Masal Kadını - 2 Perdelik Oyun - Tayfun Türkili - Tiyatro Metni - Tiyatro Oyunu - Masal Kadını Tiyatro Metni - 2 Perdelik Oyun - Drama - Piyes - Tiyatro


MASAL KADINI
(2 Perde)




Yazan: Tayfun Türkili






1. PERDE
1.TABLO


Dekor: Pejmürde bir bekar odası. Örtüleri bir tarafa itilmiş bir divan. Boyasız,
ayakları çarpık bir masa. Çekmeceleri tamamen kapanmayan basit, kötü bir konsol. Ayakları sağlam olmayan, çarpık çurpuk üç tane sandalye.. Yüzü yırtılmış solgun bir kanape, bir koltuk. Bir camı çatlak, diğer camı pis bir kartonla kaplı pencere.. Borusu pencereden dışarıya uzatılmış, ördek tabir edilen kötü bir odun sobası. Yanında iki üç tane odun. Yerde eski püskü bir kilim. Duvarlarda genç ve güzel bir kadının çekilmiş resimleri. Bir tanesi yakın plan bir portre. Diğerleri çeşitli oyunlardan çekilmiş resimler...
Vakit gece yarısı. Perde müzikle birlikte açılır ve boştur. Loş sahnede lokal ışık tek tek yukarıda sayılan eşyaları görür. Işık kadının resimlerini dolaşır ve kadının yakın plan çekilmiş portresine gelince müzik kuvvetlenir ve daha sonra sahne yavaş yavaş aydınlanmaya başlar. Kapı açılır içeriye yaşından fazla gösteren güzel, 50 yaşlarında bakımsız eski püskü pardesülü, elinde içki şişesi bulunan bir kadın girer. Ayakta sallanmaktadır. Kapıyı kapatacağı sırada sesi dışarıdan duyulan bir erkekle konuşmaya başlar.


ADAM- (Sesi dışardan nefes nefese) Bu merdivenler iyice çürümüş. Neredeyse kırılacak.
YILDIZ- (Sesi dışardan) Kırılsın, pek umurumdaydı sanki.
(Kapı açılır, önde Yıldız ardında adam içeri girerler)
ADAM- Sen. (Nefes nefese) Bu merdivenleri her gece böyle tırmanıyor musun?
YILDIZ- (kızar) Sana ne! Hem neden geldin peşimden, evin yok mu senin, evine gitsene?
(Adam evin içine şaşkın bakar)
ADAM- Bu evde mi yaşıyorsun?
YILDIZ- Beğenemedin mi? (Sonra adamı kapıya sürükler) Hadi bakalım al voltanı.
ADAM- Hop hop yağma yok, öyle kuru bir eyvallahla gitmem bir yere.
YILDIZ- (Elini beline koyarak efelenir) Eee?
ADAM- (Sarılmak ister) Bu geceyi seninle geçireceğim.
YILDIZ- (Kurtulur) Başka zaman, şimdi çok uykum var, hemen yatacağım..
ADAM- Öyle yağma yok, iki şişe Güzel Marmara ısmarladım sana.
YILDIZ- Git işine be kardeşim, zorlama beni. Bu akşam misafir kabul etmiyorum dedim ya.
ADAM- İyi ama meyhanede kafayı çekerken böyle söylemiyordun. Gidelim bizim evde de cilasını yaparız diyen sen değil miydin?
YILDIZ- Eee sıktın ama şimdi ana avrat düz gideceğim ha.. Çek git ulan, karı mı kalmadı piyasada be?
ADAM- (alaylı) Dolu ama bu saatte nereden bulacağım?
YILDIZ- (acele acele) Başka zaman, başka zaman, hadi. Yarın, gelirsin tamam mı? Aynı saatte, meyhanede buluyuruz, hadi.
ADAM- Söz mü? Atlatmak yok ama.
YILDIZ- Tamam söz dedik ya..
ADAM- Peki. (Kapıya yürür, açar, çıkacakken geri dönür) Ha, adın neydi yahu? (güler) İşe bak bütün gece oturup içtik ama adını sormayı unuttum.
YILDIZ- Adım mı? (Duvardaki resimlere doğru yürür, birkaç saniye bakar, sonra geri döner) Yıldız..(sesini yükseltir) Adım Yıldız, tamam mı?
ADAM- Ne Yıldızı?
YILDIZ- Yıldız diye bir kadın işte. Hadi şimdi al voltanı bakalım.
(Adamı açık kapıdan itekler ve kapıyı kapatır, arkasına dayanarak bir süre öyle kalır. Müzik hafifçe fona girer. Sonra resimlere bakar. Sallana sallana ilerler. Masaya doğru yürür, elindeki şişeyi bırakır. Elini kendisine bir hayli bol gelen entarisinin cebine sokarak ezik bir sigara paketi çıkarır. Bir tanesini ağzına götürür ve titreyen elleriyle zar zor yakar. Sonra adamın sesini taklit eder) Adın neydi yahu? Adını sormayı unuttum. (kızar) Ayı, bütün gece benimle oturup ye, iç de adımı sormak aklına gelmesin. Dürzü masanın altından bacaklarımı ellerken iyiydi değil mi? (Kapıya bakarak) Ulan erkek milleti değil misiniz? Topunuzun canı cehenneme be. (Masaya doğru ilerler. Şişeyi alır ve bir bardağa içki koyduktan sonra bir yudum alır) Tabi yanındaki karının adını sorupta ne yapacaksın? Kadın mı yeter? Memesi, baldırı bacağı var mı kafi? (Duvardaki resimlere yürür, bakar) Ama ben farklıyım, herkeslerden farklıyım. (Seyirciye gururla) Yıldızım ben be, Yıldız! Hemde ne Yıldız. Bir zamanlar ayağının altına halılar serilen bir yıldız. Erkekler...Genci yaşlısı, zengini fakiri etrafımda pervaneydi. Gazeteciler, röportaj yapmak için sıraya girerlerdi. İş adamları, yakışıklı gençler, karılarını boşayıp beni almak isteyenler.. Pezevenkler bile etrafımda dört dönerlerdi. Ahh ahh! (Bir yudum daha alır, bardak biter. Masaya doğru sallanarak yürür. Şişeyi açar ve bardağa doldurur) Gene anılarım tazelendi. Bunun şerefine içilmez de ne yapılır? (bardağı diker) İç ulan Yıldız, iç! Zaten yapacak başka neyin kaldı ki. Seni bu hale getiren de, bu meret değil mi? Anasını satayım dünyanın be. (Tekrar bardağı diker) Devlet sağolsun, nasıl olsa emekli maaşı veriyor. (Kadehi seyirciye uzatır) Devletin şerefine. (İçer sonra güler) Bu devlet benden de manyak ha! Ulan maaş bağlamadan önce bi soruştur, verdiğin paralar nereye gidiyor? (Sarhoşça uzun uzun güler) Gene saçmalamaya başladım. Tamammm şimdide saçmalamamın şerefine içeceğim. (Bardağı diker ve bitirir. Yürürken iskemleye takılır ve düşer) Ahh! (Arkası seyirciye dönüktür. Hemen bu arada bir kaç saniye içinde alnına kırmızı bir boya sürerek kan görüntüsünü verir. Doğrulmaya çalışırken, iskemleyide düşürür) Allah kahretsin! (Doğrulur, seyirciye döndüğünde alnında kan vardır ve elindeki bardak kırılmıştır) Bardağıda kırdık. Eee ne olacak haydan gelen huya gider. Barba'nın meyhanesinden yürütmüştüm. (Bardağa bakar ve kızarak atar. Aynı anda kapı çalınır) Kim o be?
FATMA- (Sesi dışarıdan) Benim kızım, Fatma.
YILDIZ- Buyur gir, kapı kilitli değil Fatmanım.
(Kapı açılır. İçeriye yaşlı bir kadın girer. Başörtülüdür. Kireçlenme yüzünden yere paralel bir şekilde yürümektedir. Elleri hep belindedir.)
FATMA- Ne oldu kızım? Bir takım sesler duydum. (İçerdeki dağınıklığı görür şaşırır) Yere mi düştün sen?
YILDIZ- (alaylı) Ne olacak ineğin biri yere muz kabuğu atmış, üzerine basınca yeri
öptük tabi.
FATMA- (Yıldızın alnındaki kanı görür) Aaa alnın kanıyor senin. Dur da sileyim. (Yanına gider alnına bakmak ister, Yıldız eliyle mani olur)
YILDIZ- Bırak kanayan alnım olsun. Kan dediğin nedir ki? Pıhtılaşır sonra silersin çıkar. (Eliyle küt küt yüreğine vurarak) Esas bunun kanını kim silecek Fatmanım? Yıllardır buram kanıyor, benim, buram!
FATMA- (Saçlarını okşar) Vah yavrum vah! Bu gece gene pek dertlisin. Ne oldu ki? Canını mı sıktılar yoksa?
YILDIZ- (Sallana sallana masaya doğru yürür) Benim canımı yıllar önce sıktılar Fatmanım. Hem de öyle bir sıktılar ki, bu bedende can kalmamacasına. (Şişeyi alır ve ağzına diker)
FATMA- İçme şu zıkkımı yavrum, bak zaten yeteri kadar içmişsin.
(Yıldız boşver anlamına elini sallar) Ahh sizler ahh! Sizleri böyle görünce o kadar üzülüyorum ki. Benim tuvalet bekçiliği yaptığım pavyondaki kadınlar da senin gibi. İçki bardağı ellerinden düşmüyor.
YILDIZ- Düşmez ya.. Düşer mi hiç? Arkadaştır bu meret arkadaş! Bir şişe içkiyi değme erkeğe değişmem be. (Şişeyi alır ve okşayarak onunla konuşur) Ağzı vardır, dili yoktur. Nazar edecek gözü yoktur. İnsanın en kötü zamanında ona öyle dost olur ki....
FATMA- Olmaz olsun öyle dost. Methetme şu zıkkımı Yıldız kızım.
YILDIZ- Ben herşeyini yitirmiş bir kadınım Fatmanım. Hayattan beklediğim hiçbir şeyim kalmadı. Yalnızım. Kimsem yok. Tek dostum gecemi, gündüzümü paylaştığım şu şişe işte. (Sallana sallana duvarda ki resimlere doğru yürür) Öyle yıllar vardır ki insanın hayatında, anımsamak istemez. Öyle acılar saplıdır ki yürekte, acısı dinmek bilmez. (Yürür ve gençlik resminin yanına gider. Bu bir portredir) Gel Fatmanım gel. Gel de bak şunlara ne olur. ( Fatma hanım ağır ağır Yıldızın yanına gider) Şu resmi görüyor musun? Şu lüle lüle saçlara, şu alımlı güzel yüze, gülen gözlere bir bak hele. Ne kadar da güzel değil mi? Hayat dolu, kadınlık fışkıran bu resim kime ait biliyor musun?
FATMA- Yoo! Kardeşin filan mı? Sana çok benziyor.
YILDIZ- (Eliyle portresini okşar) Meşhurdu bu kadın, hem de çok meşhurdu. Konakları, köşkleri, arabaları, uşakları, hizmetçileri, milyonlarca hayranı vardı.
FATMA- Binbir gece masallarındaki gibi ha?
YILDIZ- Binbirgece masallarındaki gibi ya.. Erkekler onunla konuşabilmek için yarış ederlerdi. Onun yürüdüğü yola, o güzelim ayakları incinmesin diye ipekten yol halıları serilirdi. Kolyelerden gerdanını göremezdin. Vücudunun her yanı altınla kaplıydı.
FATMA- Gerçek miydi bu kadın yavrum?
YILDIZ- Hem de etine kadar Fatma hanım. Ama bir çokları için düş gibiydi o. Tiyatro sahnesinde o, sinema perdesinde o, gazete sütunlarında hep o vardı. Sahneler onunla doluydu, alkışlar gök kubbede çığ gibi yükselirdi.
FATMA- (Cebinden sigarasını çıkartır ve yakar. Derin bir nefes alır) Artistti demek ha?
YILDIZ- (Oda da danseder gibi rol yapar gibi hareket eder) Artistti ya.. Hem tiyatro hem de sinema oyuncusuydu. O sahneye çıktığı zaman saatlerin tiktakları bile susardı. Seyirci adeta nefes almaktan korkardı.
FATMA- Neden ki?
YILDIZ- O kadar güzeldi ki.. Oyunu değil onu görmeye gelirlerdi. Peri kızı kadar güzel, afrodit kadar şehvetli, saçı örgülü bir köy kızı kadar da masumdu. Büyülerdi herkesi. Onu seyrederken saatler o kadar çabuk geçerdi ki, bir varmış bir yokmuş gibi gelirdi seyirciye. Sonra oyun biter, alkışlar.. alkışlar..alkışlar..Perde defalarca açılır, kapanırdı.
FATMA- Tanır mıydın o kadını? Sanki çok yakınınmış gibi sözediyorsun ondan.
YILDIZ- Tanırdım ya.. (acı acı gülümser) Hemde çok yakından tanırdım. Benim bir parçamdı o kadın Fatmanım. Onunla yer, onunla içer, onunla hayat bulurdum.
FATMA- Sonra ne oldu kızım? Darıldınız mı birbirinize? Kavga mı ettiniz yoksa?
YILDIZ- Sonrası acı Fatmanım. O görkemli yaşantı, o masallar kadını, erkek kadın herkesin taptığı o aktrist koptu benden. Ne olduğunu, nereden geldiğini, bulunduğu yeri bir anda unuttu.
FATMA- Nasıl yani?
YILDIZ- Anlıyacağın şöhret, zenginlik bir içki gibi çarpmıştı onu, sarhoş etmişti. Ve bu sarhoşluk uzun süre devam etti.
FATMA- Peki ne oldu o kadına? Yaşıyor mu, görebiliyor musun hala onu?
YILDIZ- (ağlamaklı) O kadın.. O kadın.. (hıçkırarak) Bitti o kadın Fatmanım, öldü o. Yaşamıyor artık. (Yıldız bir süre ağlar) Bir düş gibi tatlı başlamışdı hayatı, sonrada bir gerçek gibi son buldu.
FATMA- Vah vah, pek üzüldüm yavrum. (Resme doğru gider ve bakarak) Ne kadarda güzelmiş. Hangi erkek böyle bir kadın için çılgınlık yapmaz ki. (Yıldızın yanına gider) Bizim pavyonda bir kadın var. Adı süslü Zehra. Kırk yaşının üzerinde. Karıyı boyasız görsen korkarsın. Ama dükkanın loşluğunda erkekler bayılıyor ona. Sırf karının memesini ellemek için bahşişlerini oraya sokuyorlar. Karıyı da görsen. (Kırıtma tarifi yaparak) Onsekizlikler gibi bir cilve, bir cilve.. Doğruysa birisi onun için tarlasını satmış.
YILDIZ- (gülerek) Doğrudur Fatma hanım, doğrudur. İnsan dediğin çılgındır, delidir. Ne vakit ne yapacağı belli olmaz. Başına gelen bilir ancak.
FATMA- Diyeceğim o yaşlı, boyalı yosma için erkekler tarla, marla satarsa (eliyle resmi gösterir) Bunun gibi dünya güzeli için dünyayı bile satarlar.
YILDIZ- Satmadılar mı sanıyorsun? Onun için dünyayıda sattılar be Fatmanım. Ama o bunun kıymetini bilemedi.
FATMA- Sahi mi ?
(Yıldız, Fatma hanımın şaşkın bakışları arasında elindeki içki şişesini bırakmadan bir oyundan şarkı söylemeye başlar. Söylediği şarkı eski bir operetten alınmış bir parçadır. Şarkıya önce gayet güzel başlar. Bir taraftan da danseder. Ancak şarkı uzadıkça ses giderek önce detone sonra ağlamaklı olur ve sonrada hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Sonra ağlamayı keserek başını kaldırır, yüzü gözü yaş içindedir. Döner resmine bakar sonrada elindeki içki şişesine bakar. Ayağa kalkar ve şişeyi resme fırlatıp resmin çerçevesini kırar)
YILDIZ- (ağlayarak) Lanet olsun, lanet olsun!
FATMA- Aman kızım ne yapıyorsun, delirdin mi sakin ol?
YILDIZ- (Resimlere doğru bir hışımla yürür. Resimlerle konuşur) Bakma bana öyle, bakma. Sırıtma. Sen benim günahımsın, sen benim kirli, rezil unutamayacağım geçmişimsin. Sana baktıkça yazık olan günlerimi anımsıyor, sana baktıkça kendimi hiç yaşamamış sanıyorum.
FATMA- (şaşkın) Kızım, Yıldız kiminle konuşuyorsun? Hay Allah gene içkiyi fazla kaçırdı zavallı. Ne diye bu kadar içerler bilmem ki..
YILDIZ- (Yukarıya bakarak) Allah’ım, Allah’ım bir insan böylesine sefil bir hale düşer mi? (Fatmaya döner, omuzlarından tutar) Söyle Fatmanım, bir kadın zirvenin doruğundayken, devlet adamlarıyla aynı masada yer içerken, ayaklarının altına ipekten halılar serilirken, son model arabalar içinde dolaşıp, sayısız uşak ve hizmetçilere sahipken, bu hale düşebilir mi? (haykırır) Söyle, düşebilir mi?
FATMA- (Yıldızın elinden kurtulur) Vallahi ne bileyim kızım..Düşerde, düşmezde.
YILDIZ- (onu duymaz) Bundan öncesi nasıl bir düşse, bundan sonrası da düş.. Evet, ben aslında yaşamıyorum. Zaten hiç te yaşamadım.
FATMA- (şaşkın) Yaşamadın mı? Nasıl yani?
YILDIZ- (Fatmaya döner) Gururunu, onurunu, insanlığını yitiren birisine toplumda insan olarak yer yoktur. Olsa olsa o kişi yaşamda bir aksesuar vazifesi görür.
FATMA- Bak kızım sen beni dinle de...
YILDIZ- (Duvardaki resimlere giderek amirane bir sesle) Gel buraya Fatmanım.. Gel, gel. (Fatma kadın korkarak, Yıldızın yanına gider) Bak şu resimleri görüyor musun? (Fatma kadın başını sallar) Bak burada Şekspir'in bir piyesinde, şurada Musahipzade'nin bir komedisinde, burada Gogol’ün, şurada Çehov'un Vanya Dayı'sında, görüyor musun? (Elleriyle odayı göstererek) Vee burada da kerhaneci Marika'nın 50 milyonluk bekar odasında bir yaşam.. Benim gibi ünlü, görkemli bir yıldızın düşebileceği en kötü nokta burası işte. (Yıldız ağır sarsak adımlarla divana doğru ilerler. Fatma hanım şaşkın, bir resimlere, bir Yıldıza bakmaktadır. Onun olduğuna inanmamış gibi bir hali vardır. Yıldız divana oturur, saçlarını eliyle geriye doğru iter.) Aslında bitmeliydi bu yaşam. O görkem dolu, zenginlik dolu yıllardan sonra bu basit tek odalı, sefil hayattan daha ne bekliyorum ki? Tekrar geriye dönmeyi mi? Yaşanmış o güzelim yıllara tekrar kavuşmayı mı?
FATMA- Vallahi yavrum, meşhur bir atasözüdür. Zararın neresinden dönülse kardır derler.. İnsan doğanın en mükemmel yaratığıdır. İsterse kendisini vezir de eder, rezil de eder.
YILDIZ- (Ağır ağır başını kaldırıp umutla Fatma kadına bakar, gözleri parlar, canlılık kazanır ve gülümser) Ne dersin? Geriye getirebilir miyim o güzelim günleri..Yarabbi! Acaba başımı şöyle bir geriye çevirsem bu günleri hiç yaşamamış olabilir miyim? Mümkün mü bu?
(Umutla ayağa fırlar. Sevinç kaplamıştır yüzünü. Sigarasını yere atarak söndürür. Vücudu dikleşmiştir. Bir gençlik, bir tazelik gelmiştir Yıldız'a. Fatma kadın ise şaşkın bakmaktadır.)
YILDIZ- (Fatma kadına) Ben, hala ben değil miyim? Neden..Neden olmasın? Yaşadığıma göre birşeyler yapmam lazım. Henüz ölmedim. Adım hala dillerde. Kendime çeki düzen versem.. İçkiyi bıraksam..
FATMA- (sevinçle) Bırak ya kızım bırak, içme şu zıkkımı.
YILDIZ- Güzel elbiseler giyip, kuaföre gitsem, toplumun içine karışsam o günleri getirebilirim. Hala iyi bir oyuncuyum ben.
FATMA- (Şaşkın) Oyuncu mu? Sen oyuncu musun yavrum?
YILDIZ- (Onu duymaz, gardrobup kapağını açar, sırları dökülmüş boy aynasına bakarak) Bir kaç günlük bir çalışmayla hala bir Juliet'i oynayabilirim. (Geriye döner) Ben daha ölmedim. Nefes alıyorum. Yaşıyorum. Ayaktayım. Neden olmasın? Evet, evet, neden olmasın?
(Birden Yıldız elbisesini çıkartmaya başlar)
FATMA- (Şaşırır) Ne yapıyorsun kızım, elbiseni niçin çıkartıyorsun? Üşütürsün sonra..
YILDIZ- (Elbise çıkmıştır, kirli beyaz bir kombinezonla kalmıştır) Şu çirkin, kötü dilencilerin giydiği elbiseden kurtulmak ne güzel şey..Saçlarıma da şekil versem...
(Aynaya doğru gider ve saçlarını tarar)
YILDIZ- (Fatma kadına) Nasıl iyi oldu mu?
FATMA- Çok güzel oldu kızım..
YILDIZ- Biraz da makyaj yapsam..(Kötü bir çantayı açar. İçinden çıkarttığı rujla dudaklarını boyar. Yanaklarına pudra, kirpiklerine rimel sürer. Bir anda güzelleşmiştir. Sonra aynaya bakar ve daha sonrada Fatma hanıma döner. Fatma hanım şaşkınlık içindedir) Oluyor işte oluyor..(Aynanın önünde kırıtarak) Oldu bile Fatma teyze.. Bak hala güzelim.. Güzel değil miyim ha? Söylesene güzel değil miyim?
FATMA- (şaşkın) Güzelsin yavrum, hala güzelsin. Hayret vallahi.. Birden bire nasıl değişiverdin.. Bak şimdi tam bir kadın oldun işte. Neydi o süklüm püklüm halin canım.
YILDIZ- Hem zaten kadın dediğin nedir ki? Güzel boyalı bir yüz, ele avuca gelen bir et parçası değil mi erkekler için? (Göğüslerini yoklar) Eskisi gibi değil ama.. Olsun biraz kabartıp pamuklarla beslersem olur. Zaten elbisenin içinde kalıyor, görülmez ki.
(gülerek danseder gibi bir iki kere döner sonra Fatma hanımla dansetmeye başlar)
FATMA- Dur çılgın dur. Ben senin gibi değilim, yaşlıyım, belimi bile doğrultamıyorum artık, bırak beni.
YILDIZ- (Birden durur, Fatma kadını bırakır, mahzunlaşır) Peki iş verirler mi bana? Piyasa kabul eder mi beni? Tekrar sahneye, ramp ışıklarının önüne çıkartırlar mı? Sormazlar mı bunca yıl neredeydin, ne yaptın diye? Yüzündeki bu acı, bu kırışıklıklar nedendir demezler mi?
( Hayalleri bir anda yıkılan Yıldız ağır ağır, omuzları çökük bir durumda divana doğru gider. Çökercesine oturur. Fatma hanıma şaşkın şaşkın bakmaktadır.) Hayal.. Hepsi hayal.. Yaşadığım güzel yıllar kadar hayal. Ne olacak şöyle biran için hayal kurdum işte. (Fatma kadına döner) Eee Fatmanım görüyorsun işte. Umuttur ya insanın ekmeği, bizimkiside o hesap işte.
FATMA- Üzme kendini yavrum. Boşver.. Böyle dertlenirsen delirirsin sonra.
YILDIZ- Delirmek mi dedin? Doğru. Deliyim ben. Hemde resmen deli. Sen önüne serilen bir masal dünyasında yaşamayı becereme, sonrada tekrar denemeyi hayal et. (Yüzündeki makyajları eliyle parçalar gibi silmeye başlar) Sen bitmişsin Yıldız, bitmiş, ölmüşsün artık. Senin için gerçek olan tek şey bu sefil oda ve içki şişesi. (Bir hışımla duvarda ki resimlere doğru yürür. Fatma kadın korkarak geriye çekilir) Ne bakıyorsunuz ulan? Dalga mı geçiyorsunuz benimle? Sen Ofelya! (Resmi okşar) Hamlette'ki Ofelyam bakma bana öyle acır gibi. (Duymak istermiş gibi elini kulağına götürür) Efendim? Niye mi yaşıyorum? (Durur sonra seyirciye döner) Doğru ya! Niye yaşıyorum ki ben? Neden? Ne bekliyorum bu hayattan artık.. (Fatma kadına döner) Aklına sahip olamayan bir insanın yaşamaya hakkı var mıdır? Söyle var mıdır?
FATMA- (şaşkın, ürkek, korkak) Ben.. Ben bilmiyorum kızım..
YILDIZ- (tekrar resimlere döner, çerçeveli bir resmi eline alıp öper) Jüliet, güzel Jüliet.. (Seyirci görsün diye önünde tutar) Bunun ben olduğuma inanasım gelmiyor. Gülme bana öyle Jüliet. O gülüş geçmişime küfür gibi geliyor. (öfkeyle resmi yere atar, üzerinde tepinir) Lanet olsun.. Lanet olsun sizlere. Sizler benim geçmişimsiniz, günahımsınız. (Duvardaki resimleri alıp alıp yere atmaya başlar) Rahat bırakın beni. Rahat bırakın.. Her gece aynı şey.. Tutulan bir oyunun, bıkmadan, usanmadan oynanması gibi her gece aynı replikler, aynı mizansenler.
FATMA- (Korkarak, Yıldıza doğru bir adım atmak ister) Bak yavrum..
YILDIZ- Neydim ne oldum. Rüzgar gibi estim sanat yaşamında. Altüst ettim herşeyi. Frtına gibi, kasırga gibi yıktım kalpleri, aşkları.. Sonra..Sonrası karanlık. İyi ama hep karanlıkta mı kalacak? (Fatma'ya söyler) Bu karanlığın bir sonu olmayacak mı Fatmanım?
FATMA- (İyice korkmuştur. Yıldızın delirdiğini sanmıştır) Tabi. Tabi. Yani merak etme kızım..
(Yıldız konuşarak seyirciye yürür)
YILDIZ- Gelecek nesiller, çiçeği burnunda aktör ve aktristler hiç yaşamamış mı sanacaklar beni? Bir Yıldız vardı bir zamanlar demeyecekler mi? Bedenimle birlikte adımda mı toprağa karışacak? Sanat tarihleri, tiyatro kütüphaneleri, dergiler sütunlarında, anılarında adımı geçirmeyecekler mi? (Telaşla) Yoo yoo.. Ben yaşadım, ben vardım bir zamanlar..Ve hepte olacağım. Dünya döndükçe adımdan söz edecekler. Gençti, güzeldi, şehvetliydi, iffetliydi, zengindi, masal kadınıydı diyecekler..Peki ya sonra? Sonrası utanç, dehşet verici, pislikle dolu.. (Sesini yükseltir) Pislikle dolu ama ibret verici, öğretici bir geçmiş..O zaman öğrenmeliler.. Bilmeliler.. Şöhretin, paranın insanı tamamlamadığını, aklın herşeyden önce geldiğini anlamalılar, bu ibret vesikalarıyla dolu masal geçmişini bilmeliler..
(Vücudu dikleşir. Adımları sarsaklıktan kurtulur. Bu arada Fatma kadın korkarak kapıdan çıkar gider. Yıldız eski bir konsola gider, çekmeceyi açar. Bir tomar kağıt alır ve masaya gider, oturur. Masanın üzerinde ki paketten bir sigara alır yakar ve dumanları üfleyerek ileriye doğru bakar ve konuşur)
YILDIZ- Nereden başlamalıyım yazmaya? (Müzik. Genel ışık yavaş yavaş kararır, ve lokal ışık Yıldızı aydınlatır) Doğuşumdan mı, yoksa varoluşumdan mı? Doğuşum kimin umurundaki? Her çocuk gibi başlayan, süren sonra da ardından gelen gençlik yıllarım. Gazetelerdeki artistlere imrenmem, ayna karşısında kendi kendime rol yapmamla başlayan, dekorsuz, seyircisiz ilk oyun denemelerim, zenginliğe ve şöhrete yönelen ilk özentilerim olmuştu.

