Herkes uyur! Bazıları az, bazıları çok, bazıları günün belli saatlerinde bazıları ise canları ne zaman isterse.. Canlılar dinlenmeden yaşamlarını sürdüremezler. Uyku ise, yorgun bir vücudu dinlendirmenin en mükemmel yoludur. Yani uyku, bizler için hayatî önem taşıyan bir nimettir.

İnsanlar geceleri yatarak uyur. Normal olan da budur. Gece karanlığı uyumak ve dinlenmek için mükemmel bir zamandır. Peki ya diğerleri? Yani dünyayı paylaştığımız diğer canlılar? Onların nasıl, ne şekilde ve ne zaman uyuduklarını merak ediyor musunuz?

İnsanlar için en rahat uyuma şekli, yatıp uzanmaktır. Hayvanlar dünyasında ise herkesin kendine ait bir uyuma tarzı vardır ve herkesin tarzı, kendine göre en mükemmelidir. Mesela, atlar, filler ve zürafalar ayakta uyur.

Çünkü herhangi bir tehlike durumunda derhal ayağa kalkmak o koca vücutlu hayvanlar için çok kolay olmadığı gibi, fazladan enerji harcamayı gerektirir. Ayakta uyumaları durumunda ise böyle bir problem ortadan kalkar. Bu, özellikle zürafalar için çok önemlidir.

Bildiğiniz gibi zürafalar canlılar âleminin ayakları yere değmekle birlikte en tepeden bakan yaratıklarıdır ve genellikle o meşhur boyunlarını bir ağacın dallarına yaslayarak uyuyuverirler. Anlayacağınız, insanlar arasında pek makbul birşey olmasa da, “ayakta uyumak” zürafalar, atlar ve filler için oldukça önemlidir!

Ayakta uyuyan hayvanlardan bir tanesi de, kral penguenlerdir. Kral penguenler günlerce dimdik ayakta durarak uyuyabilirler. Bildiğiniz gibi kral penguenler yumurtalarını ayaklarının üzerinde taşır ve muhafaza ederler. Kutuplarda yaşayan bu hayvanlar için yumurtalarının donmaması çok önemlidir. Ayaklar üzerinde duran yumurta karın bölgelerinden gelen ısı ile donmaktan korunur.

Bir kral penguen ayakları üzerinde ısıttığı yumurtası ile buz üzerinde uyurken, zeminden gelebilecek en küçük titreşimi bile fark eder ve derhal uyanır. Böylece kazayla yerinden kayan bir yumurtanın dışarıya yuvarlanması ve ânında donması önlenir. Bu oldukça sık rastlanan bir durumdur çünkü penguenler kalabalık koloniler hâlinde bir arada yaşarlar ve yürürken birbirlerine çarpmaları gündelik sıradan kazalardandır. İşin ilginç yanı kuluçka halindeki aynı penguen uyurken, sırtına vursanız bile uyanmaz.

Kuşlar, kargalar ve tavuklar ise uyumak için ağaç dallarına tünemeyi tercih ederler. Bu tür hayvanların sahip oldukları pençe yapıları ağaç dallarına tutunmak için mükemmel bir donanımdır. Ayrıca dengelerini korumak da, çok zor olmaz onlar için. Bu şekilde uyumanın en büyük avantajı, bir saldırı hâlinde derhal kaçış pozisyonuna geçebilmektir.

Uyuma pozisyonu açısından en ilginç kuşlar filamingolardır. Tek ayakları üzerinde uyurlar. Bilim adamları bunun iki büyük faydasını tesbit ettiler:

Birincisi, hayvan bir ayağını tüylerinin içinde saklayıp sıcak tutarak enerji tasarrufu sağlıyor.

İkincisi, yerçekiminin etkisini azaltarak daha az yoruluyorlar.

