Aslında her şey acımakla merhamet etmek arasındaki o ince çizginin ayrılmasıyla başlıyor. Yazık sana demek yerine kıyamam sana demek gibi.. Aynı yolda farklı hayatları yaşayarak geçiyor ömrümüz. Merhametin sevgiyle renklenen yolu sağ yandaki melekler kadar mis kokulu oysa. Şefkât ise bir derya.. Karanlığa boğulan yürekleri sevgiyle şefkatle bakla kırı rengine döndürebilmek için uğraşmak gerekli.Her gece başımı yastığa koyup günün muhasebesini yaparken ‘acıdıklarım’ diye bir liste yok benim hesabımda. Sevdiklerim ve daha da seveceklerim listesi var. Yüce Rabbimin tüm yarattıklarına nasıl merhamet ettiğini nasıl sabırlı olduğunu düşününce kul olarak yaratılan her canlıya şefkatle yaklaşmak hiç zor değil.

Acıma merhamet et.

Ben balkonuma gelen güvercine acımıyorum mesela ona ekmek kırıntısı verirken tek telaşım onu ürkütmemek oluyor.Yazık sana demiyorum kıyamam sana diyorum.

Bedensel engelli bir arkadaşımı otobüste görünce yerimi ona verirken ‘Ben bir durak sonra ineceğim sen otur.’ diyorum ve gitmem gereken yere beş durakta kalsa bir durak sonra iniyorum. Acımıyorum ona; sadece kıyamam sana diyorum içimden yüreğine fısıldayarak…

Geçen gece büyükannemi ellerine dikkatle bakarken gördüm odada. ‘Ne oldu büyükanne neden ellerine bakıyorsun?’ diye sordum. Sayıyorum dedi. Neyi sayıyorsun? diyerek yanına oturdum. Yılları has kızım yılları ve anıları sayıyorum dedi. Bir yaşlının yüreğinden geçenleri anlamak için ona acımak gerekmiyor; onu dinlemek onunla ellerindeki çizgileri sayabilmek belki de onun yaşanmışlıklarına bir anlam daha katıyor. Büyükanneme yazık sana demedim beraber sayalım çizgilerini büyükanne dedim.

Bir çocuğun bana bakan boncuk boncuk gözlerinde görüyorum bazen merhameti bazen bir çiçeğin gece yarısı boynunu eğip sabah güneşiyle dimdik göğe bakışında görüyorum sevgiyi. Suya susamış toprağın yağmurla kavuşmasındaki mest oluş anını izliyorum penceremden ve bir kez daha anlıyorum yaşamanın ne büyük bir lütûf olduğunu. Yaşadığıma her gün binlerce kez şükretmekle devam ediyor benim hayat serüvenim.




Zaman insana sıkıntıların üzerine elini hafifçe koyabilmeyi öğretiyor. Karşımdakine sesimi duyurabilmek için ille de büyük harflerle konuşmamam gerektiğini yıllar sonra anladım. Çünkü; masaya öfkeyle indirdiğim hiçbir yumruk elimin acımasından başka bir iz bırakmadı bende. Kırgınlıklarımın üzerinde gezen yağmur bulutları hep güneşe doğru koştular; yüreğime düşmeden önce. Gözyaşlarına boğulacağım anlarda hep bir el merhametle uzandı bana…

Yüreği ayaz vurmuş ağaçlar kadar şaşkın artık hayata karşı buz tutmuş ve kaskatı kesilen bir insanı görünce o buzu önce kırmadan eritmeye çalışmak sonra yıpranmışlıkları ve yorgunlukları üzerine merhametle ona bir el uzatabilmekte saklı gerçek sevginin temeli.

Ekmeğini paylaşmak dertleri paylaşmaktan daha kolay aslında. Her ikisini de yapabiliyorsak ne alâ…Uzaklardaki bir dostun seni özledim diyen ılık sesinin ne anlama geldiğini dostuna dost olabilen anlar ancak... Mevlâna Celaleddin-i Rumi’nin asırlarca hafızalardan silinmeyecek sözü geldi aklıma ‘Sevgide güneş gibi ol dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol hataları örtmede gece gibi ol tevazuda toprak gibi ol öfkede ölü gibi ol her ne olursan ol ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.’


Hülasâ; yaşamak için binlerce sebebim var benim ayakta kalmak içinse milyonlarca. Kimseye acımadan ama yüreğimin yettiğince merhametle şefkatle ve sevgiyle sarılarak…

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1813
favori
like
share
ultimatom Tarih: 09.07.2009 00:24
Merhamet etmek güzeldir acımaktan ziyada merhamet etmeliyiz güçlüysek ...