Ateş Böceği Cimcime - Uğur Demiröz
-Ecee in o ağaçtan aşağı hemen gel buraya
-Yaa tam’da yeni çıkmıştım.Bu erikler bırakılıp aşağıya inilir mi anne şimdi..
-Ayy kızım ben seninle ne yapacağım bilmem, iyisin, hoşsun ama birde şu yaramazlıkların olmasa.

Ece sekiz yaşında ele avuca sığmaz bir kız’dı.Onu tanısanız tam bir afacan, muzip, hazır cevap, inatçı ve tatlı sert bir asiydi.Saçları bukle bukle dalgalı kıvır kıvır ve kumraldı.Esmer yanağında albenili bir gamzesi vardı.O şirinliğine bir güzellik katıyordu.Giyimine özen göstermeyen, mahallenin erkeklerine kafa tutan, ne zaman ne yapacağı kestirilemeyen bir kız; ama kalbi çok temizdi.Tüm bu eksileri artıya çeviren öyle sevecen bir yüreği vardı ki biraz önce bir çuval unu berbat eden o demezdiniz.

Annesi yine içeri alamıyordu kendisini; aklı hep değişik oyunlarda olan bir kız çocuğu.
Erik ağacından bana seslendi:
-Ayhaan sende gelsene ağacın tepesine..
-Yok burada iyiyim sen aşağı gel..
-Ayıpsın buradaki ekşi eriklere hasta oldum.Bilirsin ekşi eriği çok severim Geçen gün annemler diyor ki neden erik, vişne’nin kompostusu, reçeli yapılırda kirazın yapılmaz..
-Nedenmiş?
-Çünkü ekşinin cazibesi varmış o cazibeli tadını yapılan şeye verirmiş ve çok dayanıklı olurmuş..Güzelden çabuk bıkılırmış ya o misalmiş kiraz ve tatlı erik meselesi..Bak ayaklı gazete gibiyim değil mi? Bende ekşi erikle cazibe yapıyorum ha ha ha..:) Şimdi birazda eve toplayacam tuza batırıp yiyecem..Bakıyorum ağzın sulandı gelseydin, sana vermiycem bi de çekirdeklerini toplıycam belki sizin erkek milletindekiler ekşi çekirdek yemek isterler; cephane anlayacağın..
-Ece gel şu salıncaklarda biraz sallanalım.

Biliyordum ki onun hassas noktası bu idi. Salıncak hastasıydı birlikte göklere uçmaca oynardık.Daha yükseğe, daha yükseğe diye bağırırdık.
-Salıncak mı dedin..ayıpsın geldim:) bensiz salıncak çekilmez değil mi Ayhan’ım..
-Tabii sensiz salıncak düşünemiyorum..
Sanki ağaçta yetişmişti bir o dala bir bu dala sonra ağaca sarılarak aşağı indi.Ayaklarında çorap yoktu; çığlak ayaklarının altı kapkara olmuştu.Zaten hiç çoraplı göremezdim onu..Aceleyle inip sarı pembe karışımı renkli ayakkabılarının topuklarına bastığı gibi yanıma geldi.
-Ayhan!ım hadi uçmaya ..
-Hadi uçmaya..
Salıncakların yanına gelince ayakkabının biri sağa diğer teki sola uçtu.Yalınayak hopladı salıncağa..
-Ayhan sen benim en iyi arkadaşımsın biliyorsun değil mi? Ben salıncakları sen varken daha çok seviyorum.Senden ayrılacağız gibi bir his var içimde ama ben senden ayrılmak istemiyorum..
-Sus öyle konuşma bakim:) sana yakışmıyor bu tür sözler..
-Yakışmıyor değil mi? Ama içimde öyle fırtınalar oluyor ki bazen yalnızlığımda kalıyorum bu duygularla akşam saatleri..Bu dakikaları düşünüyorum veee işte böyle uçuyoruuumm..Daha yükseğe bulutlara periler ülkesine uçalım..hadi hadi geeell..

Çok mutluydu ben de mutluydum..o an büyümeyi onunda büyümesini çok istedim; bir dakikalığına da olsa..
Annesi yine çağırmaya başlamıştı.
-Ecee kızım hadi gel..
-Yapma anne sırası mı şimdi?
-Bak ne yaptım senin en sevdiğin pasta..
Saf değildi! Ama bazı önem verdiği hassas noktaları var idi.Bu hassaslık çilekli pasta veya damla çikolata idi..dayanamazdı;…çok sevdiği insanlar içindi bu hassasiyeti çünkü kendisine değer verdiklerini düşünürdü.

O meşhur an yüzünde oluşmaya başlamıştı.Sevinince gözleri parlar ve dilini yandan dışarı çıkarır; hafif bir tebessümle muzipçe bakardı.

Belki de son görüşmemizdi o an’lar hislerinde yanılmamıştı.Arada bir görüşüp sadece sohbet etmiştik havadan sudan..Ece’nin babası öğretmendi ve tayini Adana’ya çıkmıştı.Gidecekti benden çok uzaklara belki de hiç karşılaşamayacaktık.

Akşam annemlerle beraber Ece’lere gittik.Onlar balkonda otururken biz bahçedeki salıncağın yanına gittik.Ben kenarda bir taşın üzerine o ise bahçede ki salıncağa oturdu.