(Lokal ışık söner, sahne kararır. İkinci tablonun dekoru hazırlanıncaya kadar, efektten Yıldızın anılarıyla ilgili sesi ekolu olarak duyulur)

YILDIZ- (Sesi efektten) Düşlerim artistlerle, yakışıklı erkeklerle doluydu. Her düşün sonunda çılgıncasına patlayan alkışlar vardı. Alkışlar ya..Bir sanatçı için ekmekten, sudan daha önemli olan alkışlar. Hep düşünmüşümdür acaba sahneye çıkmasaydım, şöhrete ve zenginliğe kavuşmasaydım hayatım daha mı başka olurdu? Bu soruya yaşantım boyunca dürüst bir yanıt veremedim. Çocukluğumun ve genç kızlığımın geçtiği mahalle hep çamur içindeydi. Çocuklar hep pis, ağzı burnu leke içinde, gençler ise modadan uzak, yamalı giysiler içinde dolaşan elleri çamurlu, yağlı insanlardı. Ben de onlardan farklı değildim. İlk talibim iri yarı, kaba saba görünüşlü, tırnak içleri pislikle dolu bir tamirci ustasıydı. Ne yapabilirdim onunla? Hayatımı nereye kadar sürdürebilirdim? Bir kaç çocuk, devamlı tencerede kaynayan kurufasulye ve geceleri aşk.. Bu muydu hayat? Bu muydu doğuştan, ölüme dek sürecek olan yaşantı? Hayır! Hayır, hayat bu değildi. Yaşamak sadece çok çocuğa sahip olmak ve bıktırıcı, yorgun aşk geceleri olamazdı, olmamalıydı. Düşlerimde sahne, şöhret ve zenginlik varken, karşımda oturan tırnakları kirli, iri tamirci ustasıyla hayatımı birleştiremezdim. (İçini çeker) Sahneye atılmayıpta, bu adamla evlenseydim, acaba şimdi nereye varabilirdim. Eli bulaşık ve çamaşırdan çıkmayan, gecelerini ise taksitle alınmış bir televizyon başında geçiren bir kadın. (Ses yavaş) Bu günlere, bu sefil yaşamın batağına kendim istediğim için geldim. (Kısa süre müziğin sesi kuvvetlenir sonra hafifler) Düşlerimi gerçekleştirmiş ve en çok tutulan, beğenilen bir aktrist olmuştum. Küçük, masum flörtlerle aşk hayatımı sürdürüyor ama evlenmeyi düşünmüyordum. Ne varki, düşünmek ayrı, kaderin çizdiği yoldan yürümek ayrı şeylerdi. Yıl kaçtı, ay neydi hatırlamıyorum ama Cahit’le birlikte William Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi adlı piyesini oynuyorduk..
1.TABLO SONU

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1410
favori
like
share
sevil1903 Tarih: 09.07.2009 23:17
2.PERDE
10. TABLO


Dekor: Aynı, meyhane. Sahnede Mualla, Nuri, Barba, Yıldız ve İnci adında genç bir kız vardır. Yıldız ayrı bir masada oturmaktadır.


MUALLA- Demek tiyatro oyuncusu olmak istiyorsun ha?
İNCİ- Evet abla.
MUALLA- Hiç sahneye çıktın mı?
İNCİ- Hayır ama başaracağımı sanıyorum.
(Yıldız ağır ağır başını döndürür ve kıza bakar)
NURİ- (alaycı) Merak etme, gençsin, güzelsin, evelallah altından kalkarsın bu işin.
İNCİ- Ay, öyle heyecanlıyım ki! Bir sahneye çıksam. Biliyorum önünde sonunda meşhur olacağım. Düşlerimde bile görüyorum, adım afişlere yazılmış, gazeteler poz poz resimlerimi basmışlar, benimle röportaj yapıyorlar.
NURİ- Tiyatrodan da sinemaya geçersin. Oradan da sahneye çıkıp şarkıcı olursun. Ondan sonrada Allahhh köşeyi dönersin anam.
İNCİ- O meşhur yıldız gibi olmak istiyorum.
NURİ- Hangi meşhur yıldız, biz de meşhurr çok yavrum.
İNCİ- Sözünü ettiğim yıldız, Yıldız Şahin.
NURİ- Haa, şu Yıldız.
İNCİ- O da önce sanat hayatına tiyatroyla başlamış sonra sinemaya geçerek şöhrete ulaşmış. (içini çeker) Ahhh, Allah’ım onun gibi bir olabilsem.
(Yıldız bardağını masaya hızla vurarak ayağa kalkar)
YILDIZ- Hayırr..Hayırr.. (Kız ve diğerleri korkarak bakarlar.Yıldız sarsak sarsak elindeki şişeyle birlikte kızın masasına doğru gider) Sakın onun gibi olmak isteme..Sakın isteme. (Elleriyle kızın yüzünü, saçlarını okşar) Güzel bir kızsın. Eğer o güzel kafanın içinde biraz da akıl varsa onu iyi kullanmaya bak yavrum.
İNCİ- (ürkerek) Siz..Siz kimsiniz? Niye karışıyorsunuz benim işime?
YILDIZ- Yıldız olmak için, şöhrete ulaşmak için sadece güzellik ve yetenek yetmez.
MUALLA- (Lafa alaylı karışır) Doğru söylüyor. Biraz da cömert olacaksın anam cömert. Anlarsın ya.
(İnci hariç herkes güler)
YILDIZ- (Elindeki bardağı küt diye masanın üzerine bırakır) Hayır bu doğru değil, yalan söylüyorsun. Onun bunun koynuna girerek şöhrete ulaşanların sonu yoktur. (kıza döner) Dinleme onları yavrum. Daha o kadar gençsin ki.. Kanma onlara.. Önce yolunu çiz, tiyatrocu olmak kötü bir şey değildir. Sanat gibisi var mı? Halkı eğitmek, onları güldürmek, ağlatmak, iyiyi, kötüyü göstermek..
İNCİ- (gülümseyerek) Siz..Siz de bir zamanlar tiyatro da oynadınız mı?
YILDIZ- Ben mi? (Hiçbir şey demez ve ağır aksak adımlarla yerine gider ve masasına oturur. Herkez ona bakmaktadır) Hayır, ben tiyatroda oynamadım kızım. Hem de hiç oynamadım..Ben sadece gerçeği, yaşamı oynadım ve oynuyorum da..
(İçerinin sessizliğini kapının açılması bozar. İçeriye bir adam girer.)
ALİ - Herkese selam. Ne haber Barba? Merhaba Nuri.
NURİ- Merhaba Ali..Geciktin yahu. Bak sana sözünü ettiğim kız bu. Adı İnci.
ALİ- (Beğenen gözlerle kızın etrafında döner) Merhaba güzelim. Fıstık gibisin maşallah.
MUALLA- Ulan ayaklı acenta kız acemi, hiç sahneye çıkmamış.
ALİ- Ne fark eder be Mualla abla. Tam benim aradığım gibi. İnciyle turnemiz şenlenecek.
İNCİ- (şaşkın) Turneye mi çıkacağız?
ALİ- Evet.. Bir sürü şehir ve kasaba gezeceğiz, iyi mi?
İNCİ- Şeyy bilmiyorum.. Annemle konuşmam lazım.
NURİ- Boş ver anneni kızım, böyle fırsat her zaman ele geçmez. Bedava tarafından seyahat edeceksin, oyuncu olacaksın. Sonra para da alacaksın.
İNCİ- (turneciye) Nerelerde oynayacağız?
ALİ- Her yerde. Tiyatro salonunda, sinema sahnesinde, çadır da.. Ee kızım turnecilik bu kolay mı? (Elini kızın yanağına götürür ve makas alır) Anadolu senin gibi fıstıklara bayılır be.. Çok para kazanırsın sen, çokk!
İNCİ- Afişlerde adım yazılacak mı?
ALİ- (Nuriye göz kırparak) Tabi yazılacak. Soyadın ne senin?
İNCİ- Denizyalı. İnci Denizyalı.
ALİ- Yok soyadını beğenmedim ama önemli değil, yolculuk sırasında sana
şöyle kıyak tarafından artistik bir soyadı buluruz tamam mı?
İNCİ- (biraz durur ve düşünür) Eh ne yapalım öyle olsun.
ALİ- (şevkle) Tamam mı, anlaştık mı?
İNCİ- Anlaştık. Ne zaman yola çıkıyoruz?
ALİ- Bir iki kişi daha lazım bana. Onları bulur bulmaz hemen çıkacağız.
İNCİ- Ne rolü oynayacağım ben?
ALİ- Yolda karar vereceğiz. Ya Hamlet'i yada şöyle çalgılı, türkülü bir oyun oynarız.
(Onlar gülerken, Yıldız ağır ağır masadan kalkar ve yanlarına gider.)
YILDIZ- Turne için oyuncu mu arıyorsun?
ALİ- (tiksintiyle bakar ona) Evet ne olmuş?
YILDIZ- Beni de götür.
ALİ- Seni mi? Seni ne yapacağım be?
YILDIZ- İşe ihtiyacım var. Sonra iyi de rol yaparım.
ALİ- Hadi be. İş arıyorsan Taksim sinemasına git belki haline acırlarda sana tuvalette filan iş verirler.
YILDIZ- (kızar, turneciyi kolundan tutarak) Sen beni ne sanıyorsun ulan? (dikleşir) Sen benim kim olduğumu biliyor musun, ha biliyor musun?
ALİ- (alaylı) Yoo bilmiyorum. Sakın Sharon Stone olduğunu söyleme, düşüp bayılırım ha? (Herkes alayla güler)
YILDIZ- (Eliyle göğsüne vurarak) Yıldızım ben. Şu meşhur Yıldız Şahinim ben.
MUALLA- Anammm karı gene güzel Marmara’yı fazla kaçırmış. Ulan Barba bu karıya bu gün başka içki vermek yok ha.. Neme lazım biraz daha kafayı bulursa kendisini kraliçe sanacak be.
(Herkes güler)
YILDIZ- Kraliçeydim ya ne sanıyorsunuz? Kraliçe olmak için ille de başa taç mı giymek lazım? Başımızda taç yoktu ama sapına kadar kraliçeydim. (Hepsine tiksintiyle bakar) Siz kimsiniz be? Kendinizi ne sanıyorsunuz? (Turneciye) Sen beni yıllar önce Romeo Juliet'i oynarken görecektin.
ALİ- Hadi teyzecim hadi, sen oynasan oynasan Sefilleri oynarsın ancak..Tıraşı bırak ta yolumdan çekil, bir sürü işim var. (İncinin koluna girer) Hadi güzelim gidelim biz.
YILDIZ- (adamı kolundan tutar) Dur gitme. İşe ihtiyacım var. Hem yemin ederim ki, tiyatro oyuncusuydum ben. İnanmazsan bak.
(Adamın önüne gider ve Romeo Juliet'ten bir bölümü oynamaya kalkar. Ancak sarhoştur. Sallanmaktadır ve konuşması da sarhoş ağzıdır.)
Ahh Romeo, Romeo..Neden Romeo'sun sen?
İnkar et babanı, kendi adını reddet.
Bu elinden gelmezse yemin et beni sevdiğine
Vazgeçeyim ben Capulet olmaktan.
(Yıldız bu kez Nuri'nin önüne gider ve onu Romeo yerine koyarak, onun önünde oynar)
Kimsin sen böyle geceye gizlenerek
sırrıma el uzatan
NURİ- (alaylı) Anlaşılan kafayı iyice üşüttü karı.
YILDIZ- Kulaklarım daha yüz söz içmedi ağzından
ama bu sesi tanıyorum
sen Romeo değil misin, hem de Montegue?
NURİ- (alaylı) Anlaşılan beni birine benzetti karı.
(Yıldız bu alayı duymaz ve bu kez meyhaneci Barba'nın önüne gider ve onun önünde oynamaya başlar)
YILDIZ- Nasıl geldin buraya, söyle hem niye geldin?
Bahçenin duvarları yüksek, aşılması güç,
Bir de kim olduğumu düşün, bizi de biri görürse
bu yer mezar olur sana.
(Yıldız oyununu bitirir ve öksürür) Nasıl beğendin mi ha? İnandın mı şimdi eski bir tiyatro oyuncusu olduğuma?
ALİ- Öff ne yapışkan şeysin sen be.. (İnci'nin koluna girer ve kapıya doğru yürür) Yürü güzelim gidelim.
YILDIZ- (Gene adamın kolunu tutar) Dur şarkıda söylerim ben. Hem şarkı söyler hem de dans ederim. Şöyle eteklerimi biraz havalandırırsam bacaklarımı bile gösteririm, bak..
(Yıldız dans edebileceği türde bir şarkıyı söylemeye başlar. Bu arada eteğini hafifçe kaldırarak revü kızları gibi hareket eder. Ancak Yıldızın şarkı ve dansı sırasında herkes ufak ufak meyhaneyi terk etmeye başlar. Önce Ali ile İnci, sonra Nuri ve en sonrada Mualla gider. Meyhanede yalnız Barba kalmıştır ve içerek onu seyretmektedir. Işık yavaş yavaş kararırken, Yıldızında gözlerinden yaşlar süzülmeye başlar ve sonra perde son derece ağır bir şekilde kapanır. Sonra tablo değişimi boyunca Yıldızın sesi efektten duyulur)