Kutup tilkileri -30 derecelik dondurucu soğuk havada yaşarlar ve buz üzerinde uyurlar. Her ne kadar bedenlerini sarıp sarmalayan harika kürkleri varsa da, bu soğukta buz üzerinde uyumak donmak demektir. Ama kutup tilkileri donmaz. Kendilerini top gibi yaparak uyurlar. Bu da onların tarzıdır ve çok işe yarar. Hayvanın ayakları ve burnu arasında sıkışıp kalan hava, sıcaklığını kolay kolay yitirmez ve tilki uyur.

Bir canlının uyuyup uyumadığını anlamanın en kolay yolu gözlerine bakmaktır. Eğer göz kapakları kapalı ise, büyük ihtimalle uyuyordur. Peki ya göz kapakları yoksa? Meselâ yılanları düşünün onların göz kapakları yoktur, uyuyup uyumadıklarını nasıl anlayacaksınız? Anla****zsınız!

Balıkların durumu daha da karışıktır! Su içinde hareket etmeden duramazlar. Yüzgeçlerini hareket ettirmek zorundadırlar, yoksa dibe doğru inerler. Ancak balıklar da uyur. Yüzme kesesi adı verilen organları sayesinde uyurken dengelerini korurlar. Hava ile doldurulan yüzme kesesi onları sabit bir seviyede tutar.

Ancak köpekbalıklarının yüzme kesesi yoktur. Onlar su içinde devamlı hareket etmek zorundadırlar. Ama onlar da yüzerken uyurlar. Nasıl oluyor diye soruyorsanız hemen söyleyelim. Tıpkı uyur gezerler gibi köpekbalıkları da birer uyur yüzerdir.

Böcekler, kelebekler ve diğerleri ise, daha basit bir uyuma tarzına sahiptirler: Hareketsiz kal yeter!

‘Hayvanlarda uyku’ deyince akla hemen meşhur ‘kış uykusu’ gelir. Kimbilir belki de, bütün bir kışı uyuyarak geçirmek bazılarımıza çok çekici geliyordur. Kış uykusu denilince de hemen ayıları hatırlarız. En meşhur kış uyuyucusu onlardır çünkü. Ancak kış uykusuna yatan tek hayvan ayılar değildir.

Meselâ biraz önce göz kapakları olmadığı için uyuyup uyumadığını anla****yacağımız yılanlar da, tıpkı ayılar gibi kış uykusuna yatarlar. İşte o zaman uyuduğunu anlayabiliriz. Çünkü normal bir uyku sırasında yılanın dili dışarıda olur ve uyanık olduğu zamanlardaki gibi havayı koklar. Kış uykusuna yattığında ise bunu yapmaz. Ancak yılanlar yüzlercesi hatta binlercesi bir arada uyurlar. Yani uyusun uyumasın, yılanlardan uzak durun!

Ayıların kış uykusu konusundaki şöhretleri boşuna değildir. Alaska’da yaşayan Grizzly ayıları—bu sırada doğum yapan dişileri hariç—neredeyse hiç kesintisiz yedi ay boyunca uyurlar. Bir insan aynı koşullarda uyumaya kalksa bir kaç hafta içinde açlıktan susuzluktan ya da vücudunda zehirli madde birikmesinden dolayı ölür. Ancak ayılar, vücut atıklarını bırakmadan böyle uzun bir zaman uyurlar ve hayatta kalırlar.

Normal koşullarda insan ya da başka bir memeli yemeden içmeden ve boşaltım yapmadan bu kadar uzun bir zaman kalsa, hücrelerinde oluşan atık maddeler organizmasını zehirler. Normalde üreye dönüşüp idrarla atılan bu zararlı maddeler, ayıların vücutlarında yedi aylık bir uyku sırasında ne olur? Bunu araştıran bilim adamları ilginç sonuçlarla karşılaştılar:

Araştırma sonuçlarına göre, ayıların bedenlerinde üretilen üre, derhal yeniden kullanılabilir hâle dönüştürülür. Böylece ayının bedeninde üre birikmez. Ayrıca geri emilen üredeki azot tekrar protein yapımında kullanılır.

