hemen gelebilir misiniz? Bilmiyorum, akrep soktu galiba. Lütfen biraz acele edin.
Krizantem sokak, 12 numara daire 5. Lütfen biraz acele edin. Karım ölmek
üzere. (Telefonu kapatır, Tarkanın şarkısını söyler) Seni gidi fındıkkıran,
yılanı deliğinden çıkarann, kaderim püsküllü belam, yakalarsam cup cup.
İşte bu kadar. Şimdi bir sigara yapıp ambulansın gelmesini bekleyeyim.

(Yürür, koltuğa oturur, sigara yakar, derin bir nefes alıp dumanını havaya üfler)

FARUK- Bitti bu iş. Güzideden kurtuldum. Hiç kimse benden şüphelenmeyecek. Çünkü onu akrep soktu. (heyecanla) Akrep! Amanın o iğrenç hayvanı unuttum.

(Telaşla yerinden fırlar, yatak odasının kapısını açıp girer)

FARUK- (Sesi yatak odasından) Nerde bu hayvan be. Allah kahretsin, nereye saklandı..Sakın kaçmış olmasın? Tuu, görüyor musun bulamazsam beni de sokar bu hayvan. Akrep nasıl çağırılır acaba? Pisi pisi. Yok öyle değil, kuçu kuçu, me mee!

(Kapı zili çalar. Anında yatak odasının kapısı açılır, Faruk telaşla dışarı çıkar.)

FARUK- Hayret be amma çabuk geldiler. Bizim kapının önünde mi bekliyorlardı?

( Kapıya gider, açacakken durur. Saçını başını dağıtır. Pijamasının üstünü altından dışarıya çıkartır, kendisine telaşlı, düzensiz bir koca halini verir. Sonra kapıyı açar. Kapıda iki tane sedyeci vardır.)

FARUK- Buyrun.
1.SEDYECİ- Biz ambulans sedyecisiyiz. Ben Hamit.
2.SEDYECİ- Ben Şükrü, hizmetinizdeyiz.
1.SEDYECİ- Hasta nerede?
FARUK- (rol keser) İçerde, yerde yatıyor. Akrep sokmuş galiba. Çok korkuyorum, bir şey mi oldu acaba? Hiç kıpırdamıyor.
2.SEDYECİ- Kötü. Kıpraşmadığına göre ekis olmuştur.
FARUK- Ekis mi? O da ne demek?
1.SEDYECİ- Ekis dimek, dıb dilinde, Allah rahmet eylesin demektir.
2.SEDYECİ- (Eliyle gitme işareti yapar) Öte tarafa getmiştir yani.
FARUK- Nee, öldü mü yani? İyi iyi. (Ağlamaklı) Olamaz, ölemez, inanmıyorum.
1.SEDYECİ- Yine de peşin peşin ağlama, bazan hastanede canlanıyolar. Kadın milleti kolay can vermez. Biz yine de ambulansa koyup hastaneye götürelim. Tut len Şükrü.

(Birlikte Güzideyi sedyeye koyup kapıdan çıkarlar. Faruk kapıyı kapatıp ıslık çalarak geri döner, telefonu kaldırır, numaraları tuşlar.)

FARUK- Alo. Mine, sevgilim. Operasyon tamam. Rakiben ekis olmuş. Yani Allah rahmet eylesin. Az önce götürdüler. Eh üzüldüm biraz tabi. Söyle bakalım gelinliğin nasıl olsun? Taç filan ister misin?

(Kapı zili çalar. Faruk kapıya bakar, heyecanlanır)

FARUK- Kapı çalıyor. Polis olabilir. Akrep için gelmişlerdir. Merak etme ben ne söyleyeceğimi biliyorum. Kapatıyorum.

(Telefonu kapatır. Ölürsem Kabrime gelme şarkısını söyleyerek yürür, kapıyı açmadan aynaya bakıp, yüzüne üzgün adam ifadesi verir. Kapıyı açar)

FARUK- Buy...

(İki sedyeci, sedyenin içinde Güzideyi geri getirirler)

FARUK- Aaa! Ne oldu? Niye geldiniz?

