Düş Ve Gerçek - Mahmut Konukoglu

Yorgun düşler arasında gidip gelen bir gerçeklik. Ve gerçekliğin aslında bir düş oluşunu reddediş. Dahası, düşlerle gerçeklikler arasındaki ikilem. Kısır bir döngünün tanıklığı. Aklın sınırlarını zorlayan bir yaşanmışlık. Kafanız mı karıştı ? Buyrun hikayeye o zaman...

Çağlar önce, yıkılmaya yüz tutmuş bir imparatorluğun yorgun ve yaşlı kralı elinde avucunda kalan son şeyi, düşüncelerini bir kutuya kapatıp yok etmesini emreder büyücüsüne. Böylece imparatorluğunun son günlerini düşüncelerden uzak, bi akıl geçirecektir. Akıl başta olmayınca kayıtsız ve mutlu olacağını zanneder kral. Zira son yirmi yıldır herşeye rağmen halkının derin ve karşılıksız sağduyusuyla oturmaktadır koltuğunda. Halkına olan sevgisi ve bağlılığı krallığının son döneminde tüm kötü yaşanmışlıkları ötelemiştir. Fakat zor durumda olan halkının çaresizliğine kayıtsız kalamayınca ve elinde avucunda kalan son düşünceler çözüm üretmeye yetmeyince bu yolu seçmiştir kral.

Büyücü, günler süren uğraşların sonunda yaptığı birkaç büyü ve iksirlerle kralın emrini yerine getirmeyi başarır. Kral artık düşünceleri elinden alınmış , etrafına tuhaf ve şaşkın gözlerle bakan bir çaresizdir. İlk günlerde çok alışılagelmiş olmasa da, zamanla alışır saray ahalisi bi akıl kralına. Bi akılda olsa kral kraldır neticede. Hiç olmamasından iyidir deli bir kralın varlığı. Ancak gel zaman git zaman sarayın surları kralın gereksiz çılgınlıklarına yetmeyecek kadar küçük gelmeye başlar. Kral, yeni yaşantısını bu hapisaneden farklı olmayan sarayda geçiremeyeceğini hisseder tarifsiz bir içgüdü ile. Çok geçmeden sarayı terk eder kral. Ondan geriye sadece son kararını verdikten sonra yazdığı mektup kalır. “Üzerinde ölümümde açılmasını emrediyorum,bu benim son emrimdir” yazan bir mektup.
Aylar sonra kralın sarayına geri döneceğini düşünen saray ahalisi artık ümidi kesince, kral saraya dönemeyince ve hatta kralın ölüm haberi dahi gelmeyince mektubun açılması gerektiği ve kralın varisini bu mektuba yazmış olabileceği dedikoduları dolaşır halk arasında. Nasıl başsız bir beden olmazsa, lidersiz bir halkında olamayacağına,lidersiz bir halkın yok olmaya mahkum olacağına inanılır.

Ülkenin en yüksek meclisi toplanıverir bir gün içinde. Halkın her kesiminden temsilciler katılırlar bu toplantıya. Mektubun açılmasını tartışırlar uzunca bir süre. Mektubun hemen açılmasını isteyenlerde vardır, kralın ölümü kesinleşmeden mektubun açılmasının onları lanetleyeceğini düşünenlerde. Günler sürer bu hararetli tartışmalar, uzlaşı zor olur. Ama nihayetinde mektubun açılmasına karar kılınır. Bütün halk, mektubun açılışına tanık olsun diye duyuru yapılır dört bir yanda. Gün doğumundan yarım saat önce meydana çağrılır tüm halk. Güneşin doğmasıyla yeni krallarını duyacak ve güneş gibi onları aydınlatacağına olan inançlarıyla yeni krallarını alkışlayacaklardır.

Zamanı geldiğinde herkes büyük bir heyecanla mektubun açılışını beklemektedir. Sarayın ileri gelenlerinden biri elinde mektupla platformda görüldüğünde, fısıltıların bir çığlık gibi kulak tırmalayan derinliği azalır. Herkes suspus olmuş, pür dikkat mektuba odaklanmıştır. Bir ön konuşma yapıldıktan sonra kralın mektubu açılır ve okunmaya başlar. Kralın mektup diye bıraktığı aslında iki cümleden ibaret bir yazımdır. Çok vakit almaz okunması.Mektubun okunma faslı bittiğinde herkes şaşkın gözlerle birbirine bakar. Fısıltıların kulak tırmalayan derinliği artmaya başlar yeniden. O kadar artar ki olaylardan bir haber biri işitse bu sesleri hemen yanı başında bir opera gösterisi olduğunu düşünür hani...