Ayılar bu uzun uykuları sırasında enerji kazanmak için yağ yakarlar. Yakılan yağ, ayının vücudu için gerekli enerjiyi temin ettiği gibi, kandaki su oranını sabit tutacak miktarda sıvının teminini de sağlar.

Bir ilginç nokta da şudur ki, ayılar onca zaman hareketsiz kaldıkları halde kas erimesi gibi bir problemle karşılaşmazlar. Aslında ayılar tamamen hareketsiz kalmazlar. Uykuları sırasında belli aralıklarla titrerler. Araştırmacılar bu titremenin ayıların kas güçlerini tazelediğini tahmin ediyor.

Ayılar aynı zamanda kemik erimesi gibi bir problemle de karşılaşmazlar. Uzun kış uykuları sırasında hemen hemen hiç hareket etmeyen ayılarda kemik yıkımı görülmesine rağmen, yaşlı insanlarda görülen kemik yoğunluğunda azalma görülmüyor. Eğer ayıların uykuda geçirdiği süreyi bir insan yatakta geçirecek olsaydı, kemikleri bir kraker gibi ufalanmaya başlardı. Araştırmacılara göre, ayılardaki kemik üretimi uyku sırasında durmuyor.

Boşaltım sisteminin durmuş olmasına rağmen, ayıların vücudundaki kalsiyum döngüsünün nasıl oluştuğu ve kemik üretiminin nasıl devam ettiği bilim adamları için hâlâ bir meçhul! Eğer bu sır çözülebilirse, kemik erimesi hastalığı için yeni ve çok etkili bir tedavi şekli bulunabilir.

ALZHEİMER VE KIŞ UYKUSU

Leipzig Üniversitesi’nde görevli bir bilim adamı olan Thomas Arendt, “Şimdiye kadar zararlı olarak gördüğümüz ve mücadele etmeye çalıştığımız şeyin, hayvanlar âleminde koruyucu bir mekanizma olduğunu tespit ettik” diyor.

Arendt’ın araştırmaları sonunda kış uykusuna yatan hayvanlarda ve Alzheimer hastalarında ‘tau’ proteini benzer şekilde değişiyor ve beynin belli bir bölgesi bu değişimden etkilenip faaliyetini durduruyor.

Ancak uykudan uyanan hayvanların beyinlerinde etkilenen bölge, uyandıktan birkaç gün sonra normale dönerken, insanlar için bu söz konusu olmuyor.

Bu durumun hayvanları hücre ölümünden koruduğunu belirten Arendt, insanlarda muhtemelen bir şeylerin ters gittiğini ve ciddi bir hastalığın geliştiğini kaydetti.

Akdenizde yaşayan bir kemirgen üzerinde araştırmalarını sürdüren Thomas Arendt, Alaska ayıları üzerinde inceleme yapan bilim adamlarıyla sıkı bir temasa geçmiş.

“Ayılar ve insanların beyinleri çok sayıda benzerlik gösteriyor. Eğer bizim sonucumuz yeni araştırmayla doğrulanırsa, bu Alzheimer hastalığının tedavisi konusunda yeni olanakların açılacağı anlamına gelir” diyen Arendt, şimdiye kadar hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılabildiğini, fakat iyileştirilemediği söylüyor.

Anlaşılan o ki, hayvanlara uyumak düşüyor, biz insanlara ise gözlerimizi dört açarak çalışmak!

Çünkü her şeyde, ama her şeyde aklımızı ve hayalimizi hayrette bırakacak öyle hikmetler ve yaratılış mucizeleri gizlidir ki, çoğunu görmeden, bilmeden geçer gideriz. Theodor Storm “İnsanın ancak iki gözü var, fakat görmek için yüz tane lâzım!” sözünü boşuna dememiş olsa gerek!... Haydi kolay gelsin

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 5766
favori
like
share