Nûredîn Zaza Kimdir - Nûredîn Zaza Resimleri - Nûredîn Zaza Biyografisi - Nûredîn Zaza Hakkında

05/12/2008
Nûredîn Zaza bütün bu aktivistliğinin ve siyasal kimliğinin yanında edebiyatı hiçbir zaman ikinci plana atmamış ve daha gençlik yıllarından itibaren öyküleriyle Hawar dergisinde görünmüştür




Nûredîn Zaza, Kürt edebiyatı ve politikası konusunda çok önemli işler yapmış bir şahsiyettir. Daha çocukluk yıllarında ülkesini terk etmek zorunda kalmış ve bütün bir ömür boyunca sürgünlük acısıyla kavrulmuştur. O da dönemin önemli kişilikleri Celadet Bedirhan, Memduh Selim Bey ve Hawar ekolünün diğer entelektüelleri ve aktivistleri gibi doğduğu topraklara duydukları özlemle aynı kaderi paylaşmış ve yurdundan uzak yerlerde ölmüşlerdir. Nûredîn Zaza elbette yasaklardan, zorbalıklardan dolayı yurtsuzluğu bir tercihe dönüştürmek zorunda kalmıştır. Elazığ’ın Maden ilçesinde 1919 yılında doğmuş, daha sonra abisi Dr. Nafiz’le birlikte Suriye’ye kaçmış, yirmili yaşlarının başında ise ilk öykülerini Kürtçe olarak Hawar dergisinde yayınlamaya başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın patlak verdiği yıllardan sonra İsviçre’de Lozan Üniversitesi’nde yüksek öğrenimini tamamlamıştır. Daha sonra ise Avrupa Kürt Öğrenci Derneği’ni kurmuş ve orada bir önde gelen aktivist olarak çalışmaya devam etmiştir. İlerleyen yıllarda Suriye’de bir parti kurmuş ve hemen sonrasında da tutuklanmıştır. Bu yıllardan sonra gerek Suriye’de gerekse Irak, Ürdün ve Lübnan’da sık sık tutuklanıp, hapis yatmıştır. 1969 yılında yeniden Lozan’a dönerek Kürt dili ve kültürü alanında önemli çalışmalara imza atmış, Paris’teki Kürt Enstitüsü’nde yer almış, ölmeden bir yıl önce de Ahmedê Xanî’nin (Hani) Mem û Zîn eserini Fransızcaya çevirmiştir. Türkçeye Bir Kürt Olarak Yaşamım olarak çevrilen eseri Avrupa’da çok ses getirmiş, ancak 1988 yılında kansere yakalanıp, doğduğu toprakları bir daha göremeden ölmüştür.
Nûredîn Zaza bütün bu aktivistliğinin ve siyasal kimliğinin yanında edebiyatı hiçbir zaman ikinci plana atmamış ve daha gençlik yıllarından itibaren öyküleriyle Hawar dergisinde görünmüştür.
Öyküleri 1995 yılında Fırat Ceweri tarafından derlenip bir araya getirildi ve çok iyi bir önsözle Keskesor adıyla Nûdem Yayınları arasından yayımlandı. Yakın zamanda ise aynı öyküler bu defa Lis Yayınları’nca Gûlê adıyla yayımlandı. Hatıraları ise, el yazmaları okunarak ilk defa Avesta Yayınları’nca geçtiğimiz günlerde Bîranîn adıyla okuyucuya sunuldu. Diğer yandan Pêrî Yayınları ise yıllar önce onun Bir Kürt Olarak Yaşamım adlı eserini Türkçe yayımlamıştı.
Celadet Bedirhan, Zaza için Kürtlerin Çehov’u diyordu. Gerçekten de öyküleri okuduğunuzda bu isim sürekli kafanızda dönüp dolaşır. Öykülerin kısalığı, derdini iyi anlatması, kullandığı dilin basitliği ama çarpıcılığı ve şiirselliği, yazdığı döneme göre çok ilerde öyküler olması Nûredîn Zaza’yı bir öykücü olarak da çok önemli kılmaktadır. Kimi öyküler biyografik özellikler taşırken kimi öyküler Kürtlerin gündelik yaşamlarında karşılaştıkları zorlukları, özlemi, karşılıksız aşkları, törelerin acımasızlığını anlatır. Romantik başkaldırışlar ise bütün öykülerde kendini gösterir.
‘Sürgün her yerde yalnızdır’
Keskesor’daki bir öykü dışındaki bütün öyküler 1941-42 yılları arasında yani daha Nûredîn Zaza yirmi iki-yirmi üç yaşlarındayken yayımlanmıştır. (Yakın zamana kadar bile Kürt edebiyatı yoktur diyenlerin dikkatine. 1941-42 yıllarında Kürtçe yazılmış modern ve dünya standartlarında öykülerden söz ediyoruz!)
Nûredîn Zaza’nın ilk öyküsü Xurşîd (Hurşit) Hawar’ın 27. sayısında yer alır. Masalsı bir havada ilerleyen bu öykü Hurşit’in evlat sevgisinin giderek vatan sevgisine dönüşmesini çarpıcı bir anlatımla okuyucuya sunar. Yine aynı yılda yazılmış ve Kürtçeye bir uyarlama olan Derketî ise sürgünlüğün acısını, özlemini ve her yerde yalnızlığını, kırgınlığını vurgular. Bu bir öykü olmaktan öte bir denemedir. Ve bu denemenin anahtar cümlesi ise “Sürgün, her yerde yalnızdır”
Gulê ise kuşkusuz Zaza’nın en çarpıcı öykülerinin başında gelir. Bu kısa öyküde kadının sorunlarından tutun da, kahramanlık imgelerine kadar, oradan feodalitenin çıkmazlarından bir eşkıyanın, günah çıkarıp ülkesini savunmaya karar vermesine kadar birçok dert öykü estetiği göz ardı edilmeden işlenir. Qoçoyê Pola nam salmış bir eşkıyadır. İşlediği birçok suç, boynunda asılı duran birçok günahı vardır. Ancak ülkesinin işgal edilmesi karşısında sessiz durmaz ve eşkıyalıktan vazgeçip köylüleri ayaklandırmaya başlar. Tam da burada Gulê girer devreye. Gulê zorla evlendirilmiş ve daha sonrasında ise kocasını öldürmüş, Qoço’ya olan aşkından dolayı onun peşi sıra dağ dağ dolaşmış, aşık bir kadındır. Ancak bütün köylüler ona kötü gözle bakmakta ve onu dışlamaktadır. Gulê de ülkesini savunmak istediğinde yine dışlanır, yine hakarete uğrar. Ancak kimsenin yapamadığını Gulê yapar ve düşman komutanını kadınlığını kullanarak öldürmeyi başarır. Fakat bunu bilmeyen ve ihanete uğradığını düşünen Qoço tarafından da öldürülür. Bu öykü her yönüyle alegoriktir. Bu kısa öyküdeki bütün kişiler ciddi bir kırılmadan sonra dönüşüme uğrarlar. Bu kırılmanın temel imgesi yurt sevgisidir. Qoço eşkıyalıktan önderliğe, Gulê kirlenmiş ve dışlanmış kadınlığından, kahramanlığa doğru evrilir.
Stêrk (Yıldız) öyküsü ise bir çobanın, ağasının kızına aşık olmasını ama bunu bir türlü dillendirememesini çobanın gözünden ve iç dünyasındaki çalkantılar ön plana konularak anlatılır. Stêrk oldukça başarılı gözlemlerin olduğu, çobanın dünyasının son derece iyi tasvir edildiği bir öyküdür.
Kitaba adını veren Keskesor (Gökkuşağı) öyküsü ise Nûredin Zaza’nın hayatından derin izler taşır. Birinci tekil kişinin ağzından anlatılan bu öykü bir isyanın önce başarılı olmasını daha sonra da yenilginin yüz göstermesini bir çocuğun gözünden anlatır.
Kitaptaki diğer öyküleri ise şöyle sıralayabiliriz: Perîşanî, Hevîna Perîxanê, Xatûn an Piling, Dê an Xûşk ve 1965 yılında yazdığı Şerê Mêşa...
Öyküler naif bir anlatıma sahip olmalarına rağmen eskimeyen dertleri anlatır. Sade, anlaşılır ve bugün bile herhangi bir kişinin kolaylıkla anlayabileceğini bir dille yazılmış. Fransız edebiyatının ve romantik akımın etkileri bu öykülerde apaçık görülürken işlediği konuların Kürtlerin gündelik yaşamından olması, öykülerin ruhunun hiç de yabancı olmaması onu özgün kılar. Bu anlamda Nûredîn Zaza, Hawar ekolü ve günümüz modern Kürt edebiyatı arasında bir köprü işlevi görmektedir.

