Megalomani Hakkında - Megalomani Belirtileri - Megalomani TedavisiMegalomani, bir kimsenin kendi bedensel, cinsel, toplumsal ve zihinsel yeteneklerine aşırı değer vermesidir. Bu ruh hali kişinin kendi olanaklarına övünürcesine aşırı değer vermesinden büyüklük hezeyanına kadar uzanır. 'Megalomani'ye, paranoya ve mani vakalarında ya da bunama süreçlerinde rastlanır. Bu son durumda çoğu kez saçmalama biçimini alır.

Megalomani, ya da büyüklük hezeyanı, kişinin kendisine gerçekle uyuşmayan üstün nitelikler yakıştırmasıdır. Derin bir ruhsal sorunun belirtisidir. Megalomani, kendi başına bir hastalık değilse de oldukça şaşırtıcı bir psikolojik durumdur. Büyüklük hezeyanları kişinin, yetenekleri, nitelikleri ve yaşantısı hakkındaki mantıksız inançlara dayanır. Megalomani, kendini önemseme duygusunun gerçekliğe dayanıp abartılı bir biçim alan, aşırı bir özgüven değildir.

Megalomani (Büyüklük Hastalığı)


Kendimizi bir diğerinden bağımsız kılamıyoruz. İzole edilemez, eşgüdümsel yaşamlar! Ben ona, o diğerine.. herkes diğerlerine bir nev’i ‘mecbur’. Bir kalabalık merakıdır gidiyor; peşinden de, ıssızlığa sığınma çabası baş gösteriyor. Kabul etmek gerek: Diğerleriyle de olmuyor, onlarsız da! Bu çelişki yumağına dolanmadan, ustalıkla idame ettirmek gerekiyor yaşamı. Bu nedenle sanırım, “yaşamak, sanattır”!

Kalabalık, aslında bir megalomanlar bütünüdür. Aynadaki aksine hayran kitlelerle, mütevazilik oyunu oynuyoruz; mümkünse, burnumuzdan kıl aldırmıyoruz. Başkasınınkinden alsınlar! .Kendimi methedesim geliyor yine, akciğerimin arasındaki o loş geçitten yukarılara doğru. Önünü alamıyorum. Şimdi suskunluğumda boğuyorum bu dalgayı; ama yakındır dillendirip, aslında kendimin ne olduğunu cümle mahlukatın suratına vurmam. Belli etmemeye çalışıyorum ama, ben bir yaşam kaynağıyım.. umut ormanı, erişilemezlik dağıyım.. benzersizlik abidesi! Ben’li zamanları, bir teselli, umar, tebessüm vesilesi olarak, etraftaki biçarelerin anılarına bırakıyorum! Ben olmasam, çağlayanlar çaya dönüşür, okyanusların azgın dalgaları sığlığa.. bensiz sevdalı bir öpüş, sevgilinin dokunuşu güzel değildir. Bensiz zamanlara çöreklenir engerekler, çiyanlar.. bilcümle kötülükler. Her saat mihenginiz olmalıyım. Ama mütevaziliğin de en onulmazı bende: İstemez minnetinizin zerresini bile, bu sonsuz enginlikteki yürek!

Kumru
En iyisi, kendimden sıyrılıp, balkondaki eskimiş ve içine ıvır-zıvırı tıkıştırdığımız dolabın tepesine, kendince yuva kurmuş kumruya betimlemeler düşünmek.

Kumru, ilk olarak Tunç Çağı’na ait çanak çömlekler üzerindeki betimlemelerde görülmüş. Pek çok din için güvercinlerle birlikte kumrular da kutsal sayılmışlar. Aslında, sembolizmde bu iki hayvanın önem kazanmasının ve halen bu yerlerini korumalarının nedeni, insanlarla birlikte, yerleşim yerlerinde, şehirlerde yaşamalarıdır. Güvercin ve kumru betimlemelerinin ortaya çıkışı şehirleşmenin bir aşamasıdır. Bu kuşların insanlarla birlikte yaşama alışkanlıklarını ne zaman kazandıklarını, bu betimlemelerden yola çıkarak saptamak mümkün.

Halı ve kilimlerdeki kumru motifleri, iyi şansı simgeler(miş).

Hacı Bektaş Veli’nin Horasandan Rum diyarına güvercin ya da kumru donunda geldiği rivayet edilir (Vilayetnâme’ler). Peygamberin torunlarından söz eden, ‘Kumrunâme’ diye Alevi ve Tahtacı eserleri de vardır.

