Duvarlarını geçmiş hüzünlerin rutubetlendirdiği
Suskun Yaşamlar Mizanseni dar ve loş bir hastahane odası
içerde iki insan
biri erkek diğeri bayan
daha önce hiç görmemişler birbirlerini
hiç konuşmamışlar.
birbirlerini gelen ziyaretçilerin fısıltıları kadar tanıyorlar…
ikiside bitkisel yaşıyor yani.
adam biraz daha güçlü
biraz daha yeşil
kadın biraz daha zayıf
biraz daha kahverengi…
bir gün,üç gün
dört ay beş ay
derken bir gece yataktan düşüyor kolu kadının
kurumuş bir yaprak gibi
ve sonra adamın
yaprağı tutmak isteyen bir rüzgar gibi.
dokunuyor parmakları kadının parmaklarına.
belki istemli, belki istemsiz
ve öykü başlıyor…

uçurum dibinde tarihsiz bir adam
tarifsiz bir gökyüzüne
fırlattı ince bir ip
talihsiz bir kadın
tahlil etmeden tuttu ipin ucunu
kimden ve nerden geldiğini bilmeden...
sonra tırmanmaya başladı adam
gök çekimine inat
ve kafa tutuyordu
hüzün basıncına
inat salgılayan umutları...
kadın aşağıdan gelen ağırlığı taşımakta zorlanıyordu.
ipi iki kez sol bacağına doladı
sağ eliylelede sımsıkı kavradı
ve sol eliyle bir bulutun kollarından güç aldı...
adam tırmanmaya devam ediyordu
bir an duraksadı.
yanında ki minik buluta yuva yapmış,
anne leyleği
ve yavrularını gördü.
o güne kadar yüzlerce kez düşmüş
ve ilkez uçan adam,
o güne kadar hiç düşmemiş
ve uçmamış leylek yavrularına örnek oluyordu...
kadın artık yoruldu adamı tutmaktan
gözleri yeryüzüne hüzünle akıyordu
ve kollarından tuttuğu bulut gitmek istiyordu...
adamın yüreği hararetten kaynama noktasına geldi
ve gözleri kepenk indirmek için an kolluyordu.
bir anda gözü dibindeki
iki gri buluta takıldı
uzatıp parmak uçlarını
çarpıştırdı bulutları.
hafif bir akım
ve akın akın yağmaya başladı yaşam
adam biraz salıp ipi aşağı kaydı.
o güne kadar kapadığı dudaklarını
avazı yırtılırcasına gökyüzüne açtı.
doldurdu hayatı, geçmişinin karanlığı kadar içine
söndürdü içinde ki yangını
gözleri daha bir parladı
kadın artık tükenmek üzereydi
bırakıp bırakmamakta tereddüt ediyordu ipi
derken adamın gölgesi göründü
mavi gökyüzünün yüzünde
kadın aşağı bakmaya korkuyordu
adam artık varmıştı kadının yanına
ne kadar tırmandım diye baktığında aşağıya
hayatta alçaldığı kadar yükselmiş olduğunu gördü…
kadın adamı görünce çok şaşırdı
eylül rüzgarları savurmuş gibiydi kaşlarını
ve dudakları şiir kokuyordu adamın…
adam kadını görünce gözlerine inanamadı.
uykularına düşen gece perisine benziyordu gözleri
ve kaşlarını yeniden çizebilecek ressamsı parmakları vardı kadının…
kadın adama burda kal diye yalvarıyordu
adam kadına benimle gel diyordu.
kadın hüzünlendi kararsızdı
adam gözleri önüne düşen saçlarını kaldırdı kadının.
ve yanaklarına dokundu elinin tersiyle..
sonunda adamla gitmeye karar verdi
ama nasıl ineceklerdi aşağıya.
ipi güvenli bir ele nasıl bağlayacaklardı.?
bir süre sonra güneş terketti gökyüzünü
yerini ay dedeye bıraktı..
adam kement yapıp ipi
aydedenin ellerine doğru salladı.
birinci deneme ikinci deneme ve sonunda ip sağlam ellere ulaştı..
adamın sırtından tutundu kadın
ve yavaş yavaş inmeye başladılar.
yere yaklaştıkca karanlık artıyordu.
ay dede farketti bunu
ve yıldız gözlü torunlarını çağırdı
yıldızlardan biri gelip durdu adamla kadının başının üstünde
diğerleri oyun oynuyordu gökyüzünün derinliğinde.
ordan oraya uçuşlar
kadın korkmaya başladı.
adam da tedirginliğini belli etmek istemiyordu.
derken korkulan oldu.
sarhoş bir yıldız çarptı ipin ortasına
ve koptu bütün umutlar yaşam adına...
hızla düşmeye başladılar.
kadın ve adamın düştüğünü gören
minik leylekler de atladılar aşağıya
ve bir anda kanat çırpmaya başladılar.
gagalarıyla adam ve kadının saçlarından asılıyorlardı.
ama güçleri onları durdurmaya yetmiyordu...
saniyeler ışık hızı ile yarışırken
yıldızlar hala gökyüzünde oyun oynuyordu.
ordan oraya...
sonra birden bir acı hissetti kadın
sanki geçmişte kaybettiği bir düşü saplandı sırtına
sonra adam güzü hisseden bir çiçek gibi eğdi başını öne
ve gördü kalbine saplanan başka bir yıldızı...
hayır dedi adam bu kadar çabuk olmamalı.
lanetli yaşamın kutsanmış sevdalıları
bu kadar çabuk ölmemeli.!
kadın sadece ağlıyordu
gözleriyle birlikte adamın kulaklarına
buraya kadarmış cümleleri damlıyordu.
iki can yağmur gibi düşüyordu toprağa
uzaktaki evden bir çocuk
yıldız kaydığını sanıp dilek tutuyordu.
son bir hamle ile destek çıktı rüzgar
adam ve kadının ayakları altından
ama nafile.
bir prosedürdü bu ve işlenmesi gerekiyordu tarihe
bir anda toz olup karıştı bedenleri toprağa.

sonra o bilindik sinyal sesi.
göz kenarlarından kızıl damlalar yastıklarına döküldü
parmakları birbirlerinden ayrıldı
ruhları kucaklaştı…

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 239
favori
like
share