(Sedyeciler içeri girip sedyeyi yere bırakırlar)

1.SEDYECİ- Mücdeyi isteriz beyim.
2.SEDYECİ- He valla isteriz.
FARUK- Ne müjdesi, ne oldu?
1.SEDYECİ- Senin karı ekis olmamış.
FARUK- Ne?
2.SEDYECİ- Tam ambulansa koyarken dirildi.
FARUK- Dirildi mi? Ölmemiş mi yani?
1.SEDYECİ- Demiştim sana, dokuz canlı olur bunlar.
FARUK- Yahu nasıl dirilir? Akrep sokmuştu onu. Siz hayal görmeyin?
2.SEDYECİ- Töbe, ne hayali? Biz ölüden anlarız.
1.SEDYECİ- He ya evelallah bi nevi ölü ekisperiyiz.
2.SEDYECİ- Tam ambulansa koyarkene gözlerini açtı, siz de kimsiniz, dedi?
2.SEDYECİ- Seni akrep sokmadı mı, ölmedin mi dedik?
1.SEDYECİ- Sokmadı, akrepten korkup bayıldım, dedi.
2.SEDYECİ- Biz de mücdeyi verelim diye sana koştuk.
FARUK- Peki yaşıyor da neden hala sedyede?
1.SEDYECİ- Mücdeyi verelim deyi koşarkene sedyeden düşürdük.
FARUK- (sevinçle) Sakın ölmüş olmasın?
2.SEDYECİ- Yok canım azbiraz bayıldı ama yaşıyo.
FARUK- (bozulur) Yaa yaşıyor ha?
1.SEDYECİ- Evett gelelim mücdeye.
FARUK- Hangi müjdeye?
2.SEDYECİ- Müjde Ar'a değel herhalde.
1.SEDYECİ- Az önce karın öldü deyi, ağıtlar yakıyodun, ekis olmadığına sevinmedin mi? (Eliyle para işareti yaparak) Mücdeyi ver de gidek gayrı.
FARUK- (Sevimsiz bir suratla) Tamam tamam. Ama önce yatak odasına götürün.
1.SEDYECİ- Hesapta nakliyat yoktu emme, bu da bizden olsun. Tut len Şükrü.

(Adamlar sedyeyi yatak odasına götürürler.)

FARUK- İnanamıyorum, nasıl ölmez yahu? Akrep bu be, soktu mu kurtuluş yoktur. Ne yapacağım şimdi, mahvoldum, Mineye ne diyeceğim ben?

(Sedyeciler boş sedyeyle odadan çıkarlar. Birinin elinde akrep vardır)

1.SEDYECİ- Bi mücde daha isterim beyim.
FARUK- Bu sefer ne oldu?
1.SEDYECİ- Akrebi bulduk.
2.SEDYECİ- Düşün bulamazsak nasıl yatardınız odada?
FARUK- Amanın dikkat edin sokabilir sizi.
1.SEDYECİ- Yok yav bi şey yapmaz. Zehirsiz bu.
FARUK- Ne? Zehirsiz mi?
2.SEDYECİ- He valla, zehirsiz.
1.SEDYECİ- Eminönü’nden mi aldın?
FARUK- Evet. Yani yok canım ben ne alacağım. Başka işim gücüm yok da akrep mi alacağım eve.
2.SEDYECİ- Yok, bunun gibilerini orda satıyolarda.
1.SEDYECİ- Hayvan beslemek moda ya. Sosiyetik hanımlar alıyolar bunları, boyunlarına ip bağlayıp birbirlerine gösteriyolar.
2.SEDYECİ- Neyse mücdeler çift gatlı ekmek kadayıfı oldu. Ver de gidek artık.

(Faruk sevimsiz bir suratla, cebinden para çıkartıp verir. Adamlar paraya alıp, ışığa tutarlar bakarlar, sonra birbirlerine gülüp parayı cebe atarlar)

1.SEDYECİ- Aşağıda gırışırık, tut len Şükrü.

(Sedyeyi alıp giderler. Faruk aptallaşmıştır.)