Kumruların sesini bilir misiniz? Duymuşluğunuz vardır ama onun kumruya ait olduğunu bilmeyebilirsiniz. “Hu, Hu” diye ötmesi, halk arasında Allahın adını anması olarak yorumlanmaktaymış (özellikle Anadolu Alevi inanışı). Kumru bu yüzden saygı ve sevgi görürmüş. Önce kısa, sonra uzun sesten mütevellit, özgün bir sesleniş. “Ötüş” diyemiyorum.. bu, o sesi hafife almak olur. Mistik bir çağrışım uyandırır. İçten, taa derinlerden gelen bir mırıldanmadır.. içinin hüznünü haykıramama... taşacakken vazgeçip, yine içine gömmedir. Bu sesi sevmeyebilirsiniz. Önemi yok! Etkiler, duygusal yansısı olur.

“sen bir güvercinsin
kanatların tutkusuna sadık
belki de bir kumru
sabahın ezan sesini kovan ...” (Bayram BALCI)

Evimde Bir ‘Konuk’: Kumrucuk
Evimin balkonundaki eğreti yuvasında, eğreti yaşayan kumru, beni mutlu ediyor. Evime “konmuş” bir konuk.

Havalar bozduğunda, kumrunun rahatının bozulduğu kaygısı, beni tedirgin ediyor. Kumru üşüyor, benim içimden bir ayaz geçiyor.. yağmur damlaları onun üzerine düşüyor, içimi seller götürüyor.. o tedirgin oluyor ya da belki korkuyor, ben küçülüyorum. Yuvasının etrafına korunak yapmaktan çekiniyorum; yaşamına müdahale edildiği için rahatsız olur, kaçar diye.

“Evcil” değil ama evime konmuş eğreti bir konuk. Beni ikircikte bırakan.. rahat ettiremediğimi düşündüğüm, hatta rahatı için hiçbir müdahalede bulunamadığım.. bu yüzden rahatsızlık veren bir konuk.

Yabanıllıkla evcillik arasına sıkışmış, ne olduğuna, ne olması gerektiğine karar verememiş; evimde yaban kalmış. Kendimi, evimde yabanı yaşatmakla görevli addediyorum. Kuluçka dönemi geldiğinde, evimde bir yabanımsı hayatın yeşermesine tanık olacağım. Ya eşi?

Geçen bahar, balkona düşen yumurtalar anımsıyorum. Kumruya ait miydiler, hafızam mı beni yanıltıyor? Böyle bir şey hiç olmamış mıydı yoksa (hafızam zayıftır)?

Ama geçen kışı anımsıyorum. Kar yağmıştı. Beyaza bürülüydü yer.. gri deniz, grimsi gökyüzü... güzel görünüyordu belki ama, o ayazda, o kış kıyamette açlıkla nasıl başa çıkardı kumrucuk? Martılar, güvecinler, serçeler.. açlık ve soğuk kıracaktı hepsini. Balkondaki kar yığıntısının üzerine serpiştirdiğim ekmek kırıntılarını farkedebilecekler miydi acaba? Su da bıraksa mıydım ki? Bir kaba doldurup, bir köşeye iliştirsem, farkına varırlar mıydı? Ama gereksiz galiba. Kar, suyun bir “hali” değil miydi sonuçta? Yok canım, daha neler; kar mı yiyecekler, erimiş kar mı arayacaklardı? Yok, ben gene de bırakayımdı, ne olur ne olmazdı. Umarım donmazdı su, bu soğukta.

Merkez üssü Çınarcık çukuru olan, düşük ölçekteki depremlerin evimizi, sade evimizi mi, tüm civarı sarstığı zamanlarda, biz gibi o da korkup, huzursuzlanıp, kendini yuvadan atıyordu. Bunu kanat seslerinden anlıyordum. Hayvanların depremi önceden sezdiği söylenir. Şaşırtıcı.. önceden sezmedi mi? -belki de, bu önceden sezme yetisi tüm hayvanlara vergi değil-. Aslında kumrucuk, bir erken uyarıcı da olabilirdi. Huzursuzluğunu, bizi uyarmak için kanat çırpışlarını farkedersek (ve doğru yorumlarsak), kendimizi dışarıya atar, daha güvenli bir yere sığınabilirdik. Ona böyle bir misyon yüklemek doğru mu?

Karar verdim: Kumrucuğun yuvasına çeki-düzen vereceğim. İçim rahat etmedi. Akşam biraz soğuktu hava; esiyordu, yağmur çiseliyordu. Hoş, doğa onları bu soğuklara karşı donatmıştır ama, biraz daha korunaklı bir yuvanın ne zararı olabilir? En azından etrafını düzenlemeli; rüzgar esmesin, yağmur yağmasın üzerine. Keşke akşamdan yapsaydım. Ama o vakitte rahatsızlık vermek istemedim. Sıkıntı oldu, benimle ikircikli bir uykuya yollandı içimde, kumrucuk. “Yarın, Cumartesi. Kahvaltıdan sonra bu işi bir hale yola sokmalı.” diye düşündüm.

