Işte size ibretâmiz bir olay:

Oldukça varlıklı bir ailenin çocuğu idi. Ailenin gözbebeği ailenin onur duyduğu bir çocuktu. Delikanlılık çağımızda idik. Bizim zamanımızda Yılbaşında da ara tatil yapılırdı. Karnelerimizi aldık okuldan ayrılırken "Yarın yılbaşında babamla rakı içeceğim...!" dedi. Her halde çok şaşırmıştım. Hiç bir şey diyemedim. Çünkü o benim için örnekti...

Çok sevdiğim kalbinde kötülüğün zerresi olmayan arkadaş canlısı sözü doğru okulun en çalışkanı en bilgilisi bir arkadaştı.

Birbirimizi ilk tanıdığımızda kalplerimiz birbirimize sanki kopmaz bağlarla bağlanmıştı. Cep harçlığım bakımından ben onunla denk değildim. Yalnız kara tahtanın önünde yazılı sınavlarda aynı boyda oluyorduk. Kan kardeşiydik can kardeşiydik. Bu uzun bir süre böyle devam etti ta ki... o yılbaşına kadar. Yılbaşı dönüşü aramıza mesafeler girdi. Benim anlayamadığım bazı kopukluklar başladı. Yollarımız ayrılmaya başlamıştı. Birbirimizden ayrı düşmüştük.

Onun üstün niteliklerine hayran kopyasına muhtaç olanlar güzel kızlar çevresini hiç boş bırakmıyorlardı. Önce gezilere turlara götürdüler. Birlikte partiler düzenlendi. Ona diskoteklerin yolunu öğrettiler. Gittikçe kesin bir yol ayrımına geldiğimizi anlıyordum. Şimdi geriye o günlere baktığımda anlıyorum ki cep harçlığı olmayan bir kişi oluşum yoksul oluşum bana doğru olanı yaptırdı.

Kendisine yöneldiği yolun yanlışlığını söyledim. Kendisiyle boy göstermeye dünden istekli zengin çocukların yanında yanlış bir yaşamın içine girdiğini gittiği yolun sonunun karanlık olduğunu söyledim.
Bu bilgili üstün nitelikli kendisine gıpta ettiğim arkadaşımın içine düştüğü dumanlı ortamda bana tepeden bakan beni küçümseyen bir gülüşle benimle arkadaşlığına değer vermediğini beni terkettiğini anladım.

Her halde kader kıskanmış olacak üniversiteye alışma sürecinde bu arkadaşlık noktalandı. Kısa süren bu coşku dolu arkadaşlığın anılarını her zaman taze tuttum ve tüm hayatım boyunca onu her zaman görmek isteği içinde oldum.

Kopuş o kopuş gidiş o gidiş. Ben de kendisini bıraktım.
Bir gün arkadaşlarıyla yanımdan geçerken "Gel şurada bir tek atalım hayatı öğren yaşamın tadına bak!" dediler. Kendilerine çok saygın ve sevgi dolu bir sesle "Hayır!" dedim. Hakkımda 'Ot gibi bir adam!' dediklerini duyar gibi oldum. Çok üzgündüm.

"İlk kadehten bir ilk yudumdan sonra bak dünyan nasıl değişecek ne güzellikler bulacaksın!" sözlerine bir tepki göstermeden yanlarından büyük bir zorlukla uzaklaşmaya çalıştım.
Bir tepki göstermek boşuna idi. Bundan sonra onun hakkında kulaklarıma hiç bir haber gelmedi.

Son günlerde kendisini görebileceğimi öğrendim. Keşke görmeseydim. Bugün onun hayatta ve canlı olduğuna ağlıyorum. Ölüm haberini işitmiş olsaydım bu kadar kederlenmez ve bu kadar ağlamazdım

SARAYLARIN KÖŞKLERİN LÜKSLERİN ÇOCUKLARI TOZ KÖPRÜNÜN ÇOCUKLARI İSE BALLY ÇEKERLER.
Çok geçmeden sabahı akşamı dünü bugünü yarını birbirinden farkı olmayan bir hayatın içine girmişti. O zengin çocukları ve o güzel kızlar o babalarının bol cep harçlığına sahip arkadaşları teker teker yanından uzaklaştılar.

Artık onun için hayat meyhane şarap başağrısı ve uyku ile eş anlamlı olmuştu. Ertesi gün ayni hayat yeniden başlıyordu. Bakışlarında o yüzyılların ötesini okuyan parlaklık yerini bir saniye sonrasını düşünemeyen bir dumanlı donukluğa bırakmıştı.

Hastalanıp yatağa düşünceye kadar kendisiyle hiç bir selamlaşmam olmadı. Onu benden koparan kadere isyan ediyordum. Onu benden koparanlara lanet ediyordum. Onunla karşılaşmak istemiyordum. Fakat kalbim onu bulmamı onunla hem-dert olmamı istiyordu. Bir içgüdüsel dürtü son günlerde kendisini görebileceğimi söylüyordu. Heryerde onu arıyordum.

Ailesini aradım. Titreme nöbeti içinde ağlayan sesler "Bilmiyoruz bir tek evladımız bizden koptu. Perişanız. Evimizde ölüm sessizliği var....!" yanıtlarını aldım.

