Ana Baba Hakkı - Selcan Aktaş
Eve dönmüş,bilgisayar ekranına kilitlenmiş ertesi günkü yazıın son kontrolünü yapıyordu ki kapı zili çaldı.
Hayırdır inşallah dedi.
Sanki alacağı var .Ne biçim çalıyor kapıyı bu saatte diyerek kapıya yöneldi.

Kim o diye seslenmeyi adet edinmişti kapıyı açmadan önce .
Malum burası İstanbul`du.
Ne zaman ne olacağı belli olmazdı.

Komşu dedi dışardaki ses.
Komşu mu diye tekrarladı içeriden.
Hangi komşu .Ben komşu falan tanımıyorum dedi dışardaki sese.

İnce bir bayan sesi inatla komşunuzum beyefendi.
Siz falanca gazatedei filanca köşenin yazarı Ahmet Bey değil misiniz?

Bugün yazınızı gördüm de size yardımcı olabilirim belki diye düşünmüştüm.
Hemen alt katınızda oturuyorum. deyince Ahmet kapıyı açma gereği hissetti.

Görünüşe bakılırsa bu düzgün giyimli düzgün konuşan bayan gecenin bu saatinde aklına takılan bişey olmasaydı bir erkeğin kapısını çalacak kişilikte biri değildi.

Glümsedi kadın.
Özür dilerim Ahmet Bey.
Biliyorum çok geç bir saat ama eve geç geldiniz.
Ben de sabaha kadar bekleyemedim .dedi sade ve kendinden emin bir duruşla.

Ahmet şüpheleri üzerinden atmış ,hatta gülümsemişti bile kadına.
Normalde yazısıyla uğraşırken meşgul edilmekten nefret ederdi.Hatta karısını bu yüzden bile boşamış sayılabilirdi.
Sürekli ilgi isteyen ,laf sokuşturan,bütün işlerine burnunu sokan evde biten deterjan kabını bütün gün sorun edinen,üstüne üstlük bir de iki çocuğu çalışırken üstüne salıp ,başında tepindiren bu kadından oldukça sıkılmış ve en sonunda hiç düşünmeden verivermişti boşanma dilekçesini mahkemeye.
Eşi de bu boşanma kararına hiç ses çıkarmayınca kolay oldu dava işi.
Tek celsede özgürlüğüne kavuştu Ahmet.

Bundan sonrası biraz pasaklı bir mutfak,düzensiz yemekler ,yıkanmayan ve ütüden yoksun çamaşırlar olarak devam etti hayatında.

Pek de şikayetçi sayılmazdı halinden.
Varsa yoksa yazılarıydı.

Ahmet kapıda bunları düşünürken ,kadın öylece onun hayal dünyasından çıkmasını bekliyordu.

Bu beklemenin sabaha değin süreceğinden endişe eden kadın size yardım edebilirim deyince silkinip kendine geldi Ahmet.

Yazıyı bitirip hemen göndermesi gerektiğini hatırladı.
Pek hoş bir durum olamayacağını bile bile içeri davet etti kadını.
Buyrun dedi.
Nasıl yardım edeceğinizi içeride konuşalım.
Hem ben de bu konuyla ilgili bir yazıyı gazeteye göndermek üzereydim.

Kadın önce biraz tereddütlü içeri adım attı.
Ahmet`in ayaklarındaki ayakkabıyı çıkarmadığını görünce o da ayakkabıyla girdi çatı katının tek odasına.

Etrafta saçılmış gazete güpürleri evin eski olan eşyalarını iyice yoksullaştırıyor,mutfaktan gelen değişik bir koku ise Ahmet `i bir sersefillik içinde yaşadığını bu düzgün giyimli ve düzgün konuşan kadına kanıtlıyordu.

Bozulmuş soğan kokusu gibi diye içinden geçirdi kadın.Mutfaktaki kokuyu tahmin etmeye çalışıyordu.
Bu arada Ahmet eski kanepenin üzerindeki kağıtları yere fırlattı kadına yer açabilmek için.
Hay allah dedi içinden.
Kendini mahcup hissetti.

Kadın kanepenin ucuna kıyafetlerini kirletmemeye dikakt ederek ilişirken ,Ahmet de evin dağınıklığı konusunda hiçbir açıklama gereği duymadı ve oturdu çalışma masasındaki bilgisayarın başına.

Bir sakıncası yoksa ben yazımı düzeltirken siz anlatın.
Buyrun sizi dinliyorum.dedi .

Selcan Aktaş

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 367
favori
like
share
CiCeGiM Tarih: 13.07.2009 23:23
sanirim bu Selcan Aktaş kitapini bir özeti sonu gelmedi)ama heyecanla okudum tesekkür ederim Nehircim