YILDIZ- (efekten) Ramp ışıklarından, afişlerden, sinema jeneriklerinden, gazetelerin sanat sayfalarından sonra tuvalet bekçiliğine layık görüldüğüm o günü hiç unutamadım. Ah akıl ah! Beni nerelerden, nerelere sürükledin. Bu kaderdi işte, alın yazısıydı. (içini çeker) Yoksa kader değil de düşümde gördüğüm bir kabus muydu bütün bunlar? Acaba gözümü yumsam ve sonra tekrar açsam, o geçmişin masal kadını yine yaşar mıydı? (Derin bir nefes alır) Boş, hepsi boş. Gerçek olan ben ve hayatım. Bu hatıraları sonu mutlu biten bir yerli filmle karıştırmayın. Bu dramın, bu oyunun sonu mutlu bitmeyecek. Kendini içkiye teslim etmiş, onurunu, her şeyini yitirmiş hangi insanın sonu mutlu biter ki? (içini çeker) Ben bu oyunun son perdesini, seyircisiz, alkışsız oynayacağım. Bu gerçek hayatın sonu da gene bir gerçekle bitecek..

10. TABLONUN SONU










2.PERDE
11. TABLO


Dekor: Beyoğlu’nda çıkmaz bir sokak. Tam karşıda bir duvar ve üzerinde çoğunlukla Yıldız Şahin’in eski afişler yapışmış. Duvarın sağında ve solunda stilize edilmiş, bir iki bar ve pavyonun neon ışıklı tabelaları. Birde elektrik direği. Perde açıldığında boş sahnede fona konsomatris bir kadının kötü söylediği bir arabesk şarkının sesi düşer. Seyirci bu sahneyi algıladıktan sonra sahnenin sağındaki bir meyhanenin kapısı açılır ve dışarıya Yıldız çıkar. Sarhoştur. Elinde yarısı bitmiş bir şarap şişesi vardır. Güçlükle, yalpalayarak yürür. Düşecekken direğe tutunur. Bir fırt çeker. Kendi kendisine acayip bir şekilde güler. Sonra tutunduğu direği bırakır ve yürümeye çalışır ama yere düşer, oturur. Şişeden bir fırt daha çeker. Sonra başını kaldırıp, duvardaki afişleri görür. Başını iyice görmek istermiş gibi ileriye doğru uzatır. Gülümser. Sallanarak ayağa kalkar ve duvara yürür.


YILDIZ- Ulan bunlar benim afişlerim değil mi? Vay be! Kim bilir kaç yıl önce asılmış buraya. Amma da güzelmişim ha. Şu gözlere, şu dudaklara bak..(Eliyle afişleri okşamaya başlar) Birde bana diyorlar ki niye bu kadar içiyorsun? Benim yerimde kim olsa içer be (Seyirciye döner ve onlara) Var mı içinizde bir zamanlar benim gibi şöhretli bir artist ha? Var mı altında lüks arabaları, evleri, konakları, mücevherleri olan birisi daha, var mı? (Eliyle yukarıyı gösterir) Taa oralara tırmanıp da, insanlara tepeden bakıp, hindi gibi kabaran bir zengin kadın daha var mıydı? (sonra üzgün bir tavırla, aşağıyı işaret ederek) Sonra taa buralara, bu batağın, çamurun, çirkefin içine düşen bir başka kadın daha var mı? (Şişeyi seyircilere uzatır) Hadi bunun şerefine içelim. (Şişeyi kafasına diker sonra koluyla ağzını silerek) Ulan benim gibi biri için de şerefe içilecek amma çok şey var ha. (Güler, dans eder gibi döner, yıkılacakken duvara tutunur. Seyirciye bakar) Ben gerçekten bu resimdeki kadın kadar güzel miydim?
(Afişin yanına gelir. Yıldızın yüzüyle, afiş yan yanadır. Seyirciye sorar) Benziyor muyuz birbirimize? Gözlerim eskisi kadar iri ve canlı mı? Burnum hala küçük mü? Ya dudaklarım.. Gene eskisi kadar şehvetli mi?
(Bir süre durur sonra hafif geriye çekilerek afişe bakar ve sonra eliyle hatıralarını kovar gibi yaparak, afişi yumruklamaya başlar.)
Kıskanıyorum seni. Hem de çok kıskanıyorum. Niye senin gibi değilim? Niye senin gibi eskimeden, bozulmadan bu günlere gelemedim? (Afişleri yırtmaya başlar) Geberteceğim seni. Ben nasıl mahvolmuşsam, seni de öyle mahvedeceğim. Ben öldüm, sen de yaşama artık. Sen yaşadıkça ben kahroluyorum. Seni gördükçe bir zamanlar var olduğumu hatırlıyorum. Oysa..(ağlayarak) Oysa ben o günleri hiç yaşamamış olmak istiyordum. Düşdü o günler düş. Tatlı birer hayaldi hepsi. (Resme gerileyip bakar) Sen de hayalsin. Hayal olmasan, o afişteki kadın gerçekse, peki ben kimim? Sen o kadar güzelsen, sen o kadar meşhur, o kadar şehvetliysen, ben nasıl böyle, ben olabilirim. Sen o güzel evlerde oturmuşsan, tiyatro salonları alkışlardan inlemişse, ben bugün bu orospuların, esrarcıların cirit attığı sokakta, nasıl sürünürüm be? İnanmıyorum sana. Eğer gerçekten sen bir zamanlar yaşamışsan hala böyle kalamazsın. Seni de kendimi mahvettiğim gibi mahvedeceğim.
(Titreyen elleriyle şişeyi afişteki gülen kadına uzatır. İçirmek istermiş gibi şişeyi resmin üzerine boşaltır.)
İç ulan aksilik etme, iç. Ben nasıl içiyorsam sen de içeceksin. Kapatma ağzını..Ben zamanında kapattım mı? Hem korkma tadı çok güzeldir. Bir kere tadına bak ondan sonra bırakabilecek misin bakalım? Bir kere benim gibi başladın mı içmeye ondan sonra sende benim gibi olacaksın. Düşkün, sefil, ayyaş, rezil, insanlık dışı bir mahluk olacaksın. İşte o zaman bir bütün olacağız seninle. Geçmişimi o zaman unutacağım ve hiç yaşamamış olacağım.
(Afiş ıslanmıştır.Geriye kalanı içer ve yere duvara sürünerek düşer. Yerde oturur gibidir. Şişeyi fırlatır ve kırılır.)
Hayatımızda bu şişe gibi kırılmaya hazırdır. İnce, zayıf ve narin. Düşmeye gör bir kere, öyle kırılırsın ki, parçalarını bile bulamazlar.
(Sonra duvara dayanır ve ağır ağır yere çöker, sızar. Birkaç saniye müzik, sonra sahneye iki tane afişçi girer. Biri genç, diğeri ise ihtiyardır. Ellerinde kova, fırça ve afişler vardır.)
I.AFİŞÇİ- Nereye yapıştıracağız bu afişleri abi?
2.AFİŞÇİ- (önü boş bir duvarı gösterir) Şuraya yapıştıralım.
I.AFİŞÇİ- Peki. (Kovayı yere bırakır, içine ilaç atar, karıştıracakken Yıldızı görür. Yanına gider, ayağıyla dürtükler) Heyy kadın, kalk oradan. Uyuyacak başka yer bulamadın mı?
2.AFİŞÇİ- Dokunma zavallıya..Baksana sızmış.
I.AFİŞÇİ- Belli..Çekmiş afyonlu şarabı moruk.
(1.Afişçi kovanın yanına gider, fırçayla karıştırır)
2.AFİŞÇİ- (Yıldıza bakarak) Bu sokağın kadınlarına o kadar acıyorum ki..Bir ellerinden tutanı olsa, arayanları, soranları olsa belki topluma geri dönerlerdi. Ama nerdee o insanlık.
I.AFİŞÇİ- (Kovanın içini karıştırırken, duvardaki afişe bakar, şaşkın) Aaa, şu afişteki kadın Yıldız Şahin değil mi usta?
2.AFİŞÇİ- (Bakar) Evet o. (içini çeker) Hayranıydım bu kadının, biliyor musun? Bu afişleri de eskiden ben yapıştırmıştım buraya.
I.AFİŞÇİ- Hayret nasıl olmuş da üzerine başka bir afiş yapıştırmamışlar.
2.AFİŞÇİ- (içini çeker) Bir türlü elim varmadı üzerini kapatmaya. O kadar güzel, o kadar büyüleyici bir kadındı ki.
I.AFİŞÇİ- Peki ne oldu kendisine?
2.AFİŞÇİ- Kimse bilmiyor nerede olduğunu.
I.AFİŞÇİ- Kapatayım mı üzerini usta?
2.AFİŞÇİ- Kapatacağız, başka çare yok. Bütün duvarlar dolu. Sanat böyle nankör bir meslektir işte. Varken iyisin, yoksan ölmeden ölmüş gibisindir. Yapıştır bakalım yeni sanatçının afişlerini, Yıldız Şahinin üzerine.
I.AFİŞÇİ- Olur usta.
(Afişçi, yeni afişleri yapıştırmaya başlar)
I.AFİŞÇİ- Şimdi de sıra bu kızda mı usta?
2.AFİŞÇİ- (içini çeker) Bilinmez ki. Bunu zaman gösterecektir.
(Her ikisi birden birkaç tane afiş yapıştırırlar. Bu meyhanedeki İnci’nin afişleridir. Afişin üzerinde İNCİ BATMAZ yazılıdır. Adamlar işlerini bitirdikten sonra geriye çekilip eserlerine bakarlar.)
I.AFİŞÇİ- Güzel kız değil mi, usta?
2.AFİŞÇİ- Öyle..Kendileri gibi kaderleri de güzel olur inşallah.
(Sonra iki afişçi duygusal bir müzik eşliğinde malzemelerini alarak, ağır ağır sahneden çıkarlar. Sahne hafifçe kararır. Sonra ışık lokal olarak Yıldızın üzerine düşer ve bir süre onu görür. Sonra perde yavaş yavaş kapanmaya başlar.)

SON
sevil1903 Tarih: 09.07.2009 23:16
2. PERDE
6.TABLO


Dekor: Şahane bir salon. Küçük Nazlı, asık suratlı, saçı topuzlu yabancı dadısıyla salonda masa üzerinde yabancı dil çalışıyor.


DADI- (Kalemi göstererek, bozuk bir türkçeyle) Sen söylüyorsun Nazlı. What is dis?
NAZLI- Kalem, bayan Elizabeth.
DADI- No, no, yok Türkçe, sen söylemek kalemi İngilizce.
NAZLI- Şeyy... (aklına gelmez, omuzunu kaldırarak) Unuttummm.
DADI- Oh, may Good! Nasıl unutmak, az önce ben söylemek yapmıştım. Ben söylüyorum bir kere daha. (Kalemi göstererek) Bu, it is a Pencil.
NAZLI- (esneyerek) Evet, it is a Pencil.
DADI- (Ayağa kalkar) Bu günlük tamam. Senin uyku saatin gelmek.
NAZLI- (O da ayağa kalkar) Bana ne, bana ne, uyumak istemiyorum.
DADI- Ama yo yo, senin yaşında çocuklar, bu saatte uyumak yapmalıdır.
NAZLI- (tepinerek) Ben de uyumayacağım diyorum. Annemi bekleyeceğim. Kaç gündür görmedim onu.
DADI- Senin annen aktristtir, geç saate kadar çalışmak yapmaktadır. Baban gelip de görürse sonra hem bana hem sana kızmak yapar. Hadi yatağa.
(Nazlı suratını asar ve öfkeli adımlarla kapıdan çıkar. Dadı masadaki kitapları toplar, salondaki bir çekmecenin içine koyar.
DADI- (kendi kendine) Ben görmemişim böyle bir Türk aile. Baba geç gelir, anne geç gelir. Zavallı Nazlı onları özler.
(Kapı açılır. İçeriye Yıldız girer. Biraz daha yaşlanmış, olgunlaşmıştır, yüzünde mutsuz bir kadının ifadesi vardır)
YILDIZ- İyi geceler, bayan Elizabeth.
DADI- Oh, madam siz gelmek..
(Yıldız sırtındaki kürkü çıkartır ve bir koltuğa fırlatır. Yorgun ve sinirli bir hali vardır)
YILDIZ- Beyefendi gelmedi mi daha?
DADI- Hayır efendim.
YILDIZ- Nazlı nerede?
DADI- Ben uyuması için göndermek onu odasına.
YILDIZ- Niçin? Daha vakit erken, kızımı görmek isterdim.
DADI- Beyefendi emir vermek, ben de küçük hanımı erken yatırmak.
(Yıldız büfeye giderek kendisine bir içki doldurur, içer, sonra telefon çalar, dadı açmaya davranır)
YILDIZ- Ben bakarım. Senin konuşmanı anlamıyorlar. (Yıldız telefonun ahizesini kaldırır) Buyrun..Evet, benim beyefendi buyrun. Teşekkür ederim. Çok naziksiniz. Yoo bu yakınlarda imkansız efendim.. Bir dakika. (dadıya döner) Kızım yattığına göre siz de odanıza çıkabilirsiniz, bayan Elizabeth.
DADI- Peki madam.
(Dadı çıkar)
YILDIZ- (Telefona, sertçe) Evet.. Biliyorum beyefendi parti genel sekreterisiniz ama bu bir şeyi değiştirmez.. Nasıl. Sizinle bir akşam baş başa yemek yememde bir sakınca yok mu? (Sert) Ne demek istiyorsunuz? Ben evli barklı bir kadınım. Eğer Muzaffer bu söylediklerinizi duyarsa..(şaşkın) Nasıl nasıl.. Anlayamadım? Beni arayıp yemeğe çıkartmanızı size o mu söyledi? (hırslanır) Allah hepinizin belasını versin..
(Telefonu öfkeyle kapatır. Sonra sigara yakarak, sinirli sinirli odada dolaşmaya başlar. Telefona gider ve numaraları çevirir.)
Aloo Remzi sen misin? Dinle beni, yarın ki çekimi iptal ediyorum. (kızar) Ne demek olmaz? Ben öyle istiyorum. (sakin) Hayır, önemli değil, canım sıkkın biraz.. Sen oyunculara haber ver. Çekim gününü ben sana haber veririm. (Telefonu kapatır. Sinirden bir süre tırnaklarını yer)
Allah’ın cezası herif. Şu dünyada her şeye sahipsin daha ne istiyorsun? Utanmadan milletvekili olmak için karını genel sekretere peşkeş çekmeye kalkıyorsun. (Dolaşmaktan sıkılır ve bir iskemleye oturur) Ya Rabbi ne büyük hata etmişim bu adamla evlenmekle.. Eğer kızım olmasa bir dakika bile durmam bu evde.. (Ağır ağır oturduğu yerden kalkar ve büfeye doğru yürür. İçki şişesini alır ve önce tanımak istermiş gibi bakar.)
Anlaşılan bundan sonra dertlerimi, üzüntümü seninle paylaşacağım arkadaş. (Şişeyi açar ve bardağa boşaltır, içer) Pezevenk! (içer) Namussuz herif! (içer) Zengin ve lüks hayat ha! (içer) Şan, şöhret, zenginlik, araba, ev.. (içer) Peki nerede insanlık? Nerede namus? (içer) (Sonra sahnede ışık oyunları başlar. Çeşitli renklerdeki ışıklar sahnede dönmeye başlar. Bir taraftan Yıldız içmekte, şişeden bardağa boşaltmaktadır. Işık oyunuyla birlikte müzikte başlar. Müziğin en kuvvetli olduğu bir noktada Yıldız koltuğa düşer. Müzik kesilir. Yıldızın elinde bir içki bardağı vardır. Öbür elinde de şişe. Yıldız koltuğa düşünce, ışık tamamiyle söner. Perde kapanırken, tablo değişimi süresince efektten Yıldızın sesi gelir)
YILDIZ- (ekolu) Ve ilk düşüşüm, uçuruma doğru attığım ilk adım o gece başlamıştı. Artık teselliyi içki şişelerinde aramaya başlamıştım. Bir zamanlar arzuladığım şan, şöhret ve zenginlik artık umurumda bile değildi. Film çalışmalarım da aksıyordu. İçkinin mahvettiği yalnız ruhum değil, onun dışa vuran çirkinliği de söz konusuydu. Gözlerimin altı morarmış, ağzımın kenarlarında çizgiler peydahlamıştı. Eskisi gibi gazetecilerle konuşmadığımdan resimlerim çekilmiyor ve dolayısıyla adımdan söz de edilmiyordu. Bu zirveden aşağıya doğru hızlı bir düşüşün belirtileriydi. Sahip olduğum her şey ama her şey elimin içinden kaçıp gidiyordu..
6. TABLONUN SONU









2.PERDE
7. TABLO


Dekor: Aynı salon. Müzik. Yıldız değişik bir elbiseyle sarhoş, koltukta sızmış elinde bir viski şişesi sallanıyor. Birkaç saniye sonra dışardan kadın erkek gülüşme sesleri gelir ve sonra kapı açılır, içeriye Muzaffer, yarı sarhoş tipli bir kadın ve şık giyimli bir adam girer. Hepsi sarhoştur.


