Anne Olmak - dinde anne olmak



Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibi; bir insanı dirilten bütün bir insanlığı diriltmiş gibi olacağına göre, bu ilâhi prensip istikametinde anneler hakkında da gayet açık bir ifadeyle: “Bir insanı doğuran, bütün bir insanlığı doğurmuş gibidir!…” diyebiliriz. Bütün bir insanlığı doğurmak! Bu ifade anneler ve annelik için mübalağalı bir ifade değildir.
Anneler gerçekten bütün bir insanlığı rahimlerinde taşıyan,
Bütün bir insanlığın doğum sancılarını çeken,
Bütün bir insanlığı doğuran,
Bütün bir insanlığı sütleriyle besleyen,
Bütün bir insanlığın altlarını temizleyen,
Bütün bir insanlığı yetiştiren insanlardır. (Kadının Onuru, Mehmed Alagaş)


* * *


Eğer marifet sadece doğurmakta olsaydı, yüce Rabbimiz yavruyu annesine bu kadar muhtaç kılar mıydı? Ve annelik bu kadar kutsal olur muydu? O karda ki; “cennet anaların ayakları altındadır!” buyuracak kadar.
Anne olmak, uykusuz geceler geçirmek, yemeden yedirmek, giymeden giydirmek, kollamak, korumak, usanmadan, sevgi, sabır ve şefkatle kucaklamak… Rabbim o kadar yüce ki, biz kadınlara annelik duygusunu daha hamileliğin ilk aylarında yoğun bir halde yaşamaya başlamamızı sağlıyor. Bir anda aşırı duygusal, şefkat ve sevgi dolu bir insan oluyoruz. Heyecanla anne olmayı özlüyoruz.
Anne eğiten, geliştiren, büyüten, bilinçlendiren ve bunlardan en önemlisi öğreticieğitici olandır.
Biz ebeveynler çocuklarımızın temel bakım becerilerini kazandıran, onları yediren, doyuran, belirli bir yaşa gelince de yani okul çağıyla beraber onun üzerindeki sorumluluklarımızın sınırlandığını düşünürüz. Artık bundan sonrası okulda devam ediyor, çocuk aileye değil; okula bağlı bir ilerleme kaydetmeli diye düşünürüz. Oysa birey için öğrenme hayatı okulda değil ailede başlar. Hatta daha da öte, öğrenme anne karnında başlamaktadır.
Anne olmak dünyanın en güzel, en meşakkatli; bunun yanında en çok şefkat ve sabır gerektiren bir mesleğidir. Ve bir kadın için seçilmiş en güzel meslektir. Anneliği bir meslek olarak görmeyen ve her kadını kendi içinde eritip çalışma ve iş hayatı temposuyla onlara anneliklerini unutturan modern zihniyete inat, bizler de sesimizin çıktığı kadar anneliğin en kutsal meslek olduğunu duyurmalıyız. Bir kadın olarak varlığımızı etekemiğe büründüren ve bizler üzerinden ucuz işgücü ve daha çok bireyin iş hayatına katılmasıyla birlikte piyasanın düşmesini hedefleyen kapitalist sermayenin bir parçası olmaktan kurtulmalıyız. Ve tüm içtenliğimizle kadın olarak annelik mesleğini başarıyla yapabilmeliyiz.
Kadın olarak bu mesleği samimiyetle yaptığımızda, kendi asli görevimiz olduğunu da bildiğimizde işimizi yaparken yorulmayacağız. Zaman zaman tatlı yorgunluklar olsa da her şeyin yavrularımız için olduğunu bir kez daha hatırlayarak onları bağrımıza basacağız.
Eğer gerçekten annelik, zevk duyularak, sevgiyle, samimiyetle, şefkatle, özveriyle yapılırsa en kolay ve en güzel meslek hâline gelir; aksi halde en zor ve tat alınmayan bir hal alıyor.

