Hangimiz Deli - Ali Bulşun

Şimdi bunu bizimkilere anlatsam kimse inanmaz. Yapamam zannederler. ‘’Atma ulan din kardeşiyiz’’ derler. Dinimiz var mı bilmiyorum? Ama iş yalana geldi mi hepimiz din kardeşi oluruz biz. Onları nasıl inandırmalı bilmem ki? Sen kalk ta Bakırköy’den Beyoğlu’na gel, hem de tek başına. Daha neler… Pekala gelebilirim canım, ne münasebet. Bir kere Beyoğlu benim mekanım. Kabul ediyorum üstüm başım biraz pejmurde olabilir. Bu inanmamaları için bir sebep mi? Tamam akıl hastanesinden de kaçmış olabilirim. Ne olmuş ki? Bu dünya da bir şeylerden kaçan tek kişi ben miyim? Bakın şu insanlara, şu koca şehre hepsi kendinden kaçıyor. Ben akıl hastanesinden kaçmışım çok mu?

Boş verelim bunları, çok düşünmemek lazım. Gidene yallah, gelene eyvallah. Maazallah insan kafayı yer sonra. Tecrübeyle sabit. Benden söylemesi, böyle yapmazsan ya erken ölürsün ya da delirirsin. Seçim senin. Aman deli deli konuşuyorum yine. Delirmek ile ölmek arasında fark mı var sanki? Birinde Karacahmet’e koyarlar öbüründe Mazhar Osman ‘a yollarlar. Bir daha da uğramazlar. İkisine de aynı muameleyi yaparlar yani. Ölsen daha iyi, ben sana söyleyeyim, en azından adam yerine koyup bayramdan bayrama yanına uğrarlar. Bir Fatiha okuyup, üstüne de bir su dökerler ki deme keyfine. Mazhar Osman demişken, nerdedir bu adamın mezarı acaba? Dışarı çıkmışken bir ziyaret etmeli. Üzerimizde çok hakkı var muhteremin. Konumuza dönelim ne diyordum? Evet bu Beyoğlu çok değişmiş efendim, eskiden böyle değildi. Hele bu caddeye öyle elini kolunu sallaya sallaya giremezdin. Takımı çekeceksin, fuları takacaksın, şapkayı da aldıysan yanına tamamdır. Şimdi şu hale bak. Erkeklerin ne giydikleri belli değil, kızlar zaten bir şey giymemiş. Bu ne hal canım. Aman bana ne?

Hava da ne ağır bugün boğazımda ki kelebek sıkıyor olmasın? Ne münasebet, ben papyon takmam ki. Hiç de sevmem üstelik.

Sana bir şey söyleyeyim mi? Ben eskiden bana deli denmesine çok bozulurdum, çok kızardım. Sonraları alıştım, iyide oldu. Kafaya pek takmadım yani. Sonra hastanede kafama vura vura öğrettiler ‘’oğlum sen de zaten takacak kafa yok, boş ver’’ dediler. Şimdi rahatım vallahi.

Zannederim hastaneden kaçmakla iyi etmedim, geri dönemiyorum bir türlü. Geliş yolunu hatırladım ama dönüş yolunu niye çıkaramadım, anlamıyorum? Bir de acıktım ki hiç sorma. İşin garip tarafı insanlara derdimi anlatamıyorum. Biraz önce taksi şoförü bir beyefendiye rica ettim, ‘ama param yok’, dedim. ‘Deli misin sen’, dedi. ‘Evet’, dedim. İnanmadı. Sonra bir polis memuruna söyledim. ‘Delinin zoruna bak’ dedi. ‘Bravo ben deliyim’ dedim. Ama o da inanmadı deli olduğuma. En son yaşlı bir teyzeye anlattım derdimi. O deli olduğumu anladı ama kendisi benden daha deli çıktı. Anlayacağın o da bir işe yaramadı.

Bu nasıl iş? İçeride akıllı olduğumuza inandıramıyorduk, dışarıda deli olduğumuza inandıramıyoruz. Delirtmeyin ulan adamı. Ne olmuş size böyle? Deli olan hangimiz? Biz mi, bizi deli diye içeri atanlar mı, içeride akıllı olduğumuza inanmayanlar mı yoksa kaçınca deli olduğumuza inanmayanlar mı? Ooooof, ooooof. Senelerdir böyle uzun cümle kurmamıştım. Başım ağrımaya başladı. Garip garip sesler duyuyorum. Açlık başıma vurdu galiba. Anahtar sesine benziyor sanki ama… Bu adam bizim suratsız hasta bakıcı değil mi? Ne işi var bunun burada? Yoksa beni mi takip etti bu deyyus? Bana bir şeyler mi diyor?

-Ulan üç gündür odadan çıkmıyorsun miskin herif, çık dışarı, biraz hava al. Yoksa zorla atarım
-Sen de nerden çıktın be suratsız herif?
-Çık dışarı ulan, çık da temizleyelim şurayı. İnsan üç gün bir odada ne yapar be?
-Ne yapacak birader kafayı yer, kafayı. Ulan beni deli diye buraya tıkıp, sana akıllı muamelesi yapıyorlar ya… Ne diyeyim? Ulan dünya ne biçim adamsın?


Ali Bulşun

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 427
favori
like
share