MUZAFFER- (neşeyle bağırır) Yıldız..Karıcığım kalksana.
(Gülerler, Yıldız uyanır sallana sallana ayağa kalkar)
YILDIZ- Domuz..Pis herif.
MUZAFFER- Vay vay vay benim güzel, şöhretli karım içki içmiş ha? Hayret yahu sen içmezdin hani?
YILDIZ- (Kocasına şişeyle vurmak ister) Namussuz sefil herif..Geberteceğim seni.
MUZAFFER- (Yıldızın elini tutar) Ne oluyor yahu? Delirdin mi sen?
PARTİLİ- Sakin olun Yıldız hanım.
YILDIZ- Eee çekil sen be. (kocasına kızı gösterir) Kim bu aşifte?
MUZAFFER- Bu mu? Yabancı değil canım arkadaşım. Adı da.. Adın neydi be?
SUZAN- Suzan canım..
MUZAFFER- Duydun mu, Susanmış.
SUZAN- Susan değil, Suzan. Ortadaki s, z olacak.
YILDIZ- Ne arıyor evimizde? Bu adam da kim?
MUZAFFER- Cık cık cık..Çok ayıp ediyorsun şekerim bizim gibi kalbur üstü, zengin, soylu bir aileye yakışmıyor bu hareketlerin. Biraz daha nazik ol. Bu bey bizim partinin genel başkan yardımcısıdır.
PARTİLİ- (hafif yılışık, elini uzatır) Sizi yakından tanıdığıma çok sevindim Yıldız hanım.
(Yıldız, uzatılan eli tutmaz. Suzan Muzaffer'i yanağından öper, o da kızı belinden kavrar. Yıldız çileden çıkar)
YILDIZ- Dışarıda yaptığın rezillikler yetmiyor da, şimdi de eve mi taşımaya başladın?
MUZAFFER- Arkadaşlarıma karşı daha saygılı olsana karıcığım. Senin gibi artiste hiç yakışıyor mu bu sözler?
YILDIZ- Defol karşımdan iğrenç herif, defol! Seni gördükçe midem bulanıyor.
SUZAN- Hadi tatlım başka odaya gidelim, karın kızıyor bize, görüyorsun ya.
MUZAFFER- (güler) Kızgın kedi gibidir ha. (Kızın beline sarılarak oda kapısına kadar gider) Haklısın, biz bunları baş başa bırakıp, işimize bakalım civcivim? (Odadan gülerek çıkarlarken, Muzaffer partili adama göz kırpar. Yıldızla, Partili adam yalnız kalmıştır.)
YILDIZ- (arkasından bağırır) Allah belanı verir inşallah domuz herif. (Şişeye bakar, boş olduğunu görünce, büfeye gider, yeni bir tane açar, bardağa doldurur, içecekken adamın farkına varır) Siz daha burada mısınız, ne bekliyorsunuz?
PARTİLİ- (cebinden sigara çıkartır, uzatır) Sigara.
YILDIZ- İstemem. Benden ne istiyorsunuz?
PARTİLİ- (Sigarasını yakar) Bana bir kadeh içki ikram etmeyecek misiniz?
YILDIZ- İçmek istiyorsan büfe orada, git, doldur bardağını.
(Adam yılışık bir şekilde bakarak, büfeye gider ve içkisini doldurur. Yan odadan Suzanla Muzafferin gülüşmeleri duyulur. Yıldız başını çevirir ve tiksinir.)
YILDIZ- (tiksintiyle mırıldanır) Rezil, iğrenç herif.
PARTİLİ- (Elinde kadehle yanına gelir ve uzatır) Şerefe.
YILDIZ- Neyin şerefine? Ortada şeref mi kaldı, beyefendi?
PARTİLİ- Niçin bu kadar sinirlisiniz? Oysa ben, siz sanatçıları hep güzel huylu, serbest bir kadın olarak bilirdim.
YILDIZ- Serbest derken neyi kastediyorsunuz beyefendi? PARTİLİ- Yani..Yani.. Şeyi kastettim canım, siz hem artistsiniz hem de zengin bir
insansınız. Yani diğer insanlardan farklısınız. Bakın kocanız kendi hayatını yaşıyor siz de kendi hayatınızı yaşasanız ya.
YILDIZ- Haa anlaşıldı.. Demek ki siz buraya benimle.. PARTİLİ- (hemen lafı keser) Bakın ne güzel anlaşıyoruz sizinle. Hadi somurtmayı
bırakında gelin şöyle divana oturalım. Bakın sizi ne güzel sakinleştireceğim.
(Adam Yıldızı kolundan tutarak divana sürüklemek ister ama kadın adamı itekler)
YILDIZ- Dokunmayın bana..
PARTİLİ- Bakın Yıldız hanım toplum içinde güçlü olmak için para ve şöhret yetmiyor. Bugün en büyük güç, siyasi güçtür. Kocanız yakında partimizden milletvekili seçilecek. (Sesini değiştirir) Tabi bu sizin elinizde.. Eğer bana yumuşak ve cömert davranacak olursanız.
YILDIZ- Lanet olsun siyasete de, sizin gibi milleti yönetmek isteyen siyasetçilere de. Kocam milletvekili olacak diye ben sizinle yatmak zorunda mıyım? Her dediğinizi yapmak zorunda mıyım?
PARTİLİ- Eh öyle de denebilir. Ne yapalım bütün dünyada bu işler böyle oluyor. (Adam, Yıldıza sarılmak ister) Hadii bırakın surat asmayı, alt tarafı bir gece geçireceğiz. Hem ne kaybedersiniz ki?
YILDIZ- (Adamdan kurtulup, kolundan tutarak kapıya sürükler) Defolun. Hem de şimdi, derhal gidin buradan. Eğer canınız kadın istiyorsa kocam size yüzlerce, binlercesini bulabilir. Ama beni asla..asla satamayacak size.
PARTİLİ- Hey sakin olun. Ben sıradan bir insan değilim, ben...
YILDIZ- Gidin dedim size. İçerde metresiyle oynaşan kocamı da alın giderken. O sizi götüreceği yerleri iyi bilir.
PARTİLİ- Ama ben başkasını değil, sizi istiyorum Yıldız hanım.
YILDIZ- (haykırır) Neden? Neden ille ben?
PARTİLİ- Çünkü siz şöhretli bir artistsiniz de ondan. Diğer kadınlardan farklısınız. Bugüne kadar hep sizinle birlikte olmayı düşledim.
YILDIZ- Bugünde elinize fırsat geçti sandınız değil mi?
(Büfeye gider ve içki şişesini alarak adamı tehdit eder)
Defolup gidiyor musunuz buradan, yoksa şişeyi indireyim mi kafanıza ha?
PARTİLİ- (korkar) Tamam, tamam, sakin olun. (bağırır) Muzaffer..Muzaffer..
(Kapı açılır ve Muzaffer saçı başı dağınık bir vaziyette, gömleği pantolonunun üzerinde dışarı çıkar. Suzan'da hemen hemen aynı vaziyettedir)
MUZAFFER- Ne oluyor yahu? (Yıldız'ı elinde şişeyle görür) Bırak o şişeyi Yıldız.
YILDIZ- Dokunma bana yoksa avazım çıktığı kadar bağırır bütün hizmetçileri, uşakları buraya toplarım. Ondan sonra rezil olmak neymiş görürsün.
PARTİLİ- Hayatımda böyle kadın görmedim. Hani bana uysal, sessiz, sakin her dediğini yapan bir karın olduğunu söylemiştin.
MUZAFFER- Şeyy, öyledir de, bugün canı sıkkın. (gülerek yavaşça) Ay hali olabilir. Başka zaman geliriz. Hadi siz gidin sonra otelde buluşuruz.
PARTİLİ- Kusura bakma dostum ama parti üyeliğini bir kere daha gözden geçireceğim.
(Adamla kadın çıkarlar. Sahnede Muzafferle Yıldız vardır.)
MUZAFFER- (sert) Ne yaptığının farkında mısın sen?
YILDIZ- Bu soruyu benim sana sormam gerekir. (ses yüksek) Sen ne yaptığının farkında mısın? Sen de hiç utanma, gurur, haysiyet, namus yok mu be adam? Sen siyasete atılacaksın diye beni, adamlara peşkeş mi çekmen lazım?
MUZAFFER- Bağırma.. Ne olmuş yani adama biraz iyi davransaydın. Sanki filmlerde öpüşmüyor musun, yatağa girmiyor musun? Herif senin hayranın işte.. Sana hasta.
YILDIZ- İğreniyorum senden. Senden de senin o namussuz arkadaşlarından da tiksiniyorum. Defol git buradan.
MUZAFFER- Herif koca partinin genel başkan yardımcısı be. Benim hayatımı, istikbalimi mahvetmek mi istiyorsun sen?
YILDIZ- Allah belanı versin senin. (Elindeki şişeyi kocasına fırlatır) Geberirsin inşallah..
(Şişe adama isabet etmez)
MUZAFFER- Anlaşıldı seninle kibar, soylu bir adam gibi değil, sokak kabadayısı gibi konuşacağım.
(Muzaffer elini kemerine götürür. Yıldız dehşet içinde bu sahneyi izler. Adam kemerini çıkarır, eline dolar ve Yıldıza yaklaşmaya başlar. Yıldız ise korkudan gerileye gerileye duvara kadar gider ve yapışır. Adam birden kayışla Yıldızı dövmeye başlar.)
MUZAFFER- Bu senin aklını başına getirir.
YILDIZ- Dur vurma.. Allah kahretsin vurma.. Hayırrr..
(Işık oyunları ve gerilim müziğiyle adım Yıldızı kayışla döver. Bu arada kapı hafifçe açılır. Nazlı kapı aralığında gözükür. Kızın yüzü dehşet içindedir. Sonra ışık ve müzik kesilir. Işık tamamiyle aydınlandığında kızın başı da kaybolur)
MUZAFFER- Bu sana ders olur inşallah. Bir daha benim misafirlerime nasıl davranacağını öğrenirsin.
(Muzaffer kemerini takarak, ceketini alır ve kapıya doğru yürür. Çıkmadan önce bir kere daha Yıldıza bakar, çıkar. Yıldız ağlamakta, yüzü gözü dayak makyajı içindedir. Işık oyunu sırasında çaktırmadan yaptığı makyajla yüzü gözü çizik ve morartı içindedir. Hıçkıra hıçkıra ağlamaktadır. Kapı açılır içeriye üzerinde geceliğiyle Nazlı girer. Koşar ve annesinin üzerine atılır.)
NAZLI- Anne..Anneciğim..
YILDIZ- Nazlı..Kızım, yavrum.
NAZLI- Acıdı mı anne? Bir yerine bir şey oldu mu?
YILDIZ- (ağlayarak) Sen..Sen niye kalktın yatağından yavrum?
NAZLI- Senin sesini duydum anneciğim. Babamı hiç böyle görmemiştim. Niye dövdü seni?
YILDIZ- Anlatsam da anlayamazsın ki yavrum. Daha çok küçüksün. Hadi sen git yat artık.
NAZLI- Ama anneciğim..Yüzüne bak, kan içinde kalmış, acıyor mu?
YILDIZ- Acıyor ama yüzüm değil yavrum. (Hıçkırarak ayağa kalkar ve kızını kapıya doğru götürür) Hadi yavrum git yat uyu. Bu geceyi de unut. Anne baba arasında olur böyle şeyler.
NAZLI- Peki anneciğim.
(Müzik. Kız kapıya doğru yürür tam çıkacakken durur ve annesinin o halini görünce tekrar koşar ve annesinin kucağına atılır. Birlikte hıçkıra hıçkıra ağlarlar. Sonra Nazlı koşarak kapıya gider ve çıkar. Yıldız, büfeye doğru gider ve bardağa içki doldurur. İçer. Tekrar doldurur, bir seferde onu da bitirir. Sonra şişeyi alır ve divana doğru yürür ve doldurarak tekrar içer. Sonra perde perde ağır ağır kapanır)

(Tablo değişimi boyunca efektten Yıldızın sesi duyulur)
YILDIZ- (efektten ekolu) Zirveden düşüş içkiyle başlamıştı. Ünlü olmamın yanı sıra zengin ve soylu biriyle evlenerek saygın bir kadın, bir anne olmayı düşlerken, nasıl bir çamurun içine girdiğimi anladığımda ise çok geç kalmıştım. Çünkü hem ünlü bir aktris, hem de anneydim. Bunların hatırına susmam ve yaşadıklarıma katlanmam gerekiyordu. Ama nereye kadar? İşte içkiyle tanışıklığım ve giderek onunla vazgeçilmez birlikteliğim bu sırada başlamıştı. Daha rahat film çevirebilmek için tiyatrodan ayrılmış, dostlarımdan da kopmuştum. Artık devamlı içiyor ve yitirdiğim onurumu kazanmak yerine unutmak için şişelere sığınıyordum. O şişeler benim kocam, kızım, sırdaşım, yoldaşım her şeyim olmuştu. Her yudumda biraz daha batıyor, batıyor, batıyordum.

7. TABLONUN SONU







2.PERDE
8. TABLO

Dekor: Aynı dekor. Nazlı dadısıyla masa başında ders çalışıyor. Kapı açılır, içeriye Yıldız girer. Sarhoşluktan ayakta sallanmaktadır. Üstü başı temiz olmasına rağmen yüzünde bir çöküntünün izleri vardır. Yıldız odaya girince dadıyla, Nazlı şaşkın şaşkın ona bakarlar. Yıldız kızına doğru yürümek isterse de ayağı iskemleye takılır ve yere düşer. Nazlı hemen annesinin yardımına koşar.

NAZLI- Anneciğim.
YILDIZ- Korkma kızım. Bir şey olmadı. Ayağım takıldı.
DADI- (Yanlarına giderek Nazlı'yı annesinden ayırmak ister) Küçükhanım yok siz ona sarılmamak.
YILDIZ- Ne o korkuluk suratlı karı, iğreniyor musun yoksa benden? Çek elini kızımın üzerinden bakayım.
DADI- Ama beyefendi dedi ki..
YILDIZ- Başlatma beyefendinden. (kızına) Yavrum. (Saçlarını okşar) Yavrum, gel seni şöyle doya doya bir seyredeyim. Ne kadar da büyümüşsün, güzelleşmişsin.
NAZLI- Bardağı ver anneciğim. YILDIZ- (Elindeki bardağa bakarak acı acı gülümser sonra bardağı dadıya
uzatır) Al şu bardağı da defol buradan. Beni kızımla yalnız bırak, hadi.
DADI- Ama no no, olmaz, beyefendi yasak etti, yok izin vermek, sizin kızınızla görüşmenizi istememek.
YILDIZ- (Kzına daha sıkı sarılır) Defol dedim sana. Defol haydi. Kızımı, kimse alamaz elimden. Çık dışarı çabuk!
(Dadı önce duralar sonra korkarak dışarı çıkar)
NAZLI- (Yerden doğrulur ve annesinin elini tutarak) Anneciğim gel yardım edeyim sana. Ayağa kalkalım.
YILDIZ- Yoo bırak böyle kalalım tatlım. Güzelim, sevgilim, bir tanem benim. (Kızını delicesine sever ve öper) Kaç yaşında oldun Nazlı?
NAZLI- Yedi yaşındayım ya anneciğim, unuttun mu yoksa?
YILDIZ- (İçini çeker) Unuttum ya..Yalnız seni değil kim olduğumu bile unuttum artık. Biliyor musun bir tanem, ilk kez seni böyle gerçek bir anne gibi seviyorum. Saçların ne güzelmiş, ya yanağın kadife gibi.
NAZLI- Anneciğim benim.
YILDIZ- Doğduğunda topaç kadar bir şeydin. Hemşire seni yanıma getirdiğinde gözlerin daha kapalıydı. Yumuk yumuktun. (sonra gözleri seyirciye döner) Her ana gibi koklayamadım seni. Mikrop kapar diye özel odaya almışlardı seni. Hiç anasından çocuğuna mikrop geçer mi? Zenginlik işte..Soyluluk, gösterişlik.. Göğüslerim süt doluydu da baban ve filmciler pörsür diye seni emzirmeme bile izin vermemişlerdi. (Kızına daha sıkı sarılır ve delicesine öpmeye, okşamaya başlar. Saçlarını karıştırır) Yavrum benim, tatlı kızım. Yıllar sonra seni kucakladığımda beni böyle görmeni istemezdim ya, kader mi diyelim, yoksa aptallık mı bilemiyorum? Ama olan oldu işte.
NAZLI- Niçin içiyorsun anneciğim? İçmen şart mı?
YILDIZ- (acı acı gülümser, tebessüm eder) Ben içmeyeyim de kimler içsin kızım. Dadını duydun baban, seni bana göstermek bile istemiyor. Her şeyimi, iyi olan her şeyimden başka bir de seni kaybedersem kim bana arkadaşlık edecek? Kim benim derdime, üzüntüme ortak olacak?
(O anda kapı açılır ve içeriye kocası Muzaffer girer. Kızar)
MUZAFFER- Nazlı! Buraya gel.
NAZLI- (korkarak) Baba.
MUZAFFER- Kalk dedim sana onun yanından. (Yıldızın yanına yaklaşır) Şu haline bak. Bir anne olarak kızının karşısına bu şekilde çıkmaya utanmıyor musun? Çabuk odana git Nazlı.
NAZLI- Baba..Ne olur bırak ta annemle kalayım?
(Muzaffer kızının kolundan sertçe tutarak kapıya doğru itekler)
MUZAFFER- Odana git ve dadınla otur. Bir daha seni annenle bir arada görmeyeceğim.
(Nazlı ağlayarak odadan çıkar. Yıldız ağır ağır yerinden doğrulur. Kocası kendisine bakmaktadır. Yıldız büfeye gider ve bardağına içki doldurur. Sonra sallanarak kocasının yanına gider.)
YILDIZ- Artık seni istemiyorum Muzaffer. Ayrılacağım senden.
MUZAFFER- Cehenneme kadar yolun var, ayyaş karı.
YILDIZ- Kızımı da alacağım giderken. Onu sana bırakmayacağım.
MUZAFFER- Nazlıyı alamazsın. Onu yetiştirmeye, eğitmeye muktedir değilsin. Bu evden istediğini alabilirsin ama kızımızı asla.
YILDIZ- Alçak herif. Ben onu yetiştirmeye muktedir değilim de, sen mi muktedirsin? Karısını erkeklere peşkeş çeken sen, namustan, eğitimden nasıl söz edersin ha?
MUZAFFER- Neyle bakacaksın ona? Kendini ne sanıyorsun hala?
YILDIZ- (şevk ve gururla) Yıldızım ben be, Yıldız! Daha unutulmadım. Seyircilerim var benim. Tekrar tiyatroda oynarım, filmler çeviririm, şöhretimi sağlarım ve dilediğim gibi zengin, sensiz ama kızımla mutlu bir hayat yaşarım.
MUZAFFER- Şu haline bak. Hala geçmişte yaşıyorsun sen. Senden geriye kalan sadece adındır. Hangi suratla, hangi kafayla gireceksin tiyatroya? Senden bundan sonra ne köy olur ne de kasaba.
YILDIZ- Bir zamanlar öyle söylemiyordun ama. Çiçekler, hediyeler gönderiyor, ayağımın altına halılar serip, peşimden koşuyordun. Ne çabuk unuttun.
MUZAFFER- (sigara yakar) Geçmişte kaldı onlar. (kadının yanına gider ve saçlarından sertçe tutarak aynaya doğru sürükler) Bak şu haline, bakk! Yüzüne bak. Çaptan düştün artık sen kızım, bittin, tükendin. Sen bir enkazsın artık, enkaz!
(Saçı bırakır. Yıldız aynaya bakar sonra bardağı bir dikişte bitirir)
YILDIZ- Film şirketim var. Film çeviririm, gene paramı kazanırım. Sana muhtaç olmam.
MUZAFFER- Bu akşamdan itibaren artık film şirketinde yok senin. Zaten şirket senin değildi ki. Sen sadece şirketin başındaydın. Bugün şirketi de kapattım.
YILDIZ- Seni alçak. (diyerek kocasının yakasına yapışır) Geberteceğim seni. MUZAFFER- (bir tokat vurur) Ağır ol, bir daha bana el kaldırmaya kalkma yoksa
yüzünü tanınmayacak hale getiririm. Şimdi beni iyi dinle, yarın avukatımı çağıracağım ve boşanma dilekçesini imzalayacaksın. İtiraz etmeyeceksin. Sana bir ev ve istediğin kadar para vereceğim. Nazlıyı ise yarın dadısıyla birlikte Avrupa'ya gönderiyorum. Tamam mı?
YILDIZ- (ağlayarak) Hayır, yapma, beni kızımdan ayırma. Paran da, pulun da, evin de her şeyin de senin olsun ama kızımı benden uzaklaştırma ne olur, onu bana bırak.
MUZAFFER- Unut kızını. Boş yere tartışmayalım. YILDIZ- (kocasının ayaklarına sarılır ve yalvarmaya başlar) Her şeyimi aldın
elimden. Canımdan çok sevdiğim tiyatroyu, sinemayı, şanımı, şöhretimi, düşlerimi kararttın ama kızıma dokunma Muzaffer. Onsuz yaşayamam, bırak onu bana, göreceksin bak içkiyi de bırakacağım, onun için iyi şefkatli bir anne olacağım.
MUZAFFER- Artık çok geç. Sen içkinin kurbanı olmuşsun, artık senden kimseye, kendine bile hayır gelmez. Çekil ayağımın altından.
(Kadını tekmeleyerek dışarı çıkar. Yıldız ağlamakta, saçı başı pejmürde bir haldedir. Birden kapı açılır, Nazlı koşarak annesinin yanına gelir ve sarılarak ağlamaya başlar. Dadı ise kapıda durmuş onlara bakmaktadır. Dadı da gözlerini silmektedir. Ana, kız bir süre deliler gibi birbirlerini sevdikten sonra dadı gelir ve yumuşak bir şekilde Nazlıyı anasından koparıp götürür. Yıldız kızının peşinden gitmek ister gibi yerlerde sürünür. Sonra ayağa kalkıp, büfeye gider içki şişesini alır. Elleri titreyerek yarısını da yere dökerek içkiyi bardağa boşaltır. Hemen başına diker. Sonra elinde şişe ve bardakla masaya gider ve oturur. Bardağı tekrar doldurur. Sonra hafiften başlayan bir müzik ve arkasından ışık oyunlarının sonuna kadar içer. Işık oyunları sırasında aksesuar işçileri sahneye girerek tek tek odadaki eşyaları alıp götürür. Bu sefaleti, yalnızlığı ve düşüşü simgelemektedir. En sonunda odada Yıldız bir başına masanın başında kalmıştır. Bu arada müzik en kuvvetli ritmini vurur ve ışık lokal olur. Sadece Yıldızı masa başında görür. Işık gittikçe küçülür, küçülür ve sadece suratını gösterdiği anda Yıldız başını kaldırır ve çöküntü içindeki zavallı ifadesi biran için görüldükten sonra perde kapanır. Tablo değişimi boyunca Yıldızın efektten gelen sesi duyulur)