Yaşamın mistik bir tarafı vardır. Hepimizin başına gelen, tanık olduğu ya da duyduğu mistik bir taraf.. hani bir şeyler “içimize doğar”. Doğmuş!

Kumrucuğum, benim sevgili, korunaksız yabanım, konuğum.. gece soğuk mu aldı canını? O ikircikli kanatlarını çırpamadın mı? Henüz tam katılaşmamış bedenini elime aldım. Ölü bedeninde bile ikircikli bir hal var! Soğuk mu işledi içine, böcek mi zehirledi, yediğin bir şey mi neden oldu..? açlık mı yoksa? Ya da belki eşinden ayrı düştün diye!

Bu ölü kumru bedenini ne etmeli? Bana cesedini bırakırken, aslında bir gönderme mi yaptı? Evimde bir yaban yok artık. Balkonumdaki yeri boş kaldı; başka bir konuk için düzenledim. Bu kez, kendimce bir tür ‘davet’te bulundum.

Özenle sarıp sarmaladım. Rastlantı bu ya, saksıların toprağını değiştirmiştim daha yeni. Bir büyük poşete doldurduğum, çiçeklerin eski toprağına gömdüm ikircikli bedeni. Sonrasını bilmiyorum, bilmek istemiyorum.

İçimizde, sevdiklerimizin yeri boşaldığında ne olur? İçimize mi göçeriz. Bir göçük insan enkazı mı oluruz?! Bir kumru, boşalan ve kendine ayrılmış yerini böylesine acıtıyorsa, dostların yeri yangın yerine dönmez mi; ciğerimizi dağlamaz mı?

Esiri olduğumuz toplumsal megalomani, bir tür kendini acıya kapatma oyunu olmasın sakın? Aslında, ne derece yalnız ruhlar olduğumuzu kendimize fısıldamak yerine, aynadaki aksimize övgülerimizi bağırıyor gibiyiz. Sevgisiz.. yalnız... dost muhabbetinden yoksun yaşamlar, katıksız, kuru ekmek gibidir. Dostumsun.. canımı da yaksan, beni yok da saysan.. farkında değilsin ama dostumsun... dostunum!

Ömür neye yarar, devinimsiz çırpıntılarda boğulursa? Her ömür kendini mi yaşar, adak zamanlar dayatılsa da?






Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 3091
favori
like
share
Pedaliza Tarih: 09.07.2009 13:52
Tedavi, megalomaniyi doğuran nedene bağlıdır. Mani ve şizofreniyle birlikte görüldüğünde, ilaç ve psikoterapiyle denetim altına alınır. Tam iyileşme garantisi yoksa da belli bir düzelme sağlanır. Nedeni frengi enfeksiyonu ise, genellikle penisilinle yapılan acil tedaviye başlanması zorunludur. Tedavi sonrasi tam iyileşme ya da en azından kalıcı bir düzelme elde edilir.
Pedaliza Tarih: 09.07.2009 13:48
[COLOR="Pink"]Megalomani Nedenleri :
üç ayrı biçimde ortaya çıkan davranış tipine verilen addır. Birincisi, genellikle huzursuzluk, gevezelik, sinirlilik belirtilerinin eşlik ettiği, büyüklük inancı ve davranışlarıyla bir mani olarak belirir. İkinci tipte şizofreni belirtileri görülür: Hezeyanlar o ölçüde manik yapıda değildir. Kişi olağandışı niteliklere, güç ve zenginliğe sahip olması doğalmış gibi davranır. Bu tip megalomanide çoğu zaman başkalarının kötülükleriyle karşı karşıya kalındığı konusunda da hezeyanlar görülür. Üçüncü tipte megalomani, ilerlemiş frengi enfeksiyonu sonucu oluşan beyin hasarından kaynaklanır. Ne yazık ki, frenginin ilk belirtileri kimi zaman gözden kaçabilir ve başlangıç belirtilerinin hızla yok olmasına karşılık mikroorganizma etkinliğini sürdürür. Beyne yayılan enfeksiyon yargılama ve dikkati yoğunlaştırma yeteneklerini bozar, depresyona, megalomaniye ve başka türde hezeyanlara yol açar.
Pedaliza Tarih: 09.07.2009 13:47
Belirtileri

Megalomanide, gerçeklikle kesinlikle ilgisi olmayan hezeyanlar söz konusudur. Sözgelimi, dar gelirli bir megaloman dünyanın en zengin adamıymış gibi davranabilir, tanıştığı herkese büyük miktarlarda çekler yazabilir.