Sorulan tüm sorular yanıtsız kalınca. Kimse istediği cevabı alamayınca ve hatta tükenmiş ülkenin son ümidi olan yeni kral açıklanmayınca, dağılmaya başlar büyük bir heyecanla toplanmış olan halk. Herkes birbirine o garip cümlelerin ne anlama geldiğini sorar. Ülkenin filozofları bir araya gelip tartışırlar o iki cümleyi. Farklı tezler ortaya atılır. Tabii karşı tezler de bulunur bu tezlere. Fakat hiçbir tez bir diğeri ile birleşip sentez olamaz.

Eski krallarının onlara bir mesaj bıraktığına inanan insanlar ülkenin alimlerini toplanmaya ve bu mesajı çözmeye çalışmaya zorlar. Kısa zamanda ülkenin tüm alimleri,matematikçileri, edebiyatçıları,filozofları,gök bilimcileri, simyacıları,fizikçileri, anatomi uzmanları, din bilimciler,hahamlar,papazlar vs. sarayda toplanırlar. Herkes o iki cümleyi tartışa durur, çözümlemeye çalışırlar. O kadar çok fikir ortaya atılır ki her birine biraz gönlü kayar, aklı yatar birilerinin. Ama hiçbir fikir Arşimet’in Evraka nidası kadar gerçek kimliğe bürünemez,netleşemez.

Bir sonuca ulaşamayan ülke alimleri sonunda halka kralın saçmaladığını, aslında bu iki cümlenin bir anlama gelmediğini, sadece ve sadece az buçuk şair olan eski krallarının ölmeden önce son şiirini yazdığını söylemekte bulurlar çözüm yolunu. Zaten ona verileni almaya alışık olan halk inanır bu açıklamaya. İnanmayanlar da çaresizlikten inanmış gibi davranır.Ve eski kralla geride bıraktığı mektup hikayesi kapanır.

Halk, varisi olmayan kralın yerine saray ahalisinin ileri gelenlerinden, büyük bir lobi ye sahip olan birinin tahta geçişine tanıklık eder istediği gibi olmasada. Vaat ettiği şeylere inanmak ister . Hatta ve hatta kalabalıklar yeni kralının hitaplarında büyük kalabalıklar oluşturur. Bu birlikteliklerde acıkan halka yemeklar dağıtılır.Eğlenceler düzenlenir eğlensinler diye. İşte o günden beridir de bu senaryo hiç ama hiç sekmeksizin devam eder.

Peki ama eski kral ne yazmıştır son mektubuna.Merak edenleriniz olmuştur mutlaka. Onca anlatımdan sonra meraklı okuyucuyu hayal kırıklığına uğratmak olmaz elbet...
Bir tarafta kendini krallarının düşlerini gerçekleştireceğine inandıran halk, öte yandan da kendi gerçekliği düşlerine yenilen kral vardır oysa. Kurtlar ve kuzular aynı sürüde, düşler ve gerçeklikler aynı öykünün içindedir. Akıl krala olduğu kadar halka da lazımdır oysa. Kurt ayağına kadar gelen kuzuyu her zaman yer. Hiç sekmeyen bir doğa döngüsüdür bu...

Altı kelime, iki cümle. Tavşan çizmeye kalkışmasın kimse. Herkes kendisi yorumlasın ve pay çıkarsın diye anlatır buldum ben kendimi sadece. Ve kralın son mektubuyla başbaşa bırakıyorum sizi öykünün bitiminde.


`BEN SİZİN DÜŞLERİNİZİM, SİZSE BENİM GERÇEKLİĞİM`


İşte mektup, işte düş , işte gerçek. Kralın halkına bıraktığı kendi gibi bir gelecek...

Mahmut KONUKOGLU

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 264
favori
like
share