YILDIZ- (efektten) Zengin ama ahlaksız kocamdan bir celsede ayrılmıştım. Pezevenk, kızım hariç her şeyi verdi bana. Ev verdi, para verdi. Ama yaşayan en değerli şeyi; kızımı vermedi. Ve sonra beni, o ünlü Yıldızı mum gibi eriten içki günleri başladı artık. Kısa zamanda alkolik olmuştum. İçmeden yapamıyordum. Ayık olduğum her saat beni mazimle hesaplaştırıyor ve kahrediyordu. Öyle bir an geldi ki artık kimse hatırlamaz ve tanımaz oldu beni. Haklılar da, aynaya baktığımda ben bile tanımıyordum kendimi..Önce param bitti, ardından oturduğum evi sattım ve elime geçen o parayı da hayattaki tek dostum olan içkiyle paylaştım.
8. TABLONUN SONU


2.PERDE
9.TABLO

Dekor: Bir meyhane sahnesi. Kentin gariban bir köşesinde açılmış bir meyhane. Kırık, dökük masalar. Bir tarafta pikap. Sahnede meyhaneciyle birlikte üç tanede adam vardır. Adamların ikisi yaşlıca, biri gençtir. Ayrıca iki tane de orta yaşlı, boyalı kadın vardır. Kadınlar bir masada, yaşlı erkekler ayrı masada oturmaktadırlar. Genç olan erkek ise ayrı masada oturmaktadır.