FARUK- Alçaklar, namussuzlar, zehirsiz akrebi satarak beni kazıklamışlar. Hay Allah ne diyeceğim şimdi Mineye. (Kapıya bakar) Ulan Güzide ne diyeyim sana.

(Yürür, telefonu alır, numaraları tuşlar. Bekler, sonra konuşur)

FARUK- Mine. Şey. Evliliğimizi biraz ertelemek zorundayız sevgilim. Kazıkladılar beni. Yok öyle değil canım, kazık sokmadılar da kandırdılar yani. Akrebi satan herif zehirsizini vermiş. (kızar) Kabahat ben de değil sevgilim. Nerdee eski akrepler, nerde şimdikiler. Alo..Aloo, Mine aloo. (Telefonu kapatırken) Allah kahretsin, kapattı.

(Yatak odasının kapısı ağır ağır açılır. Güzide gözükür. Ağır ağır Faruğa yaklaşır. Sonra ağlayarak boynuna sarılır)

GÜZİDE- Canım canım. Hayatımı sana borçluyum. Tam vaktinde çağırmışsın ambulansı.
FARUK- Ya ya ne demezsin.
GÜZİDE- Beni öldü sanıp çok ağladın mı?
FARUK- Hem de nasıl?
GÜZİDE- Seni üzdüğüm için affet beni kocacığım. Ama akrebi görür görmez korkudan bayıldım.
FARUK- Hadi git yat artık Güzide. Kötü bir gün geçirdin.
GÜZİDE- (iki eliyle kocasının yanaklarını kopartırcasına okşar) Bir de boşanalım diyorsun. Ben senin gibi düşünceli bir kocayı bir daha nasıl bulurum. Şu anda yaşıyorsam sayende yaşıyorum.

(Güzide üzgün kocasına bakar, yatak odasına gider.)

FARUK- (öfkeyle) Lanet..Lanet olsun. Şeytan git boğ diyor şunu. Usturayla gırtlağını kes diyor. Ne yapacağım ben şimdi? Boşanmaya yanaşmıyor, ölmüyor da. Mineyle nasıl evleneceğim?

(Telefon çalar. Yatak odasına bakar, sonra çalan telefona yürür)

FARUK- Bu da kim be? (Telefonu kaldırır sertçe) Aloo! (yumuşar) Mine sevgilim, bir tanem. (bozulur) Tamam tamam sevgilim demiyorum. Nee, ciddi misin? Pe..Peki yemeğine fare zehiri koyarsam polis benden şüphelenmez mi? Ya, ya, öyle mi? Peki olur. Yarın yaparım bu işi. Merak etme yüzüme gözüme bulaştırmam. Yarın Güzide ölünce seni ararım. (neşeyle) Mine sevgilim..(bozulur) Peki peki sırnaşmaktan vaçgeçiyorum. İyi geceler.

(Telefonu kapatır. Düşüncelidir.)

FARUK- Mine, Güzidenin yemeğine fare zehiri koy, dedi. Fena fikir değil. Polis de şüphelenmez. Zaten kalbi var, elektroları hala duruyor. Kalp krizi geçirdi, derim. Yarın unutmayayım da eczaneden fare zehiri alayım.

(Yatak odasının kapısı açılır)

GÜZİDE- Kimdi arayan Faruk?
FARUK- Kimdi, şeydi, neydi, yok canım kimse aramadı. Yani aradı da, yanlış numara çevirmiş. Hıyar işte, gecenin bu saatinde kimi arıyor bilmem ki.
GÜZİDE- Az önce kapıyı açarken fare zehiri filan diyordun. Yanlış mı duydum yoksa?
FARUK- Fare mi? Zehir mi? Ha şey. Hayır yanlış duymadın. Az önce bi fare şurdan şuraya geçti de. Kökünü kurutmak için fare zehiri alayım, dedim.
GÜZİDE- Ayy yazık değil mi hayvancıklara ayol? Bırak dolaşsınlar.

(Dönüp odasına giderken, Faruk şaşkın bakar)


(IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU)