ALLAH’IN ADİL KILICI’ ÖMER B. ABDULAZİZ -RAHMETULLAHİ ALEYH

Hz. Muaviye’nin oğlu Yezid’i veliaht tayin etmesiyle başlayan ve İslam’ı, esas çizgisinden saptıran Emevî saltanatı, Sultan Halife Süleyman b. Abdilmelik’in ölümünden sonra, Ömer b. Abdulaziz’in eline geçti. Çünkü Süleyman b. Abdilmelik, ölmeden önce, O’nu veliaht tayin etmişti.(1)

Tabiin’den olan Ömer b. Abdulaziz’in hilafeti, çok az bir müddet sürmüş olmasına rağmen, yaptığı icraatlarıyla İslam devletini Hulefa-i Raşidin dönemindeki şekline getirebildi ve haklı olarak ona “II. Ömer” dendi.

Ömer b. Abdülaziz (rahmetullahi aleyh), hilafete gelir gelmez yaptığı kısa konuşmada, takip edeceği siyaseti şöyle dile getiriyordu: “Ey insanlar! Bilmiş olunuz ki, Kur’an’dan sonra bir kitap, Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem)’den sonra da bir peygamber yoktur. Ben, hüküm koyan değil (çünkü Allah’ın ahkâmı bellidir) onu infaz edici; bidatler getirici değil, Allah’ın ahkâmına itaat edici olacağım.

Ben hiçbirinizden üstün değilim; benim sizden farkım, yükümün daha ağır oluşudur. Zalim Devlet Başkanından kaçan, ona uymayan zalim değildir. Allah’a isyan içinde bulunan hiçbir insana itaat yoktur.”(2)

Devlet Siyaseti

İki buçuk sene kadar Devlet Başkanlığı yapan Ömer b. Abdulaziz’in, harfiyen uyguladığı siyasetini maddeler halinde sıralayacak olursak;

1. Müslümanlar, dünya hayatlarını, Allah’ın göndermiş olduğu son kitap olan Kur’an’a göre tanzim edecekler; Kur’an’ı bırakıp başka kaynaklar aramayacaklar.

2. Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem)’den sonra, hiçbir peygamber gelmeyeceği için Sünneti’nden başka takip edilecek bir yol, itaat edilecek bir ahkâm yoktur. Çünkü Allah, müslümanların Hz. Resulullah’ı, hayatlarının her safhasında; kullukta, siyasette, ticarette ve sosyal hayatın bütün yönlerinde örnek almalarını emrediyor.(3)
3. Allah’ın ahkâmını, yeni kanunlar (bidatler) koyarak değiştirmeye, kaldırmaya hiç kimse yetkili değildir; Velev ki bu kişi, Ömer b. Abdülaziz veya başka bir halife, başka bir devlet başkanı olsun!

4. Allah huzurunda, devlet başkanı ile herhangi bir vatandaş arasında hukuki bakımdan hiçbir fark yoktur. Dolayısıyla vatandaşlar aç dururken, ya da birçok ihtiyaçları varken, devlet başkanına köşkler yaptırmak, milyarlar harcamak, içki âlemleri hazırlamak, dalkavuklara para ve makam dağıtmak, onun geçeceği yolları süsleyip püslemek, sırf kendi rejimlerine itaat ediyorlar diye, layık olmayanları iş başına getirmek, devlet başkanını eleştirenlerin işine son verip işkence yaptırmak (çünkü Emevî Sultanları bütün bunları yapıyorlardı) gibi fiiller gayr-i İslamî, tağutî fiillerdir.

5. Devlet Başkanı, halkı eziyorsa, yani kendisi her türlü dünya nimetini elinde tutup vatandaşlarını bundan mahrum ediyorsa bu devlet başkanından kaçan, ona itaat etmeyen zalim değildir.

6. Allah’a isyan içinde olan devlet başkanına, velev ki bu Ömer b. Abdulaziz olsun, itaat yoktur.

Yani, Ömer b. Abdulaziz şunu diyor: “Ben veya başka bir halife, Allah’ın Kur’an’la çizdiği İslam yolunu takip ettiğimiz müddetçe, bize itaat vardır. Şayet Allah’ın kanun ve buyruklarından ayılırsam, yani O’nun kanunlarını değil, kendi keyfi kanunlarımı tatbik etmeye kalkışırsam, bana itaat yoktur.”

İşte, İslam’ın “Ulu’l-Emre itaat” kanunu da budur.




Ömer b. Abdulaziz, Hulefa-i Raşidin’den sonra, Müslümanların içine düştükleri ve maalesef bugüne kadar uzayıp gelen ihtilaf hastalığını da çok güzel teşhis etmiş olmasından dolayıdır ki, icraatında başarılı oldu.

O şöyle diyordu: “Bu ümmet, Allah’ı, Kitabı ve Peygamberi hususunda ihtilafa düşmedi. Onlar dünya menfaat ve nimetleri hususunda ihtilafa düştüler. Onun için de devlet ve izzetlerini kaybettiler!”

Ömer b. Abdulaziz, devlet başkanlığına, yani hilafete gelir gelmez, devletin haksız olarak el koyduğu bütün malları müslümanlara geri dağıttı. Zerre kadar İslam’dan taviz vermiyor, Emevî Hanedanı’nın kurmuş olduğu devlet terörünü, baskısını, sömürüsünü, despotizmini ayaklar altına alıyordu.

Arkadaşlık Beş Şey İçindir

Onun dostluğu Allah için olduğundan, arkadaşlarına ya da onunla arkadaş olmak isteyenlere şöyle diyordu: “Ey insanlar! Kim bize arkadaşlık yaparsa beş şey için yapsın, bunu yapamazsa, bizden uzaklaşsın:
1. İhtiyaçlarını karşılanmayanları bize bildirsin.
2. Hayır için bize yardımcı olsun,
3. Bilmediğimiz hayır yollarını bize öğretsin.
4. Bizim yanımızda kimsenin gıybetini etmesin.
5. Boş şeylerden bize bahsetmesin.”

Bu konuşmasından sonra, hiç bir dalkavuk veya şiirleriyle devlet ricalini kandırıp sömüren bir şair ona yaklaşamadı.

Ömer b. Abdulaziz, İslam’ı tatbik hususunda nasıl hareket ediyorsa valilerinden ve idarecilerinden de aynı şekilde hareket etmelerini istiyordu.

Valilerine göndermiş olduğu emirnamelerin birinde şunları okuyoruz: “Allah’ın emirlerine sımsıkı bağlan; çünkü Allah indinde ondan (takvadan) başka bir şey kabul olunmaz; ancak muttakilere Allah rahmet eder ve sevap verir. Takvayı anlatanlar çoktur; fakat onunla amel edenler azdır.

Kimin sözleri yaptığı işlere mutabık olursa, o az konuşur ve ancak kendisine fayda getirecek yerlerde konuşur. Ölümü çokça anan, dünyada az bir maişete kanaat eder. Kim yaptığı işi söylerse onun hataları çok olur. Kim de Allah’a bilgisizce kulluk ederse onun zararları, faydalarından fazla olur.”(4)

Ömer b. Abdulaziz’in en önemli özelliklerinden birisi de sürekli olarak kendini denetlemesiydi. İşleri bitince, odasına çekilir, kulluğunun muhasebesini yapar ve Allah’a vereceği hesabın zorluğu karşısında ağlardı. Bir gece, onu bu vaziyette gören hanımı Fatma, ne için ağladığını sorunca, onun cevabı şu oldu:

— Ya Fatma! Ben bu ümmetin işlerinin sorumlusu oldum, dolayısıyla her yörenin köşelerindeki aç fakirleri, fakir hastaları, ezilmişlikten çıplak kalanları, kalbi kırık yetimleri, yalnız kalmış dul kadınları, zulme uğramışları, esir ve garipleri, yaşlı kimseleri, kalabalık aileleri, malı az olanları düşünüyorum. Ve biliyorum ki, Rabbim (celle celaluhu) kıyamet gününde onların durumlarını benden soracaktır ve onlar adına davacım ve hasmım Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) olacaktır. Bundan dolayı, Onun husumetine karşı elimde bir delil olmayacağından korkuyorum. Dolayısıyla ben, kendime acıyıp ağlıyorum.” (5)





Allah’ın Davasına Canını Adamıştı

Ömer b. Abdulaziz, Allah’a ve O’nun davasına adamıştı kendini. Gerçekten de O’nun için yaşadı ve O’nun için öldü. Kendi için değildi o...