NURİ- Heyy Barba bir duble daha getir be.
BARBA- (Rumdur) Simdi getiriyorum pasam. Gene bugün efkarlısın.
NURİ- (Yanındaki arkadaşına) Şunun söylediğine bak, ulan efkarlı olmasam senin bu berbat dükkanında işim ne?
ALİ- Berbat merbat ama Barba iyi adamdır. Allah razı olsun, bakkal gibi üç aydan üç aya emekli maaşını alıncaya kadar hesap açıyor. Öyle her meyhane yapmaz bunun yaptığını.
NURİ- Orası öyle ama içkileri berbat birader. Sirke mi içiyoruz, şarap mı içiyoruz belli değil?
(Barba önce adamların masasına duble içkiyi bırakır, sonra delikanlının yalnız oturduğu masaya gider.)
BARBA- Ne o İbrahim pasam bugün pek üzüntülüsün? Anlayalım yani?
İBRAHİM- Bir şey yok be Barba.
BARBA- Bakıyorum gözün hep kapıda. Gene onu mu bekliyorsun?
İBRAHİM- (Evet anlamına başını sallar) Akşamları kaçta geliyor buraya?
BARBA- Birazdan düşer. Hiç sektirmez, her akşam gelir, meyhane kapanıncaya kadar kalır burada.
İBRAHİM- Zavallı..Ona öyle acıyorum ki..
BARBA- Neden?
İBRAHİM- Bilmiyorum Barba. Ama onda öyle bir şey var ki, bunun anlatmam çok güç. Evet biraz yaşlı, ama yüz hatları hala çok güzel. Sonra..Sonra çok da garip bir hali var. Nasıl söylesem yüzündeki o vaktinden önce meydana gelmiş çizgilerde belki de öğrenemeyeceğimiz bazı sırlar saklı.
BARBA- Aslında hanımefendi bir kadına benziyor. Her akşam gelir, yer, içer. Daha doğrusu içer. Mezesi sigaradır. Kimseye bir zararı dokunmaz. Eğer bir takılan falan olursa bak o zaman iş değişiyor. Ağzını açtı mı değme mapusane kaçkınları bile korkuyor ondan.
İBRAHİM- Kimdir? Ne iş yapar? Tanır mısın onu Barba?
BARBA- Valla bildiğim kadarıyla bir iş yapmıyor. Ama sağdan soldan duyduğum kadarıyla vaktiyle çok zenginmiş. Çok çile çekmiş.
İBRAHİM- (Saatine bakar) Bana bir bira getirir misin Barba?
BARBA- Tabi.
(Barba sallana sallana uzaklaşır. Bara gider.)
NURİ- (Öteki masada oturan kadınlara takılır) Ne haber be Mualla? Bakıyorum bu gece gıkın çıkmıyor.
MUALLA- İşine bak bitli Nuri. Takılma bana kafam bozuk.
NURİ- Peki peki kızma. Hani merak etmiştim de.
(Kadın birşey söylemez ve içkisini başına diker)
ALİ- Anlaşılan gene herifinle takışmış, baksana dubleleri peş peşe götürüyor.
NURİ- Sen bunun böyle olduğuna bakma ha. Bir zamanlar buralarda fırtına gibi eserdi bu yosma. Kalçasını şöyle bir kıvırdı mı, tekmil zampara ayağa fırlar, karıyı dansa kaldırmak için birbirleriyle bıçak bıçağa dövüşürlerdi.
ALİ- Ya öbür karı..O kim? Kezzabı yüzüne fena yemiş zavallı.
(Mualla'nın yanında oturan kadının yüzünün yarısı yanıktır. Seyirci bu yanık yüzü görmektedir.)
NURİ- Gamzeli Raziye derler ona. Esas mesleği konsomatrisliktir. Ama ona sorarsan tiyatro oyuncusuyum, der.
ALİ- Yok ya?
NURİ- Bir iki sefer turneye götürmüşler bunu. O çadır tiyatrolarında filan dansözlük mü ne yapmışsa, o günden sonra kim ne iş yaptığını sorsa tiyatrocuydum der, durur. Halbuki sen kim, tiyatro oyunculuğu kim be.
ALİ- Yahu Nuri hep soracağım unutuyorum. Her gece bir karı geliyor buraya. Çekiliyor köşesine meyhane kapanıncaya kadar içiyor. Hatırladın mı?
NURİ- Evet, niye sordun?
ALİ- Merak ettim. Kim o kadın? Çok esrarengiz bir hali var.
NURİ- Valla işin aslını kimse bilmiyor ama herkes de bir şeyler söylüyor. Kimi diyor bar kadını, kimi diyor hapislere falan düşmüş de ondan içiyor. Aslını bilen kimse yok.
ALİ- Şu karılara hiç benzemiyor ama, neresinden baksan bir asillik, bir hanımefendilik akıyor üzerinden. Öyle değil mi?
NURİ- Boş versene sen, hanımefendi bir kadının Barba'nın bu berbat yerinde işi ne ulan? Hadi şerefe..
ALİ- Şerefe..
(Adamlar kadeh tokuştururlar)
MUALLA- Ulan şeytan diyor git herifi uyurken öldür. Ne olacak alt tarafı beş dakikalık bir iş. Usturayı gırtlağına dayadın mı, o saat işi bitiktir.
RAZİYE- Gene ne oldu? Dövdü mü yoksa seni?
MUALLA- Kim? Biraz zor döver, bana baksana sen..Bende hiç dayak yiyecek hal var mı kızım? (içini çeker) Ama keşke dövseydi de, yattığım yatak da başka kadın yatırmasaydı. Bana en çok koyan da o oldu zaten.
RAZİYE- Erkek milleti anam, erkek milleti.
MUALLA- Boş versene sen. Sıkıyı gördük mü erkek milleti deyip geçiyoruz. Hiç suçu kendimizde aramıyoruz. Mesela bak ben herifle tam 15 yıldır nikahsız oturuyorum. Sen beni 15 yıl önce görecektin. Böyle eğri, büğrü bir kadın değildim. İnanmazsan Barba'yı çağırayım da söylesin. (bağırır) Ulan Barba.
BARBA- Buyur Mualla.
MUALLA- Gel ulan buraya.
BARBA- Geliyorum.
(Barba başını sallayarak ağır ağır kadınların masasına gelir)
BARBA- Söyle.
MUALLA- Barba dinin aşkına söyle, sen beni çok eskiden tanırsın. Bundan 15 yıl önce nasıldım ha, nasıldım?
BARBA- Eee bıktım ama..Ne yani insan 15'inde neyse 50'sinde de öyle olacak değil ya. Sen eskiye değil, simdiye bak anam.
MUALLA- Öyle deme be Barba. Eğer eskiye ait anılarımız olmasa nasıl yaşarız biz? Bizim gibiler için eskiye ait anılar bir nevi kandır, kan. O kanla yaşıyoruz biz.
(Barba kadına gülümseyerek baktıktan sonra)
BARBA- (şiir gibi konuşur) Bu var ya bu..Hani adına, endamına şiirler düzülen kadınlar vardır. İşte bu öyleydi bir zamanlar. Barda çalışırdı ama gene de evlenmek için az kısmeti çıkmamıştı. Allah biliyor ya ben bile yangındım ona. İstanbul'un en güzel yosmasıydı.
(Mualla gururlanır, Raziyeye gördün mü der gibi baş sallar)
Hani şimdi bazı şarkıcılar nasıl gecede milyarlarca lira alıyorlar, bu Mualla için de bar, pavyon patronları avuç dolusu para dökerlerdi. İsteseydi, aklını kullansaydı bugün her şeyin sahibi olur, evinin hanımı bile olurdu.
MUALLA- Ahhh ulan ahh! Namussuz Barba gene efkarlandırdın beni. Getir ulan bir şişe güzel Marmara daha..
(Barba gülerek tezgaha gider)
MUALLA- Diyeceğim bizlerde de suç var. Ben Nazımla oturmaya başlamadan önce bana, kızım vazgeç bu sevdadan, sana bu adamdan hayır gelmez, bunun niyeti senin paranı yemektir diye defalarca söylemişlerdi. Ama kadın kısmı zayıf oluyor, ne yaparsın. Tutulmuşuz bir kere kara sevdaya. Gözümüz kör, herifin pis taraflarını görmüyoruz. Bir kere evet dedik ve ondan sonra her gün biraz daha çirkefe gömüle gömüle işte bu hallere düştük.
RAZİYE- Kader be Mualla.. Her ne hikmetse de bizim kaderimiz kötü yazılmış ulan. Elin karısı gider kuzu gibi paralı, evine bağlı kocalar bulur. Sıra bize gelince nerede it, kopuk, kazıktan kurtulmuş adam varsa onu buluruz. Hergele ayrılmaya kalkınca bir şişe kezzabı boşaltıverdi suratıma.
MUALLA- İyi de hala birlikte yaşıyorsun. Terk etseydin ya pezevengi?
RAZİYE- Nereye gideceğim, bu suratla nerede iş tutabilirim ki. İster istemez, dürzünün koynundan çıkamıyorum.
MUALLA- Dedik ya kafamızı kullansaydık bu hallere düşmezdik.
RAZİYE- O zavallı da kim bilir başına neler geldi de, bu batakhaneye düştü. Ne kadar masum bir hali var değil mi?
MUALLA- Kim be? Kimden söz ediyorsun sen?
RAZİYE- O her gece gelen kadından canım. Hani şuradaki masaya oturup tek başına kafayı çekiyor ya?
MUALLA- Haa şu kirli pardösülü kadını diyorsun değil mi? Neden olacak, o da mutlaka bizim gibi kelleyi çalıştıramamıştır da ondan düşmüştür. Yalnız o karının suratı bana hiç yabancı gelmiyor. Bir yerlerde gördüm onu ben ama nerede?
RAZİYE- Al benden de o kadar. Geçen gece sabaha kadar onu düşündüm ama kim olduğunu çıkartamadım.
MUALLA- Boş ver kafasını kullanamayıp da, çirkefe düşenlerin şerefine içelim anam..Hadi şerefe..
RAZİYE- (kadehini uzatır) Şerefe..
(Kadınlar kadeh tokuşturur ve bardaklarını dikerler. Kapı hafifçe aralanır ve içeriye kirli pardösülü, makyajsız, yüzü kırışıklarla dolu, ayağında erkek ayakkabısı Yıldız girer. Sağa sola baktıktan sonra sallana sallana, halinden utanıyormuş gibi bir tavırla boş masaya gider ve oturur. Cebinden bir sigara çıkartır ve yakar.)
YILDIZ- (nazikçe) Bir bardak şarap getirir misiniz?
BARBA- Hemen.
(Barba şişeyle bardağı alır ve elindeki bezle masaya gider. Masanın iyice tozunu aldıktan sonra şişeyle, bardağı bırakır.)
BARBA- Başka bir şey ister miydiniz?
(Yıldız istemez anlamına başını sallar. Barba gider. Herkes kadına bakmaktadır. Kadın şişeyi açar ve bardağına doldurur. Bardağı kaldırıp bakar ve sonra içer. Delikanlıyla göz göze gelir. İbrahim gülümser. Yıldız dudak büker. İbrahim kalkıp Yıldızın yanına gelir.)
İBRAHİM- Oturabilir miyim?
YILDIZ- (omuzunu kaldırır) Keyfin bilir.
İBRAHİM- (Oturarak) Gelmeyeceksiniz diye çok korkmuştum.
YILDIZ- Neden?
İBRAHİM- Bunu anlatmak çok güç. Sizin gibi bir kadının böyle bir yerde bulunması nedense dikkatimi çekti.
YILDIZ- (gülümseyerek) Benim gibi bir kadının mı? Benim ne özelliğim var ki? Şu halime bak. (Ayağını kaldırır ve gösterir) Böyle bir kadın ancak böyle bir meyhaneye yaraşır.
İBRAHİM- Sanmıyorum. Burada bulunmanızdan utanıyormuş gibi bir haliniz var. Siz, diğerleri gibi değilsiniz.
(Meyhanedekilere bakarlar)
YILDIZ- Yanılıyorsunuz, aynı bokuz hepimiz. (kızar) Ne yani beni bir hanımefendi mi sanıyorsun sen? Öyle olsaydım şimdi burada değil, Maksim'de içerdim.
İBRAHİM- Siz ne derseniz deyin, ben insanları iyi tanırım. Siz buraların insanı değilsiniz.
YILDIZ- Ne istiyorsunuz benden?
İBRAHİM- Doğrusunu isterseniz ne istediğimi bende bilmiyorum. Sadece kişiliğiniz ilgimi çekti o kadar.
YILDIZ- Hangi kişiliğim? Hadi şerefe.
(Delikanlının şaşkın bakışları arasında kadehini onun kadehiyle tokuşturur)
İBRAHİM- Adınız nedir?
YILDIZ- Bilmiyorum. Daha doğrusu adıma layık olamadığım için hatırlamak istemiyorum.
İBRAHİM- Peki size ne diye hitap edeyim?
YILDIZ- Ne dersen de.. Benim için hiç fark etmez.
İBRAHİM- Yüz hatlarınız o kadar güzel ki..Bana birisini hatırlatıyor. Sanki sizinle yüzlerce kez beraber olmuşum gibi bir his var içimde.
YILDIZ- Ne iş yapıyorsun sen?
İBRAHİM- Yazarım. Roman yazıyorum.
YILDIZ- (gülerek) Ne o malzeme bulamadın da, beni mi yazacaksın?
İBRAHİM- Bu sizinle ilgilenmemin birinci nedeni. İkinci nedenine gelince sizinle konuşmak, aynı masada bulunmak bana sonsuz bir zevk veriyor.
YILDIZ- Oğlum ben senin anan yaşında sayılırım. Eğer beni gözüne kestirdiysen boş ver. Sana ne analık yapabilirim, ne de orospuluk. (Bardağı göstererek) Benim hayatım bu. (bağırır) Barbaaaa..
BARBA- Evet bayan.
YILDIZ- Bir şişe daha rica edeceğim.
BARBA- Çok olmadı mı? Sonra fena olursunuz.
YILDIZ- (kızar) Bana bak ulan ağzımı bozdurma şimdi..Parasıyla değil mi, dürzü? Getir işte, paran batacak diye de korkma.
BARBA- Peki peki..
(Barba hemen bir şişe daha getirir)
YILDIZ- Ne o delikanlı şaşırmış gibi bir halin var. Gördün ya benim de öteki kadınlardan pek farkım yok.
İBRAHİM- Siz öyle sanın. Küfür de etseniz, adam da dövseniz siz o kadınlardan değilsiniz. O küfürler ağzınızdan sanki zoraki çıkıyor.
YILDIZ- Canımı sıkıyorsunuz.
İBRAHİM- Adım İbrahim.
YILDIZ- Sorduk mu? Eğer masamda oturmak istiyorsan çeneni kapa. Gevezelikten hoşlanmam.
(Öteki masadan Mualla bağırır)
MUALLA- Ulan Barba televizyonu açsana. Hergele elektrik parasından tasarruf mu etmek istiyorsun?
BARBA- Tamam tamam açıyorum.
(Barba gider televizyonu açar. Ekranın arkası seyirciye dönük olduğu için ekranda oynayanlar görülmez. Sadece sesleri duyar.)
TV’DEN- (önce bir reklam müziği ve reklam sonra spikerin sesi duyulur.) Sayın seyirciler şimdi televizyonda seyredeceğiniz yerli filmin adı Günah Yılları. 1958 yılında çevrilen filmde başrolleri Ayhan Işık ve Yıldız Şahin paylaşmışlardır.
(Filmin fon müziği başlar. Adını duyan Yıldız irkilir, elleri titrer. Sağa sola bakar sonra bardağını bir seferde diker.)
İBRAHİM- Ne oldu, niçin sarardınız birden bire? Rahatsızlandınız mı yoksa?
YILDIZ- Hayır, hayır.
İBRAHİM- Biliyor musunuz, hayatım boyunca hayran olduğum artistlerden birisi de bu Yıldız Şahindir. Kendisini defalarca tiyatroda seyretmiştim. Hele Romeo ve Juliet piyesindeki o rolünü ömrüm boyunca unutamam. Ondan sonra o rolü birçok artist oynadı ama hiç birisi Juliet rolündeki Yıldız kadar başarılı ve güzel değildi.
(Yıldız elinde kadeh şaşkın şaşkın İbrahim’e bakar)
İBRAHİM- Sinemadaki bütün filmlerini de seyrettim. Hele şimdi oynayan bu Günah Yılları, onun en başarılı filmlerinden birisidir. Siz hiç seyrettiniz mi Yıldızı?
YILDIZ- Ben mi? Bilmem. Aradan çok sene geçmiş belki de seyretmişimdir.
(Televizyonun fon müziği kesilir ve film sesleri duyulur. Aşağıdaki diyaloglar filmden verilmiştir.)
AYHAN- (Ses TV’den) Bağışla beni Ayşe..Ne yazık ki babam evlenmemize izin vermiyor. Affet olan oldu bir kere..
YILDIZ- (Sesi TV’den) Olan oldu ha..Bunu ne kadar da rahat söylüyorsun Yalçın. Ya karnımda yeşermeye başlayan tohumun? Hiç düşündün mü, bunu? Babanın evlenmemize izin vermeyeceğini bile bile niçin kirlettin beni?
AYHAN- (TV’den) Affet. Böyle olmasını bende istemezdim ama ne yapayım. Hem bunu büyütmeye de gerek yok Ayşe. Çocuğu aldırırız olur biter.
YILDIZ- (TV’den) Hayır. O benim günahımın meyvesi olacak Yalçın. Ona baktıkça günah yıllarımı hatırlayacağım.Şimdi git buradan. (Ağlayarak) Git artık seni görmek istemiyorum.
AYHAN- (TV’den) Fakat sevgilim..
YILDIZ- (TV’den, ağlayarak) Git artık,git. Boş konuşmanın ne sana ne de bana faydası var. Düşünmem lazım. Geleceğim için kararlar almam lazım.
AYHAN- (TV’den) Peki Ayşe.
(Reklam girer. Reklamların müziği ve sesi)
NURİ- Ulan reklamların sırası mı be? Filmin en güzel yerinde hacamatladılar. Şimdi işin yoksa bekle dur.
ALİ- Kızma be Nuri, reklamsız televizyon olur mu? (Kadehi kaldırır) Şerefe.
(Nuriyle Ali kadeh tokuştururlar)
MUALLA- Ne o Raziye kendinden geçmiş gibi bir halin var be.
RAZİYE- Doğru, geçtim valla. Hayranıyım ben bu kadının. Bu güne kadar hiçbir filmini kaçırmadım.
MUALLA- Tiyatroda da seyretmiş miydin?
RAZİYE- Hayır tiyatroya gidecek vakit nerde. Biliyorsun tiyatro saatinde ben pavyonda oluyordum. Hayatımda onun kadar güzel kadın görmedim.
MUALLA- Haklısın. Ona baktıkça kendi gençliğim geliyor aklıma. Ahh ah hadi şerefe anam.
(Kadınlar kadehleri tokuştururlar)
NURİ- Nasıl beğendin mi Yıldızı?
ALİ- Beğenmekte söz mü birader? Bir içim su be. Gelmiş geçmiş en güzel artisttir. Bak film çekileli kaç sene olmuş, aradan kaç sene geçmiş düşün, o günden bugüne daha Türk sinemasına böyle bir kadın geldi mi?
NURİ- (Gururla) Ben onu yakından tanırdım.
(Yıldız başını ağır ağır Nuri'ye çevirir.)
ALİ- Yok yahu nereden tanıyorsun?
NURİ- Onunla ufak bir maceram bile olmuştu. (kasılır)
ALİ- Valla mı?
NURİ- Sen Nuri abini ne sanıyorsun ulan. O zamanlar böyle ağaç dalı gibi eğik değildim. Giyinip tıraşımı çektim mi, karılar peşime katar katar dizilirlerdi.
BARBA- Atma bre Nuri, biz senin gençliğini de biliriz oğlum.
NURİ- İnanmazsan Necmettin abiye sor. Allah rahmet eylesin o tarihlerde şoförlük yapardı kendisi.
BARBA- (alaylı) Adam öldü be. Sormak için öteki dünyaya gitmek lazım. NURİ- Balo sokağındaki barcı Hristo da şahittir. Toprağı bol olsun, bu
Yıldız denen artistle onun barına gidip iki tek atmıştık.
ALİ- Ulan Nuri hiç yaşayan şahit yok mu?
(Yıldız hariç gülerler)
NURİ- (Ayağa kalkar, tarifler yaparak) Bir gün tiyatrodan çıktım, yürüyorum. Baktım peşim sıra bir kadın geliyor. Hemen tanıdım tabi, Yıldızdı. Yol karanlık, hemen yanına yaklaştım "Yıldız hanım lambalar yanmıyor korkarsanız sizi evinize kadar götüreyim" dedim.
ALİ- Peki, ne dedi?
NURİ- Bu artist milleti acayip rahat canım, hemen kabul etti ve koluma girdi.
(Yıldız birden kızar ve bardağını küt diye masanın üzerine bırakır. Biran herkes ona bakar.)
ALİ- Eee sonra?
NURİ- E'si fırsatı kaçırır mıyım hemen balo sokağına, rahmetli Hristonun barına fora. Orada iki tek attık. Yıldız kafayı buldu. İlle de eve gidelim diye tutturdu. Eee bizim istediğimizde ne zaten. Hemen dışarı çıkarsın, atlarsın bir arabaya. Şöför rahmetli Necmettin abi. Oradan ver elini karının evi.
YILDIZ- (haykırır) Barbaaa! Barbaaa!
BARBA- Ne var.
YILDIZ- Getir ulan bir bardak daha şarap bana.
BARBA- Sırası mı şimdi be?
(Barba içkiyi kadehe doldurup götürürken, Nuri anlatır.)
ALİ- Sonra ne yaptınız?
NURİ- (alaylı) Sabaha kadar pişpirik oynadık. Ulan oğlum bu da soru mu be? Gerisini anlarsın artık. Karının evinde o biçim film çevirdik.
(Hep birden gülerler. Yıldız kızar ve yerinden fırlayarak bardaktaki içkiyi Nuri'nin yüzüne fırlatır.)
YILDIZ- Namussuz, yalancı pezevenk!
NURİ- Hey ne oluyor be? Niye saldırıyorsun bana?
YILDIZ- Sen kim, o artist kim be? Utanmaz adam, senin gibi hergelelere kalmadı artistlerle gezip dolaşmak. Senin gibiler bırak artistlerle yatmayı, tiyatronun kapısından bile içeri giremezdi.
NURİ- (Diğerlerine bakarak) Şuna bakın, sanki kendisiyle yattığımı söylemişim. (sertçe) Otur yerine be. Sana ne artistlerden, Yıldızdan..Allah Allah..
İBRAHİM- Sakin olun hanımefendi. Bu adamlar sarhoş ne dediklerini bilmiyorlar.
YILDIZ- Eee, sen karışma be.
(Birden televizyondaki reklam biter ve film başlar.)
BARBA- Gürültüyü kesin film başladı.
ALİ- Barba doğru söylüyor sonra dalaşırsınız. Susun da şu şahane güzelliği doya doya seyredelim. Her zaman böyle fırsat geçmez ele.
(Sakinleşirler. Yerlerine otururlar. Yıldız hemen şişeye sarılır. Sonra filmdeki sesler duyulur.)
YILDIZ- (TV’den, ağlayarak) Yavrum benim. Talihsiz yavrum. Babasız doğup büyüyecek yavrum. Bağışla beni ne olur. Her ana, her insan hata yapar. Allah alnımıza yazmış bir kere bu yazgıyı.
(Televizyondan filmdeki deniz ve dalga sesleri)
MUALLA- Ulan karı intihar mı edecek yoksa?
RAZİYE- Yok be intihar ederse film biter. Sus da seyret.
NURİ- Ben bu filmi seyretmiştim, anlatayım mı?
ALİ- Kapa çeneni be. Filmin içine etme.
YILDIZ- (Tv’den) Yaşamanın ne anlamı kaldı artık. Güneş eskisi kadar parlak değil, deniz eskisi kadar mavi değil, hava bile nefes alacak kadar temiz değil..Bir adım..Bir adım daha..Sonra bütün acılar bitecek. Hadi Ayşe biraz gayret. Korkma ölümden, şerefli bir ölüm, şerefsiz bir hayattan bin kez daha iyidir. (Birkaç saniye denizin ve dalgaların sesi sonra denize düşen ağır bir şeyin sesi)
RAZİYE- (şaşkın) Aaa, attı kendisini denize be.
MUALLA- Demedim mi size intihar edecek diye bak.
(Tekrar reklam müzik ve sesleri)
ALİ- Tuu, Allah belanızı versin, ulan. Yine reklam girdiler.
NURİ- Barba kapat şu televizyonu. Film değil reklam seyrediyoruz.
(Barba televizyonu kapatır)
YILDIZ- (mırıldanır) Ne güzel söylemişim. Şerefli bir ölüm, şerefsiz bir hayattan bin kez daha iyidir.
İBRAHİM- Bir şey mi dediniz?
YILDIZ- (Başını olumsuz sallar) Hayır.
(Gözlerini siler)
İBRAHİM- Ama siz ağlıyorsunuz.
YILDIZ- (burnunu çeker) Sigaramın dumanı kaçtı gözüme.
İBRAHİM- Biliyor musunuz bir keresinde onun bir filminin çekildiği sete gitmiştim. Kendisinden imzalı bir resim alacaktım.
YILDIZ- Almış mıydınız?
İBRAHİM- (İçini çeker) Hayır.
YILDIZ- O yıldız senin için çok mu önemli?
İBRAHİM- Hem de nasıl. O Türk sinemasının ilahesiydi. Gerek sanat, gerekse de güzellik bakımından gerçek bir kraliçeydi.
YILDIZ- (mırıldanır) Kraliçe ha..Hiç rezil olmuş, batakhaneye düşmüş kraliçe var mı acaba yeryüzünde?
İBRAHİM- Ne dediniz anlayamadım?
YILDIZ- Hiçç..Kendi kendime konuştum işte.
İBRAHİM- Birden bire ortadan kayboldu. Nereye gitti, ne oldu? Öldü mü, yoksa sağ mı bilinmiyor?
YILDIZ- Belki de ölmüştür.
İBRAHİM- Nereden biliyorsunuz?
YILDIZ- Hiçç..Aklıma öyle geldi işte.
İBRAHİM- Biliyor musunuz yüz hatlarınız o yıldıza o kadar benziyor ki.
YILDIZ- Benim mi? Şeyy. Boşuna insan insana benzer dememişler.
İBRAHİM- Onun gazetelerde çıkan bütün resim ve kupürlerini topladım. Yalnız gazetede değil, tiyatroda oynadığı sıralarda çekilen resimleri bile mevcut bende.
YILDIZ- Ona bu kadar çok mu hayrandınız?
İBRAHİM- Çokk. Buna bir nevi aşk bile diyebilirsiniz.
(Yıldız bir süre elindeki bardağa bakar sonra yerine koyar)
YILDIZ- (heyecanla) Onu görmek ister miydin delikanlı?
İBRAHİM- (şaşkın) Nee..Ne dediniz anlayamadım?
YILDIZ- Onu dedim, Yıldızı görmek ister miydin?
İBRAHİM- Yoksa..Yoksa siz onun nerede olduğunu biliyor musunuz?
YILDIZ- (ayağa kalkar, elinden tutar) Gel benimle.
İBRAHİM- Beni nereye götürüyorsunuz? YILDIZ- O çok sevdiğin, hayran olduğun Yıldıza.
(İbrahim'le Yıldız kapıdan çıkarlar.)
MUALLA- Demedim mi sana Raziye bu kadının da bizden farklı tarafı yok. Bak bıldırcını buldu götürüyor.
(Işık söner. Perde kapanırken, efektten Yıldızın sesi duyulur)
YILDIZ- (sesi efektten) Dalgalar en sert kayaları nasıl aşındırırsa, içki de beni öyle yıpratıyor, aşındırıyor ve eritiyordu. Yaşamak mıydı benimkisi? (içini çeker) Hemen her gece hayal görüyordum. Bazen ilk kocam Cahit’i..Ama çoğunlukla da kızım Nazlıyı, yavrumu, bir tanemi görüyordum. Güzel kızım, acaba kaç yaşında olmuştu? Bilmiyorum ki. Ama onun özlemini her saniye çekiyordum. Ve aklıma geldikçe de içki şişelerinin sayısı daha da artıyordu. Şişeler artarken, elimdeki avucumdaki paralar da suyunu çekiyordu. Alkolün öylesine esiri olmuştum ki, her şeyimi hatta kendimi bile satmaya başlamıştım. Ama aklı başında, ayık hangi erkek alır ki beni? Allah’tan tam o sırada devlet imdadıma yetişip, emekli maaşı bağladı bana. Bu maaşın bir kısmını kerhaneci Marika’nın Beyoğlu’ndaki tek gözlü pansiyon odasına veriyor, geri kalanınla da sabahtan başlıyor, gece yarısına kadar içiyor, içiyordum. (içini çeker) Oysa hayatımın bir mum gibi yavaş yavaş eridiğini ve bir gün biteceğini bilmiyordum.
9. TABLONUN SONU
sevil1903 Tarih: 09.07.2009 23:13
1.PERDE
2. TABLO

Dekor: Soyunma odası.. İki tane makyaj masası vardır. Odada ise Yıldız ve aktör Cahit vardır. Yıldız makyajını silmekte, Cahit ise giyinmektedir.

