Kutlum!

Ölü kelebekler çağındayız farkında mısın; çiçeğe ulaşamayan kovanlar dolusu uğultularda yakmadayız kanatlarımızı?! Yüreğimizi dinamitleyen iştahlarımızdan kurtulmaya mecalimiz kalmadı benlik düşüncelerimizin agoralarında Kişnemesinden güneşin doğduğu atlarımızı yoksulluğun kırlarına yaylımlara saldık; bigâne bulutlar sarıldı yaralarımıza Kimsesiz tören alanlarındaki heykeller kadar yalnızlaştık ve vitrinlerin ışıklı odalarında unutulmuş ölülere döndük, donduk kaldık
Kutlum!
Ev ev, ülke ülke götürdüğümüz yükler yordu ayaklarımızı da umutlarımızın trenine yetişemeden çaresizlikten demir sürgüleri indi avare hayatlar sürdüğümüz hücrelerimize Sağlam görünen çürük ayakkabılar gibi giyindiğimiz sahte kimliklerimizi sahte kavaflara sattık ve yalnız yaşamaya mahkum ettik patiklerini bebeklerimizin Ezilmişliğe adanan karıncalar üşüştü varlığımıza ve biz karınca dualarını unuttuk
Kutlum!
Kefenin cebi yok denir, meseldir, gel, beynimize batmış kıymıklar, ya ki etimize sokulmuş bileyli hançerlerden kurtulup toplumu ve paylaşmayı özümleyen fidanlar dikelim canlarımıza! Gel nalıncı keserine enerji sağlayan çarkın baş döndürücü hızından başımızı alıp çıkalım yücesine değirmenlerin ve gölge oyunlarıyla şelaleri damıtan sulardan atlayalım enginlere, bir çaresizin çaresizliğine karışalım çarecûlar gibi Çelik kırbaçların boğucu yaltırıklarında diğergâm ömürler sürelim gel!
Kutlum!
Seyretmekten yorulmadık mı tenha avuçlarla önde gidenlerimizi, usancımız değil mi toprağın doyurduğu aç gözlülüklerimiz? Civanmertlik öldü mü denilsin yoksa kutlum, dünya cimriler dünyası mı denilsin? Buruşmuş derilerimizin üstünde cimrilik deseniyle mi çıkalım bitimsiz yola; verdiğimiz şeyin kaybolduğundan korkarak unutalım mı Hak müjdesini? Hiçliğimizin, hıncımızın, doymak bilmez nefsimizin entipüften Babil kulelerine mi sığınalım daha; daha fakr u zaruret varken giderilecek ve daha yollar varken gidilecek?!
Kutlum!
Irmak başında oturup da suyu esirgeyen, ırmağı göremeyen körden başka değil de nedir? Cimrilik, karşılığı olmayan bir oyuna girmek değil de nedir? Bilirsin ki biriken elbet kokuşur; duran, ışığını yitirir Mumyalar kadar sarıp sarmalansa da saklanan çürür bir gün ve gömülen helak olur Doğan yaşlanır, yaşayan ölür Gecelerin zifiri künklerinde karabasan dehşetlere varır bir cimri hayat; iyiliği can evinden vurarak kaybedilir ancak savaşlar Bizden öncekileri helak eden tecellidir o ki, paylaşılacak tenha gizemleri kentlerin yalnızlığına katarak saklamayı yeğlediler; ve ayrı yaylalarda biten otlar gibi birbirlerinin el uzatmasını bekleye bekleye çürüdüler
Kutlum!
Bir verene ondur cömertlik, onlarca çoğalmanın lezzetiyle Cennet selvilerinin dalı onunla yeşil kalır; bir can bağışlayana yüz bin can ile koşmakla bahara erer canlar Öksüz şamdanlara bayramlık giysiler dokuyan mumdur cömertlik; toprakta, güneşte ve denizde yanar durmadan, duraksamadan
Kutlum!
Cömertlik sahilde her çakıl taşında; cimrilik yürekte bir çıban başında
Elde gerek cömertlik, yürekte gerek; cimrilik dilde gerek, şehvette gerek
Cömertlik gözden gelir, cimrilik özden; iş görendir bir sahî söz de kıskanan olur elbet sonunda bir köz
Cömert cemali göre dursun; cimri ötelerde de köre dursun
Kutlum!
İnciyi görmek dalgıcı sevindirir; ancak sevgide ve yakarışta cimri olmayalım bari gel!
İSKENDER PALA

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 450
favori
like
share