— Seni en çok hayrete düşüren şey nedir? Diye soran arkadaşına şu cevabı veriyordu:
— Beni en çok şaşırtan şey, bir kimsenin, Allah’ı bilip O’na isyan etmesi; Şeytan’ı bilip ona itaat etmesi ve dünyayı bilip ona meyletmesidir.

Ömer b. Abdulaziz, iki buçuk senelik devlet başkanlığı sırasında, hiçbir zaman ne şahsi menfaatini, ne de ailesinin çıkarını düşündü. Allah’ın devletinin ikamesine hayatını ve o uğurda da canını verdi.

Sonuncu hutbesi olarak rivayet edilen konuşmasında şöyle sesleniyordu insanlığa, o mütevazı ve büyük insan:
“Ey insanlar! Siz boşuna yaratılmamışsınız, başıboş bırakılmamışsınız. Allahu Teala’nın aranızda hükmedip aranızı ayıracağı bir kıyamet günü vardır. Allah’ın rahmetinden çıkan, o günde kaybetmiş ve hüsrana uğramıştır. Ve yine gök ve yer genişliğindeki cenneti Allah ona haram kılmıştır. Yarının azabından, ancak bugün ahiretten sakınıp korkan, dünyanın geçiciliğini, ahiretin ebediliğine karşı korkuyu eman karşılığı satanın emin olacağını biliyor musunuz?

Ölmüş olanların mallarına varis olduğunuzu ve sizinkine de geridekilerin varis olacağını ve böylece varislerin en hayırlısına (Allah’a) döneceğinizi görmüyor musunuz?

Siz her gün, sabah-akşam Allah’a gidip geri dönmeyenlere (ölenlere) üzülüyorsunuz. Onları sergisiz ve yastıksız, yerin bir çukuruna gömüyorsunuz ki o zaman onlar, dostlarından ayrılmış, toprak ve hesaba yönelmiş, kendi amelleriyle baş başa kalmış, geride bırakmış oldukları mallarına ihtiyaçsız, ahiret için yapılanlara muhtaçtırlar. Onun için o gün gelmeden Allah’tan korkun: Ölümden önce ona hazırlanın.” (6)

Şahadet Şerbetini İçti

Hicri 101’nci senede, Halife Ömer b. Abdulaziz, zehir verilerek şehit edildi. O’nun bu şekilde öldürülüşünün bir tek sebebi vardır: Emevî ailesinin istibdadına (keyfî ve baskıcı idare sistemi), yolsuzluklarına, İslam devletini çarçur etmelerine, devlet idaresini İslam kanunlarından uzaklaştırmalarına, zulme, işkenceye son vermesi!...

Kapitalist bir hayat tarzına alışmış olan Emevî ailesi, ellerinden müslümanların malları geri alınınca, lüks yaşamlarını yitirdiler ve onlar da diğer müslümanlar gibi bir hayat tarzına mahkûm edildiler. Ama onlar, böylesi bir hayata alışık değillerdi.

Onlar, müslümanların sırtında saraylar yükseltmeye, şarap havuzlarında eğlenmeye alışmışlardı. Onun içindir ki, Ömer b. Abdulaziz’in inkılâbı, yani İslam kanunlarını tekrar yürürlüğe koyarak bu sömürü düzenini yıkması, zorlarına gitti Emevî ailesinin...

Onlara göre, herkes çalışacak, devlet ricali ise yiyecek, semirecek, kendilerine yazlıklar ve kışlıklar inşa edecek, âlemlerinde dalkavuklara, şarkıcı kadınlara devlet bütçesinden keselerle altın ihsan (!) edeceklerdi. Düzenleri, rejimleri yıkılsın istemiyorlardı zavallılar... Ne var ki böyle düzenleri, böyle rejimleri yıkmak için gelmişti İslam!

Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) görüş ve ilkeleri putlaşmış, heykelleşmiş olan Mekke ulularının sömürü düzenlerini kapitalizmlerini bu şekilde yıktı; yerine, İslam’ın eşitlikçi evrensel prensiplerini, kanunlarını koymak için!

O’nun halifesi Hz. Ömer (radiyallahu anhu), aynı inanç ve prensiplerle yıktı İran emperyalizmini. Daha sonra aynı güçle silindi tarih sahnesinden Bizans sömürü devleti…

İşte Ömer b. Abdulaziz, Yezid’le başlayıp kendi zamanına kadar gelen ve İslam devletini, kendi sömürü aletleri durumuna getiren Ümeyye ailesinin icraatlarına son verdiği içindir ki; menfaatleri kaybolan bu aile, O’nu zehirleyerek öldürdü.

Zaten Emevî hanedanının olsun, başkalarının olsun; hatta Gayr-i Müslimlerin İslam’a karşı çıkmalarının nedeni, menfaatlerinin, çıkarlarının kayboluşudur. Başka bir deyişle, müslümanlar diledikleri kadar namaz kılsınlar, isterlerse bütün sene boyunca oruç tutsunlar, her sene hacca gitsinler, zekât versinler, müslüman görünen veya Gayr-i Müslim, hiç kimse buna mani olmaz.

Yeter ki; siyasetten, İslam’ın devlet görüşünden, kapitalizmin kötülüğünden, komünizmin zulmünden, tağutlardan, sömürüden, ezilmişlikten, hakkı haykırmadan söz etmesinler! Bunları söylemeye başladı mı müslüman, çıkar çevreleri telaşa kapılır ve saf dışı etmeye çalışırlar bu müslümanı. Onlar konuşmasınlar, bu gerçekleri müslümanlara anlatmasınlar diye, özel yasak kanunları çıkartılır ve İmam Azamlar, İmam Şafiiler, Ahmed b. Hanbeller ve günümüze gelinceye dek nice müslüman alimler işkence altına alınıp asimile edilmek istenir. İşte Ömer b. Abdulaziz, böyle bir yönetimi yıktığı için O’na düşman oldular, onu öldürdüler...

İftarın Ölüm Olsun

O, bu tehlikeleri bile bile, Allah’ın kanunlarını üstün tuttu Ümeyye ailesinin menfaatlerinden. O, dünyadan ziyade ahireti düşünüyordu.

Evliyaullahtan Salim (rahmetullahi aleyh) ona şöyle demişti: “Bütün dünya nimetlerinin aldatıcılığına karşı öyle bir oruç tut ki iftarın ölüm olsun!”

O, bu yolda öldürüldü ama ölüsü bütün dünyaya, İslam’ın her zaman yaşanabileceğini haykırdı. Yeter ki, Ömer b. Abdulaziz gibi onu yaşamak isteyenler çıksın!

O, İslam Devleti’ni ailelerin, zümrelerin, kişilerin tasallutundan kurtararak, o dereceye çıkarttı ki tellalları şöyle bağırıyordu; “İslam Devleti’nin her köşesinde: “Borçlular nerede, evlenmek isteyen fakirler nerede? Yoksullar nerede, yetimler nerede, gelsinler; hepsinin ihtiyacını göreyim!”

Şimdi, Suriye’nin Humus şehrinde, kendi adıyla anılan caminin bitişiğinde, mütevazı mezarında yatan asil Halife, adil devlet başkanı, Resulullahı (sallallahu aleyhi ve sellem)’i izledin, Hz. Ömer’i rehber edindin!

Sana ve davana ne mutlu!...

Kaynaklar : 1- Suyûtî, Tarihu’l-Hulefâ, el-Kâhire, 1964, s. 226. 2- Age. s.231. 3- Haşr; 7. 4- Ayrıntılar için bk. İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Beyrut, 1966, IX, 184-208. 5- Ags. 6- Ags.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 355
favori
like
share