CAHİT- Bu gece harikaydın Yıldız.
YILDIZ- Teşekkür ederim Cahit, sende öyle..
CAHİT- İnan bana güzelim, sen gelmiş geçmiş en büyük tiyatro sanatkarısın. O kadar güzel, o kadar büyüleyicisin ki..
YILDIZ- Teşekkür ederim. İltifat ediyorsun.
CAHİT- (yanına doğru ilerler) Hayır, gerçekleri söylüyorum. (hafif bir sesle) Yıldız!
YILDIZ- Efendim.
CAHİT- Şeyy.. Ben..Yani...
YILDIZ- (Cahit susunca, Yıldız makyaj masasının aynasına bakmayı bırakıp, Cahite döner) Bana bir şey mi söylemek istiyorsun Cahit?
CAHİT- Evet.. (kısa bir ara) Seni seviyorum Yıldız.
YILDIZ- (şaşkın) Cahittt!
CAHİT- Benimle evlenir misin?
YILDIZ- Evlenmek mi? Bilmem..Doğrusu hiç düşünmedim bunu.
CAHİT- Yalvarırım hemen yanıt verme Yıldız. Düşün. Sonra kararını ver. Yalnız seni çok sevdiğime inan sevgilim. Seni dünyadaki her güzel şeyden çok daha fazla seviyorum.
YILDIZ- Çok iyisin Cahit ama..
(Kapıya vurulur. İkisi birden kafalarını çevirirler)
YILDIZ- Girin.
( Kapı açılır içeriye aksesuar görevlisi bir genç girer. Her iki elindede çiçek sepetleri vardır. Yürür, çiçekleri Yıldızın yanına bırakır)
GÖREVLİ- Bunları size gönderdiler Yıldız hanım.
YILDIZ- Teşekkür ederim, şuraya bırakın lütfen. GÖREVLİ- Peki efendim.
(Çocuk çıkıncaya kadar konuşmazlar)
CAHİT- (Yıldıza sarılmak ister) Bak Yıldız..
YILDIZ- (Yıldız kurtulup çiçeklerin yanına gider) Çiçekler ne kadar güzel değil mi, Cahit?
CAHİT- Yıldız lütfen hislerimi.. YILDIZ- (Çiçeklerden aldığı kartı okur) Müştak bey. Tanır mısın Cahit ?
İstanbul'un sayılı inşaatçılarındandır. Çok zengindir.
CAHİT- Yıldız lütfen beni dinle..
YILDIZ- Biliyor musun Cahit, çiçekleri o kadar çok seviyorum ki? Bir gün zengin olup da ev sahibi olursam, yatağımın dört yanını çiçeklerle döşeyeceğim. Ve onların üzerine basarak yatağıma gireceğim.
CAHİT- Yıldız, sen beni dinlemiyorsun...
(Kapıya tekrar vurulur)
YILDIZ- Girin.
(Kapı açılır aksesuarcı içeriye girer. Elleri gene çiçekle doludur)
YILDIZ- (şaşkın) Yoksa bunlarda mı bana gelmiş?
GÖREVLİ- Evet efendim. YILDIZ- Getir getir bakalım kimler göndermiş?
(Görevli sepetleri Yıldıza götürür ve bırakır. Yıldız hemen çiçeklerin içindeki kartları alır. Çocuk beklemektedir)
YILDIZ- (heyecanla, yerinden fırlar) Aman Allahım şuraya bak Cahit, bu çiçek kimden gelmiş biliyor musun?
CAHİT- (umursamaz ve üzgün bir edayla) Hayır, bilmiyorum, umurumda da değil.
YILDIZ- Kemal beyden.. Milletvekilidir kendisi. Sevgi ve saygılarını sunuyor..Veee (sesi yavaş) Bir akşam yemeğe çıkmak istiyor benimle.
CAHİT- Beni dinlemiyorsun Yıldız.
YILDIZ- Lütfen Cahit, izin ver de şu kartları okuyayım. Biz nasıl olsa beraber değil miyiz?
CAHİT- (kızgın) Peki peki oku..
(Sonra bir sigara yakarak odada dolaşmaya başlar)
YILDIZ- Bu çiçeği de ses sanatçısı Müzeyyen hanım göndermiş. Başarılarımdan dolayı kutluyor beni.
GÖREVLİ- Afedersiniz Yıldız hanım. YILDIZ- Evet.
GÖREVLİ- (Elindeki paketi uzatarak) Bunu da size vermemi istediler.
YILDIZ- Nedir o?
GÖREVLİ- Bilmiyorum efendim buyrun.
(Görevli, Yıldıza üzeri kapalı bir paket uzatır. Yıldız alır, heyecanlıdır, açar. Kadife bir kutudur. Kapağını açınca içinden bir gerdanlık çıkar)
YILDIZ- Aman Allahım.. (Gerdanlığı havada tutarak) Şuna bak Cahit, şuna bak.. Ne kadar güzel değil mi? (Çocuğa döner) Teşekkür ederim gidebilirsiniz.
GÖREVLİ- Peki efendim.
(Görevli çıkar. Cahit Yıldız'ın yanına yaklaşır)
CAHİT- Yıldız yalvarırım beni dinle.
YILDIZ- (duymamazlıktan gelir) Kim bilir kaç liradır bu gerdanlık? Kim göndermiş acaba?
CAHİT- (kinayeli, sert) Kutunun içinde kartı vardır. Oku da hangi para babası hayranın göndermiş anlayalım. (Yıldız aceleyle kutunun içini araştırır ve kartı bulur)
YILDIZ- (okur) Muzaffer Şahin. Tanımıyorum.. Sen tanıyor musun?
CAHİT- Evet tanıyorum. Karun kadar zengin bir adamdır. Beş tane fabrikası vardır. Bu güne kadar altı tane evlilik geçmiştir başından. Sayısız da metresi vardır.
YILDIZ- Sen nereden biliyorsun bütün bunları?
CAHİT- Gazetelerin sosyete sayfalarını okuyacak olursan sen de tanırsın. Her gün bir kadınla resmi çıkar gazetelerde. Verdiği partiler de dillere destandır.
YILDIZ- Demek o kadar ünlü birisi bu ha?
CAHİT- Evet öyle. (Yıldızın yanına yaklaşır) Yıldız.. Sevgilim..
YILDIZ- (Elindeki gerdanlığa bakmaktadır) Ne kadar büyüleyici bir gerdanlık değil mi Cahit? Bu gece o kadar mesudum ki..
CAHİT- Birazda bizden söz etsek ha. Şu çiçekleri ve gerdanlığı bir tarafa bırakta konuşalım Yıldız.
YILDIZ- (tatlı, sert) Cahit!
CAHİT- Seni seviyorum Yıldız. Büyük bir aşkla, ölesiye seviyorum.
YILDIZ- Bak Cahit ben...
CAHİT- (Eliyle Yıldızın ağzını kapatır) Sus yalvarırım, sus. Şimdi değil yarın bildir bana kararını. Eğer benimle evlenmeyi kabul edecek olursan dünyanın en mutlu insanı olacağım, inan bana.
(Yıldızın yanına yaklaşır, kollarının arasına alır ve öpmek için harekete geçtiği sırada kapı çalınır. Yıldız telaşla Cahit'in kollarından kurtulur)
YILDIZ- Girin.
(Kapı açılır , içeriye aynı görevli çiçeklerle tekrar girer)
YILDIZ- Gene mi? Neredeyse kendimi gül bahçesinde sanacağım. Getir bakalım delikanlı, bu sefer kim göndermiş bu gülleri?
(Görevli gülleri Yıldıza verir)
CAHİT- (kızar) Ben gidiyorum. Yarın görüşürüz.
YILDIZ- İyi geceler Cahit.
(Cahit kapıyı hırsla çekerek gider. İçerde Yıldızla çocuk kalmıştır)
GÖREVLİ- Yıldız hanım bir bey sizinle görüşmek istiyor.
YILDIZ- Ne istiyormuş?
GÖREVLİ- Bilmiyorum efendim. Kendisi filmciymiş galiba.
YILDIZ- (Telaşla) Filmci mi? (heyecanla) Hemen içeri al onu, çabuk ol.
GÖREVLİ- Başüstüne efendim.
(Görevli dışarı çıkar. Yıldız hemen, saçını başını toplamaya çalışır. Aynaya bakarak, dudaklarını diliyle ıslatır. Bu sırada kapıya vurulur)
YILDIZ- (Kibar bir sesle) Giriniz.
(Kapı açılır. İçeriye şık, hafif şişman ve orta yaşlı bir adam girer)
FİLMCİ- Yıldız hanım.
YILDIZ- Buyrun efendim.
FİLMCİ- (Yanına gider ve elini öper) Efendim adım Harun. Yeşilçam film şirketinin sahibiyim.
YILDIZ- Memnun oldum efendim.
FİLMCİ- Bu gece sizi seyrettim. Daha doğrusu kendimden geçtim. İnanın bana o kadar güzeldiniz ki, canlandırdığınız o kadına aşık olmamak elde değildi.
YILDIZ- (utangaç) Teşekkür ederim Harun bey, beni şımartıyorsunuz.
FİLMCİ- Hiç film çevirdiniz mi?
YILDIZ- Hayır, henüz o mutluluğa erişemedim.
FİLMCİ- O halde ilk filminizi çevirmenizi istiyorum sizden. Eğer kabul ederseniz Türk sineması hem yeni hem de şahane bir aktris kazanmış olacak.
YILDIZ- Şeyyy.. Bilmem ki.. Hiç düşünmemiştim.. ama niye olmasın.
FİLMCİ- (heyecanla) Demek kabul ediyorsunuz.
YILDIZ- Kararımı yarın söylesem beni bağışlar mısınız?
FİLMCİ- Rica ederim Yıldız hanım. Yarın akşam oyundan sonra sizi almaya gelirim. Bu arada kararınızı da bildirmiş olurdunuz.
YILDIZ- Memnuniyetle efendim.
(Adam Yıldızın elini öper ve gider. Ama Yıldız büyülenmiş gibi eli hala öpülecek tarzda askıda kalmıştır. Sonra seyirciye döner)
YILDIZ- Şöhret, para, zenginlik, itibar.. Sonunda bütün kapılar açılıyor galiba.
(Kapı açılır. Cahit girer. Yıldızı eli havada görünce şaşırır)
CAHİT- Yıldız.
YILDIZ- Aa Cahit.
CAHİT- Ne var, elin niye öyle duruyor?
(Yıldız o zaman farkına varır, elini indirir ve arkasına saklar)
YILDIZ- Sen..Sen gitmemişmiydin?
CAHİT- Hayır. Daha doğrusu gidemedim.
YILDIZ- Neden?
CAHİT- (ellerini tutarak) Değil bir gece, bir dakika bile ayrı kalamıyorum senden. Aşk dedikleri bu olmalı galiba. Sensiz yapamıyorum, Yıldız. Lütfen evlen benimle.
(Birbirlerine sarılırlar, müzik sonra perde ağır ağır kapanır)
3.Tablo hazırlanıncaya kadar efektten Yıldızın sesi gelir)
YILDIZ- (Efektten) Güzelliğim ve yeteneğim sayesinde kısa zamanda şöhret basamaklarını korkunç bir hızla tırmanmaya başladım. Artık herkes peşimdeydi. Filmciler, hediye yollayarak gönlüme girmeye çalışanlar, herkes ama herkes peşindeydi..Gazeteler ve sanat dünyası benim bu ani parlayışımı konuşuyor, kimi taktir ediyor kimi de kıskançlığından ne yapacağını bilemiyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse bu ani gelen şöhret başımı döndürmeye başlamıştı. Peşimden kovalayanların sayısı gün geçtikçe artıyordu. Gönderdikleri hediyeler ise aklımı karıştırıyordu. (içini çeker) Ve sonunda evlenmeye karar verdim.
2.TABLONUN SONU
1.PERDE
3.TABLO


Dekor: Aynı. Soyunma odası. İçerde gelinliğiyle Yıldız, papyonuyla Cahit, oyuncular Nilgün, Suna, filmci ve çiçek getiren görevli vardır. Filmci elindeki şampanyayı patlatır, diğerleri alkışlar. sonra herkesin elindeki kadehe doldurur.


FİLMCİ- Baylar ve bayanlar kadehimi genç evlilerin şerefine kaldırıyorum.
(Herkes şerefe diyerek kadehlerini kaldırırlar ve aynı anda ağızlarına götürürler. Cahit ve Yıldız ellerindeki kadehleri elinde tepsiyle bekleyen görevliye vererek diğerlerinden ayrılırlar. Cahit Yıldızı dudağından öper)
CAHİT- Mutlu musun sevgilim?
YILDIZ- Evet, ya sen?
CAHİT- Şu anda dünyada benden daha mutlu insan bulamayacağına bahse girebilirim. Seninle evlenmek en büyük hayalimdi.
(Birbirlerine sarılırlar. Sonra diğerlerinin yanına giderken, Nilgün ve Suna diğerlerinden ayrılıp kendi aralarında konuşurlar)
NİLGÜN- Deli bu kadın ne yaptığını bilmiyor ayol.
SUNA- Niye deli olsun?
NİLGÜN- Daha düne kadar Cahit'i ayaklarına kapandırtıyor, yalvartıyordu. Cahit ona evlenelim dedikçe o kendisine erkeklerden gelen hediyeleri gösterip nispet yapıyordu.
SUNA- Orası öyle. Ama işte sonunda evlendiler ya sen ona bak.
NİLGÜN- Hayret vallahi, senin peşinden yüzlerce zengin erkek koşsun, her gece sana pırlanta, altın hediyeler göndersin, sen tut bizim pısırık Cahit'le evlen. Böylesine deli demezlerde ne derler.
SUNA- Öyle deme. Cahit yakışıklı çocuk, sonra çok da hassas. Belki sana yavan geliyor ama şimdi Yıldızdan boşansa koşa koşa onunla evlenirim.
(Yıldız'la Cahit yanlarına yaklaşırlar)
NİLGÜN- (Sahte bir samimiyetle) Ahh, hayatım ne kadar güzel, ne kadar cici bir gelin olduğunun farkında mısın? Masallardaki prensesler gibisin.
YILDIZ- (Onu yanağından öperken) Teşekkür ederim Nilgüncüğüm, darısı senin başına hayatım.
NİLGÜN- Kutlarım seni Cahit, ama kendine dikkat etmeni tavsiye ederim.
CAHİT- Neden kendime dikkat edecekmişim? Çok merak ettim doğrusu.
NİLGÜN- (kinayeli) İnsanın Yıldız gibi bir kadına sahip olması, cebinde her an patlamaya hazır bir el bombası ile dolaşmaya benzer..(gülerek) Anlarsın ya..
CAHİT- (kızar) Soğuk esprilerini kendine saklarsan iyi edersin. Her zamanki gibi gene tatsız, tuzsuz.
YILDIZ- Kızma hayatım, Nilgünün ki sadece espriydi.
SUNA- (araya girerek) Kutlarım seni Cahitciğim, inşallah mesut olursunuz.
CAHİT- Sağol Suna.
SUNA- Gel seni bir öpeyim Yıldızcığım.. Mutluluklar dilerim.
YILDIZ- Teşekkür ederim Sunacığım, darısı senin başına.
SUNA- Allah korusun, bundan sonra mı? Kızım, benim başımdan iki tane geçti, bir üçüncüsünü de denemeye hiç niyetim yok.
(Gülerler. Yanlarına filmci gelir)
FİLMCİ- Ee balayını nerede geçireceksiniz? (Yıldız ve Cahit birbirlerine bakarlar ve gülerler)
CAHİT- Tiyatroda geçireceğiz Harun bey.
FİLMCİ- Tiyatroda mı? Ama seyahate bir yerlere gitmeyecek misiniz?
YILDIZ- Mümkün mü bu? Biz sanatçıyız, diğer insanlardan farklı yönlerimiz var.. Tiyatroda ki oyunumuzu yarıda kesip, nasıl balayına gidebiliriz ki?
CAHİT- Değil hastalanmak, ölmek lüksüne bile sahip değiliz.
FİLMCİ- İşte gerçek tiyatro sanatkarı diye sizlere derim. Bir kere daha kutlarım sizi.
(Tiyatronun birinci zili çalar)
YILDIZ- (Filmciye) Zil sesini duydunuz, on beş dakika sonra perde açılacak
ve biz sanki hiçbir şey olmamış gibi, sahneye çıkacağız.
FİLMCİ- Haklısınız Yıldız hanım. Efendim bana müsaade..
YILDIZ- Mutlu günümüzde bizi yalnız bırakmadığınız için çok teşekkür ederim efendim.
NİLGÜN- (bağırır) Hadi biz de gidelim..Yeni evlileri üçüncü zil çalıncaya kadar yalnız bırakalım.. (kinayeli) Yokluğumuzda gerdeğe girmek isteyebilirler.
(Gülerek çıkarlar. Yıldız ve Cahit yalnız kalır)
CAHİT- Ohh çok şükür gittiler. Şöyle rahatça bir sarılabilirim sana.
YILDIZ- Vakit yok. Yapmak istediğin her neyse eve sakla sevgilim. Oyunun
başlamasına on dakika kaldı.
(Yıldız gelinliğini çıkartıp, sahne kostümünü giymeye başlar)
CAHİT- Haklısın..
YILDIZ- Cahit..
CAHİT- Evet sevgilim..
YILDIZ- Niçin nikahımızın burada yapılmasını istedin? Çok şükür salonda nikah kıydıracak kadar paramız vardı.
CAHİT- Sebep para değil tatlım. Sadece nikahımıza herkesin gelmesini istemedim.
YILDIZ- (şaşkın) Aaa! Sebep ne?
(Yıldız kostümünü giymiştir)
CAHİT- (Yıldız'ı kollarının arasına alır) Seni kıskanıyorum da ondan. Eğer nikahımızı salonda kıydırsaydık, o salon çiçeklerle bezenecekti. O çiçekleri gönderenler gelecek, elini sıkacak, seni öpecekler ve sana bakacaklardı.
YILDIZ- Ama kötülük bunun neresinde?
CAHİT- Anlamıyor musun Yıldız, seni yalnız hayranlarından değil, onların gönderdiği çiçeklerden bile kıskanıyorum.
YILDIZ- (dudağına bir öpücük kondurur) Zavallı sevgilim. Karasevdaya tutulmuşsun sen. (Cahit Yıldızın elini tutmuştur. İkinci zil çalar. Yıldız elini zorla kurtararak) Beş dakika kaldı. Ben kulise gidiyorum. On beş dakika sonra da senin sıran gelecek. Giyinsen iyi olur.
(Yıldız gider, Cahitin eli hala onun elini tutuyormuş gibi boşluktadır. Arkasından bakar, sonra seyirciye döner)
CAHİT- Düşünüyorum da acaba Nilgün haklı mı? Yıldızla evlenerek cebimde her an patlamaya hazır bir bomba mı taşıyorum?
(Işık kararırken perde kapanır)

4. tablo hazırlanıncaya kadar Yıldızın efektten gelen sesi.

YILDIZ- (efektten) Şaştınız değil mi Cahitle evlenmeme? Önceleri buna ben bile şaşmadım desem yalan olur. Onunla niçin evlendim bilmiyorum? Peşimde öylesine çok erkek vardı ki, ne yapacağıma, nasıl davranacağıma karar veremiyordum. Belki de korunma iç güdüsüydü onunla evlenmem. Ama çok iyi bir insandı Cahit. Her şeye rağmen bütün hayatımın en mutlu ama en kısa günlerimi onunla yaşadım. (acı bir ses tonuyla) Niye mi kısa dedim? Çünkü Cahit hastaydı. Önceleri kocam olsun diye evlendiğim ama sonradan sevdiğim erkeği amansız bir hastalık pençesine almış, benden koparmaya çalışıyordu.

3. TABLONUN SONU







1.PERDE
4 TABLO


Dekor: Yıldızla Cahit’in evi. Orta halli bir salonda olabilecek aksesuarlar. Vakit akşam. Cahit çok hasta, divanda yatmakta, veremliler gibi öksürmektedir. Kapı açılır, Yıldız üzerine giydiği bluzun düğmelerini kapatarak içeri girer. Cahit’in öksürdüğünü görünce hemen konsolun üzerinde duran şurubu alıp yanına koşar.