Uzun bir süre hiçbirşey konuşmadık ve gözlerimizi birbirimizden kaçırdık.Bir zaman oldu göz göze geldik o anda gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.Ağlıyordu…şimdiye kadar Ece’yi hiç ağlarken görmemiştim.Çünkü o gururuna yedirip ağlayamaz hep içinde yaşardı yağmurlu ıslanmalarını..
-Ağlıyorsun..
-Evet..
-Üzgünsün..
-Evet..
-Bende
-Sende değil mi?
-Evet..
-Özliycem seni..
-Bende
-Ben yokken yine uçacak mısın?
-Bilmem..
-Her sallandığında elini uzat göklere oradaki peri senin ellerinin sıcaklığını bana getirecektir…inanıyorum..
-Doğru o senin perin getirir değil mi?
-Evet
-Her akşam bu saatlerde sana uçacağım..
-Bende..
-Bana yazar mısın?
-Evet..
-Ya sen..
-Bende yazarım tabii..
Sonra salıncaktan kalkıp bana koştu ve sımsıkı sarıldı.Boyu benden biraz kısaydı aramızda iki yaş fark vardı.Topuğuna bastığı ayakkabılarının ucuna basıp topuklarını kaldırdı.Göğsümde hüngür hüngür ağlıyordu..
-Ben sana çok alışmıştım.Sen benim sırdaşım değer verdiğim tek arkadaşımdın..diyordu hıçkırıklarının arasında..
Benimde gözlerimden yaşlar süzülmeye başlamıştı;bu ayrılık çok zor gelecekti bana ve bu küçük esmer güzeli çok özleyecektim.Başını göğsümden çekip yüzünü gözyaşlarını silip derin bir nefes alarak bana baktı.
-Ayhan’ım sen ağlıyor musun yaa senin gibi delikanlıya yakışır mı benden örnek al bak hiç ağlayacak göz var mı bende:)Gözüme tozdan bir şey kaçtı gözüm ondan böyle yaşardı beni bilirsin ağlamak bana gelmez..
Tuttu elimden..
-Gel sana ne gösterecem..gözün bayram etsin; bazen arasıra gitmek lazım anlaşılan ev çikolata bahçesine döndü be;ye ye bitmez anlıyacağın..

Ertesi gün kapıdan yolcu ediyordum otobüs garına gelmemi istemedi.
-Erik ağacıma, salıncağıma iyi bak tamam mı dostum? Çekirdeklerini bana yolla oralarda ne bulurum neyle karşılaşırım bilemem belki lazım olur.Yüzünü öyle erik gibi ekşitme tadını çıkar yaşamanın ve bana arasıra yaz.Unutma beni unuturum seni:))
-Sana hediyem var..bir kolye..
-Hadi yaa ver bakim..
-Dur takayım..
-Vay be bir yusufcuk kolyesi anlamı var mı bari..
-Gidince sözlükten bakarsın artık:))
-Ho ho ho sana da bulaştırdım ya bu espri yeteneğini yat kalk şükret bana.Ama bu kolyeyi yaşamım adına boynumdan hiç çıkartmayacağım seni ve dostluğumuzu hep hatırlayacağım Ayhan..
-Beğendiğine sevindim..
-Maalesef benim hediyem yok..
Beni birden kolumdan çekti bir ağacın arkasına sonra şöyle etrafa bakıp yanağıma çok sıcak bir öpücük kondurdu.
-Yanakların kızardı..
-Ya seninkine ne demeli..
-Öööf nolmuş benim bu hediyemi kabul et bu öpücük öyle bir öpücük ki sadece senden sonra evleneceğim kişiye hediye edeceğim..kıymetini bil ha ha ha…
O muzip tebessümünü yaptı dilini dışarı çıkartıp..

Sonra el sallayarak yolcu ettim kendisini..
Hiç arkasına bakmadı belki de bakamadı sadece kolunu arabadan çıkarıp havaya kaldırdı..Çok zor geldi o kayboluş..

Ateş böceğimi kaybetmiştim içimin, hayatımın, ruhumun Ateş böceğini..

Arkalarından bir kova su döktü komşular geri gelsin tekrar diye.. ama hiç gelmedi..

Gittiğinden bir ay sonra annemlerle komşuya gitmiştik.Sadık amca..
-Ayhan gel sana ne göstereceğim..
-Ne gösterecen..
-Bak..

Gözlerime inanamıyordum Ece hemde o muzip haliyle.Sadık amca o gün fotoğraf makinası ile gelmiş oraya ve o an’ı yakalamış.Ya başka an’ı yakalasa idi diye içimden geçirmiştim.

Onun bir kopyasını aldık ve yatağımın ucuna çerçeveletip koydum.Salıncaklarda onun dediğini yapıyorum ama onu çok özlüyorum.

Resmine bakarken düşünüyorum acaba şimdi ne haltlar karıştırıyordur bu muzip gülüşüyle:))

* Değerli yazarımız Zamira Candan`ın izniyle; Yazarın sayfasındaki fotoğrafı ve o kızın şirin duruşunu düşünerek kurguladım bu yazıyı..Bu hikayeyi Zamira Candan hanım`a armağan ediyorum...

Uğur Demiröz

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 356
favori
like
share