Sürgün
Ülkesini terk etti ve dünyaya açıldı. Tanrı sürgünlere rehberlik etsin!
İnsanların arasından geçtim, bana baktılar, ben de onlara; ama birbirimizi tanımıyorduk.
Sürgün her yerde yalnızdır!
Güneş batarken ve vadi yarıklarından dumanlar yükselirken, kendi kendime soruyordum:
“Akşamları evine dönen, ailesiyle birlikte olan kişi ne kadar mutludur”
Sürgün her yerde yalnızdır!
Rüzgarın önüne kattığı bu akşamlar nereye gidiyor? Rüzgar beni de önüne katıp savuruyor habersiz, keyfince beni de alıp götürüyor.
Sürgün her yerde yalnızdır!
Bu gövermiş ağaçlar ve yeni açılmış çiçekler çok güzel; fakat bunlar ülkemin ağaçları ve çiçekleri değil: bana hiçbir şey anlatmıyorlar.
Sürgün her yerde yalnızdır!
Bu ırmak kırık bir kalple ovada akmakta; fakat şırıltısı çocukluğumda duyduğum ülkemin ırmaklarını andırmıyor. Irmak bana hiçbir şey anlatmıyor.
Sürgün her yerde yalnızdır.Kitaptan
(Kürtçeden çeviri: Abidin Parıltı)

* KESKESOR
Nûdem Yayınları, 1995, 58 sayfa.
* GUL
Lis Yayınları, 2007,
80 sayfa.
* BİRANİN
Avesta Yayınları, 2008, 144 sayfa.
* BİR KÜRT OLARAK YAŞAMIM
Pêrî Yayınları, 2000, 280 sayfa

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 439
favori
like
share
Asi Çaykaralı61 Tarih: 19.07.2009 14:27
paylaşim için tesekkürler