Nice aşk yitirdim ben.

Kışkırtıcı bir bakışıyla çılgına döndüğüm,bir dudak büküşüyle ağulu acılar çektiğim,kahkahalarıyla şenlenip gözyaşlarıyla kederlendiğim,bir tanrıça katına çıkartıp tapındığım,kutsal mabetlerinin sunaklarına hayatımı bir adak gibi bırakmayı arzuladığım...............
... saçının bir teline halel gelmesin diye fütursuzca ölüme yürüyeceğimi hissettiğim,bazen öldürmeyi şiddetle istediğim,onda yok olup onla war olduğum,bana her defasında aşkı,acıyı,sewinci,hayatı we ölümü yeniden öğreten kadınlar yitirdim ben.

Kızıl bir kor gibi örslerine bıraktığım ruhumu bazen sert darbelerle,bazen yumuşak dokunuşlarla şekillendiren,benden bir başka bir ben yaratn,onun herşeyi,babası,oğlu,kardeşi,kocası,sewgilisi olduğum,onu herşeyim yaptığım,warlığıyla herşeyin tadını kokusunu ,görüntüsünü değiştiren,sıradan bir çok dawranışı olağanüstü maceralara dönüştürüp,olağanüstü maceraları olağanlaştıran kadınlar.

Yitirmenin ne olduğunu biliyorum.

Kendi hayatını hayatından çıkartmayı,kendi tanrıçanın mabedinden uzaklaşmayı,bir kadını öldürüp kendi cinayetinle ölmeyi biliyorum.

Niye öldürdüm onları?
Onlar beni niye öldürdüler?

Neden hayatlarımıza,içlerinde yaralı bir ölü taşıyan,yabancılar olarak dewam etmek zorunda kaldık?

Onları benden,beni onlardan alan neydi?

İki yabancıdan,hangisinin nerede bitip hangisinin nerede başladığı anlaşılamayan tek bir warlık yaratıp,tek bir warlığı parçalayıp ondan iki kederli yabancı çıkartan korkunç büyünün büyücüsü kimdi?

Tanrı bir anlığına eğilip usulca üfleyerek hafızamızı silseydi we biz yaşanmış herşeyi unutarak,iki yabancı gibi yeniden karşılaşsaydık ne olurdu?

Birbirimize aldırmadan geçer miydik?
Yaşadıklarımızı bir daha yaşamak için birbirimize doğru bir daha yürür müydük?
Tuhaf maceralar war hayatta.
asla cewabını bulamayacağımızı sandığımız sorulara cewaplar bulmamıza yardım eden tuhaf maceralar..

Yüzüne karton bir maske takmış bir kadın gördüm geçenlerde.
Karşısında,aynı maskeden takmış bir adam oturuyordu.

Birbirlerinin yüzlerini görmüyorlardı ama birbirlerinin yüzlerini biliyorlardı.

Onların kim olduklarını bilmeyen bizdik.
Birbirlerini sewmişler,birbirlerine aşık olmuşlar,ewlenmişlerdi.
Mutlu zamanlar geçirmişlerdi.
Sonra erkek uzun yolculuklara çıkmaya başlamış, kadın yalnızlığın,ateşsiz taş odalar gibi insanın içini üşüten soğukluğunu hissetmişti.
Aynı yalnızlık erkeği de esir almıştı.
Gerçek hayatın soğukluğundan we yalnızlığından kurtulabilmek için ''sanal'' bir dünyanın meçhul kalabalığına bırakmışlardı kendilerini.

Harfleri yanyana dizerek,madeni pırıltılı bir ekranda kendilerine arkadaşlar aramaya başlamışlardı.

Kadın bir adam bulmuştu.
Erkekte bir kadın.

Erkek karısından,kadın kocasından uzaklaşırken ikisi de yeni buldukları ''arkadaşlarına''yaklaşmaya koyulmuştu.

Yeni bulduklarına,çoktandır hayatlarından çıkmış hoşluklarını, zekalarını,çekiciliklerini,arzularını gösteriyorlar,gördükleri kadar gösterdiklerinden de etkileniyorlardı.

İkisinin hayatında da yeni bir aşk tomurcuklanmıştı.
Sonunda,erkek tanımadığı yeni aşkının yüzünü merak etmiş,kadından bir resmini göndermesini istemişti.

Ekranda dekolte giysili şuh bir kadın yüzü belirmişti.
Beliren yüz, karısının yüzüydü.
Adam ayrılmaya karar wermişti.
Birbirlerini sewmişler,birbirlerinden uzaklaşmışlar,milyonlarca insanın içinde dolaştığı bir meçhule dalmışlar we o milyonlarca insanın içinde yeniden birbirlerini bulup,yeniden birbirlerine aşık olmuşlardı.

Erkek kendini ihanete uğramış hissediyordu.
Karısının onu ''aldatmak'' için seçtiği erkek yine kendisiydi.

Nasıl bir isim wertmeliyiz sizce bu maceraya?

Bu bir ihanet öyküsü mü yoksa korkunç bir aşk öyküsü mü?

İki insanın ortak hafızası olan ''ilişkiyi'' unutup o ilişkiden bağımsız bir macera aradıklarında gene birbirlerini buluyor,gene birbirlerine aşık oluyorlardı.
................

Niye yanyanayken birbirlerine aşık olmuyorlardı da ancak hafızaları silindiğinde birbirlerini bir yabancı sandıklarında yeniden ortak sewgilerini yaratıyorlardı?
..........................................

Biz üç kişiyiz.
Ben ,sewdiğim we ilişkimiz.

Beni sewidiğime bağlayan ilişki, bir zaman sonra beni sewdiğimden ayırıyor.
İlişki olmadığında ben sewdiğimin ruhuna ulaşamıyorum,onunla kaynaşıp tek bir warlık haline dönüşemiyorum,ilişki olduığunda ortak hafızanın lekelerinden sewgimi,kendimi,sewdiğimi koruyamıyorum.

Sewgimiz ilişkimizle lekeleniyor.
Biz ilişkimizle birbirimizden kopuyoruz.
Bizi bağlayan bizi ayırıyor.

Nice aşk yitirdim ben.
Onda yok olup onla war olduğum,bana her defasında aşkı,acıyı,sewinci,hayatı we ölümü yeniden öğreten kadınlar yitirdim.
Sewdim.
Çok sewdim.
Ama sewdiğimi,sewgimi,aramızdaki üçüncü canlıdan,ilişkimizden koruyacak kadar güçlü olamadım.

Birçok insan da olamadı.

İlişkimiz düşmanımıza dönüştü.

Hafızamız olmasa birbirimize yeniden sarılırdık biliyorum,yeniden tanrıçam olurdu,yeniden onun mabedindeki adak yerine hayatımı yatırırdım.

O kadınla o erkek bunu yapmayı becermişlerdi ama ikinci şanslarını bir armağan gibi değil, bir ihanet gibi gördüler.

Bir daha kaybettiler.

Eski ilişki yenisini de öldürmeyi başardı.

Tanrıya, bize,acılar kadar sewinçleri,kötülükler kadar iyilikleri de aynı güçte hatırlatacak bir hafıza bahşetmesi, bizi kendi hafızamızdan we ilişkimizden koruması için yakarmaktan başka elimizden ne gelir?

O güne dek ayrılışlar we acılar çekmekten başka...


AHMET ALTAN

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 744
favori
like
share
*MÜHÜR_GÖZLÜM* Tarih: 13.06.2005 02:49
ellerine güzel yüregine saglik...paylasimlarindan dolayi cok..tskler..