Bilim-kurgu ve bilimimsi

--------------------------------------------------------------------------------

Anne karnındaki ceninde 120. günden itibaren beynin önemli bir kısmı dış kozmik ışınları değerlendirecek bir düzeye gelir; ve bu düzeydeki faaliyetleri ve kozmik ışın yapıların tesiri ile sizin "RUH" adını verdiğiniz, bedenin halogramik mikrodalga ikizini, bedene yaydığı dalgalar ile oluşturur.
...
Tamamıyla beynin yaydığı bir çeşit özel mikrodalgalardan meydana gelen bu halogramik beden sizden öncekiler tarafından "RUH" kelimesiyle tanımlanmıştır.

--------------------------------------------------------------------------------

Bu yazıda bilimimsi (pseudoscience) ile kurgu-bilim (veya bilim-kurgu, science fiction) arasındaki fark irdelenecektir. BK hikaye veya roman tarzında gelir. Öyküde, bilimsel bazı veriler, deneysel ve gözlemsel teyidi yapılmamış en son çıkarımına kadar götürülür. O çıkarımlar gerçekleşirse, ortaya neler çıkabileceği ve insanların bundan nasıl etkileneceği hikaye örgüsü içinde okuyucuya sunulur. Böylece hayale ve düşünceye yeni pencereler açılır. BK romanları okumak insanın ufkunu açar. Kimse bir BK yazarından görüşlerini kanıtlamasını beklemez, çünkü herkes onların bilime dayansa bile bilim olmadığını bilir. Bir BK hikayesi, diğer türdeki romanların kritiğinde esas alınan ölçülerden fazla olarak bilimin sonuçlarını, mantıklı bir şekilde, ne kadar uzağa götürebileceği kriterine de tabidir.

Bir bilimci daima ağırbaşlı ve dikkatli olmak ve yazdığı her cümleyi dış dünyaya (algılarımızın dışında ve algılarımızdan bağımsız varlığı olduğunu kabul ettiğimiz fiziksel dünyaya) onaylatmak zorundadır. Spekülatif ve indi görüşlere yer verse bile, bunu bir notla belirtmelidir. Farklı yer ve zamanlarda, farklı insanlar tarafından ve birden fazla kez deneysel ve gözlemsel teyidi yapılmamış hiçbir iddiayı bilim adına dile getirmemelidir.

Bilimimsi ise bir aldatma türüdür, insanların bilime olan saygılarını bilim dışı bir konuda kullanmaktır. Bilime dayanmadan kurulmuş sistemleri veya söylenmiş fikirleri bilime onaylatma amacını taşır. Esas argüman şöyledir: "Bak, bilim daha keşfetmeden önce biz ne demişiz?" (Esas argümanla ilgili makale daha sonra). Yan argümanlar da bilimsel olmayan kavram ve söylemleri bilimin kelimeleriyle açıklamak şeklinde görünür. Bunu yaparken de çoğu zaman bilimin kelimelerinin ne anlama geldiğinden bile habersizdir. Okuyucu formel bilim eğitimi almamışsa veya bilimin tarzını öğrenememişse ya da karşılaştırma imkanına sahip değilse yazara hayranlık duyacaktır. Yazıda gördüğü bilimsel kelimeler başını döndürecek ve anlayamadığı şeylerin önemli olduğunu düşünen bir çok insan gibi kandırılacaktır.

Yazının başındaki alıntıların kaynağı bir bilimimsi şaheseridir. Kitabın başlarında BK öğelerini görerek, bir BK hikayesi okuyacağınızı düşünüyoruz, fakat sayfalar ilerledikçe, yazarın BK yazmadığını fakat yazdıklarını bilim sandığını fark ediyoruz.

Her şeyden önce bilimsel kelimelerin sıkça serpiştirildiği dikkatimizi çekiyor, fakat yazarın neden söz ettiğini bilmediği derhal belli oluyor. Kitabın bir çok yerinde geçen halogram kelimesi bunun bariz bir örneği. Önce dizgi hatası sanıyoruz, ama bakıyoruz ki her yerde aynı biçimde, ve bir dizgi hatasının gözden kaçmasını zorlaştıran bir özelliği var: Hepsi de koyu punto (bold face).

Sadece yukarıdaki alıntılara bakalım: "dış kozmik ışınlar", "kozmik ışın yapıları", "halogramik mikrodalga ikizi", "bedene yaydığı dalgalar" ve "beynin yaydığı bir çeşit özel mikrodalgalar."

Kitabın herhangi bir yerinde bu kelimelerden somut olarak ne anlamamız gerektiğini belirten bir açıklama arıyoruz, nafile. Bu kelimelerin (varsa) objektif anlamlarını sadece yazar biliyor. Hele "özel mikrodalgalar" kısmı tamamen kendi buluşu. Dünyadaki bütün fizikçiler bu "özel mikrodalgaların" dalga boyunu bilmek için can atıyor olmalılar.

"Dış kozmik ışınlar" da ne ola ki? Acaba yazar, Aman Allahım parçacığı gibi nükleonik bir parçacıktan mı söz ediyor, yoksa X veya g ışınları gibi morötesi ışınlardan mı söz ediyor? Peki, "kozmik ışın yapıları" da nedir? Yıldızlar mı?

İlk paragrafta beynin "bu düzeydeki faaliyetleri ve kozmik ışın yapıların tesiri ile" adına ruh dediğimiz, bedenin "halogramik mikrodalga ikizi"ni oluşturduğunu öğrenirken, ikinci paragrafta bunun "tamamıyla beynin yaydığı bir çeşit özel mikrodalgalardan" meydana geldiğini öğreniyoruz.

Demek ki ruh denen şey mikrodalgalardan ibarettir. Bu bütün zamanların en büyük keşfi olmalı, fakat eksiği var: Yazar bize ruhun frekansını söylemiyor. Bir fizikçi için yeşil renk 1015 Hz civarında frekansa sahip olan elektromagnetik dalgadır. Mikrodalgalar da elektromagnetik spektrumda frekansı 109 ile 1011 Hz arasındaki bölgeye düşer. Yani, tabiat itibarıyla mikrodalgalar ile görünen ışık veya kozmik fon radyasyon arasında bir fark yoktur: Hepsi de elektromagnetiktir.



Peki, ruhun frekansı kaçtır? İnterferans ve difraksiyon yapar mı? Boşlukta ışık hızıyla mı gider? Yüklerin ivmeli hareketiyle mi, elektronik geçişlerle mi yoksa radyoaktif bozunmalar sonucu mu ortaya çıkar? Katot tüplerinde ruh elde etmek mümkün mü? Neyin hologramı?

Bu ve benzeri sorulara bilimsel cevaplar verilinceye kadar, kitaptaki bilimsel kelimelerin bilimsel olmayan kavramları açıklamak için gelişigüzel kullanıldığı sonucuna varmamız kaçınılmazdır. Mikrodalga yerine kullanılacak başka herhangi bir bilimsel veya bilimsel görünüşlü kelime esas sorunu çözmeye yetmeyecek, sadece kişiyi ve taraftarları geçici olarak rahatlatacaktır.

Deneysel ve gözlemsel olarak teyit edilmesine imkan olmayan bir çok unsuru bilim şeklinde takdim eden bu kitapta bir bilimimside aradığınız her şeyi bulabilirsiniz.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 357
favori
like
share