* * *

Annelik kutsal olduğu kadar zor yanları da yok değil. Yalnız anne olmak demek sadece doğurmak demek de değildir. Dünyada geldikten hemen sonra ya da birkaç ay sonra sokağa bırakılan bir yığın çocuk var. Şüphesiz onların kaderi sokak çocuğu olmak değildi. Asıl onları sokağa atan bir anneleri vardı. Düşünsenize her türlü acı ve sıkıntının ardından, meşakkatli bir şekilde karnında 9 ay ona sevgi ve şefkat duyarak taşı ve her şeye rağmen onun dünyaya gelmesine vesile ol, sonra da ondan uzaklaş… Ne kadar acı bir durum. İnsanın aklı almıyor… İnanılacak gibi değil…

ANNELERDEKİ YAVRUSUNU KORUMA REFLEKSİ


Aklıselimi derinden etkileyen bir şey var: bir kedi yavruladığı zaman tehlike olan bir ortamdaysa ya da böyle bir durumla karşı karşıya kalınca, nasıl da yavrularını korumaya, o ortamdan uzaklaşmaya, daha güvenli bir yer aramaya çalışıyor. Hatta çok karşılaşmışızdır yavrusuna el bile sürdürmez. Yavrusu hayatta kalsın diye kendisini ona “yediren” örümcek türleri var. Yavrularını ve yuvasını korumak için, kendisini hayatta tutan “iğnesini” düşmanına batırıp, “kendini feda eden” arılara ne dersiniz?
İşte bu nedenle kızmakta ve üzülmekte hak haklıyız, çünkü bir kedi kadar, bir örümcek, bir arı kadar anne olamayan anneler var. Bütün hayvanlar yavrularını koruma ve kollama endişesi yaşarlar. Bu durum içgüdüseldir. Peki, biz insanlara ne oluyor?
Galiba sorun nefislerimizde. Çoktan unuttuk geçici bir hayatı, geçici bir yerde, geçici bir zamanda yaşadığımızı ve bize emanet edilen nesilleri…
Sadece yediren, giydiren, doyuran değil, tüm bu ihtiyaçlarının yanında çocuklarımızın ruhsal, ahlaki, ilmi yönden de gelişimlerine öncü ve yardımcı olmalıyız. Zamanın gidişatına göre kendimizin ve çocuğumuzun yaşamdan ne kadar tat alıyor, yaşama ne kadar ayak uyduruyor, yaşamına dair ne kadar faydalı olduğumuza dikkat etmeliyiz.
Önceden kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi…
Onlar masumdu ve her onları hatırladıkça içimiz sızlar.
Yine gömüyorlar kız çocuklarını diri diri toprağa…
Ve şimdi masum olarak değil;
Günahkâr olarak gömüyorlar çocuklarını toprağa.
Öyle bir çağdayız ki,
Ne evlat sevgisi; ne de anababa sevgisi yerinde kaldı.
Annebaba katili çocuklar;
Çocuk katili anababalar var günümüzde artık…
Kıyamadığımız, gözümüzden esirgediğimiz yavrularımızı ne olur maddi ve manevi hayatını altüst edecek her türlü beladan korumaya çalışalım. Aile içerisindeki çatışmalar, gerginlikler, tutarsızlıklar, dışlanmalar, gerilimler ve her türlü şiddetten uzak, sevgi ve saygı ortamı oluşturarak onlar için daima faydalı olmaya çalışırken dışarıdaki belalardan korumaya çalışalım. Okulda ve arkadaşlarıyla olan diyaloglarını da takip edelim.
Bunu yaparken devamlı kollayıcı ve aşırı kontrollü bir tutum içerisinde olmadan, dikkatli, bilinçli ve dışarıdan izleyen bir seyirci gibi; ama yeri geldiğinde de en uygun müdahale yöntemleri ile çocuklarımızı tehlikelerden uzaklaştırabilmeliyiz.