YILDIZ- Doğrul biraz da ilacını vereyim hayatım.
CAHİT- Boşver. Bir faydası olmuyor Yıldız. (Tekrar öksürür) Öldürecek bu öksürük beni.. (Öksürür) Rolümü kime verdiler?
YILDIZ- Behzat’a.
CAHİT- İyi yapmışlar. Behzat o rolün altından kalkar. (öksürür) Biliyor musun nasıl özledim tiyatroyu. Kulisi, sahneyi, seyirciyi, alkışları..(kesik kesik nefes alır) En çok da o kendine özgü kokusunu...
(Yıldız tatlı bir gülümseme ile bakar Cahite)
CAHİT- Arkadaşlar ne yapıyor? Beni soruyorlar mı?
YILDIZ- Sormaz olurlar mı, her seferinde selam yolluyorlar. İyileşip tekrar tiyatroya dönmeni bekliyorlar.
CAHİT- İyileşmek mi dedin? (biraz durur) Yıldız.
YILDIZ- Evet sevgilim.
CAHİT- Bunu sana söylemek çok zor sevgilim. Günlerdir, hastalandığımdan beri her gece senin tiyatro dönüşünü bekliyorum ve bu gece mutlaka söyleyeceğim diyorum ama bir türlü dilim varmıyordu..
YILDIZ- Bana günlerdir söylemek istediğin neydi Cahit?
CAHİT- (Derin bir nefes alır) Benden ayrılmanı istiyorum. Boşan, bırak beni..
YILDIZ- (kızar) Cahit!
CAHİT- (Ağlayarak) Tahammül edemiyorum Yıldız. Ben artık ayağa kalkamam. Hastalığımın ne olduğunu biliyorum. Ben artık yaşamımın sonuna geldim sevgilim. Ama sen..
YILDIZ- Saçmalama Cahit. Birliktelik sadece iyi günler için değildir. Ben seninle evlenirken hep iyi günler geçireceğimizi düşünmemiştim. Bugün sen hastaysan, yarın da ben hasta olabilirim.
CAHİT- Bana teselli vermeye çalışıyorsun ana nafile, sevgilim. Öleceğimi hissediyorum. (Öksürük nöbeti) Öksürürken ciğerlerim ağzıma geliyor. Ayrıl benden.. Bırak beni..Hayatını yaşa.
YILDIZ- Bu gece senin üzerine evham çökmüş. Dur sana seninle oynadığımız bir oyundan bazı bölümler oynayayım. İster misin?
CAHİT- Hayır..Hayır. Hatırlatma bana tiyatroyu. Sen ve tiyatro..Hayatta sevdiğim, taptığım iki şey. Şu anda ikisinden de öylesine uzağım ki..Tiyatroda oynayamamak, sana ise dokunamamak kahrediyor beni, Yıldız.
YILDIZ- (Cahit’e sarılarak) Ben yanındayım ya Cahit. Karın değil miyim? Dokunabilirsin, öpebilirsin, kollarına alabilirsin beni kocacığım.
CAHİT- (İtekler) Hayır, seni de kendi hastalığıma ortak edemem Yıldız. Ciğerlerimdeki o kahrolası verem mikrobunu sana da bulaştıramam. (Yıldızın saçlarını okşayarak) Sen o kadar güzel, o kadar diri ve canlısın ki.. Seni hasta görmeye bile dayanamam.
YILDIZ- (Yıldız kocasının kollarından çıkar) Böyle konuşma ama, beni de üzüyorsun sevgilim.
CAHİT- Biliyor musun Yıldız keşke bir çocuğumuz olsaydı diyorum hep..Ve bana benzeseydi çocuğumuz. Ben öldükten sonra benim kopyamla avunsaydın diyorum. (sesi yüksek) Yarabbi, ne bencil bir adamım. Acaba dünya dünya olalı benim gibi delicesine seven bir adam ve benim gibi talihsiz bir tiyatrocu daha gördü mü? (Yıldız bir şey demez, sadece yüzü seyirciye dönük ağlamakta. Cahit ağlar gibi konuşmasını sürdürür) Ve de benim gibi yaşamdan, sevdiğinden umudunu kesmiş, yatağa bağlı kıskanç bir koca..Biliyor musun sen yokken hep seni düşünüyorum Yıldız..
(Yıldız ağır ağır kocasının yanına doğru ilerler) Geceleri yürüyecek dermanım olsa tiyatroya geleyim diyorum, sana alkış tutan o elleri kırayım, sana iştah ve beğeniyle bakan o gözleri kör edeyim, senin için düşünen beyinleri balyozla dağıtayım, diyorum.
YILDIZ- (hıçkırık içinde) Yeter..Ne olursun üzme beni. Kıskanman için bir neden yok ki.. Hem niçin hep ölecekmişsin gibi konuşuyorsun. Evet hastasın, veremsin. Ama her verem olan insan ölmüyor ki.
CAHİT- Benimkisi ilerlemiş bir verem ama. Ciğer namına bir şey kalmamış. Öleceğim ben. Bu yatak benim son mekanım olacak. (ara) Yıldız.
YILDIZ- Efendim.
CAHİT- Elini ver bana.. Tutmak, sıcaklığını hissetmek istiyorum.
(Yıldız titreyen elini uzatır. Cahit uzatılan eli alır ve yanağına bastırır, öper, okşar) Kısa ama her insana nasip olmayacak bir mutluluk yaşattın bana. Buna üzülmem mi, yoksa sevinmem mi gerekir bilmiyorum.
YILDIZ- (Boşta olan kolundaki saate bakar) Şeyyy..Saat..Yani gitmem gerek biliyorsun.
CAHİT- Biliyorum. Ama sana doyamıyorum bu gece.
YILDIZ- Oyunun başlamasına bir saat kaldı.
(Yıldız elini kocasının yanağından çeker ve ağır adımlarla masaya doğru yürür. Çantasını açar, oyalanır)
CAHİT- Biliyor musun bu gece hiç gitmesen diyeceğim ama sen yalnız bana ait değilsin ki.. Seni bekleyen seyircilerin var, biliyorum tabi.
YILDIZ- Merak etme sevgilim iki üç saat sonra tekrar yanında olacağım.
CAHİT- Bu gece içimde acayip bir his var Yıldız..Ben.. (öksürmeye başlar) Ben..
( tekrar öksürük ve nöbet şeklinde sürer)
YILDIZ- (korku içinde Cahit'in yanına koşar) Cahit.. Sevgilim
CAHİT- (öksürük devam eder, sonra duralar) Yıldız..
YILDIZ- (telaşla) İyi misin?
CAHİT- (Kesik kesik nefes alır) Bilmiyorum. Bilmiyorum. YILDIZ- (telaşla, çaresizlik içinde) Allah’ım.. Evde kimse de yok. Oyunun
başlamasına ise bir saat kaldı. Ne yapsam acaba?
CAHİT- (güçlükle konuşur) Git..Beni düşünme. (Öksürük) Git hadi, git.
(Tekar öksürük nöbeti)
YILDIZ- Seni bu halde bırakıp da nasıl giderim Cahit? (Birden gözü kocasının öksürürken ağzından çektiği mendile ilişir. Mendil ve ağzının kenarı kanlıdır) Ama.. Ağzından kan gelmiş senin. Dur da sileyim.
CAHİT- Bırak kalsın.Geç kalacaksın sen. (öksürük) Durma git, gitmen gerek biliyorsun.
YILDIZ- Durumun iyi değil. Dur da ilacını vereyim, şurubunu içirteyim, belki iyi gelir.
CAHİT- İstemem. Benim ilacım sensin sevgilim. Bir kaç dakika daha seyredeyim seni. Belki de bu seni son seyredişimdir. (Dokunaklı bir sesle) Ne kadar da güzelsin. Saçların ipek gibi, ya gözlerin.. Ya yüzün. (Ağlar) Neden? Neden kısa sürdü bu mutluluk? Neden, ya Rabbi, neden?
(Yıldızın kocasının yattığı divanın yanında çömelmiş bir vaziyettedir. Başını onun ellerinin arasına terk etmiş, ağlamaktadır) Hadi git artık. Kuralları biliyorsun, oyun başlamadan bir saat önce tiyatroda olmak zorundasın.
YILDIZ- Hayır, hayır gidemem. Seni böyle bırakıp ta gidemem Cahit.
CAHİT- Mecbursun buna.. Karı koca da olsak biz birbirimizin malı değiliz. Bizim sahibimiz seyircimizdir. Ona saygı duymak zorundayız. Çünkü onlarla varız biz.. Hadi git Yıldız, Allah aşkına git.
YILDIZ- (hıçkırarak) Allah’ım, Allah’ım ne olur onu bana bağışla..
CAHİT- Git..Git.. Bekleyeceğim seni..
(Anında bir öksürük nöbeti başlar. Sarsıla sarsıla öksürmektedir.)
YILDIZ- (haykırarak) Cahit..Cahit!
CAHİT- (güçlükle konuşur) Yıl..dız..Sev..gilim..Ben..Ben.. (ses yüksek) Ben.. (usulca son nefesini verir)
YILDIZ- (usulca) Cahit..Cahit.. (yüksek) Cahit, sevgilim.. (çok yüksek) Cahitt.. (haykırır) Hayırrrrr hayır, olamaz, ölemezsin sen. Allah’ım, Allah’ım! (Hıçkırır, kocasının ölüsüne sarılıp sarsarak, hıçkıra hıçkıra ağlar) Neden, neden öldün Cahit? Benimle evlen diye yalvaran sen değil miydin? Şimdi durup dururken niçin öldün? Neden oyunbozanlık ettin?
(Bir süre kocasının cesedine sarılıp ağlar sonra kolundaki saate bakar ve doğrulur) Kusura bakma sevgilim, gitmem gerekiyor. Bizim yazgımız bu.. Senin de dediğin gibi biz seyirciye aitiz.
(Telaşla masanın üzerindeki çantasını alır. Sonra iskemlenin üzerinde duran mantosunu alır, giyinir ve çıkmadan önce Cahite bakar) Affet beni Cahit. (Yürür kapıya gelir, kapıyı açar ve çıkmadan önce son bir kez daha kocasının cesedine yaşlı gözlerle bakar) Ya Rabbi ben bu gece nasıl oynayacağım.
(Yıldız çıkar. Müzik. Genel ışık yavaş yavaş kararır ve perde kapanmaya başlar. 5. tablo hazırlanıncaya kadar Yıldızın sesi efektten gelir)
YILDIZ- (Ekolu) Onu üzerinde öldüğü kanepede yapayalnız bırakarak tiyatroya gitmek zorunda kalmıştım. O gece seyircileri her zaman olduğu gibi büyülerken, onlar içimin katıla katıla ağladığını bilmiyorlardı. Sevdiğim adamın ölümü ardından ağlarken kostümlerimi giyiyor, makyajımı yapıyordum. (içini çeker) Tabi ölenle ölünmüyordu. Bu acıyı kısa zamanda unutmuştum. Çünkü sahne, şan, şöhret ve alkışlar beni bekliyordu. Cahit’i ise bekleyen bir şey kalmamıştı. (Birkaç saniye müzik) Şöhretim gün geçtikçe biraz daha artıyordu. Gelen hediyelerin haddi hesabı yoktu. Ya çiçekler..(gülerek) Evim çiçek bahçesine dönmüştü adeta. Hayranlarımın sayısı her geçen gün artarken, beni çekemeyenlerin, kıskananların sayısı da bir o kadar artıyordu..Öyle dedikodular çıkıyordu ki, kimileri kocalarıyla gezip tozmama kadar vardırıyordu yalanlarını.
(içini çeker) Oysa Cahit’in ölümünden bir yıl geçmesine rağmen hayatımda hala bir erkek yoktu.

4. TABLONUN SONU
















1.PERDE
5.TABLO

Dekor: Soyunma odası. Yıldız makyajını yapıyor. Suna ve Nilgün kostümlerini giyiyor.


NİLGÜN- Ayy bıktım vallahi her gece her gece aynı şey.. İnsana her yemekte kurufasulya yemek gibi geliyor sahneye çıkmak.
SUNA- Al benden de o kadar Nilgün. (sesini kinayeli şekilde yükseltir ve Yıldız'a bakarak) Hele sahneye başrol oyuncusu değil de, bizim gibi figüran olarak çıkarsan hiç çekilmiyor bu meslek.
(Yıldız biran onlara bakar sonra tekrar işine döner)
NİLGÜN- Şans kızım şans. (Yan gözle Yıldız'a bakar) Dünyaya bir daha gelecek olursam şanlı, şöhretli bir başrol oyuncusu olarak gelmek isterim. O zaman paran da olur, sevgililerin de olur.
SUNA- Peşinde erkekler sigara kuyruğuna girer gibi girerlerde, hediyeler gırla gider. Ahh ah, sanki başkalarından (Yıldız'a bakarak) ne farkımız var anlamıyorum.
NİLGÜN- Eee kızım başrol oyuncusu olmak kolay değil. Bir kere cömert olacaksın, oranı buranı göstereceksin. Önüne gelene gülücükler dağıtacaksın.
SUNA- Ve de her akşam birisiyle yemeğe çıkacaksın değil mi?
NİLGÜN- Bütün mesele biraz fingirdemek. (sesini yükseltir) Anlıyorsun ya Sunacığım, herkese karşı iyi olmak önemli.
(İkisi birden gülerler. Yıldız bozulur ve dönerek ikisine de ters ters baktıktan sonra)
YILDIZ- Deminden beri sizi dinliyorum hanımlar. Şimdi de siz beni dinleyin. (Ayağa kalkar) Sizler bu tiyatroda benden eskisiniz. Biraz önce başrol oyuncusu olmak için saydığınız o meziyetler yetseydi, sizler şimdi çoktannn tiyatronun gözdeleri olmuştunuz.
NİLGÜN- (Kızar) Ne demek istiyorsun sen?
YILDIZ- Demek istediğim gayet açık. Tiyatro sanatını bu kadar ucuzlatmayın. Tiyatro kollektif bir sanattır. Rolün küçüğü, büyüğü diye de bir şey söz konusu değildir. Önemli olan sahnedeki rolümüzü iyi yapıp, seyircinin beğenisini kazanmaktır.
SUNA- Bakıyorum şimdi de ders vermeye başladın bize.
NİLGÜN- Seni gören de konservatuar hocası sanacak.
YILDIZ- Kıskançlığa gerek yok. Seyirciden gelen alkışlar hiç kimsenin tekelinde değildir. Onlarda hepimizin payı vardır. (İki kadında başlarını utanç içinde önlerine eğerler) Birbirimizi iğneleyerek, çekiştirerek bir yere varamayız. Bir zamanlar gönülleri fetheden, adları fırtına gibi esen nice aktör ve aktristler yaşamın sarsılmaz kuralına boyun eğip yaşlanmışlar, ölmüşlerdir. Ama ölmeyen, yaşlanmayan adlarıdır, şöhretleridir veya oynadıkları oyunda canlandırdıkları tiplerdir.
NİLGÜN- Aklın sıra bize ders mi veriyorsun sen? Dur bakalım daha yüzünün makyajı kurumadı yavrum. Hele biraz bizim gibi eski biraz da ondan sonra sesini yükselt.
YILDIZ- Burası asker ocağı değil, kimsenin kıdemi kimseye sökmez. Saygı ayrı şeydir. Saygı gösterirseniz, saygı bulursunuz.
SUNA- Kendini ne sanıyorsun sen? Şöhret budalası, sen de. Lüks arabalarda geziyorsun, zengin erkeklerle gününü gün ediyorsun diye kendini tiyatronun kraliçesi mi sandın yoksa?
YILDIZ- Bakın bunu bilmiyordum. Eğer tiyatronun kraliçesi olduysam ki, bunu şimdi sizden duyuyorum, sağolsunlar, lütfetmişler. Ben bu yere güzelliğimle, sanat gücümle geldim. Kimsenin kapısında el pençe divan durmadım.
NİLGÜN- Tiyatrodakiler aynı şeyi söylemiyorlar ama.. (Hem makyaj yapar hem de konuşur) Yıktığın yuvalar, iflas ettirdiğin tüccarların listesi bir hayli kabarıkmış.
YILDIZ- (Kızar) Yalan.. Hepsi dedikodu bunların. Beni çekemeyenlerin iftirası.
SUNA- Ne yani senin gibi güzel, şöhretli bir tiyatro oyuncusu boş vakitlerini, gecelerini yalnız mı geçiriyor?
YILDIZ- Aksini yapmam mı gerekirdi? Tiyatro oyuncusuysam toplum içinde de bir kadınım. Namus kavramına da hiçbir zaman karşı çıkmadım.
SUNA- Artık orasını Allah bilir..
(Tiyatronun birinci zili çalar)
NİLGÜN- Birinci zil vurdu. Gitsek iyi olacak.
(Nilgün’le Suna son bir kez kendilerine çeki düzen verirlerken kapıya vurulur. İçeriye görevli girer, elinde bir çiçek sepeti ve bir zarf vardır)
GÖREVLİ- Bunu size gönderdiler Yıldız hanım.
YILDIZ- Öyle mi ? Teşekkür ederim.
(Çocuk çiçeği ve zarfı Yıldıza vererek çıkar)
SUNA- (Kinayeli) Namus kavramıymış..Pöhh..
(Yıldız kadına ters ters bakar ve çiçeği inceler. Birden çiçeğin içinden bir gerdanlık çıkar)
YILDIZ- Aman Allah’ım, gözlerime inanamıyorum.
NİLGÜN- Çiçeğin içinden mi çıktı?
YILDIZ- Kim göndermiş acaba?
SUNA- Kim olacak, dostundandır kızım. YILDIZ- (umursamaz, kartı alır va okur) Fabrikatör Muzaffer Şahin. Gene o. Her
gece çiçekler yolluyor. Bu adamın çiçeğe harcayacak ne kadar da çok parası varmış.
SUNA- O adam hem para harcar hem de kadın. Bu seferde seni gözüne kestirmiş belli.
NİLGÜN- O zarfta ne var?
YILDIZ- Bilmiyorum.
(Yıldız zarfı açar ve içinden iki tane anahtar çıkar. Birisi ev, diğeri araba anahtarıdır)
NİLGÜN- Aaa anahtar mı onlar?
YILDIZ- Anlamı ne acaba? (Zarfın içini karıştırır bir kağıt çıkar, okur) Sultanım.
Size layık olmayan iki hediye aldım. Birisi Nişantaşı'ndaki bir dairenin anahtarı, diğeri ise galeride adınıza almış olduğum son model bir arabanın anahtarı. Eğer bu naciz hediyelerimi kabul edecek olursanız beni mutlu etmiş olursunuz.
NİLGÜN- (kıskanarak) Vay canına hayatımda ilk defa böyle bir hediye işine tanık oluyorum.
YILDIZ- (Yıldız şaşkın şaşkın anahtarlara bakmaktadır) İnanılmaz biri bu adam.
SUNA- Adam babanın oğlu değil ya, bu hediyeleri sana boşuna almadı. Herhalde istediği bir şeyler vardır, öyle değil mi Nilgüncüğüm? (İkinci zil çalar)
NİLGÜN- (heyecanla) İkinci zil vurdu, perde açılacak biz hala buradayız. Hemen gidelim.
(Nilgün ve Suna kapıya doğru yürürler. Yıldız anahtarların büyüsüne kapılmış, onlara bakmaktadır)
NİLGÜN- Bizden on dakika sonra senin sıran gelecek, unutma.
SUNA- Boşuna nefesini tüketme, seni duymuyor. O şimdi namus kavramıyla,
hediyeler arasındaki ince çizgide gidip geliyor.
(Gülüşerek çıkarlar. Yıldız yalnız kalmıştır. Elindeki anahtarlara bakmaktadır. Çok geçmeden kapı çalınır)
YILDIZ- (İrkilir) Buyrun.
(Kapı açılır içeriye yakışıklıca kırk yaşlarında bir adam girer. Son derece güzel giyinmiştir)
MUZAFFER- Afedersiniz.
YILDIZ- Buyrun, ne istediniz?
MUZAFFER- Bağışlayın beni Yıldız hanım ama sizi görmemek için ne kadar çaba sarf ettiysem de, başaramadım bunu.
YILDIZ- Kimsiniz beyefendi?
MUZAFFER- Efendim adım Muzaffer Şahin.
(Yaklaşır, Yıldız'ın elini öper)
YILDIZ- (şaşkın, yüzü güler) Ahh demek o sizsiniz. Sizi tanıdığıma çok sevindim beyefendi.
MUZAFFER- Aylardır her gece buraya geliyorum Yıldız hanım. Her oyununuzu defalarca bıkmadan, usanmadan seyrediyorum.
YILDIZ- (gülerek) Biliyorum. Odam her gün taze çiçeklerle doluyor. Sayenizde hem burası, hem de evim çiçek bahçesine döndü. Hele bugün gönderdiğiniz o hediyeler..
MUZAFFER- (sözünü keser) Rica ederim sözünü bile etmeye değmez. Size az bile. Biliyorum siz daha çoklarına layıksınız ama..
YILDIZ- Beni biraz şımartmıyor musunuz?
MUZAFFER- (öksürür) Bakın Yıldız hanım sanırım benim kim olduğumu öğrenmişsinizdir. Süslü, püslü laflar etmeyeceğim. Kısacası sizinle evlenmek istiyorum.
YILDIZ- (şaşkın) Ne! Benimle evlenmek mi istiyorsunuz?
MUZAFFER- Evet bana bu şerefi verecek olursanız sizi dünyanın en mutlu insanı yaparım.
YILDIZ- Şeyy bilmem ki.. Çok ani oldu. Düşünmem gerek..
MUZAFFER- Düşünün. Siz karar verinceye kadar gene odanız çiçekler bahçesine dönecek ve gene şaşıracağınız bir çok hediye alacaksınız benden..Ve ben gene her gece sizi tiyatro koltuğundan ayakta alkışlayacağım.
YILDIZ- Çok teşekkür ederim Muzaffer bey, çok naziksiniz.
MUZAFFER- (Eğilerek elini öper) İyi geceler Yıldız hanım. Kararınız beni de, sizi de dünyanın en mutlu insanı yapacaktır, inanın bana.
(Adam çıkar, gider. Yıldız yalnız kalmıştır. Çiçeklerin bulunduğu yere gider. Bir elinde arabanın, diğer elinde de evin anahtarı öylece durur)
YILDIZ- (Seyirciye) İstediğim de bu değil miydi? Şan, şöhret, zenginlik.. İyi ama neden sevinemiyorum..
(Tiyatronun zili üçüncü kez vurur. Yıldız irkilir, müzik ve perde kapanır)




BİRİNCİ PERDENİN SONU