Arıyordum. Meyhanelerde gözükmüyordu. Kavga ettiğini cıngar çıkardığını işiten gören olmamıştı. Bir çukura atılmamış polise düşmemiş hapishaneye girmemişti. Sanki yer yarılmış yerin dibine girmişti. En son uğradığım karakolda kendisi hakkında bilgi sorarken filan yerde bu isimde perişan hasta bir adamın yattığını söylediler.

Hiç şaşırmamıştım. Tarif edilen yeri zar-zor buldum. Keşke görmeseydim. Bugün onun hayatta olduğuna ağlıyorum. Ölüm haberini işitmiş olsaydım bu kadar üzülmezdim.
Kilitsiz yarı açık viran bir kapıdan bir viraneye girdim. Loş karanlık bir holden sokak seviyesinde tuğlası taşı düşmüş bir duvar aralığının aydınlatmaya çalıştığı duvarlarının rengi seçilmeyen içinde ne olduğu belli olmayan bir izbe odaya girdim. Hasta bu odada olmalıydı.

Ne bir doktor ne bir yardımcı ve ne de bir ziyaretçi vardı. İnsan fakirlere karşı merhametlidir ama paraya karşı da özel bir sevgisi vardır. Doktorlar da vizite ücretinden aşağı iş göremezler. Çünkü bağlı oldukları oda haksız rekabet yapıyor diye haklarında kovuşturma açabilir.
İnsan düşmeye görsün. Bir kere düşünce o eski arkadaşlar önünden gizlenerek uzaklaşarak sokak değiştirerek geçerler.

Karanlığa gözlerim biraz alıştı. Öyle bir yerde idim ki ne bir eve benziyordu ve ne de içinde bir insan nefesi hissediliyordu. Mutfağında ne kaynayan çaydanlığın tatlı sesi ve ne de pişen yemeğin iştah açan kokusu vardı.

İnsan gözünün güç yetiremediği inler ve cinler kol geziyordu. Ne ev işlerini yürüten bir kadının ayak sesi ve ne de gülen eğlenen oynayan ağlayan çocukların müziği vardı. Hiç bir hayat belirtisinin bulunmadığı bir yerde bir canlıyı ziyaretten çok sanki bir ölünün kabrini ziyarete gelmiş gibiydim.
Biraz ilerledim. İnce bir yaygının altında yaygıdan çok daha ince bir deriyle örtülmüş bir kemik yığınından çok derinden gelen hafif bir nefes alışı duyar gibi oldum. Gözler görünmeyen tavana dipsiz karanlıklara dikilmişti.

O idi. Bu o arkadaşım idi. "Beni tanıdın mı?" diye sordum. Nefeslerin zor alındığı uzun bir aradan sonra binbir güçlükle kıpırdayan dudaklar: "Sesin filan arkadaşımı aklıma getirdi. Yoksa sen o musun?" dedi.
"Evet nasılsın ne şikayetin var?" diye sordum. Çok büyük bir zorlukla nefes almaya çalışarak "Şikayetim ilk kadehten aldığım ilk yudum... Malımı sıhhatımı şerefimi ve aklımı verdiğim ilk yudum... Bugün de hayatımı vermekte olduğum o ilk kadehin ilk yudumundan şikayetim var" dedi.
"Sen haklıymışsın fakat o zaman benim içine girdiğim o çekici hayatı kıskadığın için beni uyardığını sanmıştım. İlk kadehten ilk yudumu tattıktan sonra kontrolum elimden çıkmıştı." diye ilave etti.

İçkiye olan tutkunluk insan yaratılışında yoktur. İnsanda aşk ve sevgi karşı cinse gitme isteği yaratılışta vardır. Fakat uyuşturucu alkol ve sigara alışkanlığı işte o ilk kadehle ilk yudumdan sonra başlar.

NİÇİN İLK YUDUM?
Boğazında bir şeylerin düğümlendiği hırıltılı bir sesle devam etti: "İlk yudumdan sonra bir an saadet sıhhat içgüdüsel güzellikler rahat konuşma ve arkadaşlarımın önünde yer alacağıma inanmıştım. Kazanacağımı sandığım üstünlüklerin yerini yoksulluk hastalık akıldan yoksunluk aldı.
Umutlarımı süsleyen üstünlüklerin yerini bu felaketler aldı. MAHVOLDUM! İşte ölüyorum!" diye inledi.
İçimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Söyledikleri duyulmuyordu. Belki ben duyamıyordum. Kendisine üç kaşık su verebildim. Söyleyecek bir söz kalmamıştı. Söz bitmişti. Gözlerim karardı. Ayni karanlık dehlizlerden geçerek perişan bir halde şehrin sokaklarına düştüm.

Bir müzikholden kulakları patlatan davul ve zil sesi çılgın ve çirkef çığlıklar geliyordu.


BU YILBAŞINI KUTLARKEN BU OLAY BİZİM BAŞIMIZA GELMEZ DEMEYİN....!

ÇOCUĞUNUZA İLK YUDUM'U SİZ TATTIRMAYIN. SÖYLEYİN ONA İLK YUDUM'U HİÇ TATMASIN...!

EMNİYETTEN SATANİST GERÇEKLERİ ALTIN İĞNE VURUŞUN BAKIRKÖY AMATEM'İN VB. GERÇEK HİKAYELERİNİ OKUYUNUZ VE ÖĞRENİNİZ....!

Allah gençlerimizi bu bataklığa düşmekten muhafaza buyursun..


ALINTI

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 292
favori
like
share
Nehir Tarih: 13.07.2009 13:06
Emeğine sağlık çiçeğim..