İstanbul’un işgalinde Damat Ferit işgalcilerle birlikte



Ülkemizde neler olup, bitiyor… Anlamak isteyenlerin mutlaka ama mutlaka Malta Sürgünleri’ni okuması, okuyanların bir daha okuması gerekiyor. Bir “büyük sınav”da “zirve ve çukur”un ibretlik örnekleriyle dolu.



Nedendir bilmem, durup dururken, değerli emekli büyükelçi Bilal N. Şimşir’in, ilk baskısı 1976′da, ikinci baskısı 1985′te yapılan “Malta Sürgünleri” isimli kitabını hatırladım. Kitabı şöyle yeniden bir karıştırayım diye düşünürken, güzel bir haber aldım, bu ay başında genişletilmiş üçüncü baskısı çıkmış.

Kitabın sayfalarını hep birlikte karıştırmadan önce, Sayın Bilal Şimşir’in 1976′da yazdığı önsözden bazı bölümler okuyalım mı;

“Malta sürgünleri olayı Kurtuluş Savaşı’yla bütünleşir. Olayın arkasında çetin bir Türk-İngiliz boğuşması yattığı apaçıktır…Türkiye’nin, işbirlikçiler dışındaki tüm yönetici kadrosunun sürülmesi amaçlanmıştır. Koskoca bir ulusun başını gövdesinden ayırmayı amaçlayan böylesine iddialı, böylesine acımasız bir sürgün harekatının eşine Britanya İmparatorluğu tarihinde bile rastlanmaz.

İşin içinde bir kanlı kardeş kavgası, bir iç savaş da vardır. Padişahından sadraz****** nazırına ve zaptiyesine kadar, bir işbirlikçi kadro işgalci düşmanla elele vermiştir. Sürgün adaylarının mimlenmesinde, kovalanmasında, yakalanmasında içerden İngilizlere yardım edilmiştir. Türk Türk’e vurdurulmuş, kardeş kardeşe düşürülmüştür. Araya kişisel düşmanlıkların girdiği olmuştur. Ama bunun ötesinde, yabancı sömürgeci ile yerli hain, ülkücü, Millicilere karşı, çağdışı bir savaşı yürütmüşlerdir.

…Ayrıca bu yerli yabancı işbirliğiyle, bir düşük iktidardan hesap mı sorulmak istenmişti? Belli bir rejimin temizlenmesine mi çalışılmıştı? Malta Adası düşük İttihatçılar için bir çeşit “Yassıada” mı olacaktı? Yoksa İngilizler gerçek “savaş suçlularını” mı kovalıyorlardı; çeyrek yüzyıl önce Malta’da Nürnberg Mahkemesi tipinde bir yüksek ceza mahkemesi kurmayı mı tasarlamışlardı?

Sonra kimlerdi bu “Malta Yaranı” da denen sürgünler? Bunların içinde yakın tarihimizde ün yapmış, iz bırakmış, başa güreşmek istemiş birçok kimse bulunduğu bilinir. Sürgünlerin çoğu kuşkusuz saygıdeğer kişilerdir. Ama hepsi gerçek “Türk büyükleri” miydi?

Biraz yakından bakınca, sürgünler arasında –bir romanın değişik kahramanları gibi-çeşitli tipler bulunduğu görülür. İnanmış Kemalistlerle Atatürk‘e İzmir suikastını hazırlayanlar, İstiklal Mahkemesi’nin yargıç koltuğunda oturanlarla sanık sandalyesinde oturanlar, idam hükmü verilerlerle idam hükmü giyenler. Malta’da, aynı sürgün kampında kader yoldaşlığı etmişlerdi.”

Gelin şimdi de kitabın sayfalarını çevirip, Türk “Savaş Suçluları” başlıklı birinci bölümden başlayalım. 30 Ekim 1918 günü Mondros Mütarekesi imzalanmıştır. Anlaşmaya, Türk tarafı adına o tarihte Ahmet İzzet Paşa kabinesinin 10 günlük Bahriye Nazırı olan, Hamidiye kahramanı Hüseyin Rauf Bey(Orbay), Müttefikler adına da İngiliz Akdeniz Filosu Başkomutanı Amiral Sir Arthur Calthorpe imza koymuştur.

Bilal Şimşir’e göre, “Mondros, ileride yapılacak Sevr Antlaşması’nın ilk adımıydı. Kaypak hükümlerle doluydu. Kötü niyetle yorumlanıp, uygulanınca Türkiye için öldürücü olabilecekti”. Nitekim anlaşmanın imzası kurumadan, sadece 13 gün sonra düşman gemileri Dolmabahçe önüne demirler. Amiral Calthorpe de, artık İstanbul’da İngiliz Yüksek Komiseridir. İngiltere Büyükelçiliği binasında değil, Superb zırhlısında oturmaktadır, “Hiçbir Türk’e yüz vermeme” yolunda talimat almıştır.

Bu kısa bilgiden sonra Şimşir’in ağzından ve kaleminden devam edelim

BİTMEYEN SAVAŞ
1919 yılına girerken niyetler artık az çok bellidir. Müttefikler Anadolu’yu parçalamak niyetindedirler. İşgal ettikleri yerlerde bir Ermeni devleti kuracaklardır. Yalnız Ermenilerin değil, Rumların da “kurtarıcıları” gibi Türkiye’ye gelmektedirler.

Türkler de öz yurtlarının parçalanmasına kolaylıkla boyun eğmeyeceklerini belli etmişlerdir. 6. ve 9. Ordular, Mütarekeye karşı sessiz bir direniş içindedirler. Türk halkı kaygılıdır, silahlanmaya çalışmaktadır. Özellikle, yakın tehlikeyle karşı karşıya olan Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da gözle görülür bir gerginlik vardır. Türklere dikte edilecek barış koşulları açıklanınca, Türkiye’de yer yer patlamalar olacağı anlaşılır. İngilizler bu patlamanın önüne geçmek için, dinamik kişileri yakalayıp, susturmanın yeteceğini düşünürler. Kişilere karşı yeni bir savaş yoluna saparlar. Bu yeni biçimdeki “savaşın” ya da sömürge yönteminin öncülerinden biri Amiral Calthorpe’tur. 2 Ocak 1919 günü Londra’ya şu telgrafı çeker:

“Türk Hükümetini protesto edip durmak, hem yararsız, hem de onurumuzla bağdaşmaz görünüyor. Bugünkü kabine(Tevfik Paşa kabinesi), bize her türlü iyi niyeti gösteriyorsa da, onun emirlerine uyulmuyor. Kafkasya’da, Kilikya’da mütarekeye uyulmadığını, Ermenilere karşı davranışların ise her zamanki gibi aşırı saldırgan olduğunu görüyoruz. Bu nedenle, durum, yeni biçimde bir eylem gerektiriyor. Kendisine ait delil bulunduğu düşünülenlerin tutuklanmasında fayda var.”


Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 528
favori
like
share