AKILLI İŞARETLERE KANMAYIN


Çağın en büyük hastalığı diğer bir deyişle asrın vebası “internet”ten çocuklarımız faydalanmayı bilmiyor, aksine zehirleniyor. Çocuklarımız böyle de biz büyükler çok mu faydalanıyoruz? Evdeki bilgisayarlarımız oyun aracı olmamalı… “Aman çocuk bir saat ya da birkaç saat oynasın ne çıkar” değil, bağımlılık yaptığında saatlerce, hatta aylarca çocuğumu nasıl uzaklaştırabilirim kaygısı düşmeden tedbirleri almalıyız. Yalnız oyun değil, her türlü pislik ortamın var olduğu internet bağımlılığı günümüz insanlarında zor ve şiddetli hastalık oluşturuyor.
Sadece internet mi? Çocuklarımızı televizyondan da uzak tutmalıyız. “Yaşına uygun programları izlemesini sağlıyorum, RTÜK’ ün koyduğu akıllı işaretler sayesinde yaşına uygun olmayan programları izletmiyorum” diye bir gaflete sakın ola düşmeyelim. Zira o akıllı işaretler “yaşına uygun” mesajı verip izlenmesine ve bilinçli bir şekilde: “olumsuz örnek taşıyabilir.”
“7 yaş ve üzeri” derken başlıyor 13 yaş ve üzerindeki filmlerde her türlü ahlak dışı görüntüler ve simgeler… Hele bir de 16 yaş ve üzeri izleyebilir “akıllı işaretleri” olan bir programın 16 yaşında olan bir çocuğunuzun izlediğini düşünün. Dilerseniz 18 yaş ve üzeri akıllı işaretini hiç açmayalım…
Bizim dinimiz bize uygun olmayanın azını da yasaklamıyor muydu? Çoğu haram olanın azı helal miydi yoksa? Burada zaman kaybından falan bahsetmiyorum. Sadece küçük çocuklarımız için de yazmıyorum! Ne demek yani şimdi 18 yaşından yukarıda olanlar o sözde akıllı olan işaretlerin bulunduğu o programları izlemelerinde hiçbir mahsur yok mu? Vermek istenilen mesaj bu mu?
Çocuklarımızın yaşlarına uygun aktiviteler oluşturarak, onlara değer vererek, onlarla birlikte zaman geçirerek bu gibi tehlikelerden uzak olmasını sağlayabiliriz. Birliktelik diyorum çünkü çocuklarımızın en temel gereksinimleridir birliktelik. O nedenle okuma saatleri oluşturarak kitap okuyabiliriz. Ve birlikte neler yapabiliriz, neler öğrenebiliriz, diyerek bu yönde çalışmalar yapabiliriz. Gerekirse onlarla çocuk gibi oyun oynamalıyız. İşte anne olmak böyle bir şeydir.

KURAL YERİNE YAŞAYARAK ÖĞRETMEK


Hatırlıyorum da çocukluğumda mahallemizin yaşlı sevimli bir teyzesi vardı. Yaşça mahallenin en büyüğü ve bir o kadar da görmüş geçirmiş bir teyzemizdi. Mahalledeki her yaş gurubunun sevdiği saydığı biriydi. Çocuklar daha çok severdi onu; ama kimse benim kadar sevmemiştir… Çünkü o benim en tatlı ve masum oyuncağımdı. Yanlış anlamayın oyuncağımdı derken. Oyuncağım diyorum, çünkü bize geldiğinde evcilik oynardı benimle. Kardeşime hep ısrar eder o oynamayı kabul etmeyince “Hadi gel beraber oynayalım” der yere sererdi kendini… Ben doktor olurdum onun ağrıyan yanlarını ve tüm organlarını tedavi eder dururdum. Bana masallar anlatırdı, beni eğlendirmek için kılıktan kılığa girerdi.
Şimdi rahmetle anıyorum mekânı güzel olsun.
Yavrularımızı büyütürken verdiğimiz emek azımsanmayacak kadar çok… Bu nedenle verdiğimiz emeği her seferinde dile düşürüp karşılık bekleriz. Oysa onları eğitmek o kadar kolay ki onlara nasıl yaklaşacağımızı bilsek…
Kurallarla bağlamak yerine yaşayarak öğretmeliyiz.
Örnek olmalıyız.
Bizi taklit ettiklerini, bizi model aldıklarını unutmamalıyız. 15 aylık kızım var namaz kılarken beni taklit ediyor, amin deyince ellerini açıp dudaklarını oynatıyor. Yalnız namaz değil evi düzeltirken, sofraya otururken hep beni taklit ediyor, kitap okurken bile…
Şimdi hangi emekten bahsedebilirim ki…
Her şeyden önce anne olmak…
Bu yetiyor galiba güzelim yavrularımız için.
Anneliği bilen ve yaşayan tüm annelere sesleniyorum:
Yavrularımız gerçekten masum.
Çocukluklarını ve çocukça yaşadıkları her şeyi özel kılan anne ve babalarına fazlasıyla ihtiyaç duyuyorlar. Bunu göz ardı etmemeliyiz. Ve verebileceğimizin en iyisini, en güzelini vermeliyiz onlara.
Hayırlı evlatlar yetiştirmek temennisiyle..

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1534
favori
like
share